31 Ocak 2014 Cuma

''sana bakmanın şerefine, evlat''

ben senin kollarına geliyorum. hava çok soğuk, aklımda sokakta yaşayan hayvanlar var. senin için mantarlı börek ve böğürtlenli pasta yaptım, ellerim kollarım yemek dolu, ellerim soğuk, kollarım heyecanlı, ben sana geliyorum.

26 Ocak 2014 Pazar

sunshine of your love

 ben şimdi ne yapacağım? ben şimdi ne yapacağım?! bütün nefesimle aşığım. ben şimdi ne yapacağım?! nefes alırken ve verirken, yeni nefeslerden önce, varolan bütün halimle aşığım. dalgalar halinde geldi yine, uzaklardan yaklaştığını görüyordum bu sefer, hiçbir yere kaçmadan, kumlarda oturmuş bekliyordum. bir de şimdi onun sağlığı söz konusu ya, çok hassasım. her hücrem iyiliğini istiyor gökyüzünden. ''lütfen çok iyi olsun ve kollarıma geri dönsün.'' gökyüzüne bakarak ardı ardına tekrarladım bunu, önce fısıldayarak, sonra normal sesimle, iyiliğini istemek her yanımı kaplayana kadar tekrarladım. ben onun iyiliğinden ibaret oldum bir an.

onu yolcu ettikten sonra boğazımda bir düğümle yukarı çıktım, evine. (onun evi, evdeki her şey ikimizin, en güzel sabahlarımızın ve akşamlarımızın evi) boş kahve kupalarımız sıcak, onlara dokunmadım. bir çay aldım. üzerinden çıkan tişörtü yüzüme bastırıp kokladım. bunu yapmamalıydım çünkü içimde hiç tanımadığım bir çılgınlık yaratıyor, hem orada değil, hem orada, kokusunu alıyorum, sarılamıyorum, insan deli olur... iki saat öncesini düşünüyorum, dün geceyi düşünüyorum, dün gündüzü. çılgınca kaybetmekten, yitirmekten korkuyorum. ben ne zaman bu kadar düşkün oldum? ben şimdi ne yapacağım? kahve kupalarımızı, diğer ıvır zıvırları topluyorum. sabah çektiğim fotoğraflara bakıp, birini efektlerle süsleyip kaydediyorum. bir çoğu kimseye göstermek istemeyeceğim kadar bize özel, sevgi dolu, mutluluk dolu. onları ifşa etmeye kıyamıyorum, gayet ''poz verilmiş'' bir taneyi seçiyorum. ben romantik bakmaya çalışırken onun beni gıdıkladığı ve hiç istemesem de at gibi güldüğüm, onun da hınzır hınzır baktığı fotoğrafı ise, içimin en derinlerine kaydediyorum. o benim canım. beş yıldır her gün daha fazla canım. canımın bu kadar büyük olduğunu da ondan öğrendim.

iyileş. kollarıma geri dön. sana sarılmayı şimdiden çok özledim.


22 Ocak 2014 Çarşamba

resimlerimi topladım!

eylulkoksumer.blogspot.com

böyle bir derleme yaptım, elbette eksikler var. ama en çok boyadıklarım, çizdiklerim bir arada en azından. fikir verirseniz ne çok sevinirim.


19 Ocak 2014 Pazar

19 Ocak'ta ne olmuştu?

  Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun İstanbul Haritası şiirinden. Bugün Hrant Dink için okundu.

