25 Haziran 2017 Pazar

Seyahat sonrası

  Floransa ve Roma seyahatimizi anlatacağım. Kendimi resmen zorlayarak, o mutluluğumuzu hatırlamaya ve anlatmaya çalışarak yazacağım güzelce. Çok acı çektiğim bir dönemde, aylar öncesinde aldığımız biletler ile yola çıkarak, hayatımın en tuhaf, zamansız, yorucu, şaşırtıcı, rüya ile gerçeklik arasında kalmış seyahatini yaptık. Birlikte bir adım attık, unutulmaz bir günde. Hayatıma şekil veren sanat eserlerini yakından gördüm, hayretle, hayranlıkla, şaşkınlıkla, aşık olarak gördüm.

  Hepsini anlatacağım. Biraz daha dinlenince.

Pamuk...

  Seni kaybettim. 5 Haziran'dı, 20 gün önceydi, sanki hem birkaç sene, hem birkaç saat geçti üzerinden. Öncesinde 3 hafta makinelere bağlı bir derin uykudaydın, öncesinde bilincin yarı kapalı birlikte gülüp kahkahalar attık, seni son kez gördüğümü bilmeden alnını ve karbeyazı saçlarını sevdim, öptüm, ertesi günü seni çok daha iyi göreceğimi sanarak. Ertesi günü odan boştu, sen bitmeyen uykundaydın. Sonrası fena, uzun, ızdıraplı. Seni anlattım, uzun uzun yazdım, hem kendime, hem seni sevenlere anlattım. Ağladım ve yazdım. Daha fazla yazamam, şimdilik yazamam. Acım dağlandı ve kabuk tuttu, bir şekilde devam ettim, hatta kendimden hiç ummadığım kadar çabuk devam etmek zorunda kaldım. Roma'ya gittim, başka bir gökyüzüne bakarak seninle konuştum. Hiç görmediğim parklara, çiçeklere, ağaçlara konuştum. Sana ulaşmasını çok isteyerek, seni nasıl sevdiğimi ve özlediğimi hissetmeni dileyerek.

  Ağlasam daha çok, çok ağlarım. Seni kaybettiğimi fark ettiğim her an ağlarım.

  Sen gittin. Bilmediğim, çok güzel olduğunu umduğum bir yere gittin. Seni günün her anı özlüyorum. Seni çok seviyorum ananem. Sonsuz şefkatin, bütün teselli ve telkinlerin, kızarmış ekmek üstüne çilek reçellerin, yumuşacık ellerini ellerime koyduğun her an için minnettarım, iyi uykular canım.