26 Mart 2015 Perşembe

Böyle olmak.

Belki her şey (ama cidden her şeyin her bir parçası) geçtikten ve ben atlatabildiğimi gördükten sonra, tüm anksiyeteliler için, depresyondakiler için bir şey yaparım. Kendilerini daha iyi hissetmeleri, evden çıkabilmeleri, gündelik hayata adapte olabilmeleri için bir şey. Şuanda çok ihtiyacım olan, ellerimde olmayan, beni hayatımdan alıkoyan bir şey, ne ise o, neredeyse o.

Nasıl derinlere battığımı, nasıl da hiç yoktan nefessiz kaldığımı kendim de anlamıyorum. Bu sadece oluyor. Bir gün daha, sonraki gün de, ve bir anda bir hafta geçmiş, o hafta on günü bulmuş, sonrasında ise koca bir ay geride kalmış oluyor. En yakınlarıma anlatamıyorum, izah edemiyorum. Sadece böyle olabiliyorum.

Kendim için basit bir çizim yaptım, yatak odasına koydum. İnanmaya her şeyden çok ihtiyacı olan bir inançsız için, kendime en iyi dileklerimle.



23 Mart 2015 Pazartesi

Uykuya dalmadan tam olarak bir saniye önce

Gecenin geç saatleri, yarı uykuda, yarı düşüncedeyim. Düşünceler çokça soyut, yer yer bir anlama bürünüyor, kelimelere dönüşüyorlar zihnimde. Dün gece de olduğu gibi, ondan birkaç gece önce de olduğu gibi, birkaç yıldır ve çocukluğumda da hep olduğu gibi. Uykuya dalmadan hemen öncesi bu an. Uyku bir fincanı karıştıran çay kaşığı gibi, her şeyi eşit oranda koyu ve derin yapmadan önce, hemen önce, elimden tek gelen zihnimin soyut basamaklarını takip etmek, biraz daha düşünmek, biraz daha o fincanın içine eşit olarak dağılmak.

İşte aklımda oluşuyor, önce bir cümle. Sonra ondan biraz farklı ama ona uyumlu ikincisi, üçüncüsü onu mükemmel tamamlıyor, dördüncüde artık ben dahil herkes, her şeyi anlamaya başlıyor. Bu cümleler mükemmel! Yattığım yerden bakınca bu bir hikayeye de dönüşebilir, bunu bir şiire çevirebilirim, belki resmini de yaparım. Bu ne güzel bir anlam yoğunluğu, gülümsüyorum. Bunu benim zihnim yarattı, bunu gecenin sessiz bir saatinde ben yarattım! Hemen yazmalıyım bu aklıma gelenleri, zaten baş ucumdaki boş defterin amacı bu, uykuya dalmadan hemen önce zihnimde beliren o güzel cümleleri, hikayeleri, resimleri yazmak. O bir düşünce defteri. Ben bu düşünceleri sabaha unutuyorum, ama gece uyumadan hemen önce o kadar net, o kadar izleri belirgin ki, unutmayacağıma emin olarak uykuya dalıyorum. Dün gece muntazam bir sırayla aklımda beliren o şiir gibi, neydi içinde bir sokak kedisi vardı, kaldırımlar vardı, iki üç çocuk, şekiller, biçimler. Bu cümleler beni tarihe geçirecek, bu cümleler beni sonsuz yapacak. Bu cümleler ben dahil herkesin beni tam olarak anlamasını sağlayacak.

Bu cümleleri, unuttum. Bu sabah uyandığımda hepsi buharlaşmışlardı, sokaklar, kedi, çocuklar, gece ziyaretime gelen kelimeler onlar mıydı (bundan da emin değilim günün bu saatinde) Onlarla oynadım, onlara şekil verdim, onları zihnimin derinliklerine kaydettim.

Derinliklerde kayboldular. Çok güzellerdi, tek hatırlayabildiğim bu, keşke başucumdaki defterde olsalar şuan. Onları şimdiden özledim. Başka bir zihinde, başka bir gece dans etmelerini umarım.

22 Mart 2015 Pazar

Ekinoks sevdiğim bir kelimedir.

Sevgili bahar, büyük bir özlemle, aylardır bekleniyorsun. Üstünden atlayacak bir şenlik ateşim ya da dileklerimi gömecek bir gül ağacım olsaydı, senden şifa dilerdim. Doğanın şifasına ihtiyacım var. Bu kış çok dağıldım, çok yoruldum ve hırpalandım. Günler yeşillendikçe, aydınlandıkça ve canlandıkça, seninle birlikte güzelleşmeyi ve uyanmayı diliyorum. Bunu istediğin toplumun, istediğin ritüeline uygun bir dilek kabul et, üzerime kuru bir daldan, bir güzel kayısıya dönüşen yolda, penceremdeki ağaç nelere ihtiyaç duyuyorsa onları serp.



Çok eskiden okuduğum o güzel kitapta ''Geceyarısının Peşinde'' isimli romanda sıkça geçen cümleydi, ''Sizi çok uzaklardan gördük ve açlıktan ölüyoruz.'' Bir şifacının insanları ve hayatı karşılama cümlesiydi bu, hiç çıkmadı aklımdan. Cılız ve halsizim, ama kendimden çok senden umutluyum. Hoşgeldin.

