26 Ekim 2012 Cuma

sabahın sessiz saatleri

başkası için öğle vakitleri hatta öğleden sonraya denk geliyor olabilir, emin değilim. kahvaltıdan sonra elimde çay kupamla, lap topu kucağıma alıp, günlük ziyaretlerimi yaptığım sitelere bakmak, emek'e upuzun bir günaydın yollamak, fonda radyo eksen'in açık olması, şeker'in ayak ucuma çöküp arasıra gerinip, ara sıra yanıma sokulması, camdan da temiz hava gelmesi. bunlar sabahın sessiz ve mutlu saatleri. kapı çalmıyor, telefon çalmıyor, konuşmam gerekmiyor. mevcut tüm sesler benim seçtiklerim, bu kesinlikle lüks ve keyif. 
bu muhteşem aurora'lı-çaylı görseli de, zamanında yaprak'ın söylediği harika tumblr'dan buldum demin. çay keyfi yaparken bakması en güzel yerlerden biri. http://teacoffeebooks.tumblr.com/ he bir de şöyle bir şey var http://wearetheband.tumblr.com/  biraz edepsiz, neşeli, öfkeli bir tumblr olur kendisi, tanısanız çok seversiniz. 
ani bir kararla Sanatın Öyküsü'ne tekrar başladım dün gece. okula girmeye hazırlanırken elimden düşmeyen, bazı bölümlerini kalıp halinde hatmettiğim, sanat tarihine azıcık ilgisi olan herkesin kaynak kitabıdır, Gombrich'in muhteşem, başından sonuna yaptığı bu özet. son zamanlarda en sevdiğim ressamların bile bazı tablo isimlerini unuttuğumu fark ediyor olmam beni çok huzursuz ettiğinden, her şeyi tekrar hatırlamanın ve üzerinden geçmenin vakti gelmiş dedim, mağara resimlerinden başladım mutlulukla. son olarak çarşamba günleri Sabancı Müzesi ücretsiz, Monet'nin sergisi tek kat ama görülmeli, iç çekilmeli, boya katmanlarına dokunmak hayal edilmeli. madem önermelere doyamaz oldum, bir de sinema önerisi Judge Dredd, eli yüzü düzgün, efendi gibi bir bilimkurgu izlemek isteyenlere, saçmalamadan, tek mekanda, güzel bir kurguyla kurtarmışlar filmi, orijinalini bilseniz bile izleyin derim annem. yarım kutu çikolata yedim çayımın yanında, yazdıkça yiyesim, yedikçe yazasım geliyor. içi krema dolgulu çikolata getiren misafir, iyi birisin sen.

16 Ekim 2012 Salı

mutlu ol

nirvana'dan about a girl.

tiramisu yapmak, gecenin 2'sinde, tüm ev uykudayken.

facebook, twitter, gtalk'un hiç açılmadığı bir gün geçirmek.

şehir içinde sığınılacak yeşil,sulak,ağaçlı bir park bulmak.

hırka ve atkı. topuklu ayakkabı. kırmızı ruj.

meyva şarabı. özellikle ayva ve karadut.

brokoli salatası.

anneye sarılmak. annenin saçlarını öpmek.

ellerine güzel kokulu bir krem sürmek. vanilya ve gül mesela.

yakışıklı adamları ve güzel kadınları izlemek. takdir edebilmek.

yeni bir kitaba başlamak. çok beğeneceğini bilerek. bazı meyvalar gibi bazı kitaplar da mevsiminde güzel.

çay içmek. en basit ve en etkili olanı.

breakfast at tiffany's izlemek. sabah, öğle ve akşam. fonda moonriver.

mektup yazmak. elbette bir gün nasılsa göndereceğini bilerek.


ah bir de, nefes alabildiğin, gülümseyebildiğin, sevebildiğin için mutlu olmak var elbette.


15 Ekim 2012 Pazartesi

ikimize güzel bakılacağımız bir ev arıyorum

senin gözlerine uzun uzun baktım ve kadife gibi yumuşak tüylerine dokundum, göbeğindeki kıvırcık beyaz tüylere de. seni ne tepki vereceğini pek kestiremeden kucağıma aldım ve sen kendini bana bıraktın. senin koca bir paket kuru mamanın yarısını bitirişini ve sonrasında gelip ayaklarımın dibinde göbeğini açıp gerinmeni izledim, ne kadar mıncıklasam, kudurtmaya çalışsam da tırnaklarını çıkarmadığını ve en fazla iki patinle elime sarıldığını gördüm. hiç bir dişi kedinin bu kadar büyük patileri olduğunu görmemiştim. sana bir kediye yüklediğimden çok daha fazla anlam yükledim, düşün ne kadar çok olduğunu. 

