30 Haziran 2009 Salı

gölköy gölköy..

başladım yine gün saymaya, başka laf konuşmamaya..

28 Haziran 2009 Pazar

topuklar üzerine..


''Nikah ve kendisi hakkında canımızı sıkan gerçekler'' temalı bir yazı yazınca son olarak bir de ''topuklu ayakkabılar'' demek isterim. bu yaşa kadar 10 dakikadan fazla kendilerini giymemiş olan ben, dün 6 saat kadar topuklular üzerinde şık bir işkence yaşadım. alışık olanlar için bunlar hiçbirşey, zira 4 parmaklık bir topuk. tabanlarım su toplamış, ayaklarım şişmiş halde ''converse olsa da giysem dümdüz'' derken, uzun bir süre topuklulara ilişmemeye karar verdim. ayrıca ''klak!...klak!'' sesler çıkartarak yürüyen sipsivri topuklu bir kadın görünce de kendisini saygıyla selamlamak istiyorum artık.

evlilik üzerine..

-Ben evliliğe karşıyım.
-Aslında bu cümle ile özetledim konuya bakışımı. Ne kadar sevsen de her günü, her saati paylaşmanın gereksizliğini, kendine özel tek kişilik bir hayatının olmasının önemini, karşındaki kişinin katlanmak zorunda olmadığın ve maruz kalınca ilişkini yıpratacak günlük alışkanlıklarını... yani iki insanın birer imza ile hayatlarını manasız bir bütün haline getirme çabasını saatlerce eleştirebilirim.
-Nikahlara mecbur kalmadıkça gitmeyen ve gidince de yüzümde plastik bir gülümsemeyle dakikaları sayan bir insanım.
-Gelinlikler ve özellikle gelin saçı-makyajı müthiş zevksiz ve sıradan bir görüntü.
-Neden orda olduğunu bilmeden ama sonsuz bir enerji ile etrafı birbirine katan velet güruhundan bahsetmiyorum bile.

Fotoğraftaki kişi benim beraber büyüdüğüm, 'abla' deme keyfini yaşadığım, ama özünde benim sihirli deniz kızım olan kişidir, gördüğüm en güzel gelin olmasının yanında.. bana yukarıda etmiş olduğum tüm lafları yedirmiş kişidir. İzmir'de güzel bir öğle vakti, sevdiği adama bakarken ve yaşadığı mutlulukla parlarken, ben, ağladım. çok ağladım hem de. sıkılmaktan ziyade, bu nikahın saatlerce sürmesini, onları saatlerce öyle heyecanlı ve mutlu izlemeyi istedim. demek ki olabiliyormuş dedim, kendi tekil hayatından daha güzel bir olasılık var olabiliyormuş senin için. ne kadar imkansız burdan bakınca. fakat onun için ne kadar kolay ve güzeldi..
dilerim hep aşık kalın. bende evliliğe dair iyimser düşünceler uyandırdığın gibi, çocuklar hakkında da uyandır. (işte bu cidden imkansız duruyor:) kızıl saçlı, yerinde duramayan, neşeli bebeğini kucağıma oturtup ona 'küçük denizkızı'nı okuyacağım günleri hayal ediyorum, itirafımdır.

26 Haziran 2009 Cuma

anane kahvaltısı







Anneanne değil, anane. en sıcak kelime. kahvaltısı da en güzel terapi, her derde. kendi bembeyaz, tombik, güzel ananemi yorulmuş, tükenmiş her bünyeyle mutlulukla paylaşırım. o da yamacına oturtur, çilek reçeli çıkartır zulasından, ekmek kızartır, misler gibi bir çay yapar.. konuşur, konuşur.. ben dinlerim. seyrederim bana nasihatler verirken ellerini ellerime koymasını, aniden birşeylere öfkelenip yükselen sesini, sonra neşelenip kıkır kıkır gülmesini.. hepsini içime çekerim ve en derinlere kaydederim. sen ne desen haklısın anane.. teşekkür ederim beni bir kez daha kendime getirdiğin için.



23 Haziran 2009 Salı

gitmek

Juno'nun Soundtrackini bir daha dinleyememekten korkuyorum.
tekrar yapmaya yeltenemeyeceğim dolu şey..
çantama gelişigüzel giysiler tıkıştırıyorum, filmler, fotoğraflar, (ne olacak bu kadar fotoğraf..) kedi maması.. gitmek istemeyen bir kedi. çantam yusyuvarlak.
gelmek biraz uzun sürecek. ananeme diye evden çıkıp İzmir'e uğrayıp dönmek. başka bir yol, yine tek.

ben yokken birisi mantıklı kararlar alıp uygulasa yerime..

