30 Aralık 2015 Çarşamba

Ponponlu kız

  Sergi açılışlarında ne kadar gergin olduğumu, özellikle en kalabalık anlarda yukarıdaki ufak köşeme kaçıp saklandığımı, bazen de o kaosa tahammül etmek için şarapları yuvarlayıp gereksizce neşelendiğimi bilenler bilir. En yakın dostlarım hatta annem de genelde resimleri görmeye açılışa değil, sonraki günlerde gelir, rahat rahat gezeriz. İşte o kalabalık akşamlarda sevdiğim tek şey, fotoğraf makinasıyla dolaşmak ve gözüme çarpan anları kaydetmek, sanki vizörden bakmak çok daha güvenli ve korunaklı.

  Bu kareyi de çok sevdiğim ve birlikte çalışmaktan pek mutlu olduğum Cansu Kahraman'ın resimlerine bakan, çok güzel bereli bir kızı izlerken çektim, çok neşeli geldi bana. Bereniz ponponlu, kalabalıklarınız huzurlu olsun.

Ho! Ho! Miyav!


Bir 10 gün kadar önce anne-kız ve kedi'den oluşan ufak çetemizle yeni yıl ruhuna girdik. Bizde yeni yıl ruhu malesef kedi Şeker'i iyice süslemekle ve maymun etmekle başlıyor. Kendisi zaten hışırdayan kocaman süs torbalarından ve usulca-melodik bir şekilde ''Şekeeer? Gel bak ne göstericez sana?'' dememizden işkilleniyor ve iyice büzülüyor yatağında. Bu seneki süsleme seansında annemin eline, akşamına da benim bileğime (ama bu cidden yanlışlıkla oldu) güzel bir tırmık indirerek o da bizi süsledi sağolsun. Sersem patalak, ponpon kafalı kuzu, zeytin burun, yeni yıl en çok sana kutlu olsun.
Pazar günü ise bir süredir Pinterest'te, bloglarda görüp görüp bayıldığım kitap ağacını yaptım. Aslında olay aile evimden yavaş yavaş taşımaya başladığım kitaplarımı bir türlü yerleştirememem ve hafifçe tırlatmamla başladı. Zaten ilk denemeye sevgili görünce ''Bu ne ya, sanki kamyonla gelip kitap yığmışlar?'' şeklinde bir tepki verdi ama ben yılmadım ve nispeten daha iyi görünen bu şeyi yaptım! Yarın bir de yıldız konduracağım tepesine, kağıttan. 

Son olarak bir kış resmi, geçen haftalardan kalma bir suluboya. Belki bir de 'Armutlu Tart' resmi yapmalı, üstüne tarçın serpmeli, yanına bir fincan kahve koymalı. Bilmem belli oluyor mu, bu aralar pek rejim yapamıyorum. 

7 Aralık 2015 Pazartesi

Çenesi düşük, eli sıcak

 Böyle güneşli gitsin. Soğuk, sis, rüzgar, yağmur ve kar hiç önemli değil benim için, ama aydınlığa ne kadar muhtaç olduğumla geçen sene yüzleştim. Hep karanlık ve soğuk günleri en çok sevdiğimi sanıyordum, yok hayır; güneşli ve soğuk günleri seviyormuşum ben.

 

  Yemek yapan, sofra kurarak karşılayan, temizlik düşkünü ve hepsinden önemli olarak erdemli ve dürüst sevgililere şükürler olsun. Azıcıklar, olabilecek en iyi sürprizler, çok güzel bakılmayı hak ediyorlar. O yüzden bugün haftabaşı olmasını görmezden gelip, hamarat ve evcil kimliğime bürüneceğim. Çap çap!!!


İki yıldır hiç çiçek açmamış olan Atlas (İsminin de güzelliği!) çiçekler içinde şuan. Neden böyle yersiz coştu bilmem ama bakıp bakıp keyifleniyorum, beş dakika masaya, on dakika sehpaya, biraz televizyonun önüne, azıcık pencere kenarına koyuyorum. Konuşabilse ''Yeter be başım döndü, ilişme daha'' diye bağıracak pembe püskül kafalım.


