27 Şubat 2014 Perşembe

temiz hava

  Yeni resimler, yeniden başlayacak atölye günlerinin heyecanı. Hangi atölye olursa olsun, resim yapılan yer öyle güzel kokar ki. Neredeyse temiz hava kadar. O boyalar, tuvaller ve kağıtların karışımı da derin bir nefestir çünkü. Zihinde parlak bir ışık çakması, güzel bir kadın yüzünün tuvalde belirmesi, ara verip bir fincan çay ile geri dönünce ''Ay hiç olmamış ki bu?!'' deyip, bir acele yeniden işe koyulmak, umutla ve merakla... Hepsini özledim. Havalar güzelleşecek yakında, her anlamda.

26 Şubat 2014 Çarşamba

Beşinci 26. Şubat

  Sonra gelip sakince yazdıklarımı sildim, sen bile okumadan.
  Hislerim sürekli, hala, hep. Umarım bunu her zaman, en derinlerinde hissedersin. Kutlu olsun sevgilim.


20 Şubat 2014 Perşembe

neyse boşver, hadi kahve içelim

Daha keyifli şeyler de var. Yeni biten bir seri resim var, çok severek boyadığım. Fincan koleksiyonuyla karşıma çıkan Arek Kazar'a bir teşekkür de buradan.

http://eylulkoksumer.blogspot.com.tr/2014/02/illustration-coffee-cups.html


19 Şubat 2014 Çarşamba

hayat tarafından terbiye edilmek

  kendin için umduğun, karar verdiğin ne varsa, hepsinden yavaş yavaş (o kadar yavaş ki, kendi ruhun bile duymadan) vazgeçtiğini fark edersin. ''şu olmasa da olur, bu daha sonra da olur, o nasılsa olur'' fakat..? fakat hiçbiri olmadı ki bunların? duman gibi havada kaldılar, bir süre süzüldüler, sonra arka plan iyice belirginleşti, netleşti. sonra o arka plan senin tüm hayatın oldu.

  ben hep çok özgür, çok aşık, çok bireysel, çok kendi başına olmakla övündüm. ondan daha öncesinde, çok başlarda ise, hiç aşık olmamış olmakla, büyük bir arkadaş grubuna bağlı olmakla (o zamanlar sürü, kabile falan diyerek romantize ederdim) bir kız arkadaşımı köklerim hatta hafızam saymakla övünürdüm. ondan öncesinde ne ile övünürdüm hatırlamıyorum, lisede ve sonrasında hafızam birkaç kez silinir gibi oldu ve lekelendi. büyük konuşmamalıymışım, komik duruma düşmemeliymişim, pek haberim yoktu. ben aşık da oldum, ben çok özgür de oldum (sandım) sonra o da geçti, ben tam bir bağımlı da oldum (hala sürüyor bu durum) ben o gruptan ve sözde köklerden tamamen de sıyrıldım, ben yeni kökler de edindim, ben domestik hayaller bile kurdum. ben hiç balina da kurtarmadım. ben her lafımı yedim.

  ben geçen gün bir hastanenin acil servisindeydim. dram yaratmaya ve büyük tespitlerde bulunmaya vaktim olmadı, kendim için de orada değildim, şimdi her şey yolunda zaten. ama oradayken bir kocaman lafımı daha yedim, kendi isteğimle. (ama inan kendim için değil, başkasının iyiliği için) her şeyi yoluna koymak gerektiğinde, ne gerekiyorsa onu yaparsın. o çok başlarda ettiğim, (10 yıl, 15 yıl) ettiğim en keskin lafların da kenarları törpülendi, üzerine bir bardak çay döküldü, o laflar ıslandı ve yayılıp okunmaz hale geldi geçen gece.

  saçlarım pis ve dağınık. boş gözlerle bakıyorum. bir şeyler yapıyorum. o an beni gören biri ''ya napıyorsun sen'' dese, saçmasapan bir cevap çıkar ağzımdan, bir uykudan uyanırım. ben artık 28 yılda inşaa ettiğimi sandığım karakterim hakkında, aldığım ulvi kararlar hakkında, üstün erdemlerim hakkında, ve hatta defalarca okuduğum kitaplar hakkında konuşmam. ben artık bir fincan çay içebilmekle, kafamın (nispeten) rahat olmasıyla iyi olurum, razı gelirim. buna da dostlarım, hayat tarafından terbiye edilmek denir.

14 Şubat 2014 Cuma

insan yorgunu

insanlar yoruyor. bunu bilir, bunu söylerim.

kendim gibi bir çocuk buldum. saflığı misler gibi kokan. benimle uyuyan bir kedim var. tüyleri her şeyden yumuşak. içtiğim her şeyi çok severek içiyorum. rüzgar bu ara çok güzel esiyor. fazlasıyla yeterli. gerisi de, en gösterişlisi de, en eğlencelisi de, en muhteşemi ve havalısı da sizin olsun. 

6 Şubat 2014 Perşembe

evlerin ikilemi

annemin o huzurlu, temiz, ferah kokusu. insanı sarmalayan ve sonsuz bir güven içinde hissettiren hali. demli çay rengi saçları, zarif elleri. ne çok özlemişim. babamın işten geldiğinde o yorgunlukla yemek yapması, biz yiyelim diye hiç sevmediği şekilde sade pişirmesi, kendi tabağına baharatları doldurması. endişelerini benden saklayarak halimi hatırımı sorması, laf aralarına nasihatler sıkıştırması. özlemişim işte. kedim, canım kedim. yanıma sokulup ellerimi, parmaklarımı koklaması, ruh halimi bir çırpıda anlaması, kolumun altına kıvrılıp purrlayarak uykuya dalması. uykuda patilerinin seğirmesi, dışarda unuttuğu minik pembe dili. ah çok ama  çok özlemişim.

dağınık, ufak, tuhaf evim. kitap ve çay kokan evim. evden sadece 5 gün uzakta kaldıktan sonra geri dönüşümde hissettiklerim, keşke bu kadar güzel ve sıcak olmasa.

ne yapacağımı bilmez halde, sevdiğim evler ve sevdiğim insanlar arasında geçiyor zaman. imkansız, birbirine yürüyerek beş dakika uzaklıkta, ikisi de aynı derecede benim olan iki ev düşlüyorum. düşledikçe ısınıyorum.