22 Haziran 2009 Pazartesi

repose

en sevdiğim yabancı kelimelerden biridir, içerik ve tınının mükemmel uyumu; repose. dinlenmek desem değil, ebedi istirahat desem belki, sükunet dolu bir uyku desem, hemen hemen.. bu kelimenin bir de tablosu var, empresyonist bir portre, ama onu bulamadım ne kadar arasam da.

bir süre köşeye çekilme vakti. yeni kararlar alınmayacak kadar sıcak herşey, hava.. hiç sevindirmek istemediğim insanları sevindirmek, hep mutlu görmek istediğim insanları üzmek üzereyim, biraz güç toplamam gerekiyor. ve bu kişisel. en sonunda kendim varım merkezde. ne kadar tuhaf bozuk gözlerle birden böyle açık görebilmek. ''şimdi biraz dinlenelim..''

silik soluk


karman çorman


tuz buz


20 Haziran 2009 Cumartesi

What the water gave me?


Bedenim her acı çektiğinde Frida'nın suda gördüklerini hatırlıyorum. Dramına ve renkli yaslarına hep hayranlık duyduğum kadın, sanki dün gece tango yaptık seninle, yine.

beyaz ihtiyacı

kırmızıdan nefret ediyorum. kırmızı rengi çok uzun bir süre hiçbiryerde görmek istemiyorum. ben bir boğa değilim, ama cinnetle temas halindeyim ve midem bulanıyor. lütfen biraz beyaz..

700 adım..

belki 700 adımdan biraz fazla, biraz azdır, Galatasaray'dan dolmuşlara kadar olan o yol.
bir saat kadar önce hızlı adımlarla apar topar yürüdüğüm, sonra yarıda durup yavaş adımlarla ve derin düşüncelerle tamamladığım o kısacık yol.
eskiden sürekli tek başıma yürüdüğüm, yanımdan geçen sevgililere küçümseyen bakışlar attığım o yol.
gece yarısını biraz geçe, uzun süredir çıkmadığım ve kırk yılda bir ''değer'' dediğim bir iki saati geçirmek için çıkıp, planladığım geceyi hiç planlamadığım şekilde bitirdiğim o yol.
mini etek giydiğime, hem de yanlızken giydiğime bir kez daha lanet ettiğim o sözleri ve bakışları yediğim o yol.
''biz seni dolmuşlara bırakırız bu saatte yanlız gitme'' diyen, arkadaşlarımı, arkadaşım olmayan ama sadece nazik olanları, yanımda benim kalabalık korkumu zaptetmek için bulunanları, son üç yılda ben yürürken yanımdan gelenleri bir bir hatırladığım o yol.
700 küsür adım ne kadar kısa ve önemsiz bir mesafe.. ama gecenin bir vakti kafamda uçuşan düşünceleri ekmek kırıntıları gibi ardıma dizerken, ne kadar da uzun bir yolmuş.

yolların binlerce güzel tarafından biri de budur, ortada göremediğiniz gerçekler varsa net bir biçimde önünüze serer herşeyi. acıklı bir biçimde olan biten ama göremediğiniz durumlar varsa, kısa bile olsa bir yola çıkın. yada benim gibi o yolda bırakılın. yüzleşin. görün. devam edecekseniz bundan sonra edin, merak etmeyin yollar bitmiyor..

18 Haziran 2009 Perşembe

iftira!

ters psikoloji uygulamakla suçlandım. çılgın günlerde yaşıyoruz.. sensin ters psikoloji!
bundan sonraki iftiralara ısırıkla karşılık vereceğim. nokta.

16 Haziran 2009 Salı

susturmak


gerek bazen. seni bile.

bakanlar gülsün eğlensin diye, hala 4 yıl önceki kadar aşık ve şapşalım diye bu fotoğraf burada. cheers!

5 buçuk yıl sonra kendime 3. not, sevince herkes salak şeyler yapar, ama bu epey salakça bir hareket olmuş, dur şunu bir Evrim'e gösterip deli edeyim:)

here comes the sun

maalesef George Harrison'ın mükemmel şarkısı değil, bildiğin yakıcı eritici güneş gelmekte olan. ekime kadar kusursuz bir havada tüm günü dışarda geçirme durumu rafa kalkıyor, uyanmak için öğleni, dışarı çıkmak için akşamı bekleme durumu geliyor. ve ben en yakınımdaki yağmurlu-gri güne dua ediyorum.

