24 Temmuz 2021 Cumartesi

''Kapanışta açılırım.''

  Bu söz Harry'nin altın Snitch topunda yazıyordu, en sona geldiğini anladığında, Harry istemsizce snitchi açabilmiş, içindeki diriltme taşını kullanmıştı. O cümle de aklıma kazınan sonsuz sayılı cümlelerden biri.

  Sonunda gerçek inziva. Buraya bile nasıl çırpınarak, nasıl nefessizce anlatmışım hislerimi, yaşadıklarımı. Geçen hafta. Geçen aylarda, her kırılıp yıkıldığımda. Yaralı hayvan gibi bağırarak, uluyarak, anlaşılma ve yardım beklediğim günleri bitirdim. Daha o gün. O aylardır, acıyla ve aralıksız ''Beni kurtar, bana yardım et, bitiyoruz, bitiyorum.'' diye haykıran halimle, birden susuverdim. Sesimin de bir sonu varmış. Ah sessizlik. Kendime en büyük yardımı ben yaptım, kendime ihtiyacım olan tek şeyi kendim verdim; mutlak sessizlik. Twitter bokunu kapadım, whatsappı sildim, telefonumu 3 gün hiç açmadım, sonrasında artık hep uçak modunda; tüm sahte insanların ve sözde yakınların olası aramalarına kapalı. Ben yokum, artık hiçbiri için yokum. Kimseyi, kimseyi duymak istemiyorum. Artık anlaşılmak ve onarılmak da istemiyorum. Bu yaralar öyle derin ki, bunları yapanlar onarmamış ve aldırmamışken, artık ancak ve sadece zaman, o da bir kısmını. Kırıklarım içimde. Senelerin hatıraları, sözleri, olayları ve ardından gelenler içimde. Hafızamın bana acımasını ve büyük kısmını Eternal Sunshine'daki gibi silmesini çok isterim. İki ayrı kişi, iki ayrı en yakınım. (Annem elbette konu dışı, o benim en güzel parçam, ben de onun parçasıyım, şükürler olsun varlığına ve yanımda oluşuna) o iki yakının bıraktığı kırıklar ve hisler o kadar ayrılar ki birbirinden. İkisi de çok acıtsa da, dostluğu hiçe saymak, geçen tüm seneleri ve tüm paylaşımları kirletmek, çamura bulamak ve en zayıf halimde bile isteye, hem de ben sayısız kez özür dilemişken (hasta olduğum zamanlar ve diğer tüm felaketlerim ve bunlar sırasında veremediğim dostluğum için, pişmanım ama evet, beni sayısız kez özür diletti, diledim) yine de nefes aldırmadan suçlamaya, kendime olan son güvenimi de paramparça etmeye keyifle devam etmek... Bu yediğim en büyük, en kötü, en onursuz kazıktı. Haberi bile yoktu zaten halimden, nasıl yalnız ve bitik olduğumdan, haberi olsa da aldırmazdı, hep acımasızdı ve sert davranmayı, aldırmamayı lütuf sayardı. Elbette kız kardeş değildik ve hiç olmadık, olmamışız. Bir insana yapılabilecek en büyük kötülüğün, onun sırtını dayadığı ve içine huzur veren sevgisini alıp paramparça etmek olduğunu gördüm, yaşadım. En iyi dostum dediğim son insan aldattı beni. Sindiriyorum, neyse ki bu tip şeyleri çok yaşadım (maalesef yaşattım da, bu kadar insafsızca ve sert olmasa da, bu acı elbette boşuna değil, ahını aldığım insanların verdiği bir ders olmalı bana, kabul ediyorum ve alıyorum dersimi her zerresiyle) geçip gidiyor, izi kalacak kesinlikle, geçeceğine de bir o kadar eminim.

  Diğer acım... Benim güzel acım, benim onurlu, erdemli, çaresiz acım. Ağlıyorum halsizce, sabah, öğlen, pek bir şey yiyemedim de, çok üzgünüm. Daima iyilikle ve sevgiyle hatırlayacağım. Senin de, benim kadar yorgun olduğunu biliyorum, elinden başka türlüsü gelmedi, onarmak istedin ama zaten kendin çocukluğundan beri yaralısın, kederlisin, öfkelisin, onaramadın ne beni ne kendini. Sevgim, saygım, verdiğim değer çok büyük. Kırgınlıklarım öylece kaldılar, yaralar öylece açıklar; olsun be, insanız. Hem de ne iyi, ne sevgi dolu iki insanız. Berbat bir seneydi, olacakları tahmin edip dahil olmamızı istemediğim bir kurumun çatısı ve baskısı altında, berbat, hadsiz ve acımasız insanların bitmeyen müdahaleleri ve dolduruşlarıyla, biraz da senin sinirin rayından çıkınca ve benim başıma gelen felaketler bitmeyince, olan oldu işte. Her şey kırıldı, döküldü, indi aşağı. Özür diledin beni dinlenmeye bu eve getirirken, onaracağını söyledin, iki hafta geçmeden ise öfkeyle, onaramayacağını, bıktığını ve pes ettiğini. Ben onaramayacağını çok zor kabullendim ya da hala kabullenmedim, pes etmem gerektiğini biliyorum, sen pes ettiğini biliyorum, geriye kırıklar kaldı. Ben onları güçlendikçe sararım, temizlerim, eritirim olduğu kadar. Geriye lekesiz, dürüst, birbirimizi bildiğimiz ve gördüğümüz sevgimiz kalır, o da bana ömrümce yeter, minnettarım. 