şimdi hem sen, hem ben paspasın üstünde nereye gideceğimizi bekliyormuşuz gibi hissediyorum. 

10 Ekim 2012 Çarşamba

walrus

John Lennon ''I am the walrus''u söylüyor. bir yandan kahkahalar atarken bir yandan ağlamışım az. eğer hayali bir cennet yaratıyor ve oraya gidiyorsak, benimkinin en büyük köşesi renkli bir ingiliz bahçesinde, beyaz piyanosunun başında oturan Lennon, ona gidip kocaman sarılacağım, o zaman öldüğüme inanacağım ancak. eminim hayaletleri bile kahkahalarla güldürecek bakışlara, mimiklere ve sözlere sahiptir, eminim hiçbirini esirgemez. George büyük ihtimal herkesten uzakta, kendi başına gitarıyla takılıyor olacak, onu uzaktan izlesem de olur, ilişmeden. ama güzel gözlerine uzun uzun bakmak isterim.
2004 ve 2005 yılı boyunca en çok babamın beatles arşivini dinledim. apayrı, çok farklı bir şeye ihtiyacım vardı, çok güçlü bir şeye. ve beni çizgide tuttular, ben de çizmeye o şekilde devam ettim. o zaman günde en az 7-8 kez dinlediğim şarkıları, şimdi nasıl ayda yılda bir dinlediğime inanamıyorum. belki tekrar bir amaç edinsem, tekrar bir zor sürece girsem, yine ilk alacağım destek o albümler olurdu. ama insanın uzay boşluğunda kendine bir çizgi bulması çok zor. tanıdığım herkesi bir x ve bir y üzerinde ilerlerken görünce, kendimin ne kadar amaçsız süzülmekte olduğunu tekrar tekrar fark ediyorum. ve günün ortasında bir şarkı, şarkıların en absürdü ve en anlamlısı beni eskiye götürdüğünde, bir cornflake üzerinde oturmuş karavanın gelmesini bekleyen Lennon bana gülümsüyor. büyük ihtimal bana değil, sadece kafası güzel ve keyfi yerinde, ama bana gülümsüyormuş gibi bir heyecan, neşe ve hüzün basıyor.

2 Ekim 2012 Salı

ada hayalperesti

  umarım isteyen herkesin tilki, lemur ya da rakunu olur. bunlar çok güzel, içi dışı bir, yüreği temiz hayvanlar. umarım bende üçünden de ikişer tane olur. son bir saattir youtube'da izlediğim videolar ufak ufak dengemi bozmaya başladı. şeker'i yakalayıp rakun makyajı, tilki kuyruğu boyamak istiyorum, pıhhhlayıp kaçıyor.

  tatilden geldiğinde yaşadığın şehirde sonbahar bulmak ne harika bir hismiş. evin çevresindeki ağaçlar bir haftada sararmış, havanın kokusu bile değişmiş. hırka giymenin insana nasıl bu kadar huzur verebildiğini açıklayamıyorum kendime, ama bu aralar beni en mutlu eden şey hırka giymek. bir de koca gözlü lemurlar.

  tatil çok bereketli geçti, annem gözümün önünde dört kitap okudu, ben de iki. bir tanesi tanrılarla ilgili, yunan mitolojisini çok eğlenceli bir şekilde öğrettiği için yazarını iki yanağından öpmek istediğim kaldırım tanrıları (gods behaving badly) diğeri de patti smith'in hayalperestler'i. patti'nin bazı satırlarını tekrar tekrar okumak ve paylaşmak için işaretledim yine, en çok kullandığım kelimelere, içimden sayısız kez geçmiş hislere yine onun satırlarında rastlamak tuhaf ve iyi hissettiriyor.

  bazı tatiller akıl dağıtmaya ve bazıları akıl toplamaya yarıyorsa, bu kesinlikle bir şeyleri derleyip toparladı, renklerine göre ayırdı, katladı ve astı. ihtiyacım olanları ve hiç olmayanları çok net gördüm, o bitmeyen denize bakarken. zaten insanlar denize bakarken, denizden çok başka şeyler görürler, elbette ki bazı insanlar, bazı ruh hallerinde.

  son olarak bir gün, ada'da yaşamayı gerçekten isterim.