20 Haziran 2014 Cuma

the table with a view


 ve bir köşesinde de kedim uyusun.
 fonda radyo eksen çalsın.
 çay ve kahve hep bulunsun.

19 Haziran 2014 Perşembe

havayla birlikte değişen

   Bazen bazı kelimelerin var olmasını istiyorum, en çok da sıfatların. Mesela ''hava şartlarıyla birlite hızlıca değişen ruh hali, insan, hal ve durum'' için bir tek kelime olsun, ben onu kullanayım kendim için. Şuan çok daha iyiyim, çünkü ''o'' oldu diyeyim. O oldu ben uyurken, bezgin bir akşamüstü uykusundan gökgürültüsü sesleriyle uyandım. Serinlemişti, esiyordu ve yağıyordu. Bendeki umutsuzluk bitmişti, uyumak ve yağmuru kaçırmak istemiyordum.


  Yeni tariflere bakmaya devam ediyorum. Haftalar önce sevgilimle okuduğumuz sağlık yazısından sonra, eti çok ama çok azaltmaya, sütü tamamen kesmeye, bütün yağları zeytinyağına çevirmeye karar vermiştik. Bunu her nasılsa bozmadan uygulama devam ediyoruz, hiç sıkıntı çekmeden hem de. Bizim kadar etobur iki insan, en son ne zaman et pişirdik ve yedik hatırlamıyorum, anlaşıp fast food'ları tamamen keseli ise iki yıl oluyor. (Pizza hariç, ah o muhteşem pizza'lar, onlar fast food değil de cennet yemeği sayılmalı) Böyle giderse bir gün, gerçekten temiz beslenmeye başlayabiliriz. Ve ona yemek pişirmek, ona da söylediğim gibi, ona sarılmak kadar güzel.

  Ben yazarken devasa bir gökgürültüsüyle camlar titredi. Asterix olsa ''Gök başımıza yıkılacak'' derdi. Asterix ve Kedi Şeker'in ortak bir noktası var. Faltaşı gibi gözlerle bana bakıyor ve bir açıklama bekliyor. ''Şeker'cim'' diyorum başını dalgın dalgın severken, ''Sen de o'nlardan birisin, havayla birlikte değişen.''

Biraz yağmur isteği

  Yapış yapış yaz günleri, her biri öncekinin aynısı, muhtemelen sonrakinin de. Neyi kaydedeceğimi bilmiyorum buraya, düşüncelerim hiç parlak görünmüyor, yaptıklarım bir zorundalık ile atılmış ufak adımlardan ibaret. Kaydetmezsem, gerçekleşmemişler gibi olur deyip, yazmayı erteliyorum.

  Cunda'da üzerimde olan o canlılık, her yerde gördüğüm renklerle içime dolan boyama isteği, aydın ve güzel insanlarla çevrili olmanın verdiği ferahlık ve umut, sanıyorum İstanbul'daki ikinci ya da üçüncü günümde tamamen kurudu. Etkisinin daha uzun sürmesini beklerdim, ama bu kirli kaos şehrinin ne kadar acımasız olduğunu çabuk unutmuşum.

  Bir yağmur yağsa bugün. Bu hafta her gün meteoroloji sayfasına takıntılı şekilde bakıp beklediğim o serin yağmur, bugün yağsa. Daha fazlasını beklemem.

13 Haziran 2014 Cuma

Cunda olduğu gibi.






  İşte ne kadar güzel olabilirse, o kadar güzeldi yine. Bu sefer, geçen seferki Cunda ziyaretlerimizden farklı olarak, evleşti burası, hem annem, hem benim için. Selamlaştığımız, gülümsediğimiz yüzler, her gün mutlaka uğradığımız yerler, nerede beklediğini bildiğimiz kedi ve köpekler yerleşti zihnimize. Bir de üstüne karşıma hep şaşı kediler çıkmaz mı, kucağıma oturup mırıldanmazlar mı, bende bir neşe, bir neşe...

Biliyorum, yakın bir zamanda buraya taşınmaya başlayacağız. Bahçemize çiçekleri, ağaç fidelerini alacağımız sera bile belli, her gün önünden geçerken içimizden seçtik hepsini. Taşkahve'nin eli ve ayağı Mustafa Bey, Çarşı'daki tatlı ve nazik Gül Hanım, gür kahkahalı Aşiyan Osman falan, hepsi hazır. Kediler ve köpekler hazır. Onların kulaklarına tek tek fısıldadım, ''Bir gün hiç dönmeyeceğiz buradan.''