25 Ekim 2020 Pazar

Protego Totalum lütfen, lütfen.

 Yine 2 haftalık ev sıcaklığının, huzurunun ve şefkatinin sonu. Bir hafta önce Pazar sabahı, Şeker'im, benim güzel ablam, Turunç pisliğinden hayatının dayağını yedi. Ben ayırana kadar çoktan pert hale gelmişti zavallı kızım, birkaç gün topalladı, kasları seğirdi. Annem ben yokken ikisini ayrı tutmakta çok zorlanacak. Ben yokken aklım hep annemde ve Şeker'de olacak. 

  Beklenen fırtına geldi. Daha sadece başındayız. Bir gün sonra annemden ayrı olacağımı aklım, kalbim, zihnim kabul etmiyor. Keşke bir koruma büyüsü yapabilsem bu eve, gitmeden önce. Saydam bir kürenin içine alsam evi, virüs dokunmadan, geçip gitse. Kalbim endişeyle ve kederle çırpınıyor, yanında kalmak istiyorum, iyi olduğunu ve iyi kaldığını görmek istiyorum. Senin ve Şeker'in. İki hafta ne kadar çabuk geçti. 

  Ben hayatım boyunca hiçbir kıştan böyle korkmamıştım, lütfen lütfen boşuna korkmuş olayım. Sadece yıprandığımla kalayım, lütfen...

9 Ekim 2020 Cuma

Hayattan ricam

 ''İyi olduğumu söylersem, kötü olurum'' kesin kuralını unutmadım. Önceki yazdıklarımı yazmaya ve sonra okumaya ihtiyacım vardı. Tüm paranoyaklığım, sevdiklerim için duyduğum sağlık endişesi, kedimin yaşından ve yorgun böbreklerinden dolayı duyduğum endişe, çaresiz bir derdin hiçbirimize uğramaması için çırpınan yüreğim, korkarak anlattı zaten iyi bir günü, kendine bile. Tüm bunların, bu hasarların iyileşmesini, cılız bir iyinin ardından yıkıcı bir kötüyü yaşamamayı diliyorum. 

Sıradan, iyi, yeterli

 Her şeyin iyi hissettiğim bir güne, bir ana baktığını biliyorum. Bugün yapabildiklerimi unutmamak, halsiz ve imkansız günlerde okumak ve yine yapabilir hale geleceğimi hatırlamak istiyorum. Bugüne ''kusursuz bir gün'' demem. ''Uzun zaman sonra işlevlerimi yerine getirebildiğim, normal bir insanın sıradan bir günü'' derim, bu benim için bugünü özel ve sıradışı yapmaya yeterlidir. En yakınlarım için de öyle, nasıl derin bir uykuda, onarımda, hareketsiz ve işlevsiz bir şekilde dinlendiğimi bildiklerinden, beni zorlamayıp pek bir şey beklemediklerinden. 

  Sabah kendiliğinden, biraz üşüyerek (hala pikeyle yatıyoruz) uyandım. Onu en sevdiği, en özlediği şekilde uyandırdım. Mutlu uyandık. Kalkmışken güzel bir omlet, kızarmış ekmek, demlenmiş çay da hazırladım. Sabahın erken saatinde tek başına kahvaltı etmek istemiyor, o kadar haklı ve ben o kadar uzağım ki buna, özlediğimiz bir değişiklikti. Sonrası kedi Titrek'le mama saati, bana bolca su, vitaminler, çiçek bakımı, güzel müzikler ve kapalı,ıslak havaya rağmen düşmemiş bir enerji. Akşamüstü mutfağa girdim, üç tencere yemek yaptım çok özenerek, çok besleyici ve güzel olmalarına dikkat ederek. (İlk karantina aylarından beri mutfakta bu kadar şey pişirmemiştim, zaten işe giderken ''Yemeği ben gelince pişiririm, sen dinlen.'' demişti. Sabahki sürprizden sonra, birkaç mutluluk daha olsun istedim) En güzel kısmı, nefes nefese kalmadım, gözlerim kararmadı, çok şükür ki gücüm yetti. Üstüne temiz bulaşık makinesini boşaltıp, kirlileri yerleştirip, yemek pişirme aşamalarından da tek iz bırakmadım. Artık durabilirdim ama duramadım, pazar günü yıkayıp astığı çamaşırları topladım, yerleştirdim dolaplara. Pikelerimizin üstüne kışlık yorganı serdim. En sonunda her şey içime sinince, büyük şişe suyumu alıp salondaki aynı köşeye kuruldum. Ne kadar sıradan işler değil mi? Evin düzeninden sorumlu bir yetişkin için belki toplamda 2 saatlik iştir, pek çok insanın her gün yaptığı işlerdir, benim için öyle imkansız hale gelmişti ki, fiziksel, psikolojik, pek çok açıdan. Yetişkin rolünü hiç beceremedim, hiç uzun sürdüremedim, ara sıra denediğim, bazen iyi iş çıkardığım bir yüksek basamak orası, gerekleri bana çok gereksiz gelen. 

