28 Ekim 2013 Pazartesi

cheek to cheek

Üç gününün içine iki mevsim sığabilir, birkaç ay, rüzgar çeşitleri, farklı farklı arkadaşlar.

Üç gün çok uzun geçebilir yani.

O her zaman haklı olduğunu söylediği halde, bildiği pek çok şey yanlış olabilir, bunu kabul bile edebilir.

Ben en sonunda ve ilk kez, istediğim gibi seviliyor olabilirim, bunu kendime çok görmeyi bırakabilirim. 

Ben mutluluktan konuşacak kelime bile bulamayabilirim, (ama o anda bile elbette konuşabilirim.) Kalbimde parlak bir supernova oluşabilir duyduğum o sözün güzelliğinden. Susmayı neredeyse başarabilirim. Ve bir yabancı o an yanımda olup, olanları izlese ''Eee ne var ki bu kadar mutlu olacak?'' diyebilir.

İşte biraz tuhaf bir oluşum o ''şey'', mantıklı bir şekilde izah edemiyorum. 


23 Ekim 2013 Çarşamba

I hurt myself today.

  Sanki istediğim her şeye sahip olabilirmişim de, son anda kaçırmışım gibi geliyordu. Yanlış bir cevap, yanlış bir saat ve bakakalıyorum hepsinin ardından. Oysa çok güzel olabilirdik.

  Ah zavallı, küçük, zengin kız (derdi Eddie olsa, ki değil) hiçbiri olmadı. Ben hala hepsine sahibim. Hep ''bir an''ın gelmesinden ve o an her şeyi mahfetmekten korktum. Harcamaktan, rezil etmekten, çok üstlerdeyken ''bir an''da hepsinden olmaktan. Hiç başıma kalmaktan.

  Hala her şeye sahibim ama sanki, milimetrik kum taneleri ilerleyişinde azalıyorlar. Bir süredir bu böyle, azalıyorlar ve sahip olduklarımı yitiriyorum gibi geliyor. (Azalan ne? Neyim daha az kaldıysa hepsi, soyut, somut, kedimin tüyleri, aklımın umut kümeleri hepsi, neyim varsa) sonra anlıyorum ki, o ''bir an'' hiç gelmeyecek. Yavaş yavaş, fark etmeden, sessizce yitirmek en kötüsü olabilir. Cevaplayacağım, yanlış bir şekilde cevaplayacağım bir soru sorulmayacak. Kontrol sınırlarımın içindeki her şey mükemmel. Ama kum tanelerine müdahale edemeyecek kadar iri ve kabayım.

  Şimdilik hiç yoktan kederlenmeye hakkım var bu yüzden.

11 Ekim 2013 Cuma

güne Şeker'le başlamak

08.00
Şimdi koridordan koşmaya başlasam, iyice hızımı alıp şu göbekte patlasam, oradan cam kenarına doğru hızla sekip uçarım.. Baktım uyanmıyor, aynısın tam tersini de yaparım. Evet, evet. Hazırsam başlıyorum hoooopp!!....

11.00
Uyanmayacak yok, o kadar zıpladım, gittim yarım saat sıkıntıdan kumumu eşeledim, hala aynı. Şuan bir parça ıslak mama için bu evi yakabilirim.. En iyisi dibine girip avazım çıktığı kadar haykırayım da içimde kalmasın... Maaggoorrvv.... Meğğaaöövv.... Hahaa ay sinirim bozuldu neler diyorum ben, saçmasapan konuşuyorum. Dur bir de gırtlaktan alayım; Mırrrroohhvv??! (Ohaha çok eğlencelii ben şimdi inekmişim) Mööğğoorrvvv!!!...Oh uyandırdım. Yaa Eylül hanım sürüne sürüne gidersin böyle mutfağa. Adam olacaksın, ufacık keseceksin o mamaları, bir patime en az 10 parça sığacak. Bakayım? Daha ufak böl vallahi yemem.

11.10
Nereye kayboldu bu hemen, yatağa mı kaçtı yine? Balkon kapısını açmadı, ben şimdi nereden su içeceğim, kendi su kabımdan falan mı sanıyor? Dünyada olmaz. Mörrröööeevv? Moggoorrv?!! Gel kız buraya. Heh. Suluğuma kavuştum, neden bunu balkonda bırakırlar ki.. Hmm içine tozlar yağmış, yapraklar da düşmüş nefis... Fakat o ne? Bir sinek, mmm sürprizlerle dolusun balkon. Tamam tatlım, sen uyumaya dönebilirsin, buralar bana eman..oha kumru geçti!!



