30 Eylül 2009 Çarşamba

biterken


-''bak bunlar da vardı, vardı ve bitiyor, bunlar kalanlar arda, buda bize niye yetiyor?'' dinle dinle dur ta ki her sözcük harflerine ayrılıp tükenene kadar.

-evdeki herkes uyurken ayakta olmam çok sakıncalı. düşünülmemeli bu saatlerde.

-öyle çok şey bekledim ki eylül'den. dört haftadan ibaret bir mevsim döngüsü sürecinin, aylardır umduğum şeyi getirmiş olmasını öyle çok istedim ki. o his ancak eylüle kadar sürecek ve en anlam taşıdığı dönemde olacak sandım.

-ben hep sanarım.

-bugün juno'yu izledim. müziklerine taptığım bir filmi bu kadar geç izlemek utanç verici, ama neyseki tüm o hüzünlü,mutlu melodiler kadar güzel çıktı film. en sevdiğim 10 arasına koydum, diğer 9 tanesi zaten sürekli yer değiştirir.

-batman'in oyunu çıkmış, %5ini oynadığınız süre boyunca evcil hayvanınız sizden ilgi ve alaka bekleyip durabilir, belki de sadece kendi patileri bu oyunu oynamaya müsait olmadığı için, oyunun bitmesini bekler. bittiğindeyse iyi geceler der ve yatarsınız.

27 Eylül 2009 Pazar

paranoid aquarium

this is what will be

daha geçen gün ilk ayımız dolmuştu ve ben 'o' şarkıyı dinleyerek bir yazı yazıyordum sayfama. yedi ay ve ben hala o şarkıyı dinliyorum, hala ellerim buz gibi seni düşündüğümde. ''heyecandan hep, geçer..''dediler. geçmiyor dostum, başım iyi ki kendine bir omuz bulmuş ve senin yanakların hep şeker gibi olmuş beni gülümsetmek için.
(7 hediye fikrim çok güzeldi ayrıca. )

25 Eylül 2009 Cuma

empati

kışın başları, ubu henüz uçan ev. berkay, pelin, ben birde adını unuttuğum biri daha uçan ev'deyiz. tek ampülü yanan avizeye bakıyorum bir yarım saat kadar. yine masada ne konuşulduğunu unutmuşum. o avizeyi o haliyle söküp evime götürmek istediğimi hatırlıyorum.

heyecan

heyecan Ar. heyec¥n a. (heyeca:nı) 1. Sevinç, korku, kızgınlık, üzüntü, kıskançlık, sevgi vb. sebeplerle ortaya çıkan güçlü ve geçici duygu durumu. -TDK sözlük

güçlü ve geçici. güçlü ve geçici. güçlü. geçici..... kendi kendime tekrar edip duruyorum, geçici fakat güçlü bir duygu için insan nelerden vazgeçer, neleri tehlikeye atar, neleri gözü görmez.

hayatımda o kadar çok heyecan var ki, ben kendimi bildim bileli (yani 2-3 yıldır) sükunet istiyorum. ellerim artık buz gibi olmasın ve heyecandan kelimeleri birbirine karıştırıyor olmayayım, düzenli ve sıkıcı en azından birkaç gün geçireyim istiyorum.

-erkeklerin hali, hemen her durumda içler acısı.

-kızların da, çoğu durumda öyle.

-o zaman bir kızı/erkeği diğerine tercih ederken bir yenilik peşinde değil çoğu insan. eskinin sıkıcı tekrarına düşmeden önce şöyle bir boy gösteren heyecanın peşinde olmalılar. şöyle bir boy gösteren heyecan kaçarak uzaklaşınca.. o zaman ne yapmaktalar?

-bu konuda daha fazla kafa yormayacağım.

23 Eylül 2009 Çarşamba

içerik

eski bir sayfada bulutlar mor, gitar mavi, kedi yeşil, el açık, saç uzun. cümle düşük.

