28 Ekim 2018 Pazar

John Singer Sargent'ın hanımları

  Son aylarda Amerikan ressamlara çok düşkün oldum. Empresyonistlerine ayrı, realist olanlara ayrı, çok sık bakıyorum. Plan ve ışık odaklı resimleri çok öğretici, oldukça da görsel. Bir türlü istediğim gibi portreyi ve elleri çıkartamadığım ''Doğa Ana'' resmim için kadın figür tablolarına bakarken, yine J.S. Sargent'ın ünlü lady ve düşesleri boyadığı tablolarına baktım ve hayran kaldım. Tüller, satenler ve başka bir sürü güzel kumaşı da ne kadar iyi boyadığını hatırladım. Güzel kadınları güzel bir biçimde kaydetmekten büyük keyif aldığını görebiliyorum. Tam da zarif bir hanımefendinin resmine yakışacak ilhamlar bu eserler.

 

 

Bir başka yolculuğundan önce

  Blogumla ilgili en sevdiğim şey (ve yıllardır uzun aralarla da olsa yazma nedenim) geriye dönüp, atlattığım zor ruh hallerimi, o sırada ne yapıyor ve hissediyor olduğumu okumak. Elbette kısa süre sonra bir şeylerin yoluna girmiş ve kendimin daha iyi hale gelmiş olduğunu da okumak, işin en sevdiğim ve umut veren kısmı.
 


  Son iki seneyi okudum demin, aradığım ruh halimi bulamadım bu kütüphanede, sanırım o sırada yine fazla derinlere gömülmüşüm ve yazacak hal bulamamışım. Yine de gayet olağan, hatta neşeli ve mutlu bir olayı kendi çarpık bakışımla ne kadar zor ve duygusal bir hale getirdiğimi çok net hatırlıyorum. Annemi bir ay için Cunda'ya yolcu ediyordum, tıpkı böyle bir sonbahar vakti, iki ay kadar kalmıştı diye hatırlıyorum. O oradayken mutlu olduğu ve iyi geldiği için çok sevinsem de, onu yolcu edeceğim zaman berbat hissediyordum. Kendim dahil en yakınlarımın yolculuğu öncesi berbat hissederim, alışık olduğum konforlu bölgedeki en ufak değişikliği çok tedirgin edici bulurum ve hiçbir şey eski haline dönmeyecek gibi gelir.






  Annem o sene, 2016 kışında Cunda'da kaldıktan sonra gerçekten de hiçbir şey eski haline dönmedi. Hayatımızın farklı, hem biraz daha kalabalık hem biraz daha yalnız bir dönemine geçtik. Şeker için bile her şey değişti. Şimdi o yanımda, yol öncesi giyisilerini topluyor, Şeker ortamızda yarı uykulu etrafı izliyor ve ben boğazımda hafif bir ağrı (yine de halimden hoşnut) yaşadığımız değişimleri ve yola gitmenin getirdiklerini düşünüyorum. İki sene önceki gibi kara kahırlar içinde değilim, neler oldu, neler geçti ve değişti, konforlu alanımızı kurmakta usta kızlar olduk. Şeker'le hangi evde kalacağımıza da karar verebilirsem, bu sefer düşünecek fazla bir sorun yok, gelecek olan çok güzel @mama.cactus fotoğrafları var, bolca D vitamini ve temiz hava var. İyi şeyleri görmeyi seçiyorum.

15 Ekim 2018 Pazartesi

Umulmadık biçimde kolay geçen gün

  Sonra bir mucize olur, gün hiç kaygılandığım gibi geçmez. Hatta başlamaz bile. Çılgınca tembellik yaptığım, keyif yapmanın hakkını verdiğim bir gün olarak geçti gitti işte. Dağınık, kedili ve kocaman yatak, yarı örtülü perde ile loş oda, brokoli çorbası, diziler, filmler, biraz çay, biraz daha çay. Böyle günlerden aralara bolca serpiştirerek devam edebilirim.

 



 





14 Ekim 2018 Pazar

Düşünme biçimini iyileştirme çabası

  Aşırı duygusal halimle gündelik hayatımda oturduğum yerde dramlar yaşamayı sonlandırmayı deniyorum. Bu böyle birden bire bırakılacak bir alışkanlık değil, çarpık bir düşünce biçimi bende yıllardır. Bu yüzden saptadığım her an, sağlıklı bir düşünce ile acı çeken düşünceyi yer değiştirmem gerekiyor. Huzurlu, loş ışıklı odada kalma ve sığınma isteğimi denetim altında tutmam, güvenli bölgemin konforundan çıkıp çok zorlandığım gündelik hayata karışmam gerekiyor. (Nedenini bilmiyorum, sadece gerekiyor işte)

  Bunları yapamadığımda ise, oturup ufak altın rengi defterime ''minnet listesi'' yazıyorum, şükredecek en ufağından büyüğüne o gün olan ne varsa sıralıyorum. (Bunun da bir düşünme biçimi haline gelmesi ve kendiliğinden bunları görüyor olmam gerek) Sıcak loş ışıklı odamdaysam, Şeker'in yumuşacık tüylerini okşuyorum (annemin ipek kolu da aynıdır) ve nerede olursam gidip bir fincan çay içiyorum. ''Her şey geçer'' bu işi çözmüş olanların dediği gibi.

  Bu sonbaharın ve ardından gelecek kışın daha kolay, daha hafif geçmesini dilerim.
 
 

  Şeker'leri annem çekmiş, ben gündelik hayat içinde keyifsizken yollamıştı. Gün içinde bile bir fotoğrafla yanına ışınlanabiliyorum kuzumun. Yarın bir şekilde yine dışarıya karışacağım, bunun ne kadar zor geldiğini anlattığım kimse anlayamaz. Fakat sonra, birkaç gün sonra size geri kavuşacağım, bunun ne kadar büyük bir mutluluk ve neşe olduğunu da, kimseye tam olarak anlatabileceğimi sanmıyorum.