24 Kasım 2010 Çarşamba

parkta çıplak ayaklar




çok güzel bir film vardır, ''barefoot in the park'' diye. 60ların sonu olmalı, genç ve çok güzel bir Jane Fonda ile, temiz yüzlü genç Robert Redford oynar başrollerinde. bana en huzur veren filmlerden biridir, belki geçtiği mekanlar, kıyafetler ve insanlardan dolayı, belki konusunun yakınlığından dolayı. bu filmdeki çifte çok benzer bir çiftiz biz. o adam ve o kadını bir arada tutan şey her ne ise, filmin sonunda adamı parkta çıplak ayaklarla yürümeye iten her ne ise ve kadını kendinden o kadar farklı bir adama bağlayan, sürekli çabalamasını ve heyecanlı kalmasını sağlayan her ne ise... hepsini ben çok iyi biliyorum. kendimden ve ondan.

bugün okuldan çıktığımda tek başımaydım, parktan geçerken iyi tandığım bir kediyle selamlaştım. otursana biraz, çok oldu görüşmeyeli dedi. ben banka oturdum, o kucağıma yerleşti. ben de ona filmden bahsettim, o da bana öğlen yediği şeyleri anlattı, nefesi feci şekilde kedi maması kokuyordu, onun adına sevindim.

kulaklığımda Nico - These Days çalıyordu, dinlememişseniz lütfen dinleyin. çok anlamlıdır, çok sakindir, hemen her duyguya yakışır. güzel bir gün sonunun ardından, yorgun ve mutlu, ben şimdi yine aynı sözleri dinliyorum Nico'dan:

''I've been out walking
I don't do too much talking
These days, these days.
These days I seem to think a lot
About the things that I forgot to do
And all the times I had the chance to''

birgün sen de bir parkta, çıplak ayaklarla yürüyeceksin..

2 yorum: