19 Şubat 2022 Cumartesi

Sonrasında

Artık hiçbir şey bilmiyorum. Çok uzun süredir hiçbir şey bilmiyormuşum. 

Tökezledim, düştüm. O zaman öğrendim ki ben hiç yürümemişim. Gerçekliğim paramparça, algılarım, sevgilerim, benliğim, öz değerim, emin olduklarım, saf gerçekliklerim, inandıklarım. Bunlar hiç yokmuş.

''Göğe bırakılmış bir balon sessizliği'' içindeyim, gökte sıkışıp kaldım, sessizce.

16 Şubat 2022 Çarşamba

Terapi ve anlama çabası

 Tedavi olmak önce yüzleşmeyi, iyice yıpranmayı, anlamayı, anlayamadıklarını da affedip geride bırakmayı gerektiriyor. Çok kez tedavi oldum, bu süreci biliyorum, başardıklarım da oldu, başaramayıp saplanıp kaldıklarım, beni tüketmesine izin verdiklerim de. Travmalar bunu yapar, yüzleşilmemekle, anlaşılmamakla güçlenir, bazen o kadar uzun seneler güçlenir ki, karakteri ele geçirir. Kişinin kendisi haline gelir travması, onu görmek, bilmek, anlamak ve en önemlisi kurtulmak istemez kişi. Travmaları tarafından yönetilmeye, onlardan gelen tepkileri ve korkuları yaşamaya mecbur hisseder kendini. Bunları not aldım defterime hızlıca. Anladım. İnsan anlamaya başlayınca, duramıyor, anlayış başka anlayışları getiriyor. 

Dinleme ve dinlenme zamanındayım. Tedavi sürecim bunu gerektiriyor. Hakkında uzunca konuştuğum bir yaralı çocuk var, ufak, saçları sarıya kaçan kumral, muzip, sonra onun ergenliği var, yaralı, hep yaralı, hep sessiz, hep sorumluluklar içinde, hep çaresiz. Bana bir profesyonel o yaralı çocuğun yetişkinliğinde neyi neden yaptığını anlatırken, kendimi sık sık anlatılan her şeyi zaten bilirken, anlamışken buluyorum. Benim içimdeki yaralı çocuk, yaralı ergen tanıyordu onunkini, çok iyi anlaşıyorlardı, tanışmayan geçmişlerimiz, birbirlerine sırdaşlık ve dostluk ediyorlardı. Hayatımız boyunca, tüm yetişkinliğimizde içimizdeki yaralı çocuklar tarafından yönetiliyoruz, aslında aştığımızı, affettiğimizi, unuttuğumuzu sandığımız her şey, o kuytu derinlikte bekliyor, onu korkutan ve yatağın altında saklanıp beklemesini gerektiren yeni olaylarda, o çocuk ortaya çıkıyor, onun hayatta kalmayı öğrendiği şekilde davranıyoruz. Bu benim bilgim değil, psikolojinin bilgisi ve tüm öfkelendiğim, korktuğum, aşırı tepkiler verdiğim durumları anlamamı sağladı. Hangi haksızlık uyarısıyla, hangi dışlanma korkusuyla, hangi değersizlik hissiyle neyi neden yaptığımı. O yaralı çocuğu da, tekrar görmemi sağladı. Zaten senelerdir görüyordum, sarılıyordum, oyun oynuyordum ve telkin ediyordum o yaralı çocuğu. Yine gördüm. Çaresizliğini, en derin korkularını, bana olan öfkesini, hastalığımı kabul etmeyişini, beklediklerini ve benden ona ihtiyacım varken kaçmasını, tam da o sebeple kaçmasını, göze alamadığı şeyleri, duymak ve bilmek istemediği şeyleri, eğer kabullenirse gerçekleşmesinden korktuğu yolculuğu, beni özleyip, sevip, sonra çok öfkelenip kötü davranmasını, hem pişman hem haklı hissetmesini, bazen hiçbir şey hissetmemesini. Bunlar onaylamamı ve haklı bulmamı gerektirmiyor, tanısı konmuş, uzun süreli ve ağır bir psikolojik  şiddet, manipülasyon ve duygusal istismar görmenin sarsıcı terapilerini görüyorum, çok sık ve zor bir şekilde, halimden haberi bile yok. Artık halimi ona söyleyecek halim de yok. Sadece sakin kalmaya ve günü atlatmaya çalışıyorum. Onu çok merak etsem de, ilk defa soramıyorum bile, inanamıyorum tüm bunlara. İlerde affedebilir miyim, onu bile bilmiyorum. Anlamaya başladım sadece. Çünkü odağımda anlamak ve rahatlamak var, başka türlü de anlayası gelmiyor insanın. İyi ve insancıl hislere muhtaç haldeyim. Bulamıyorsam, yaratmam gerekiyor, hep böyle oldu. O yaralı çocuğu, ergeni, yetişkini hep gördüm, hep anladım. Uzun zaman sonra bugün, yine görüyorum ve anlıyorum. Bu sefer bunu ona söyleyemem, bu sefer onu telkin edip kocaman sarılıp rahatlatamam. Ben zaten çok yaralı, nefessiz ve sancılar içindeyim, güçsüzüm. Çok kırgınım. Ancak o çocuğun daha fazla acı çekmemesi için, zaten aylardır, yıllardır yaraları deşilen o çocuğun katlanamayacağı şeyleri ondan saklayabilirim. Daha önce de çok yaptım bunu, içim yana yana yaptım, hiç haberi yokken iyi tuttum, ne kadar incineceğini ve çaresiz kalıp buhranlar geçireceğini bilip, kendime ayıp ederek sustum. Yanlışmış hepsi, neden bu yanlışı sürekli yaptığımı da öğrendim, çok kötü hissettim, hissediyorum. Adalet olmasa da olur mu yine, yapılan haksızlıklar içimde kalsa ve beni hayattan koparsa da olur mu, bu sefer karşılığında sevgi görmeyeceğim, acım artacak, yine de adaletsizliği içime atabilir miyim... Bunun sağlıksız ve yanlış olduğunu biliyorum, benden bunun esirgendiğini biliyorum. Doktoruma da söyledim, böyle olursa eğer, tanıdığım ve sevdiğim o çocuğun canı daha fazla yanmasın, daha fazla stres, sıkıntı, çaresizlik yaşamasın diye susmayı deneyeceğim. Bu çok acıtıyor, bu benim zayıflığım mı, gücüm mü bilmiyorum, canım çok yanıyor ve kıvranıyorum. Evet, pişman edileceğim, evet doğrusu susmayıp haykırmak. Ama benim içimdeki yaralı çocuk, artık kendini ve diğerini yormamak, gerçeklerle acıtmamak, yüzleştirmeyi boş vermek ve dinlenmemize alan açmak istiyor. Her şeyi bilse ne olacak ki. Yaralarım mı kapanacak, rahatlayacak mıyım o orada kıvranırken, asla. Sanırım benim için bu, hak ettiğim adaletten ve hak etmediğim acılarımı göstermekten daha önemli. Kendim, yüzleşmekle ve sağlam durma çabasıyla o kadar yoruldum, o kadar zedelendim ki... 

Umarım bu tedavimin gerekli aşamalarından biridir. Umarım daha fazla zarar görmem ve pişman olmam. Umudum yok, çok yorgunum. İki çocuğun sarılıp barışmalarını ve tekrar oyun oynamalarını çok isterdim... Bir çocuğun rüyasında, o ikisi hep kahkahalar içinde oynayacaklar. Uyanınca canım yanacak, yine, artık böyle. Çok canım yanıyor.

14 Şubat 2022 Pazartesi

Mayıs 2018'de ne olmuştu?

   Bir travma, hem de yalan dolanla üzeri örtülmüş bir travmanın 4 sene sonra ortaya çıkışı. Hem de öyle bir çıkışı ki, Pandora'nın Kutusu misali, artık kapatılamaz tüm rezil gerçeklerle, nasıl üzerini örtmüşsem ancak terapi ile açılan ve hatırlanan acılarımla, hatırlamaya başlayınca arkasının iplik söküğü gibi gelişiyle. Tüm o mesajlaşmalar, yalvarmalarım, karışan herkesin bildiği ama bu yaz unutmuş gibi yaptığı, sonuçsuz ricalarım ve gördüğüm kötü muameleleri okudum. Okudukça hatırladım, hatırladıkça canım yandı. Kör noktalar varmış anılarımda, sevilmek için, göze batmamak için üzerini öyle bir kapatmışım ki, sanki hiç yaşanmamış gibi unutmuşum, inanamıyorum buna. İrdelenmese ve üzerine gidilmese kesinlikle hala hatırlamazdım. Sonra yüzleşme ve ne varsa tamamen hatırlama adımları için, gereken tarihlere bakmam, her şeyin fotoğraflarla, mesajlarla belgeli olması. O zaman benim yanımda olan, bunların çirkinliğini ve bana yapılan rezaletin, haksızlığın farkında olan insanın, bu yaz bana dedikleri... İşte burası dayanılmaz acıttı... O zaman nasıl da savunmuş, nasıl da öfkelenmiş, ciddiye alınmamış, çaresiz kalmış, tekrar tekrar konuşmuş, aylar sonra bir sonuç alamayınca öfkesi bana yönelmeye başlamış, işte hepsi ekran görüntülerinde, mesajlarda, apaçık yazıyor. Mayıs ayında işler kontrolden çıkıp, ben iyice mahfedilince yaşadığı suçluluk duygusu, bunu bana öfke patlamaları şeklinde yöneltmesi, sonra da o öfkenin sürekli artışı yazıyor. Bu kontrolsüz öfke ne zaman bana yöneldi ve sonra hep bana yönelmiş halde kaldı, neden benden giderek daha çok nefret ettiler ve neden bizi ayırdılar, bu karanlık kaos ne zaman başladı hep anlamaya çalışıyordum. Mayıs 2018. Hepsi yazışmalarda, aylar boyu çekilmiş fotoğraflarda. Bir sergi afişinde hatta, benim yazdığım ve hazırladığım. Sonrasında acılar içinde yalvardığım mesajlarda. 

 Buldum, okudum, hatırladım, artık hatırlıyorum ve keşke ben de tamamen unutabilseydim. O kişi gibi ''Sana inanmıyorum, ben hiç hatırlamıyorum, bunları ona soracağım, sana inanmıyorum, senin akli dengen bozuk, o yüzden böyle düşünüyorsun'' deyişi... ''Nolur sorma, benim için çok travmatik, sözüme güven bir kez olsun'' deyişim. Sözümün hiçbir anlam taşımaması. Bu yaz. Beni çıldırmış ve yokluktan huzursuzluk çıkaran bir manyak olduğuma inandırma çabası. Dahası, inanılmaz bir inkar düzeyiyle, gerçekte olanları yok sayıp, beni suçlaması. O da tamamen unutmuş, belki onun için de büyük bir travmaydı, belki o da benim gibi, hayata devam edebilmek için unuttu. Ben nasıl unuttum bilmiyorum. Midem bulanıyor, yüksek bir iğrenme ve büyük bir kaygı yaşıyorum. Asıl kaygı yaşaması gerekenler ise gayet keyifli, başardılar çünkü. Ayırdılar, deli diye etiketlediler, o korkunç ayları tamamen unutturdular. Ama işte, ben hatırladım, peşine düştüm. Bir seansta açıldı ve sonra daha çok açılması gerekti, senelerce sürecek iyileşmesi, belki hiç geçmeyecek. Çünkü ben olaylarla değil, sonrasında çözüm beklediğim, güvenliğimden sorumlu olan ama beni paramparça eden zorbalıklarla travma geçirmişim. O zavallının yaptıklarıyla değil, sığındığım ve benden sorumlu, para için her şeyi kabul eden insanın ettiği kötülüklerle travma geçirmişim. Anlayışla, özürle ve gerekenin yapılmasıyla affedip geride bırakabileceğim bir kötü olaylar zinciri, öğrendim ki, bir ailenin bana yaşattıklarıyla ve hiçe sayılmamla travmaya ve bir kara deliğe dönmüş içimde. Affetmeden, affetmiş gibi kendimi zorlamışım. Susmuşum, katlanmışım ve aklımın almadığı şekilde unutmuşum. Unutmayı seçmişim, sırf onun sevgisi için. Sırf daha fazla kötü davranılmamak ve suçlanmamak için. Elbetteki hiçbir işe yaramamış. Sıradaki adımın ne olduğunu yeni terapide öğreneceğim. Bana adalet gerekiyor, elimdeki tüm belgelerle, tüm üstü kapatılmış rezillik, zorbalık ve haksızlık örnekleriyle, bana adalet gerekiyor. Bana ve bize yaşatılanlar hukuk dışı, ahlak dışı, hiçbirini affetmiyorum ve hepsinin belgesi var artık, dönüp bir kez daha bakamıyorum, ortaya çıkarmam gerek ama hazır değilim. Artık anlayış, kabul edilmek, sevilmek umurumda değil. Benim hayatım, bizim sözde ilişkimiz 4 sene önce iptal edilmiş, üzeri çizilmiş. Sebebini, bu acımasızlığın hem ona, hem de mağdur edilen bana nasıl ve neden yapıldığını anladım. Korku. Suç işleyenin, işlediğinin farkında olanın, her şeyi örtmek ve kapatmak isteyenin korkusu. Kötülük edenin, affedilmeye karşı duyduğu şaşkınlık, anlayamamak ve nefret geliştirmek. Sürekli yalan söyleyerek, mağdur ettiğini suçlu göstermesi. Korku, anlayamamak, öfke, nefret, kurtulma isteği. Ben çözümleyemezdim tek başıma, çözümleyememiştim ve kıvranıyordum neden bana bunlar yapıldı diye. Artık biliyorum. 

Anneme ''Olmadı öyle bir şey, 1 aya gönderdim gitti zaten'' diye yalan söylemişti. 

Her şeyin belgesi var, unutmak zorunda kaldıklarımın bile. Şimdi hepsini hatırlıyorum. Bana yaşatılanları unutmayacağım. 

12 Şubat 2022 Cumartesi

Bildiğim dünyanın sonu

   Bildiğim dünyayı bile pek bilmiyormuşum, umut, güven, huzur, inanç, sevmek ve sevilmek... Ben bunlarla yaşıyordum, gerçekliğin katı acısına bunlarla dayanıyordum. Bunlara hiç sahip değilmişim, hep korktuğum, hep şüphe duyduklarım gerçekte olanlarmış. 

  Keşke tek yuvamda, annemle ve Şeker'le olabileceğim tüm zamanları, çok acı çekerek ve hiç güvende hissetmeyerek, benimsenmediğim o yerlere giderek harcamasaydım. Her hafta, her ruh halimde, her zor durumda, kendimi sevgi ve güven dolu bu odadan çıkardım, eşya taşıdım, taksiye bindim, sonra tekrar ve tekrar. Sürekli iki ev arasında geçen 10 sene, o evde kapalı geçen 2 mutsuz sene ve geriye benden hiçbir şey kalmadı. Kendimi bu kadar sevilemez, tuhaf, toplumdışı, güvensiz hissetmedim hiç. Keşke en başından beni kabul etmediklerini, ne yaparsam yapayım benimsemeyeceklerini ve kendi deneyimlerimle adapte olmama, sevmeme izin vermeyeceklerini söyleselerdi. Beni sevmiş gibi yapıp, sonra telefonda sevmek isteyen, aklı karışık bir çocuğu yönlendirmeselerdi. Zaten hiç izin vermediler. Ben de hep razı olunmuş, defolu, dışlanmış hissettim. Benim çok saf ve çok temiz bir sevgim vardı. Keşke onu bana bıraksalardı, ben onu çok güzel koruyup temiz tutuyordum, onurlu ve erdemli tutuyordum. Çamurlar içinde benim temiz sevgim, görünmüyor bile artık. Ona, kimseye bir anlam ifade etmiyor. Her şey bitince ve ben kendimle kalınca, sevgimi yine tertemiz edeceğim, avuçlarımda tutup kucaklayacağım, ben o sevgiye inandım, her koşulda ve nolursa olsun iyileşeceğimize, yeni yollar bulup bu nadir sevgiye sahip çıkacağımıza inandım. Oyun arkadaşları olduğumuza, daha keşfedecek çok şehir, çok ülke, çok antik kent, çok yemek, park, hayvanlar, diziler, şarkılar olduğuna. Kendi dilimize inandım, tekrar o dili bulacağımıza ve eskisinden daha akıcı konuşacağımıza. Aynı şeylere çılgınca gülmeye ve sadece ikimizin anladığı, bir mimikle püskürdüğümüz o eşsiz anlara inandım. Hepsi çok özel, çok zor bulunur, çok mucizevi bir sevginin anlarıydı. Bendekini bırakmayacağım, ondaki bitmiş, sönmüş, sökülmüş. Bendeki de yorgun, kırgın ve kirletildi ama ben temizlerim, kendime saklarım, bir ömür yaşarım inandığım sevgimle. Ben öyle çok, öyle mucizevi sevdim ki. Bu her şeyi zor, herkesi candan bezdiren, herkesin debelendiği karanlık zamanlara kurban gitti, benim başıma gelen felaketler ve aşırı kaygım, çöküşüm zayıflattı onu, keşke güçlendirseydi ama zaten çok yorgundu. İlk gözden çıkarılan oldum, hayat düzelmiş gibi olsun diye. Biraz dayanacak, biraz sabredip biraz besleyecektik sevgimizi, olmadı. Daha evleneli 1 sene bile değil, 4 ay olmuştu karanlık üzerimize çöktüğünde, baş edecektik bu şanssızlıkla, şanssızlık koca ağzıyla bizi yutamayacaktı, bu yaz işler çığrından çıkmayacaktı, aileler; hele ki her şey bitsin isteyen biri bu sürece kafa göz dahil edilmeyecekti, umut daha en baştan kesilmeyecekti, birbirimize tutunup ağır ağır iyileşecektik. Çok istedim, çok söyledim, inandıramadım sevgime, çok yorgundu her şeyden, en çok benden sanırım, ben biraz kolay vazgeçilirim. Kolay geride bırakılırım. Herkesin ne işi vardı ki ikimiz arasında, herkesin neden bir fikri vardı, herkesin doğruları neden bizi yıktı, zaten zayıfken... Benim her şeyi iyileştirecek, şifa verecek mucizeme inansaydı keşke, sadece sesime gelseydi, karanlıkta elimi tutup önden gitseydi, bizim birbirimize ihtiyacımız vardı, hatalarımızdan öğrenecektik, sıfırdan anlayacaktık birbirimizi, evlilik o zaman başlayacaktı, mucizemizi kutlayacaktık... Bırakmadılar, inanmadı, istemedi, ben vazgeçildim. Haziran başında ''Tekrar düşün, bu kadar kolay mı, lütfen ayrılma kararı verme'' diyen, kabul ettiğim, zaten affedip anladığım, sevdiğim, beni Temmuz'da kendi terk etti, o benim söylediklerimi dinlemedi. Ağustos'ta, Ekim'de, Kasım'da da dinlemedi. Ben onu dinlemiştim, çok kırgın ve umutsuz olduğum halde, toparlayacağımızı biliyordum, o beni kendisi terk etmek için ikna etmiş o gün, bilmeden. Başıma gelecekleri bilmiyorum, daha da çok acıtacağına eminim ama her şeyin geride kaldığı gün, ben sevgimi attıkları yerden alacağım. Benim sevgim çok değerli, çok gerçek bir sevgi. Yorgun ve kırgın ama yaşıyor. Artık sessiz, artık sadece ben bileceğim onu. 

  Perşembe günü terapiye başladım. Bu seferki çok zordu, en zor başlangıcımdı. 3 senenin ardından ''Ben başaramadım, ben kötü muamele gördüm, ben ruh hastası olarak tanımlandım. Evden hiç çıkamıyorum. Benim canım kedim öldü. Ben telefonda terk edildim. 12 senenin ardından beni en zor halimde sayısız kez terk etti, nolur beni sevgi sandığım hastalığımdan kurtarın, ben bozuğum ve eksiğim.'' demek, nefesim tükendi acıdan, gözlerimi ekrandan kaçırdım. O kadar çok uğraşmıştım ki, en zor acılarımın üstüne gittim kaç sene, yapmak istemediğim şeyleri yaptım, haksızlık ve sömürüye boyun eğdim, öyle acı ki, sırf sevilmek için bunları yapmış olmam. Dinledi, dinledi, çok not aldı. Sonunda duymam gereken gerçekleri söyledi, içten içe bildiğim, mazeretler bulduğum, zaten hissettiğim. Birkaç farklı konuda uzun süredir dozu sürekli artan, çok ağır bir psikolojik şiddet gördüğümü, ağır baskı ve manipulasyon altında olduğumu, bunu yaşayan ama sevgisi devam eden kadınların psikolojisini izah etti bana. Telefon açıp haykırmak istedim. ''Suçlama, senin analizin, ben öyle hissetmiyorum'' dediği her şeyin gerçekte ne olduğunu doktordan duysun istedim. İçim paramparça oldu. Ben bir vaka olduğumu öğrendim, sandığımdan daha zor bir durumda olduğumu öğrendim.  Bunları yaşayıp aşabilen, çok daha iyi hale gelen çiftler varmış, başımı kaldırıp baktım, ''Nasıl olabilir?'' diye, bana gerekli şeyleri söyledi karşı tarafın yapması gereken. Başımı geri eğdim, yapmadı, yapmayacak da. Biliyorum, değmediğimi biliyorum. ''Çift terapisi güzel bir çözüm olabilir ama önce seni toparlamamız lazım, kesinlikle şu an kaldırabileceğin bir süreç değil'' dedi. Zaten ekrana, odamda konuşurken bile yorgun, gözlerim dolu, zor konuşuyordum, mırıldanıyordum. ''Büyük bir ihtimalle o çift terapisine katılmayacak, vazgeçmiş olacak'' dedim, önemli değil, amacımız senin tükenmişliğini onarmak dedi. O yüzden artık buna odaklanamam, amacım ve umudum artık elele çabalamak değil, ''farkındalık ve kabulleniş'' dedi doktor, olmadı bunlar, olmayacağını biliyorum, beni hasta kabul etmek ve her şeyi bana yüklemek çok daha kolay, yaşadım en acı haliyle. Her çırpınışım dindi. Sadece işin uzmanı birinin beni anlaması, yaşadıklarıma objektif bakması ve şüphe götürmez şekilde gerçek olan durumu bana söylemesi. Artık her hafta ekran başında, yavaş yavaş hislerimi ve düşüncelerimi düzenlemesine, temizleyip arındırmasına izin vereceğim. Artık umut etmek, inanmak, sevmek ve sevilmek değil, iyileşmek istiyorum. Sevilemez ve vazgeçmesi kolay olduğumu da kabullendim. Her şeyi, hepsini. Hayatla kopmuş tüm bağlarımı daha sıkı kurmak ve bir daha kimsenin açık yaralarıma tuz dökecek kadar yakınıma gelmemesini sağlamak, bir kale duvarı olmak istiyorum. Seanstan sonra sokağa çıktım, bu hafta ikinci kez. ''Başladım yürümeye, bir de baktım yine baştayım.'' diyordu Mavi Sakal, ne harika bir şarkı sözü. Kim bilir kaçıncı kez aşmakta olduğum agorafobide, minik çok minik adımlar. Kedileri beslemek. Artık kedi sevemiyorum, gözümün önünde hep Şeker, hep acı, sadece 20 dakika, birkaç yere kurumama, sonra ev. 

  İlk defa baharın gelişi sevinç değil keder veriyor. Şeker'siz girdiğim bir bahar, ne anlamsız, ne acı verici. Balkonu açıp birlikte havayı koklardık, önceleri çok soğuk diye içeri kaçardık. Sonra güneş ve ısı arttıkça, balkondaki keyif saatlerimiz başlardı. Şeker'in sandalyesini çıkarmamla, hemen üzerine hoplayıp oturur, yalanmaya başlar, tamamen temizlenince mayışıp uyurdu. Ben de elimde kahvem, onu izleyerek oturur, arada başını, çenesinin altını güzelce kaşırdım. Bahara kavuşmamız harika olurdu. Onu özlemekten nefesim kesiliyor, fiziksel olarak canım acıyor, ellerimi sıkıyorum, ağlamamaya çalışıyorum. Dayanamıyorum. İnanamıyorum. Başka şeylere üzüldüğümde büyük suçluluk duyuyorum, yas vaktimden çalan bitmez acılar, onlar nasılsa bitmeyecek, ben Şeker'e ağlamak için, bir süre canımı yakmaması için müsaade istemek zorunda kaldım. Benim kalbim en acı kaybıma yanıyor. Bir yandan da üşüyor, kalbim üşüyor. Ah bebeğim bu acı nasıl geçer, son günlerin hep gözümün önünde, son nefeslerin, çaresizliğimiz. Ah bebeğim, aşkım, kedi kızkardeşim, ablam, ismini sayıklayıp ağlıyorum. Seni çok özledim çok. 

