Annemin doğumgünü için, üzerime çöken o koyu, ağır, acı hale ara vermeyi denedim. Verebildim şükürler olsun.
Küçük bir kız gibi heyecanlandı hayatımın güzelliği, ışıl ışıl parladı. O parladıkça ben de renk almaya başladım. Üç buket çiçeği, iki vazoya bölüştürdük, sarı, pembe, yeşil, beyaz. Minik hediyeler paketlerini saklayıp, gününde vermeyi başardım. Hediyelerinin hepsini koltuğa dizdi kızım, yeni ayakkabıları kutusunda, ajur hırkası, parfümü, çiçekleri... Bluzunu giydi, tombik kedisiyle fotoğraflarını çektim. Nasıl güzel, nasıl duru ve zarif. İçim sevgisiyle temizlenip arındı, kimbilir kaçıncı kez.
O kedere ara vermek kendiliğinden uzadı sonra. Cuma hava sıcaktı, caddede zorunlu işimiz vardı. Çıktık. İyi hissetmedim, ışık ve ses, kalabalık ve tüketim kaosu çok fazla, çok yıpratıcı geldi. Ben artık küçük ve gerçek, saf, sakin dünyama aidim. Bu şehirde rahat etmeme imkan yok. Huzursuzluğuma hakim olabildim, çok yorgun hissederek ama işlerimizi halletmiş şekilde eve döndük.
Birkaç gün daha, hafif konuşmalarla, pek derinlere dalmayarak, dalmışsam sabredip ertesi sabahın dinginliğine ulaşarak geçti. Arada 18 derece, lodoslu ve sıcak bir Cumartesi, aylar sonra bira açtığım, yaklaşan baharın huzurunu ve canlılığını hissettiğim tatlı bir akşamüstü bile oldu.
''Bir gün olsun, annem için ara verebilsem şu çöküntüye'' derken, belki de bu ara, yeni bir düzlük oldu. Bunu böyle yapmaya çalışacağım.