16 Ocak 2014 Perşembe

memoria

Atölyedeki kediler bebekken, kafaları topkek kadarken, 2011

9 Ocak 2014 Perşembe

güzel bir kadın yüzü

  Yapacak hiçbir şeyi olmayan, hiçbir şey yapmayan, iç sıkıntısından kalemi kağıda sürten insanlar için güzel ve anlamlı kadın yüzleri çok değerlidir. Tanıdığınız mimiklerin ve bakışların anlık sihirli bir karışımı önünüzde belirir, o kaşın öyle kalktığını ya da o dudağın öyle kıvrıldığını ilk kez fark etmiş gibi, heyecanla, hızla ifade etmek, tekrar etmek, kopyalamak zorunda hissedersiniz bu görüntüyü. Her yeni insanda ve yeni ifadede yeniden, en baştan. Arkadaşlarıma ve tanıdığım insanlara güzel oldukları için de minnet duyuyorum. (Elif'in saçları ve gözleri özellikle güzel, tam şey yapamadım.) Bir şekilde tanıştığımız, böyle hafif ve ürkek tebessüm ettiğin, nostalji kelimesini güzel bir yazlık elbise gibi kendine yakıştırdığın için, kalem ve kağıt sana teşekkür ediyorlar, koca gözlü Elif.

insanın kendini woody allen hissetmesi

  ellerim yerinde duramıyor, endişeyle, anlam verme çabasıyla sürekli hareket halindeler. kaşlarımın ortasında derin bir çizgi, çatıklar, onlar da ellerim kadar endişeli şekilde havaya kalkmış haldeler. saçlarım (özellikle son kırpılışından beri) karmakarışık, dağınık, taramam gereksiz bir enerji kaybı olacak gibi. ve pijama altım.. pijama altımın belimin üst noktalarına kadar çekilmiş olması ancak kaygı hallerinde yaptığım bir şey. çıkarıp düzgün bir tayt, elbise falan giyebilirdim elbette ama pijamanın kendimi rahat ve güvende hissettirmesine ihtiyacım var. bir de bitmeyen mızmızlığım var ki, her konuda, tükenmeyen, canından ve canımdan bezdiren bir mızmızlık.

  woody allen bazen bir yönetmen değil, bir yazar değil, sadece geçmeyen bir ruh hali. bir oluş şekli. insana kendini hiç gitmediği new york'ta, hiç evlenmediği diane keaton'la, hiç takmadığı kemik çerçeveli gözlüklerin ardında hissettiren bir ruh hali bu. tarif etmesi zor, şanssız bir his. 

2 Ocak 2014 Perşembe

bu sefer keyifsizim de.

  Öğlen 1'de uyandığım günlerden nefret ediyorum. Gün bile değiller, gün yarısı. Kafamın açılması için kaşına kaşına, kimseyle konuşmadan (ev boş zaten) içtiğim çaylar ve kahveler. Etrafın dağınıklığı umrumda değil, aceleyle çıkmadan önce son yarım saatte toparlayacağım nasılsa. Burası benim evim mi? Geceyarısı uyandığımda neden kendimi diğer evde sandım o zaman? Dün gece hangisindeydim? Bunun böyle olacağı çok belli olduğu halde nasıl hala şaşırabildiğimi bilmiyorum. Bir an evvel sahil yolundan kedime ulaşmam lazım, kedimin olduğu yer benim evim.

  Bazı günler gözüme sadece çirkin yanları takılıyor İstanbul'un. Bazı günler ise ilk kez gelmiş turistlerin gözünden görebiliyorum. Bugün çok fazla aç insan görüyorum, dilendirilen çocuk görüyorum, cüppeli sakallı molla görüyorum. Bugün sevilesi değil, kalkalı iki saat oldu ama hava karardı bile. Yeni yıl için, 28 yaşım için aldığım kararları hatırlamaya çalışıyorum. Daha doğrusu hatırlıyorum bal gibi, kısa bir an için unutmaya çalışıyorum.

  Eve geldim, iki kap çorba içtim. Çorba bulduğum ev de, evdir. Birileri bana güzel bir şeyler söyledi, domuz gibi suratımla sessiz kalma isteğimi belirttim, heveslerini kırdım. Sıkılgan mimiklerimle birkaç coşku dolu soruyu daha atlatırsam tamam, ardı kesilir, sessizliğe gömülebilirim. Sessizlikte keyifsiz olmak daha kolay.