31 Ağustos 2014 Pazar

bu hayatı delirmeden yaşamak zordur


ben nefes alamıyorum, sen gülüyorsun.
sen gülüyorsun diye ben nefes alamıyorum.

Air - Kağıt üzerine karışık teknik

29 Ağustos 2014 Cuma

Tümseklerin yanında uykuya dalmak

 Derin inişler, ufak çıkışlar arasında geçen günler. ''Neden böyle garip davrandığımı'' ya da ''Neden bu kadar çok uyuduğumu'' başkalarına gelmeden önce kendime bile açıklayamadığım birkaç gün aynı zamanda. Uykularım hep ''daha'' değerli oldu.

Kedim ayak ucumda. Annem çay getirdi. Çok güzel bir rüzgar var, durmadan esiyor.


25 Ağustos 2014 Pazartesi

Kedi burcunda güzel bir yıldı.

   Geçen seneki 20 Ağustos, 27 yaşımın başlangıcı çok sancılı bir süreç ve çok uykulu bir gündü. Gezi günleri'nin sonucunda biber gazı solumaktan tetiklenen anksiyete, panikler, uyku hapları ve işi bırakışım, ezbere bildiğim filmleri izleyerek geçirdiğim günlerden birinde girmiştim yeni yaşıma. Bana bir sürpriz yapacağını söyleyip hevesle bekleyen sevgilimin hevesini kırdığım, en azından caddenin karşısındaki pastanede beraber bir dilim pasta yemek isteyen annemin de hevesini kursağında bırakarak, zorla yutkunarak içtiğim bir fincan kahveyle kapadığım günün gecesiydi, dilekler tutacak hali zor buldum. En sevdiğim şeylerden biridir dilek tutmak, ritüel şeklinde, belli anlarda dilek tutarım. Gerçek oluşlarını izlerken de, yine aynı ritüellerle teşekkür ederim, şükran sunarım.

Evet, karanlık kısım bitti. Bu yılkine geldik. 

Teşekkür etmem gereken şeyler çoktu, o sancılı, bulantılı uykudan uyanmıştım. Yeni işler alıp, elimi fazlaca açıp, çok resim yapmıştım, yazı yazmıştım ve bunlar bir yerlere varmıştı. Aile evim ve 'sevgili' evim arasında gidip gelirken yaşadığım ''İkisine de ait olamıyorum, hangisinde kalacağım'' şeklindeki saçma buhranlarım son bulmuştu ve iki eve de ait olmuştum. Ailemdeki, sevgi çemberimdeki herkes sağlıklıydı ve hayattaydı (bu en önemlisidir.) Aşk ile doluydum, O aşk ile doluydu ve bu bizi mutlu ediyordu, üzmüyordu. (Bu da pek çok önemlidir ya.) Ve, uyku hapını ansızın, iki ay önce bırakıvermiştim, bir gece bile ihtiyaç duymadan, huzurlu uykular uyuyordum. 




Doğumgünümün öğleden sonrasında Arkeoloji Müzesi'ne gitmemizi istedim. O bayıldığımız bahçesinde beni bekleyeceğini söyledi. Geçen sene birkaç gün gecikmeyle sürprizini yapıp beni Galata Kulesi'ne çıkarmıştı ve hediyeleri orada vermişti. Bir şey ''Antik'' ise, dönemiyle, ruhuyla, yapısıyla, mimarisiyle o döneme aitse ve sanat tarihinde bir yeri varsa, beni heyecanlandırır ve ilhamla doldurur. Bunu biliyor, bu karşılaşmaları bana sık sık yaşatıyor, şanslıyım. 12. yüzyıla ait taşlara, o yapıya dokunmak, tepesinden o günün gözüyle şehre bakmaya çalışmak nasıl bir etki yaptıysa, aynısını yapacak büstler, heykeller, özellikle ''O'' heykel Arkeoloji'deydi, gittik. Gözlerimi alamadığım, 2005'deki tanışmamızdan beri, bir başka sevdiğim Sappho heykeli oradaydı yine, tadilat yüzünden yerleştiği geçici yerinde, son görüşümde olduğu yerde. Dalgın dalgın bakıyordu, muhtemelen aşık olduğu genç Yunan kızlarından birine. Aklından çok güzel, incelikli mısralar geçiyor gibiydi, ellerini ise her seferinde bir başka şekilde hayal ederim. Karşısında geçtim, bütün bu bir sene için, hatta biraz daha fazlası için şükrettim. Şükrettiğim asıl özne bir heykel değildi elbet, göremediğim, dokunamadığım, ama kalbimde hissettiğim ve dua ettiğim o ferah hisleri, bu yıl için temsil eden, gördüğüm en güzel şeylerden biriydi ama. Benim sanat anlayışımı sembolize eden her şeydi tüm varlığıyla. Güzellik gerçekten de, şükredilecek bir şeydir ve her yerde, irili ufaklı, soyut ve somut dizilmiş haldedir. Görebildiğimiz ve birbirimizi bulduğumuz için şanslıyız. 
  