  Gerisi, sessizlik. Kimse yok. Annem, şifacım ve dostum, ailem ve yoldaşım olarak yanımda. Şeker'im, artık onun bana bakmış olduğu kadar, benim de ona baktığım, ilaçlarını içirdiğim, yaşlı halini kabullendiğim ve her sarılmamıza şükrettiğim ruh eşim, ablam, kedi prensesim yanımda. Sonunda kendimi sözlerle, cümlelerle, ekran sayfalarına ve insanlara değil, sadece resimle ve kağıda ifade ediyorum. Çizgilerle, karalamalarla, mürekkeple ve tarama ucuyla çığlık atıyorum, ağlıyorum, halimi açıklıyorum, hepsi bir desen olup geride kalıyor. İyi geliyor. En sonunda, sadece, sessizlikte hızla çizen kalemimin sesleri, hepsi bu.  

19 Temmuz 2021 Pazartesi

Bu bitki, dibine asit dökülerek kurutuldu.

 Bir ay içinde iki aşı, iyi. İki kazık, çok ağır. En yakınlarımdan derdim ama en yakınlarım olmayı epeydir bırakmışlardı, ben var sayıyordum, sevilmek istiyordum. Biri, bana yer olmayan ve bana yer olmadığını aylardır belirttiği, hayatımdaki kendi seçmediğim acılara ''bahane'' diyen ve benim sıkıntılarımdan arınıp, yeni ve güzel hayatını kutluyor. Hepsi, fazlası, hırsla beklediği mutluluk onun olsun, üstünden akıp gittiğini söylediği ama içine akmış ve zift gibi bir düğüm olmuş tüm nefreti, kini benden uzak olsun artık. Diğeri ve canımı en çok yakanı ise, ah zor, çok zor,  sadece canımı çok yakmaya ve bir güzel söz için yalvardığımda daha da kırmaya devam ediyordu. Nasıl katlandım, nasıl izin verdim ve neden inatla güzel sözler bekledim, belki hayatta tutmak için, kurumuş bitkiyi.

 Geçmiyor. Geçiyor. Yok geçmiyor.

Korkunç şeyler yaşatıldım. Hayatımın her yönden sınandığım senesinde. Pandemide. Salgın şartlarında eve kapanmışken Sanık olmuşken. Sağlığımı yitirmiş, fiziksel acıdan çıldırmışken. İşsiz parasız kalmışken. Yalvar yakar, iğrenç insanlara, onurum kırılarak hiç kazanmadığım kadar fazla parayı ödemişken. Sinir krizleri geçirmişken. Korkunç şeyleri yaşatan o ikisi de dedi ki; ''Neden hepsi seni buluyor, neden hep acı çekiyorsun bir düşün.'' Sadece ikisi bunu demeye cürret etti. Elimde olmadan bozulan sağlığımdan, kas hastalığımdan, sistemin parası yolunabilir kolay bir çerezi olmamdan, işsizliğimden, bunalımımdan... Kendimi sorumlu tutmamı ve sorgulamamı. Sadece ikisi, dünyamın yıkılmasından beni sorumlu tutmaya kalktı. Belki hiçbir şeye merhem olmamanın, her şeyi daha da zorlaştırmanın ve en ihtiyacım olan dönemde en kötü davranmalarının verdiği, ortak bir hadsizlik, ortak bir gaddarlıktı. Hiç beklemezdim. Çok acıdı. İki kereden fazla acıdı, sayısız kez acıdı ve öylece kaldı.

Ne kin, ne keder, sadece tedirgin edecek kadar sessizim. Bir de boş, bomboş. Her şey anlamsız.

Hayatımda hiç olmadığım kadar yalnızım, dertleşecek kimse yok, derdimi anlatma isteğim yok. 