  Önümde 26 Şubat var, içimi acıtan. Benim bayram günümdü. Benim coşkumdu ve sevdiğim tek kırmızı o güne aitti. Yılbaşından, doğumgünümden daha çok severdim, 2009'dan beri, öyle alışığım ki sevgimizi kutlamaya, o gülleri ilk alışımdaki heyecan ve şaşkınlığı tekrar tekrar yaşamaya. Bu sefer yok. Sessiz ve soğuk geçecek, ben eski fotoğraflara bakacağım, iki hayaletin saf sevgisine, umuduna, kendi gözlerimdeki aşka bakacağım. Fenalaşma ve sinir krizi olmasın, ağlamakla atlatayım umarım. Neler neler beklemiştim umutla, umutlarıma ağlayayım. Sonra bahar, beni zorlayacakları o korkunç süreç, acımasızlıklar, suçlamalar, kötü sözler. Ortalığa dökülen çirkinlikler. Böyle bitmemeliydi, böyle yarım kalmamalı ve bu şekilde harcanmamalıydı. Doktorum şu an hepsinin yanlış olduğunu ve kesinlikle bir karar alma ve uygulama halinde olmadığımızı söyledi. Ne onun, ne benim. Hastaneye yatacak hale geldiğimi biliyordum, bu yüzden biraz nezaket ve iyilik çok istemiştim, can havliyle. Çok zarar gördüğümü, yazdığı tanının tedavisine uymamı, yakın geleceği ve kaygılarımı şu an biraz bile düşünmememi, zaten tükenmiş olduğumu söyledi. Bunları dinlemeyecekler, ona da söyledim. Ben yaz boyu ve sonbahar boyu umutla beklerken, aslında terk edilmeyi beklemişim bilmeden, onların benim toparlanmamı beklemeyeceklerini biliyorum. İki mevsim, inandım, farklı baktım, imkanlar gördüm, çabaladım, peşinden koşup yalvardım. Ne inatçı ve tükenmek bilmeyen bir umut ve inançmış. Telefonda ''Bitti artık anla bitti'' diye sökülüp atılan, bir yüzyüze sevgi dolu, uzun bir konuşmaya bile layık görülmeyen, sonrasında öpüşmeler, sarılmalar, ''Seviyorum'' çaresizlikleri. Ben nasıl tükenmeyecektim ki. Tükenmişlik Sendromu... Zaten hissediyordum, duymak ve kabul etmek başka bir şeymiş, nasıl tedavi edilebilir bilmiyorum, umursamıyorum, iyileşmeye inanmıyorum. Çok kötü haldeyim, çok sarsılmış, çok aşağılanmış haldeyim. Yazmam gerek ama yazmaya bile dayanamıyorum daha fazla. 

  Terapiler, ne yaşadığımın bana izah edilmesi, asla sökülmeyecek gibi duran sevgimin, tedavi edilmesi ve bir daha asla ısınmayacak kalbim, ellerim, buz tutan ruhum. Benim çok güzel, ufak, bana çok çok yeten bir dünyam vardı. Ben o dünyaya şükrederdim, bozulmasından deliler gibi korkardım. Bildiğim dünyam paramparça oldu, her şey kırıldı. Umut, inanç, hayal kalmadı, ben bunlarsız yaşamayı bilmiyorum. Ben yaşayamıyorum. Şeker, keşke yanımda olabilseydin şu an, ben dayanamıyorum abla, çok acıyor. Daha da çok acıyacak. Dayanamıyorum.