15 Ağustos 2014 Cuma

Yumuşaklıklar değil

  Kedi Şeker ayakucumda ''pofurduyor.'' Bizim evde Şeker'e özel fiiller var, onlardan biri de pofurdamak, böyle horlamak gibi, uyumak gibi, ama çok tüylü ve yumuşacık, biraz da yaşlı ve huysuz olanı. Havanın giderek eridiği ve evden çıkmamak için bahaneler bulup, uzun öğle uykularına yattığım şu günlerde, kendimi yine sinemaya ve ikonlaşmış yüzlere verdim. Çoğu zaman tek yaptığım güzel kadınları beğenmek, bunu resim çizmek adı altında yapıyorum ve boyalarla eşlik ediyorum bu duruma, ama temeli çok basit, çok sade. Sinema hep bir sığınma alanıydı, güvenli bölgeydi, bir film güzelse, en az 50 kez izlenmişti ve daha da izlenirdi. Mesela Royal Tenenbaums (izleyecek ve ferahlayacak, etkilenecek bir film arayanlara kesinlikle tavsiye) Şimdi bu kadınlar bir ilham ve güzellik kaynağı. Onlarla daha çok işim var.

Bu havalarda güneşte yürümeyin, imkanınız varsa şezlongta uyuyun. Çok güzel kitaplar çıktı bu ay, evin en serin duvarına yanaşıp kitap okumak ve sürahiler dolusu soğuk su içmek için, başka da yapacak şey bulamamak için güzel günler. Neyse ki pazar günü kocaman bir fırtına ve kara bulutlar geliyormuş yine. Ah kışı ne çok özledim.



8 Ağustos 2014 Cuma

''Bir şeyin provası yapılıyor sanki''


  Bugün serin, kapalı havada pencere önüne oturup Cemal Süreya'nın ''Keşke yalnız bunun için sevseydim seni'' ile biten 20 şiirini okudum. Hepsi birbirinden güzeldir, içinden bir mısra seç desen (ki dedim kendime demin) zorlanırım. Ama sonuna geldiğimde hissettiğim o değişik, huzurlu duygu hep aynı. Sevmek ne kadar sade,basit,gerçek. Hepsini okumak ister belki biri diye, buraya bir link bırakıyorum.

http://kisa-kisa.blogcu.com/keske-yalniz-bunun-icin-sevseydim-seni-cemal-sureya/11640310

3 Ağustos 2014 Pazar

güzel şeyleri çağırmak



  Güzel şeyler çoğu zaman kalem ve kağıtla gelir. Kalemin kağıda sürtünme sesi, boyaların birbirinin içinde dağılması, çok hoş bir kadının dudağının yukarı doğru aldığı kıvrım, elbette ki pek çok çiçek, evet bunlar güzelliği getirirken ihtiyaç duyduğumuz şeyler. Hızla okunan bir kitabın sayfasını aceleyle çevirirken çıkan ses, babannneden kalan antika likör kadehleri, papatyalar (papatya gülümseyen bir çiçektir.) hepsi biraz huzur. Bir de tabii evin arka odalarına doğru kediye seslenmek, o kedinin kırıta kırıta çıkıp gelmesi var. Bu hafta hava hep kapalı ve yağmurlu olacakmış, şimdilik bunlar yeterlidir.