21 Nisan 2017 Cuma

21 Gün

  ...Sonra çok tuhaf, çok parlak bir şey oldu. Bir bağımlılık (ama hastalık gibi bir bağımlılık) usulca beni terketti. Günleri nasıl geçireceğimi bilemezken ve dakika dakika yaşarken, o günler özgür ve hafif haftalara dönüştü. 3 hafta, 21 gün, ajandama attığım çarpıların sayısı oldu. Bir şeyi 21 gün boyunca yaparsan alışkanlığa dönüşürmüş ya, ben de 21 gün boyunca yapmamayı başardım, alışmak için, böyle özgür ve hafif kalmak için. Oldu gibi. Anksiyete yolumda attığım en büyük adımdır, 10 yıllık ruhsal ve fiziksel işkencenin sonunda, ilk defa zihnim temizleniyor, benim için çok yeni bir şey. Ah çok güzel bir şey.
 

Bir sevgilim var ki, bazen akşamları o bilgisayarda oyun oynarken, ben koltukta kitabımı okurken, sakince onu izliyorum ve içimden nasıl gerçek olabildiğini düşünüyorum. Zihnime destek oldu, kalbime destek oldu, ve başka desteğe ihtiyaç duyan-korkan tüm yerlerime. Yanımda oldu, ben ortada yokken bile yanımda oldu. Beni bu süreçte çok güçlü ve tam yaptı, güvenini ve aşkını hiç eksik etmedi, öyle ki; ben onun için iyi olmak zorunda hissettim. Ben seni ne yapayım? Ben seni nereye koyayım, hangi tepelerde saklayıp büyüteyim? Kalbim aşkla ve huzurla dolu işte, onu izlerken içimden bir şükrediyorum, dışımdan bir iç çekiyorum, böyle böyle geçiyor akşamlarımız ve günlerimiz. Artmasın, eksilmesin, olduğu gibi sürsün, amen!
 

Annem ve kedim var bir de, hayatımın demirbaşları, benim iki elim. En yalnız hissettiğim anlarda bile, bu ikisi beni hiç yalnız bırakmadı, en sonunda da gerçeklikleri ağır bastı, benim tüm soyutluklarıma. Annem artık kalıcı olarak yerleştiğim bu eve gelip gitti, gelip gidiyor, asla kopmuş ve uzaklaşmış hissettirmiyor. Şeker hiç ummadığım şekilde aylardır benimle Beşiktaş'taki evimde kalıyor, bunlar dev yenilikler benim için. Hiç alışmaz sanıyorken, evdeki favori köşeleri, alışkanlıkları oldu, bu da bizim küçük mucizemiz. Akşamları bu koltukta yatıp onu çılgınca özlediğim geceleri düşünüyorum, o sırada kucağımda yatması daha da değerli oluyor, bir sarılıyorum, bir sıkıyorum, ''Meeoovh?'' diyor, ''Ay uyuyorum ya yapmasana'' diyor. Peki Şeker, peki bebek.

 

Tam bir yıl önce Nisan başında verdiğim ama bir yıl boyunca uygulamayı başaramadığım kararımı doktor yardımıyla uyguluyorum, anksiyete yıllarım boyunca kullandığım haplarla vedalaşıyorum (Özellikle ismini yazmaktan kaçındığım, en tehlikeli ve yapışkan olanla, o küçük, yapay mutluluk ve uyku hapıyla). Bir günü bile göze alamazken, 21. günü geride bıraktım. Nereye varacağımı, ne kadar devam edeceğimi bilmiyorum. Sadece hafiflik ve temiz bir zihin güzel. Haplı uykuların yerine erken kalkıp resim yapmayı koymak güzel. Bunları tamamen atlattığım gün, önceki aşamalarda sürünen hassas ruhlar için bir şeyler yapacağımı, ne bir şeyleri yahu elimden geleni yapacağımı bilmek güzel. İhtiyaç duyan herkese motivasyon ve itiş gücü dilerim.

4 Nisan 2017 Salı

Yazamıyorlarsa resim yapsınlar.





 

  Boyuyorum. Boyamaktan daha çok sevdiğim tek şeyi de yapıyorum, öğretiyorum. Ufak atölyem, daha önce hiç resim çizmemiş ama hep istemiş birinin sağlam adımlarına ev sahipliği yapıyor. Yıllar içinde deneye yanıla öğrendiğim, ''Keşke bunu bu şekilde öğrenseydim.'' dediğim ne varsa, en basit ve keyif alma odaklı şekliyle karşımdakine aktarıyorum, bu beni kendime getiriyor, tam olarak. Neden resim yaptığımı hatırlatıyor, neden öğrenmeye devam etmem gerektiğini hatırlatıyor. Karşımdaki insan günden güne kendine ve eline güvenirken, ben onun kendi zihnindekileri görselleştirme çabasına ufak katkılarda bulunuyorum, geri çekilip izlemem gereken anları biliyorum, izlemekten ve gelişimi görmekten, kendim boya sürmek kadar keyif alıyorum, belki biraz daha fazla.

En yorgun anımda, en sevdiğim ve tutku duyduğum işe canla başla sarılmışım. Boyadıkça boyuyorum. Öğrettikçe öğreniyorum. Gerisi vahşi hayvanların sakin bakışları, çölde parlayan yıldız takımları ve dikenler, boyanın üstüne damlatılan resim yağı, boş tuvale sürülen fırçanın çıkardığı ses.