Bir ara aynı saat dilimini kendi açımdan da yazmalıyım. 


7 Ekim 2013 Pazartesi

heat

ben şehirleri tabanlarından sarsarım ve evleri, (odaları da.)
bu baş ağrıtan bembeyaz duvarların senin
dilleri var onlar bile beyaz, fısıltıları açık mavi.
derdime bir dert de sen koy.
dalgakıran.

ben bir gün bir ''yeter'' haykıracağım,
geri adım atacaklar.

4 Ekim 2013 Cuma

yavaş.

  Dönüşüm sürecimi tamamladım. Artık çatık kaşlı, huysuz, evinden çıkmayan ihtiyar bir adamım. Elinin ayarı kaçmış Ekim ayı utansın. Havanın en soğuk olduğu gün bozulmayı başaran kettle utansın. Demliğin altı sürekli açık, kaloriferler yanmıyor, yorgan altındayım iki gündür. Alaska'da bir klubede inzivaya çekilmiş gibi hissediyorum. Tek güzel şey, çok üşüdüğü için dibimden iki adım öteye gitmeyen Kedi Şeker. Kedi Şeker benden de tahammülsüz soğuğa karşı, yemek yemek için bile yatağı terk etmiyor.

  Pazar günü oysa, tişörtle çıkmıştık evden. Sultanahmet'te, Arkeoloji Müzesi'nde elele geziyorduk. Soğuk kahve içiyorduk. Üç gün sonra eve aynı tişörtle ve üzerine dandik bir kot gömlekle döndüğümde titriyordum. Yorganın altına çarşamba günü yerleştim, şuanda ihtiyacım olan yemekler, filmler, kitaplar, kahve ve su bir kol boyu mesafemde, hava durumuna göre pazartesiye kadar burdayım.

Ne fazla sıcakta, ne fazla soğukta benden hayır yok. İşlevsizleşiyorum. Ki, zaten fazla işlevi olmayan bir insan için, yapabildiklerini de yapamıyor olmak, sadece uyumak için yeni bir bahane. Ben sık sık, elimi ayağımı çekerim. Üzülürüm de bu halime, ''Keşke böyle olmasaydım'' da derim sık sık. Ama farklı olmak adına, bir tane değişkene bile dokunmam. Konuştu benimle, ellerimi eline aldı, pazar ile çarşamba arası bir günde, bir günün sabahında konuştu. İnsanlar zamanımın büyük bölümünü uykuda geçirmemden rahatsız oluyorlar. En yakınlarım ise nefret ediyor. Çünkü ben uyumuyorum, uykuya kaçıyorum resmen. Farkındayım da kendime yaptığım bu ayıbın. En azından hava bu kadar anormal soğuduğu zamanlarda bir bahanem oluyor, işlevsizliğimin de, yorgan altında yaşamamın da bir bahanesi oluyor. Güneş açarsa ne yapacağım? Herkes kendini coşku içinde sokaklara attığında, mutlu hissettiğinde ve bunu benimle paylaşmak istediğinde, ben ne yapacağım?  Neyse neyse, bu kadar yüzleşme yeter şimdilik, bu durgun ve sessiz anların hareketlenmesine gerek yok. (kafamın içinde bile kaçmak var (tamam sorgulama daha) )

  Annem bugün başucuma bir paket lokum getirdi. Kahve doldurmak için mutfağa gidip geldim, bir de baktım ki Kedi Şeker iştahla açıkta bulduğu bir lokumu yalıyor. ''Napıyorsun sen?? Terbiyesiz!! İn çabuk aşağı!!'' diye haykırdım. Poposuna hafif bir şaplak patlatarak. Hiç tınlamadan, transa girmiş gibi lokumu yalamaya devam etti, kucağıma alıp yere indirdim tombiği, aynı hızla çıkıp gömüldü yine pudra şekerine. Tatlı görünce gözleri dönen bir kedim var, bu hayattaki en büyük neşe kaynağım.

(Pazartesi ısınacakmış.)