24 Mart 2013 Pazar

vallahi 6 yaşından 1 yaş bile fazla göstermiyorsun

9 yaşını dolduruyor, 10'a girecek mayıs'ta. ona da söyledim ''sen benim gördüğüm en güzel şeysin. ki inan ben çok güzel şeyler görüyorum çevremde, kediler de görüyorum sık sık, seviyorum, bayılıyorum. ama sen hepsinin içinde en güzelisin benim için'' anladı elbette, keyifli keyifli gırıldadı, purladı. benim minik kedi tanrım. köfte patilim. tüylü deniz kabuğum, kulağımı karnına dayayıp okyanus gırıltıları dinlediğim kabuklu yatak hayvanım. lütfen birlikte en az 10 yılımız daha olsun. bak en az diyorum. ben çok alışığım sana, kendimden daha çok sana alışığım.

15 Mart 2013 Cuma

Oh, dream maker, you heart breaker...

gün sonu. uzun banyo. karşımda lap-top, film her zamanki film. banyo rafında yeşil çay dolu bir kupa. bu bir terapi. yapaylıklardan yorulan ruha ve bedene iyi geliyor. onarıyor, hissediyorum.

ben tahammülsüz oldum. insanların şaşırdığı ve gereksiz bulduğu sabrım, şefkatim, hoşgörüm tükendi.

başucumda okunmayı bekleyen uzun bir mektup, pırıl pırıl yeni rujum, ikinci kupa yeşil çay. ve fonda sürmekte olan tiffany'de kahvaltı. güvendeyim.

10 Mart 2013 Pazar

live through this

Havanın mis gibi koktuğu bir erken bahar gününde, çok sevdiğim bir balkonda elimde yeşil çay kupam, aşağıda birbirini kovalayan kedileri izlerken, telefonumu çıkarıp hiçbirinin fotoğrafını çekmediğim için kendimle gurur duyuyorum.
sonunda başardım. yeni çiçek açmakta olan ağacı da, kabarık kuyruklu, minyon sokak kedisini de, kocaman pamuk bulutları da çekmeden, kaydetmeden, sadece izleyerek mutlu olmayı başardım. daha çok yapmam, yaşamam gereken bir deneyim bu.

bir de Courtney Love ve Kurt Cobain'in birlikte söyledikleri bir şarkıda geçer şu sözler ''If you live through this with me, I swear that I will die for you.''

9 Mart 2013 Cumartesi

en özel olan

uzun süredir geçirdiğim en güzel cuma gecesini kaydetmeliyim, hem senin için, hem kendim için. akşama, akşamüstünden başladık. kahve vardı, sonra senin marketten aldığın başka abur cuburlar, sonra kendin yemeyip benim için sakladığın evdeki tek çikolatalı muffin, tuzlu kurabiyeler, son derece şekerli, incir marmelatlı kurabiyeler. ve big bang theory'nin yeni bölümü. aynı yerlerde gülmekten püskürmelerimiz. arkasından Dont trust the bitch in apartment 23'ün son iki bölümü. hepsi arka arkaya, ikimiz seninle yatakta yanyana. daha mutlu olduğum pek az an vardır, yıllar sonra bile hatırlayacağım anlarımız bunlar.

annem. annelerin güzeli, özeli, delisi. öyle iyi geldi ki bu akşam bana. seninle çocukluğumdan beri yaptığımız tüm keyifleri düşünüp durmuştum zaten tüm gün. iş yerinden izin alıp, okuluma gelip bana sürpriz yapmanı, etüd derslerine girmekten yırtmamı sağlayıp, elimden tutup Bakırköy'e ya da Beyoğlu'na götürmeni, yeni kitaplar almanı, sonra güzel bir hazır yiyecek alıp eve dönmemizi, yüzlerce kez seyrettiğimiz bir video kaseti takıp yine aynı yerlerde kahkahalar atarak izlememizi. benim sevdiğim artistleri, şarkıcıları benden çok sahiplenip, benim için poster avına çıkmanı, elin kolun dergilerle, kartpostallarla dönüp bana sevinç çığlıkları attırmanı. ilkokulda sen işteyken tüm rujlarını, farlarını sürüp, makyaj masanı darmadağın edip, bazı malzemelerini kırdığım halde asla sesini çıkarmamanı, sonraları söylediğin üzre içinden kahkahalarla gülmeni. seninle yolculuklara çıkmayı, yanımıza aldığımız tenten ve asterix kitaplarını ufacık otel odamızda okumalarımızı ve sonra kitapları değişmelerimizi. sevmek istediğim her kedi ve köpek için yanımda gelip, onları beslemeden gitmeyişimizi. hepsi ne kadar değerli. çocukluğum ne kadar değerli. sen hep ne kadar güzel bir anne oldun. avaz avaz kavga edip, en kırıcı lafları birbirimize edip, günlerce konuşmadığımız zamanlarda bile, sen hep ne kadar güzel bir anne oldun.

bu akşamki keyfimizde anladım ki, çocukluğum hiç bitmemiş, hala sürüyor ve sürecek. bu senin sayende benim en büyük şansım.

4 Mart 2013 Pazartesi

myosotis arvensis

ve tüm diğer güzel şeyler başucumda.