28 Kasım 2009 Cumartesi

dialog


-konuştuğun bir çocuk vardı senin, okuldan. konuşuyor musunuz hala?
-hıhı. çok şeker o çok! yanakları falan..
-sus duymayayım bir daha! kızlar öyle şeker meker demez, yakışmaz bir kere.


benim ananem, kendisinin de sıkça belirttiği üzere, herşeyin en doğrusunu bilir ve söyler.
ayrıca 'şeker' demenin ayıp sayıldığı dönemde kendisiyle aynı yaştaki arkadaşı olup, kulağına edepsiz espriler yapmak ve o kızarırken eğlenmek istedim bir an. ananemin ağzı bozuk, tuhaf arkadaşı olmak.. ismim de latife olsun. jale & latife. bu evde birkaç gün daha kalırsam kitap yazmaya başlayacağım korkarım ki.

my sister is a cat


yada my cat is a sister! şuanda evimizden uzakta, ufak bir odada dipdibe oturuyoruz, ben yazarken arada başını kaldırıp yanında mıyım diye bakıyor, sonra iç çekip der top oluyor yine. biz evden uzaktayken hep birbirimize sığınırız, ama evdeyken pek ilişmeyiz birbirimize. gittikçe büyüyen popolarımız, heran heryerde uyuma kapasitemiz ve kucağa alınmaktan kaçınmamız çok benzer, bir de evimizi özlemek için hep uzakta kalmamız gerekir. şimdi der top olup kulaklarımızı gürültülere kapatıp uyuyalım seninle.

27 Kasım 2009 Cuma

bazı durumlarda

kendimden çok utanıyorum.
kendimi pek sevmiyorum.
kendime kızıyorum.
hep kendim demekten yoruluyorum.
bu da dağınık yatak ve jelatin kağıtları arasından itirafımdır.

grandma take me home

her biriniz için olumlu ve olumsuz bayram anlamları olduğuna eminim. şeker bayramı mesela pek sempatik benim için, adından büyük ihtimal, yada küçüklüğümden eşşek kadar olana kadar hala ananem tarafından verilen mendiller ve içindeki şekerlerden dolayı..
kurban bayramı ise, eleştirmeye kalkmayacağım kadar vahşet dolu görüntüler içeren anılara sahip, en son rastladığım bir manzara karşısında ''bir daha kurban kesilirken dışarı çıkmam'' dediğimi hatırlıyorum, ki ailemde bulunmuyor bu eylemi gerçekleştiren.

en sonunda seneler içinde bayram benim için ananemin yanında geçirdiğim sayılı, huzurlu günler demek oldu. tek anlamı bu oldu hatta ki çok memnunum bu anlamdan dolayı. bu sabah tost ve çay kokuları ile uyanırken ve kalkıp onun pembe yanaklarını öperken, bir kez daha bu geleneksel durum için minnet duydum. saçmasapan kişiler ve anlamsız durumlar içinde geçen haftalardan sonra, tamamen gerçek bir sevgi yumağına dönmek hep çok güzeldir. şimdi ananemin terapisine giriyorum.

25 Kasım 2009 Çarşamba

aaargh!


karnım ağrıyor. kavga etmek istiyorum. çikolata, dürüm, spagetti, sufle, pizza ve domates çorbası istiyorum. geçmişi didikleyip kalbimi kıran her durumu tekrar tekrar yaşayıp acı çekmek ve çektirmek istiyorum. çok ilgilenilmek, ilgiden bunalmak, başımdan savmak istiyorum. ağlamak da istiyorum biraz. pms.. sevmiyorum seni.

22 Kasım 2009 Pazar

iyi ki..




ve bir kasım gecesi, sen bilgisayarında projeni yaparken, ben de yanında dersimi çalışırken (çalışır gibi yaparken) bunu buraya iliştiriverdim. bakalım ne zaman göreceksin. tüm iyi dilekleri bir şarkıya yazdım, ve yine çaldım mızıkada.
''dım dırı dım dım dım lala lala laallaala la.....''