21 Eylül 2009 Pazartesi

sessiz eskiz

gri


sanki benden az uzakta çok acaip şeyler oluyor, birileri çok neşeli, çok aşık, çok karışık. ben dümdüzüm ve uzaktayım. bu hissin bir adı var mı? peki çözümü? terapi?

griyi neden kimse sevmez anlamam. (bir de pelin sever sahi) daha çok his barındıran başka renk yok ki, düşün öyle çok şey hissetmiş yaşamış, en sonunda bulanmış, durulmuş. gri olmuş. gri giydiğim günler fazladan bir sükunet hakim oluyor davranışlarıma, ama duyduğum sözler hep ''neyin var neden durgunsun?'' oluyor. ''iyi böyle'' diyip gülümsüyorum o vakit.

''a perfect day elise'' üstüste izlendiğinde grinin içine kırmızı da karışmaya başlar az da mavi. duyduğun sesler zaten beyazdan çok uzak, siyaha vurup kaçıyor. dinlesene hava da kapalıyken.

gece yatmadan makyaj yaptığım zaman (bunu neden yaptığımı cidden açıklayamam) sabah gözaltlarımın rengi, leylak-gri. ve birde çatlamış dudaklar üstünde ruj kalıntıları. çirkin ayrıntıların silikleştikçe güzelleşmesi. açıklayamam demiştim.

sanırım biraz drama hep dans edip duracak etrafımda. ama başıma bir taç takıp bunun kraliçesi olmayacağım çünkü söz verdim o'na. ''ama''lar da yok artık. neler var peki? pek çoklar. inan bana dostum, senin gülümseyişin o griyi ele geçirecek kadar güzel. ve parlak. hava da kapalı değil sanırım... it's a perfect day, elise.

20 Eylül 2009 Pazar

ayırımlar

-üstüne basa basa Şeker Bayramı diyenlerdenim.

-köpek değil kedi insanıyım.

-yağmurlu havayı tüm havalara tercih ederim.

-futboldan çok basketbol izlerim.

-bana göre karşı taraf kadıköy, ben bu yakadan vazgeçmem.

-sigara, parfüm, kuş boku, portakal kokusunu özellikle sevmem.

-oje sürmem, gördüğüm ellerin saf halini merak ederim.

-tüm bu ayrımların beni ne kadar esneklikten uzak ve uyuz bir insan yaptığını düşünür, zaman zaman fark ederim ki tüm ihtimalleri kucaklayabilmiş biri olduğumda sanırım ortayaşlı, serbest, mutlu bir kadın olacağım.

19 Eylül 2009 Cumartesi

sanatla uğraşmak

sanatla uğraşmanın ülkemizde en çok bilinen iki yöntemi var: ilki seçtiğiniz bir sanat dalında eğitim almak yada sadece içinizden gelen sesle bunu yapmak. ikincisi ise sanatla uğraşmak, hoş görmemek, anlamamak ve imha etme çabası içinde olmak. birinden birine aitseniz, diğer yol sizin için çok zorlayıcı oluyor.

Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi öğrencileri, rektörlüğün aldığı bir kararla Yıldız Kampüsü'nden Davutpaşa Kampüsü'ne taşınıyor. bu taşınma eylemi son derece gizli bir şekilde yürütülüp, öğrencilere okulun açılmasına sadece iki hafta kala, bölüm başkanları tarafından duyrulmuştur. şehir dışından tercihini yapıp, gelip Beşiktaş'ta ev tutanlar, Yıldız çevresindeki yurtlara yerleşenler, ders programlarını Yıldız'ın dersliklerine göre yapanlar ve harçlarını yatıranlar, işin aslında ise bir arada ve kendi özgür ortamlarında sanat eğitimini alan, birbirinden beslenen sanat disiplinlerinde okuyan, mekana ve araçlarına mutlaka ihtiyacı olan 700'den fazla öğrenci mağdur edilmiştir. apar topar bizi taşıdıkları yer Fen-Edebiyat Fakültesi'nin boş sınıfları, burada resim ve heykel atölyeleri, baskı atölyeleri, bilgisayar laboratuarları, dans stüdyosu, müzik odaları ve stüdyolar, fotoğraf stüdyoları gibi olanaklarımız olmadan, mevcut eşyamızın da bizim de götürüldüğümüz belirsiz ortamda üretime ve eğitime devam etmemiz beklenmektedir. bu imkansız durumun altında yatan nedenleri, gerçek bir açıklamayı acilen bekliyoruz. yapabileceğimiz her şekilde bu işin peşine düşmek ve ait olduğumuz yeri, ihtiyaçlarımızın ve düzenimizin kurulu olduğu Yıldız'ı bırakmamak adına 23 Eylül günü okulda toplanıyoruz. bu durumu olabildiğince duyurmak için yardıma ihtiyacımız var.

17 Eylül 2009 Perşembe

kıssadan hisse

-drama queen olmak yerine draq queen olmayı tercih ederim. en azından bundan sonra.

-bir daha olay çıkarırsam ağzıma bir tane vurun.

-firefly çok güzel bir dizi, ''chuck''tan hastası olduğumuz cassey, bu sefer daha da hasta bir tip.

-bir pms daha kazalı belalı geçti, bir dahaki aya bir hafta inzivaya çekiliyorum.

-kaçak taksi kullanıyorsanız, plakasına bakmadan binmeyin. başınızı derde sokmayın. (yabancı arabaya bindim ve yola çıktım bu gece, bu da böyle bir anımdı.)

-şeker bayramı geliyor, şen geliyor. bol bol şeker yemek, bayramın gerçek adını hatırlamak gerek.

16 Eylül 2009 Çarşamba

he's just not that into you


lütfen bu filmi izleyin. tanıdığım ve tanımadığım bütün kızlar, bir araya gelin, karşınıza bir ayna koyun ve yanınızdaki yakın arkadaşlarınızın asla söyleyemediği o mükemmel laflar film boyunca tekrarlanırken düşünün, düşünün.. gülümseyin. hatırlayın. yüzleşin. tam karşılığını vermeye gerek yok, ortada olan bir kalıp cümle, he's just not that into you..

tanıdığım ve tanımadığım bütün kızlar, sizi olgun ve düzgün bir kadın yapmaktan alıkoyan o erkek varya; o sizinle ilgilenmiyor. ister şuan onunla beraber olun, ister yıllardır peşinden koşuyor olun, ister parmağınıza yüzüğü geçirmiş olun; sizi kendinize yabancılaştıran o erkek; aslında sizinle ilgilenmiyor. eğer sizi tanıyan ve seven biri bunu zamanında söylemediyse üzülebilirsiniz biraz. yanınızdaki dostunuza dönüp ''neden açık açık söylemedin? neden aptalca davranmama izin verdin? neden beni kendime getirmedin?'' diyebilirsiniz. neyseki sahip olduğum az sayıda aklı başında kız arkadaş, beni sık sık uyardı tüm bu yıllar içinde, keşke dinleseydim. ama dinleseydim, bugün burada yeterince kırılmış halde olmazdım ve yeni baştan sevmeyi öğreniyor da olmazdım yeni biriyle. her 'keşke' yanında bir 'neyse ki' getiriyor.

lütfen olgun ve düzgün kadınlara dönüşelim dostlarım hala vakit varken. lütfen bir zaman sonra utanacağınız davranışları kesip, bu davranışlara sebep olan şeyin, o erkeğin, şuan aklından bile geçmediğinizle yüzleşin. keşke zamanında düşünseydim. keşke sırf o an aklından geçmek için o saçmasapan şeyleri yapmasaydım, üstünden yıllar geçince şimdi görebiliyorum ancak. neyseki bir yere varmayan tüm o yollardan çıktım ve aynısını dilerim her kaybolmuşa. ve dilerim bu filmi izler ve işe yarar sonuçlar çıkarırsınız.

