28 Mart 2012 Çarşamba

kenzo

ikea'da geçen bir günün sonunda, dışarı, güneşe çıktım. o an önümden birkaç kız geçti, birileri, birkaç insan... ve sonra o koku, o tanıdık koku. yıllar öncesine ait, ama yıllar sonra bile hiç unutmayacağım o koku.

ince uzun, cam bir şişeydi ve şişenin üzerinde kırmızı, ince uzun bir çiçek vardı. saçlarına, boynuna, tüm kıyafetine sıkardı onu. o zamanlar da parfüm hiç sevmezdim, burnum kırışarak ''çok ağır yahu, nasıl sürüyorsun bunu'' derdim. ve tüm gün o kokardı, gelip bizde kalırdı, evine gittiğinde yastığım kokardı hala, iki gün, üç gün..

içimizden insanlar, zamanlar ve mekanlar geçiyor, değişiyoruz, uzaklaşıyoruz, maddi ve manevi olarak uzaklaşıyoruz. en sonunda, bir zamanlar imkansız görünen o kopuş bile gerçekleşiyor. ve devam ediyoruz, kendimiz bile fark etmeden, kendiliğinden. kimimiz daha güvensiz, daha inançsız, kimimiz daha şanslı, daha mutlu. ben hangisi olduğumu bilmiyorum, belki hem güvensiz, hem şanslı, hem mutlu, değişik, karışık..

ama soğuk ve güneşli bir günde, çok tanıdık bir parfüm kokusu, 16 yaşımdaki hiçbir şey bilmeyen, sadece tıka basa sevgiyle dolu halime dil çıkarıyor, alay ediyor o halimle. artık iki farklı insanız.

25 Mart 2012 Pazar

dogo!



aklım hala dün gördüğüm, mıncıkladığım, çenesini koluma dayayıp uslu uslu duran dogo argentino'da. çocukluğumdan kalan bir ''köpek cinsleri ve köpek bakımı'' kitabım var. ordan her cinsin özelliklerini, ırkını, huylarını okumaya bayılırdım. şimdi hala internetten bakıyorum, kafamdan geçiriyorum ''kesin beagle alırım yerim olursa, yok efendim bulldog alırım, pointer da olabilir'' şeklinde. dün şu koca kafalı, kibar beyefendiyle tanıştıktan sonra, dogo argentino üst sıralara tırmandı hemen. artık gittiğim hayvan barınağında hangisine rast gelirsem o gün, yerimin olduğu, kedimin kıskanıp arıza çıkaramayacağı o gün. (hayvanlarınızı barınaklardan alın canlarım)


(son olarak jack russell kesinlikle uyumayı, rahatı, sessizliği, konforu seven insanlar için değildir.)

iyiden sonrası

kelimeler yardımcı olabilir, hatta kelimelerle toparlayabilirim etrafı, hiçbir şeyi halının altına süpürmeden. tertemiz yapabilirim olanı biteni.

bunalım. çift taraflı bunalım. çatışma. sözler. cümleler. sıkıntı. daha büyük bir bunalım. turuncu. günışığı. dostlar. bir tarafta fincan fincan çay. bir tarafta duble duble rakı. sessizlik.

uzlaşma.

uzlaşma en güzel kelimelerden.

ve geriye kalan hisleri kendime saklayarak daha değerli yapıyorum.

22 Mart 2012 Perşembe

iyi geldi

çok uzun bir günden sonraki gün, sıradan, bunaltıcı şekilde sıradan bir gün... uyandım, ağladım, uyudum, uyandım ve ağladım. hepsi benim kafamda olup bitiyordu, hiçbir şey net değildi, dayanamıyordum.

ceketimi alıp koşarak evden çıktım, sokağımdaki kuaföre girdim ve ''değişmek istiyorum!'' dedim, sesim biraz yüksek çıkmış olacak, adam hafifçe ürktü, oturun dedi. o bir şeyler sürüp renk açarken, sonra başka bir renk sürerken, enseme kadar saçları keserken, öne perçem atarken, sonra kurutup fön çekerken ben hep kendime bakıyordum aynada. ''gerçekten değişmek istiyorum'' diye tekrarlıyordum. öyle çok şeyi gözden geçirdim ki kendim hakkında. ama sadece kendim hakkında, kimsenin etkisini katmadan.

şimdi net ve turuncu bir kafam var. şeyler tuhaf bir biçimde bulanıklığından sıyrıldı, güneş henüz ısıtmıyor ama ortaya çıktı, ve şeylerin tuhaf bir biçimde parıldamasını sağlıyor.

9 Mart 2012 Cuma

fabian ciraolo






yapmak istediğim şeyi ben daha tarif bile edemezken, kusursuz biçimde yapılmışını görmek çok hoş bir duygu değil elbette.

yine de ilham almak, etkilenmek, hayran olmak gerekiyor.

http://fabianciraolo.blogspot.com/

1 Mart 2012 Perşembe

kedi dedi





kendisine de söyledim, ''sen benim gördüğüm en güzel kedisin'' dedim. ''ama gördüğün her kediye bunu söylüyorsun'' dedi. ''ama şuan sana söylüyorum, gel bu anı yaşayalım'' dedim. çenesini elime koydu ''o zaman ben biraz purrrlayayım şurda, çaydanlık gibi sesler çıkarayım'' dedi. ''bu benim en sevdiğim ses'' dedim. ki her duyduğum sese bunu söylemiyorum. sonra saatler geçti, kedi kalktı gitti, içerdeki yerinde kafasını dinledi. sonra ben uyumuşum. uyandığımda yine sokulmuştu, patileri üşüdüğü için mi, yoksa ben onun gördüğü en güzel insan mıyım, bilmiyorum. çaydanlık gibi sesler çıkardığı sürece sorun yok, hayat güzel.