12 Mart 2015 Perşembe

Analog zamanlar





  Nostalji, benim ilacım, terapim, sığınma alanlarımın en sıcak renklisi ve battaniyelisi. Bir fincan çay gibi güzel. Eyüp'de o zamanlar, bostanlar, iki katlı evler, köşkler, ferah ve büyük sokaklar vardı, pek çok ağaç, pek çok çiçek ile birlikte. İki katlı, cennet bahçeli anane evim, büyütüldüğüm, güldürüldüğüm, çiçek ekmeyi, sulamayı, kedileri sevmeyi, çok mutlu olmayı öğrendiğim ev. Annem, annemin güzelliği ve masumiyeti. Kaktüsleri, geceliği, kabarık, simsiyah saçları. Babam ne kadar zayıf, ne kadar genç, mutlu. O semt çok değişti, o evin izi bile kalmadı, ama benim zihnimde o kadar canlı, o kadar gerçek ki hala. Ne zaman ihtiyaç duysam, gece rüyamda o evde bulurum kendimi, ortancalara bakarım, ananemin kurduğu salıncağa otururum, dayımın ektiği cam güzellerine, lalelere ve çileklere bakarım, dokunurum. Kokusu bile aklımdadır, birkaç kelime ile o koku, eski kumaşlar, ıslak toprak, taze çilek reçeli, kızarmış ekmek, soba, kömür ve hanımeli kokusu, tek kelime ile ise, nostalji kokusu, misler gibi.


11 Mart 2015 Çarşamba

Şifa niyetine

 Her şeyin sürekli bu kadar berbat olmadığını hatırlatacak şeylerim var, onlara odaklanıp, netleştirmeye çalışıyorum. Yıldönümümüzün beyaz gülleri, ilk defa bu sene kırmızı yerine beyaz, her zaman güllere en çok yakıştırdığım renk. Yanında sevdiğim ressamların resimlerine geri dönüşler, biraz eli, biraz gözü beslemek için.


Bu hafta biten bir resim, toprağa çıplak ayakla basmaya duyduğum açlık, yabani gözlere, patilere dokunmaya duyduğum tuhaf hasret (insan bilmediği bir hisse nasıl hasret duyar) Benim için bunları deneyimleyen, boyadığım kadınlar. Birisi daha bitti, yenisine geçtim. 

Annem ve Giacometti. En sevdiği heykeltıraşlardan biri, Pera Müzesi'ndeki sergide çok ama çok acıkana ve yorulana kadar gezdik. Alt kattaki ''Bizans'ta Şifa Sanatı'' beni biraz daha fazla cezbetmiş ve büyülemiş olabilir. Ama şu kadının, şu hüzün ve güzellik dolu kadının, bir büste dalıp gitmesi, bakışlarındaki kopkoyu melankoli, benim gördüğüm en güzel şeylerden biri. Benim Müze'm.

Bak bu çift biz. Ne kadar bunalırsam, ne kadar kafamın içinden çıkamayıp içerilerde kaybolursam kaybolayım, benim sağlam yanım aşık. (Aşık yanımın sağlam kalıyor olması da muhtemel.) Bu dalgaları ancak o kırabilir, o sakin ve dingin yapabilir, aynı O'nun tekrar coşturup, bir fırtına yaratabileceği gibi.

8 Mart 2015 Pazar

Kedi gıdısı



Hayattaki en büyük keyfim, kedileri onları en çok memnun edecek şekilde sevmek. Bu çocukluğumdan beri böyle, kediler el üstünde tutulmak zorundalar. Mutlu kedi, huzurlu nefes. Sürekli çevremde olan 4 kediden 3'ü, ''Kaşı kaşı, güzelce kaşı, patim yetişmiyor oralara'' diyorlar. İhtiyacı olan kimse kedisiz kalmasın.

Kanındaki zehiri tetiklemenin binbir ufak yolu (ya da Mutsuz Punk)

Yasemin Mori dinleme Eylül, bunu kendine daha fazla yapma Eylül, iyi gelmiyor Eylül.

Ama çok güzel, çok acıtıyor, acıttıkça güzelleşiyor, en güzel anında en çok yakıyor. Ne zaman bu kadar düşkün olduysam, o zamana eyvahlar olsun, yazıklar da, peki olsun. Bir süre dinlemem, 2008'den beri nasıl hayatta kalıyorsam, öyle düşe kalka devam ederim.

Kendine not: İnsan bir kez düşkün olur. O andan sonra, nelere düştüğü pek çok kez değişiklik gösterebilir (hatta yerde kaldığı süre de değişebilir.) ama düşkün, her zaman düşkün kalır.

1 Mart 2015 Pazar

Bu altıncı, bizimki.

Bu seneki 26 Şubat, geceden pişirdiğim iki tepsi cupcake, fonda Ella Fitzgerald'ın huzurlu ve nostaljik sesi, gece lambasının aydınlattığı loş ışıktaki salonumuzda, elele, dizdize geçti. Bana, yersiz bozulan moralime, belleğimin sürekli düştüğü (ve düşürdüğü) derin melankoliye rağmen. Bu ülkenin artık tahammül edemediğim, her yerime sinen acı verici, bitmeyen durumlarına rağmen.

Sevgililer gününde ''I tolerate you.'' diye bir görselle karşılaşıp hayran kalmıştım gerçekliğine. Öyle işte, zor zamanlar, tolore ediliyorum, tolore ettiğim pek çok şey de var, şanslıyız, biliyorum. Bozulmasından o kadar çok korkuyorum ki, kendim bozuyorum, kumdan bir kale gibi her şey. 

Koltukta ellerimiz yapışık otururken, dönüp uzun uzun yüzüne, çok sevdiğim profiline, alnına, burnuna, çenesine baktım, izledim O'nu. En halsiz anında bile kalbim hızlı çarpıyor, renkleniyor, buna bir kez daha şaşırdım ve sevindim. Seni çok seviyorum dalga kıran, şeker yanak, Evrim. Şimdi pencerenin önünde, puslu gökyüzünü izliyorum ve kendi kendime ismini mırıldanıyorum, ismin öyle güzel tınlıyor ki.