13 Eylül 2009 Pazar

öneriler, istekler

-günler, saatler ve mevsimler gibi önemli konularda düşünmeye başladığımdan beri, bildiğim bir gerçek var, pazar günlerini sevmiyorum. elimde yetki olsa, pazar günlerini kaldırırm ve bunun ne gibi saçmalıklara sebep olacağını düşünmem bile.

-kızların pms denen aylık felaketi daha kolay atlatabilmesi için, sevgililerinin bu dönemlerde her zamankinden anlayışlı, romantik ve tatlı olması kuralını da koyarım yetkim olsa. yada koymazdım böyle bir kural, bunu kendiliğinden yapabilen erkeğin bir değeri olsun dimi?

-her sabah 11-12 arası sokağımdan geçen akordeon çalan yaşlı adam, bilsen nasıl güzel geliyor o melodiler ve klişe şarkılar.. bir sabah pijamalarla sokağa çıkıp sana cebimdeki tüm parayı vereceğim, eğer hassas olduğum bir günümse birde sarılıp ağlayacağım omzunda.

-ben mektup severim. bildiğiniz kalem-kağıt ve dolayısıyla el yazısı içeren, kişisel itiraflara ve seçilmiş sözcüklere dayalı, klasik mektup. hayatımdaki en güzel insanlar bana hep mektup yazdı çok şanslıyım ki, hepsini de saklıyorum bir eski zaman pastane çikolatası kutusunda. en eskisi 15 yıllık.. bugün birkez daha açıp okudum çoğunu, teşekkür ederim sahiplerine..

-hava bu derece tekinsiz ve kapalıyken, guns'n roses- don't cry çalsın dostlarımın kulaklarında. tahminen 02:30'da şarkının kopma noktasında şimşekler çaksın, başınızı kaldırıp yutkunurken ''there's a heaven above you baby.. don't you cry tonight..'' desin axl. hayat bir an için kusursuz ve acı verici görünecek, söz veriyorum.

12 Eylül 2009 Cumartesi

and the winner is..

me!... eheh yok ki kazanan, öylesine bir iddia 10 gün sürer ve 10 saniyede bozulur mu? taraflar uzlaşırsa bozulur.
-önce sen!
-yok yok sen!
-sen!
-sen!!
-aynı anda!
ve böylece uzlaşma sağlanır, giden 10 güne yanılır.tarafların neden uzlaştığını bir üstadımın makalesinde okudum:

http://hepsindenote.blogspot.com/2009/09/opucuk.html

10 Eylül 2009 Perşembe

heroin me

I don't know just where I'm going
But I'm gonna try for the kingdom, if I can
'Cause it makes me feel like I'm a man
When I put a spike into my vein
And I'll tell ya, things aren't quite the same
When I'm rushing on my run
And I feel just like Jesus' son
And I guess that I just don't know
And I guess that I just don't know

I have made the big decision
I'm gonna try to nullify my life
'Cause when the blood begins to flow
When it shoots up the dropper's neck
When I'm closing in on death
And you can't help me not, you guys
And all you sweet girls with all your sweet talk
You can all go take a walk
And I guess that I just don't know
And I guess that I just don't know

-
sonrası gürültü, sert, uçuk.. bilinçaltım leylak rengi olmuş ve ben cidden, gerçekten İsa'nın oğluyum. gözümde ışık yok, onun dışındaki herşey pırıl pırıl. fazla ışığın gürültüden farkı yok zaten, keşke hepsi sussalar.. herkesin bir şarkısı olmalı değil mi, hergün her saat dinlemekten bıkmayacağı değil, düştüğü zaman fonda çalan. sanırım.. bilmiyorum.

D...

''sık sık dağılıyorum, bazen toparlanıyorum..'' -ekim08

sürekli tekrar eden bu şey, bazen yoruyor.