Annem perişan edildi, hiç hak etmediği halde, gördüğü ve yaşadığı rezilliklere rağmen sadece sevmeye ve şefkat vermeye devam ettiği halde, bencilce ve duyarsızca perişan edildi. Pek şefkat görmemiş, şefkat göstermesi gereken zamanlarda sadece öfke hisseden, sevgi hissetmeyen bir çocuğa kol kanat gerdi, anne olmak istedi, epey de oldu aslında. Ama karşısındaki insan şefkat istemiyordu, koşulsuz sevilmek, hiçbir şey yapmasa hatta kötülük de yapsa kabullenilip sarmalanmak istemiyordu; hiç bilmiyordu çünkü bunları, aile olmayı, bekleneni vermese de çok çok sevilmeyi ve kucaklanmayı. Ben bile öğretememiştim tüm o aştığımız seneler, dertler, olaylar boyunca. Annemi de kırdı, ona da ihtiyacı olan sevgiyi vermedi, zaten çok bitmiş ve kederli olmasına aldırmadı, kendine hak bildi ve perişan etti onu da. 

Birbirimize sığındık. Şeker, ben ve annem, bizi koruyan odamıza geri döndük. Mayıs sonuydu. Şükür. Bu korkunç kışı, salgın dalgalarını, beni vuran dalgaları ve yakınlarımı aştık, sağlıkla ve bir bütün halinde, üçümüz yine buraya kavuştuk. Tek güvende olduğumuz yere. Sevginin olduğu yere.

İçimde o son gün, telaşla verilmiş sözlere inanmaya hazır cılız umutlar, en çok da kendimden alışık olduğum; bir süre geçtikten sonra tekrar acı çektirilmeyi göze alıp hevesle, heyecanla başa saracak olma umudum vardı. Aslında verilen sözlerin bomboşluğundan ve imkansızlığından çok, kendi salaklığıma güveniyordum. Affetmeyi başaracaktım, özleyecektim, yine kıracak olması fark etmeyecekti çünkü sevgim, saygım, bitmeyen umudum vardı. Hepsi kül oldu. Hepsini kalıcı olarak yaktı, ben gerçekten bağırarak ağlarken, yapma derken, hiç umursamadan yaptı ve yaktı. Sözlerini tutacak hali olmadığını söyledi. Yorulduğunu söyledi. Asıl o bıktığını söyledi. Tıpkı savunmasız birini saatlerce tekme tokat döven, komaya sokan birinin yorulduğunu ve kramp girdiğini söylemesi gibi, olan biten her şeyden yorulduğunu ve bıktığını söyledi. Dövüldüğüm yerde, iyileşmeden ve el verilmeden kaldım. 15 senelik, maalesef ''kızkardeş'' sandığım insan da, ben orada yatarken yanımdan geçti, bu perişan halimle onun neşeli, yetişkin ve parlak hayatına eşlik edemediğim için epeydir kızgınmış, bir tekme de o patlattı, sonra hızını alamadı, senelerdir içinde çok kalmış; ''ilgi açlığım, benmerkezciliğim, bencilliğim, onu sürekli sömürmem'' falan (nedense hepsi, ortak arkadaşlarımızın ve yaşı büyüklerin onun için kullandığı ve benim kondurmadığım sıfatlardı) bir sürü tekme yağdırdı iki gün. Sonra da neşeyle kokteyline, başarılı hayatına ve ''doğacak çocuğuna sakladığı şefkat içgüdüsüne'' döndü. Bu cümleyi maalesef unutamam, insanlığını yitirmenin, duygusuzluğun, bitmişliğin cümlesiydi. Ben herhalde, çocuk sahibi olmayı planlamadığım için, uzun bir süre berbat, özgüvensiz, kayıp olduğu senelerde ve özellikle son beş senedir aynı ve tek derdini  konuşmak için açtığı uzun telefonlarda, şefkatimi bolca vermiştim, kendim çok iyiyken ve parlarken de, aşıkken de, vaktim yokken de. İlişkisinde problem varsa, 52. kez ayrılma kararı almışsa, bu sefer kesin bitmişse, ben saatlerce telkin ettim, onun kalbi kırık diye hüngür hüngür ağladığım oldu, barışmaya ikna ettiğim oldu, hep sevgim ve ilgim onundu, herkesten önce onundu.  Şefkatin önlemez şekilde içten gelen bir sevgi sonucu olduğunu, tükenmeyeceğini bildiğimden ya da enayiliğimden. Şefkatin ancak bir kişiye yetecek miktarda olan, berbat haldeki dostuna daha fazla veremeyeceği, harcanırsa biten, para cinsi bir şey olmadığını bile bilmeyen bir insan, dahası, hissetmeyen, esirgeyen. Hayatımdaki en büyük hatadır, bu ilişki, en acı derstir. Dilerim bir daha asla duymam, görmem ve haber almam. Dilerim sırtımı yaslama hatasına düştüğüm son sahte insandır. 