  ''Ben cidden senden bunu beklemez olmuştum, çok şaşkınım bunu yapabildiğine, yaptığına'' bunu o kadar sık duydum ki ondan şu 3 hafta içinde, her duyduğumda da üzüldüm, çünkü artık beklemediği şeyler, yıllardır zaten severek ve kolayca, keyif için yaptığım, yaptığımız şeylerdi. Gündelik yaşam çok yıprattı, biriken haksızlıklar çok zedeledi psikolojimi, sonra sağlığım fena hasar aldı, endişeden ibaret oldum, bir de üstüne salgın geldi tüm korkusu ve hapsediciliği ile, ben neleri severek yaptığımı, neleri kolayca yaptığımı unuttum. Tamamen unuttum. O yüzden bugün, sabahın erken saatinden, kapının çalmasını beklediğim, şu an akşam 19.00'a kadar geçen sürede içimden gelenler, beni yorgun düşürmeden yapabildiklerim, en önemlisi de ona kendini iyi hissettirebilmek çok kıymetli benim için. Şükrediyorum içimde bulduğum iyi hislere ve isteklere, ne kadar nadir ve değerli olduklarını biliyorum, yaşıyorum. Yeterince dinlendiğimde, onarıldığımda, aniden gelen bir iyilikle her zaman benden hiç beklenmeyen şeylere kalkıştım, şaşırttım, sevindirdim, bunun hala içimde olduğunu bilmek güzel. 

  Gwen Stefani tüm istediğinin basit bir yaşam ve basit bir eş olmak olduğunu anlatırken, ona inanmıyordum. Şarkısını bayılarak dinlesem ve söylesem de, elbette tüm isteği bu değildi. Yapamadı da, yetmedi de. Çoğu insana, istediğine inandığı şey, bir süre sonra yetmez.

  Kendi yapabildiklerimi, kendime yetenleri az çok biliyorum. Yetmedikleri zaman hayal kurmayı ve yalnız kalmayı da. Şimdilik bu, yeterlidir. Teşekkür ederim. 

3 Ekim 2020 Cumartesi

Cuma gibi bir Cumartesi gündüz vakti.

   10 gündür bu evdeyim, bu beyazlığı her daim gözümü alan, sessizliği ve yalnızlığı yoran, gelmesi ve gitmesi ayrı ayrı dertler olan evdeyim. Tahmin ettiğim gibi gözümde büyüttüğüm kadar çok koymadı burada yalnız uyandığım sabahlar. Genellikle şeyler gözümde büyüttüğüm kadar büyük değildir, şeylerin en önemli özelliklerinden biridir bu. Geldim, sessiz ve kahkahasız sabahlara alıştım, kahvaltımı ve çayı hazır bulmamaya, annemin çiçek gibi yaptığı ve her köşesi başka bir sıcaklık veren köşelerden uzakta olmaya, yapılacak bir sürü işe, en çok ama en çok yalnızlığa. Yalan yok, çok koyduğu anlar oldu ve oluyor gün içinde, uyanmayı ertelediğim, kahvaltıma hiç özenmediğim, koltuğun aynı köşesinden hiç kalkmadığım. Buna da alışığım, baksam daha çok fazla böyle an görürüm, bakmamaya çalışıyorum. 

  Mutluluk verici bir şey, ilk kez evde filtre kahve yapıyorum, bayılıyorum. Malesef yıllardır bu çok basit keyife üşenip, zararlı ve keyifsiz nescafeleri içiyordum, içiyorduk evde. 10 gündür Tchibo'nun bayıldığım kahvesini özenle demleyip içiyoruz, aklımda yeni yeni kahveleri ve karışımları denemek var. Kahve hep önemli. Dışarda, en sevdiğim kahvecilerde uzunca bir süre daha oturup güzel kahveler içemeyeceğimi düşünürsek, günlerimin en iyi anlarından biri oldu bu taze ve güzel kahveler. 

  Anemi üşütmeye, yormaya, halsiz bırakmaya devam ediyor. 25 gündür demir takviyesi alıyorum. Belki psikolojik ama nefes darlığım ve baş dönmelerim azalmaya başladı gibi geliyor. Yazbaşında demirim zaten çok düşükken, alerji korkusuyla takviye etmediğime çok pişmanım, o zaman demir depom boşalıp hemoglobin sayımım düşmeyecekti en azından, neyse, neresinden dönsem kardır, zaten sürekli bir şeylerin kenarından dönüyorum, az bir zarara tamah ediyorum, bu da onlardan biri işte, önemsiz. 

  Geçen Kasım ayında hala güneşli, sıcak balkon günlerimiz olduğunu hatırlıyorum. Bu Kasım ayında yaşayacaklarımızdan, kaostan, trajediden çok ama çok korkuyorum. Bu benim kış fobim, mevsimsel depresyonum değil. Bu, sırtını dayayacak hiçbir güvencesi olmayan bir halkın, korkunç bir virüsle aylardır verdiği savaşın, geldiği en zorlayıcı, en onursuz, en yorgun hali olacağı tahmin edilen zaman dilimi. Bizi kimse umursamıyor, bizi kimse korumuyor. Ben, sevdiklerimi korumak için helak olmuş halde vitaminler, takviyeler, maskeler depolamaya devam ediyorum. 

  Nolur başımızdan geçip gitsin, bitsin artık. Verdiğim sözler var.