9 Eylül 2009 Çarşamba

öküz

bilenler bilir, bir kedim, bir pandam, bir kelebeğim ve bir kurbağam olmasının yanında bir de öküz besliyoruz. sevimlilerden değil ama, mutasyona uğramış yaratıklaşmışlardan. ne zaman hayatım elle çizilmiş gibi güzelleşse bu güzel resme dalıp, toynaklarıyla herşeyi yerle bir eder. sesi çok gürdür, o avazı çıktığı kadar felaket kelimeler höykürürken, insanlar birinin boğazlandığını sanar. benim boğazımdaki hiç çözülmeyen düğüm, öküz.. senin olmadığın bir resmi hayal ediyorum yıllardır.

8 Eylül 2009 Salı

ben

wave thou art pretty
wave thou art high..

güzel zamanlar


ismimden alakasız en sevdiğim ay geldi, hemde haşırt diye geldi, tüm değişimi, gri bulutları ve cama vuran damlaları ile.. ağustosun bitip eylülün başladığını gözlerimle gördüm diyebilirim, her sene bu kadar net olmaz. elbette her gelişigüzel durumdan olduğu gibi bundan da anlamlar çıkardım, birşeyin 'sadece' olmasına izin verirsem, ben ben olamam ki? malesef..

-yıllarca ismimden ve taşıdığı anlamdan nefret ettikten sonra, bir gece tesadüfen 'eylül' başlıklı bir yazısını okudum Ahmet Altan'ın. açıkçası sevdiğim bir yazar değildir, ama o yazıyı o kadar sevdim ki, bir anda isim ve ay ve ben özdeşleştik. kabullendik ne olduğumuzu. kendisine burdan teşekkür ederim.

-size eylül hakkında bir sır vereyim, zor şeylere kalkışmak için ideal zamandır. yola düşmek için, aşık olmak için, ayrılmak için, başlamak ve sürdürmek için, en uygun zamandır.

-her sene bu vakitler, benim için asıl yılbaşı gibidir, geriye dönüp baktığım, biriktirdiklerimi ve yitirdiklerimi gördüğüm, değişimlere kalkıştığım vakitlerdir. çünkü ağaçlar için de öyle. bu kadar basit ve saçma aslında.

-güzel zamanlar geliyor dostlarım, bir değişimin eşiğinde olanlara ne mutlu ne güzel! ''times they are a chancing'' çalıyor, ben önümdeki kağıda kızıl bir ağaç çiziyorum. hepinizi düşünüyorum. tek tek.. bu yıl kim geldiyse ve ceketini çıkarıp oturduysa, kimin ardından el salladıysam, tek tek hepsi geçiyor aklımdan ve bir adet yaprak olup konuyor yere. ağaç çıplak, ağaç mutlu.

7 Eylül 2009 Pazartesi

minerva


okula gittiğim zaman ilk karşıma çıkan Minerva olursa, daha doğrusu atölyenin önünde beni karşılarsa günüm daha güzel geçiyor. tuhaf bir kedi o, cinsiyeti belirsiz bir kere. (pek hoş olmayan bir açıklaması var bu durumun) lavabodan su içmeyi sever, diğer kedilerle kavga etmez, ara sıra yok olur ortadan, sonra bir sunum günü sabahın köründe bacaklarıma sürtünür çıkagelip. birgün kendi evim olursa (böyle tamamen kendimin ama) ilk alacağım şey minervadır o eve.

ankaradan abim gelmiş..