Emek'le dün en ciddi, sonuncu ve kesin rejimimize girdik. Ben geçen hafta yaşadığım karbonhidrat çılgınlığından sonra buraya bir post yazdım, açıkça neler yediğimi, ne kadar pişman olduğumu, kendimi asla affetmeyeceğimi falan. Sonra utandım ve sildim, çünkü cidden bir fırın vitrininin yarısını yemiştim birkaç gün içinde. Şimdi içinde un olan her şeyden kaçıyorum, kulaklarımı kapayarak şarkılar söylüyorum ve dikkatimi dağıtmaya çalışıyorum. Emek'le ne yersek, birbirimize anında mesaj atıyoruz, bir de bu yöntemi deneyelim bakalım.



Hadi her yeri kırmızı, yeşil, altın rengi yapıyoruz. Bir alternatif de mavi, beyaz ve gümüş rengi. (Slytherin ve Gryffindor renk skalası gibi oldu.) Bu ay cidden en güzel kış ayı, muhteşem Yay burçlarının ayı, uzun ve keyifli bir kış listesi yapma zamanı aynı şekilde. Hepinize benden şekersiz çay. (Ben demin gofret yedim ama bitter.)

6 Aralık 2015 Pazar

Pazar gününü kiminle geçirdiğin

''Önemli olan Cuma akşamlarını kiminle geçirdiğin değil, Pazar sabahları kiminle olduğun'' demişti biri, bir rockstar mıydı, 60'lardan bir aktör müydü, onu hatırlayamadım. Sadece sözün kendisi aklımda kalmış ve ne kadar doğru olduğu. Gerçi Cuma gecesini farklı, Pazar sabahını farklı insanlarla yaşayan uçuk insanlar değiliz, olmayalım da. (Cuma gecesini annemle ve kedimle geçirdiğimi hatırladım, bak o da kusursuz, benim ideal Cuma gecem kesinlikle ailemle ve evde olan) Az ve öz insanıma, 7 günümü bölüştürdüm bir şekilde. Suratlarına bakarken bile içimden şükrettiğim insanlarıma, kedime.



Günün geri kalanı ışıklı Nişantaşı sokaklarında, yılbaşı ruhunu kovalayarak, ufak tefek hediyeler alarak, bir de en az 20 metrelik, yumuşak renkli led yılbaşı ışığı arayarak geçecek. Emek'le keşfedeceğimiz daha çok cafe var. Sonra üç katlı Mudo Concept var, kocaman Paşabahçe var, adını unuttuğum çiçekçi var.
  Hayatınızın en önemli yerlerinde konumlanmış, çok değerli pijamalarınızı çıkartmanızı, yeni rujunuzu sürmenizi sağlayan azıcık insana hep şükredin, koruyun kollayın. Pazar günlerini geçirdiğiniz insanlar çok değerlidir. Adını unuttuğum rockstar ya da nostaljik aktör de öyle diyor.

3 Aralık 2015 Perşembe

İki kaktüs daha

 

  Bugünlerde en severek yaptığım, neden yaptığımı da tam bilmediğim şeyler bunlar. Dur bakalım, varır elbet bir yere.

Bu hayatta gördüğüm en güzel şey


Şu surata hiç sıkılmadan ve başımı çevirmeden saatlerce bakabilirim, baktığım da oluyor. Rönesans tablolarından, Eva Green'den, bir fincan taze kahveden, Arizona kaktüslerinden, dalgasız ve turkuaz bir denizden bile güzelsin benim için kedi Şeker. Kedi Şeker, ben seninle konuşmazken ve karşılıklı oturuyorken, en verimli sohbetlerimi yapıyorum aslında, farkındasın değil mi? Kedi Şeker, kolumda uyuduğun ve gerinerek patini avuç içime yasladığın her dakika nasıl şükrettiğimi biliyor musun? Kedi Şeker ben sana bakarak kahkahalar attığımda sen de kedice gülüyor musun? Seninle daha ne kadar aynı şehirde yaşayacağız? Daha birlikte kaç uykumuz var? Kimse senin gibi susturamaz kaygılarımı. Zeytin burnundan öperim.