Kalktım, odamıza, anneme, Şeker'e, hayatımdaki tek gerçek sevgiye ve güvene geldim. Uzaktayım. Bugün itibariyle ulaşılmaz, azarlanmaz, yalan söylenmez, manipüle edilmez ve canı yakılmaz bir mesafede saklandığımı umuyorum. Bir buçuk sene boyunca ne yaşadığımı ben çok iyi biliyorum, içimin nasıl solup bittiğini, neler duyduğumu, ne çok ağlatıldığımı, tüm özürleri ve tutulmayan sözleri. Yapan her zamanki gibi unutmayı seçti, çünkü hayatta kalmak, kendiyle baş etmek, vicdanını rahat tutmak ve alıştığı o yıpratıcı, yıkıcı düzene devam etmek zorunda. Ben o yıkıcı, bizi de sağ bırakmayan düzene uymadım, rahatsız ettim, rahatsız oldum. Ne kendimi, ne onu, ne bizi kurtaramadım. Anlamış gibi yaptı, anlamadı, yine unutmayı ve devam etmeyi seçti. Bir kez beni seçseydi, bir kez kendiyle yüzleşseydi, bir kez acı çekmek pahasına; ona ve bize yapılanları görecek yüreği olsaydı. Bir kez, benim göze aldıklarımı alsaydı. Gerçekten sevseydi.

Yokmuş. Ben ''Fazla hassas ve psikolojisi bozuk'' bir bahane olarak tanımlandım. Yine, hep olduğu gibi. Kendi yaptıklarından kaçması ve doğruyu söyleme adı altında yalan söylemesi gerekiyorsa, ben zor şeyler yaşamışımdır ve sinirim bozuktur, doğru budur, benim sinirimi kimin bozduğu ve beni kimin bu halde getirdiği önemli değildir, yine önemli olmadı. Benim zaten çok psikolojim bozuktu, benim zaten başıma kötü olaylar gelmişti, ondan anneme kaçmıştım, o evde tek başına kalmıştı, o çok üzgündü, o beni çok seviyordu. Eller tertemiz, vicdan rahat, ona acıyorlar ve ben ayıplanırken konu geçip gidiyor. Beni çok seviyor ama işte, benim rahatsızlığım var ve psikolojim bozuk. Kendimden kaçmak için, bozuk psikolojimi ben bu kadar kullanmadım. Yaşattıklarını her açıklaması gerektiğinde, kendine ya da benden nefret etmeye senelerdir düşkün çevresine, ''Onun psikolojisi bozuk, ondan oldu'' Ve ona acımalar ve ona hak vermeler ve ellerin yine temiz, vicdanın yine temiz. Keşke bir de içine sinseydi.

Tüm sahte yakınlardan, sevgi adı konmuş hastalıklı hislerden, acımasızlıklardan, senelerce kullandıktan sonra tükürüp atan ruhsuzlardan, sırtımdan haksız kazanç elde edip, üstüne pislik gibi davrananlardan, sanatçısını trajik biçimde ölmüş seven züppe sanatseverlerden, vefasızlıktan ve nankörlükten uzakta, dinlenmek istiyorum sadece. 

Hiç unutmayacağım. Hiç onarılmayacağım ve kimse pişman olmayacak. Reva görülen bu oldu. Her şeyin, senelerin, verdiğim sevgilerin, fedakarlıkların, çabaların, onardıklarımın, affettiklerimin, yerine getirdiğim ve fazlaca yükselttiğim özgüvenin, iyileştirmeyi başardığım aldatılma acısının, her haliyle her zaman sevileceğini hissettirmemin ve tükenmeyen, yorgun sevgimin geri dönüşü, layık görülen bu oldu. Sindirmeliyim. Artık sindirmeliyim ve dinlenmeliyim. Sadece boşluk var. Gittiler.

Artık kimseden iyilik ve sevgi beklemiyorum. Ben zaten bitmiştim. Ben birkaç kez bitmiştim. Beni sayısız kez, sonrasında özürler dileyerek bitirmişti. Diğeri geldi, o da bitirdi. Bir bitiren diğerine öfkelendi, sonra beni bir daha bitirdi. Yetmedi. Bitmedi. Beni yine ve yine bitirdi. Bittiğime emin olmadı. Bittim dedim, daha da bitiresi vardı. 

Artık huzur içinde dinlenebilir miyim?