15 Haziran 2009 Pazartesi

yabani

ben de çarşıdaki rengi atmış kızıl tüylü, nefes alırken horlayan, dili mütemadiyen dışarda gezen bir kedi olsam.. manyak bir kız gelip gelip ''kedi... şşt kedii gel sevicem!'' dese.. ben de yabani olurdum. bugün seni rahat bırakacağım kedi. bugün elmyra olmayacağım.

tolore

tolore küçük cam bir tüptür. içinde civa benzeri, çok yavaş yükselen hayali bir madde bulunur.
karşınızdaki insan anlam veremediğiniz davranışlar sergiliyorsa, başarılı bir tolore sıvısı kulağınıza empati fısıldar, baktı dinlemiyorsunuz, alttan almayı önerir, 'he' deyip geçmenizi ister.

küçük cam tüpünüzün içindeki sıvıyı güzel muhafaza edin, kimya bilgime dayanarak söylüyorum, yüzde büyük kısmı erdem, yüzde bir kısmı iyi niyet, yüzde azıcığı da sabırdan meydana geliyor o sıvının. içeriğinizde bunlar varsa dostlarınıza destek olmak için açığa çıkarın bazen. empati kurmak, alttan almak ve he deyip geçmek mükemmel karakterinizden pek birşey götürmez. ne demiş şair; ''Trouble is my middle name But in the end I'm not too bad'' peki madem.

12 Haziran 2009 Cuma

siyam sessizliği


genellikle konuşmayı sever siyam kedileri. her birinin ses tonu kadar anlattıkları da farklıdır, kimi uzun uzun mahallede olup bitenler hakkında dedikodu yaparken, kimi mama porsiyonları hakkında bitmeyen şikayetlerde bulunur. benim iki tane siyam kedim oldu, ikincisi hala her sabah anlatıyor gece gördüğü rüyaları. ben onu dinlerken onun kadar şaşı oluyorum.

siyamların en geveze olanları nadiren susarlar. susma sebepleri bazen konuşmaktan yorulmak, bazen boşa konuştuğu hissine kapılmaktır. köşelerine çekilip etrafı biraz uzaktan izlemeleri iyi gelir sanırım, ilişmemek gerekir sustuklarında. boşa konuşmak üzen bir durumdur, boşa konuştuğunu fark eden bir geveze ise bunun bir yanlış anlama olduğunu sanacak iyimser ruh halini tekrar edinene kadar, kendi içini temizlemek için zamana ihtiyaç duyar. şimdi biraz dinlenelim.

9 Haziran 2009 Salı

yeni başlangıçlar (sevgili P.)


başlamak her zaman yenidir evet, ama başa sarmayı bırak; hiç denemediğimiz bir alanda adımlar atmak.. işte o gerçekten yeni ve heyecan verici. tiramisu yapmayı öğrenmek gibi birşey değil bahsettiğim, mesela sevmeyi öğrenmeyi denemek. bak düşün üç tane fiil içeriyor bu eylem: sevmek öğrenmek ve denemek, aynı anda. ve ilk defa. düşün ne kadar zor.


''en olmadı kaçar giderim...'' (hep bunu derim bir başlangıç yaparken, kendimi rahatlatmak için kendime rol yaparım) ama kaçıp gitmedim bu sefer, elimden tutan önden gitti, ben peşinden gittim. en sonunda sevmeyi öğrenmeyi denemek.. o kadar zor olmamaya başladı. ömür boyu yanlız kalma yemini etmişçesine tek başına olan iki kızdan biri kendi içinde bir yerlere vardı. başka birinin içinde de, bir yerlere vardım. mutluluk..


sana hemen hemen hiç müdahale etmem bilirsin. (yalaaan :) yine etmeyeceğim. ama bu başlangıç ile ilgili ben heyecanlıyım, umutluyum. sen ve o. neden bilmem bu hep çok güzel bir fikirdi. dilerim sevmeyi öğrenmeyi denemek bu sefer de çok zor olmayacak.

evet, Persona bu aralar çok meşgul :)

Final Haftası

biraraya gelerek bu kadar itici bir etki yapan başka iki kelime var mı? varsa bile final & haftası kadar ters bir etkisi yok şuan üzerimde. bazı kişisel dertlerim var.. misal?

yaklaşmakta olan heykel finali için henüz hiçbirşey yapmamış olmamız ve önümüzde 1 tam gün olması...

resim finalinden bugün çıkmam ve nasıl geçtiğini net hatırlamıyor olmam.. (fena değildi deyip duruyorum ama ya fenaydıysa da fark etmediysem?!)

uyku saatlerim azaldıkça o azıcık saatlerde gittikçe daha karamsar daha kaos rüyalar görüyor olmam ve başım ağrıyarak uyanmam..

çevremde bu aralar müthiş kediler görüyorum ve onlarla yatıp yuvarlanmaya bile vaktim yok! hele biblo ortaya çıkmışken! hele two faces insana alışmışken!

şeker yanağımı özledim. keşke ben yoğunken onun hiç işi olmasa, ben saçım başım dağınık, sinir harbi içinde heykel sunumuna hazırlanırken bana çay yapsa.. (ben işin çayında değilim efendim, ben isterim ki gönüller bir olsun)