ankara'da tanıdığım kimse yok, bir abiye de sahip değilim ama, hissiyatım şarkıdaki gibidir.
işin aslı bodrum'dan ablamın gelmiş olması. insanlara ''bu da benim ablam, Melek'' dediğimde şaşkınlık içinde bakmalarına sebep olan sapsarı saçlı, masmavi gözlü, büsbüyük kalpli Meleğimiz geldi. biyolojik olarak tek çocuk olmamın kimyasal olarak yarattığı eksikliğe, psikolojik olarak abla varlığıyla fizyolojik bir bütünlük kazandırdı kendisi, kendimi bildim bileli.. (bu cümleyi bitirmezdim ama hadi neyse, bitiverdi)

melek benim yapamadığım, yapmaya kalktığım, cesaret aradığım şeyler demek. melek benim çocukluğumda hep orda olan, gençliğimin ilk yarısında öğreten, ikinci yarısında gözleyen, bir denizkızının annesi ve el yordamıyla içinden gelenleri ahşaba söyletebilen kadın. ablam işte.

5 Eylül 2009 Cumartesi

5.gün

''öpücük, -ğü
a. Sevgi göstermek için dudaklarıyla başka birisinin elini yüzünü öpme, öpüş, buse: “Güllü'nün boynuna sarılan Cemile, kadının hafif çilli, tombul yanaklarını öpücüklere boğdu.” -O. Kemal.''-TDK sözlük

kaldı mı sana 25 gün?
sanırım kazanacağım, yada öyle bir raddeye gelecek ki kaybetsem bile kazanmış olacağım. kedi, öpücük, mektup.. hepsi benim hakkım olsun nolur ki? ''I want to be the girl with the most cake'' demiş Hole bir şarkısında. bir kerecik ben kazansam?

4 Eylül 2009 Cuma

benden duymuş olmayın..


nasıl portfolyo hazırlanır?

ciddi bir işkadını, zamansız bir işkolik, bir çalışan olmaya karar verdiğim günden beri portfolyomu güncellemem gerektiğini fark ettim. son dört yılı baz alarak çizdiğim boyadığım ne varsa önüme yığdım, fakat bu bazı tatsız yüzleşmelere sebep oldu. veriler şöyle:

-çok sayıda nü, portre ve figür arka balkonumda, üstüne kedi tüyleri, tozlar ve cücük kadar kalmış 2b'lerle rezalet halde bulundu.

-bir süre sadece kurumuş ağaçlar ve siyam kedileri çizmişim, onlar nedense gayet sağlam ve temiz, çekmecemde duruyorlar.

-yakınlarımın ve sevdiceklerimin resimlerini yapmayı pek sevdiğimden, çoğunu özenle saklamışım, henüz bulamadım sakladığım yeri.

-son olarak okulda bıraktığım çok sayıda eskizi ve defterimi, aralarından krik-krak tabir ettiğimiz kedi mamaları, tozlar, başkalarına ait çizimler ve ders notları içinde bir koliden çıkardım.

bir portfolyom olmasını hak ediyor muyum? diye düşünmeye çalışmadan, eldeki zavallı verileri bir düzene koymaya çalışıyorum. bana yardım edin. eskizlerimin bazıları kedi maması kokuyor, utanç içindeyim.

3 Eylül 2009 Perşembe

I love you guys..

geçen sene, felsefe ve sanat dersi. bir yanımda berkay, bir yanımda emek ve az ötemde pelin. hepimiz önümüzdeki kağıtlara birşeyler karalarken, ders ilerliyor ve ilerliyor. bitmiyor. ben bir cinnet anında üçünü önüme katıp kovaladığımı hayal ediyorum, çiziyorum. peline gösteriyorum ve aldığım eleştiri: ''ben niye en küçük yerdeyim?! hıhh!!'' oluyor.

okulun bitmesine yakın fark etmeye başladım, dördümüz en makul olan bölümdük. en rahat zamanlardık. şimdi özlerken arasıra bu çizime bakıyorum. ''pelini cidden en küçük yere çizmişim heheeh'' diyorum içimden..

1 Eylül 2009 Salı

toz pastel




tanıştık, iyi anlaşacak gibiyiz. bide mürekkep üstüne boyayınca baya sevindirdi beni kendisi.