14 Kasım 2009 Cumartesi

bir süre

bir süre bencil olacağım.

bu bir deneyim ve bir ihtiyaç molası. lütfen uyarmadı demeyin, ''iyi edersin'' deyin.

yoksa..

yoksa pişmanlıklar birikecek, göl olacak, paçalarım ıslanacak.

13 Kasım 2009 Cuma

yaklaşmakta olan

-bugünlerde her zamankinden çok küfür ediyorum. en çok ta içimden, dışımdan ettiklerimden beter.

-demin ''when harry met sally'' yi izledim. sanırım gezegende bu filmi izleyen son insanım, ama nasılsa izleyince severim diye ihmal etmiştim bunca yıl. uzun bir yazı yazmaya karar vermiştim izlerken, sonra vazgeçtim.

-bugünlerde yalan da söylüyorum ben. en çok dışımdan. içimden de oluyor.

-yaklaşmakta olan, yüksek sesli, dürüst bir yüzleşme varsa minnet duyacağım.

-havalar da bir tuhaf dikkat edin kendinize. yada etmeyin, saçıp savurun. ben bakmıyorum.

9 Kasım 2009 Pazartesi

ne ala?

çocukken de çok sorumsuzdum. yazılılara son geceye kadar değil, önceki dersin teneffüsüne kadar çalışmazdım.
şimdi de vizelerimden bir gece öncesine kadar her türlü saçmasapan şeyle uğraşıp, gezinip, uyuyup, son gece de oturup hissizce film izliyorum.
bir şekilde bulunduğum yere geldim ki bir sene hariç pek bir çabam da olmadı.
daha ne kadar böyle ilerlerim kestiremiyorum.
ama hala insanların sorumlu hissettiği durumlara karşı, ben en ufak bir sorumluluk, bağlılık ve saygı hissetmiyorum.
çok fena defolarımdan biridir, bu da pazartesi itirafıdır.

5 Kasım 2009 Perşembe

dog food

gayet net

birisi üzüldüğü zaman keyfin yerine geliyorsa, pek iyi biri değilsin sen.
kimin, nasıl ve neden olduğu çok mühim değil. parantezler de yok.
aslında hiçbirşey karmaşık değil.
birisi üzüldüğü zaman keyfin yerine geliyorsa,
ciddi sorunların var.

metpamidoholic

24 yıldır hiçbirşeyden çekmedim, geçmeyen mide bulantılarımdan çektiğim kadar. hatta bazen midemin hiç bulanmadığı zamanları düşünüp hatırlayamıyorum. bazen de tüm gün gayet sakin bir midem varken, yanımdaki bir laf ediyor, ve içimdeki çamaşır makinesi anında haldır huldur çalışmaya başlıyor ''zoii zoii zoii..'' diye.. o laf içimde ufak bir tornado şeklinde boğazıma yükselirken, aklımdan bin türlü görüntü ve kırık anı geçiyor, yüzümün rengi atıyor. ağzımdansa çıka çıka ''yok birşeyim, iyiyim'' çıkıyor.

sonra da çok sevdiğim filmlerden biriyle bir daha izlememek üzere vedalaşıyorum. neyseki geçen haftasonu izlemiştim keyfini çıkararak, gerinerek. birgün aşmam gereken ne çok şeyim oldu kısacık bir zamanda.

pro..je!

ve işte tüyler diken diken, gözler uykulu, kahve fincanı yarı dolu.
tek kelime yeterli çarşamba gecesini özetlemeye, proje.
radyo eksen fonda güzel güzel takılıyor. ben ertesi güne yetişmekte direnen maketimle uğraşıyorum. kafamda ''yapılacaklar ama henüz yeltenilmemişler'' listesi. bu daha ilk vize tesellisi. bir de uyuma isteği ama hiç uykum olmadığı halde, şımarıkça bir uyku basıyor. mutfağa gidip elim kolum yiyecek dolu geri dönüyorum maketin başına.

son geceye bırakmadığım bir proje hiç olmadı. ama okul bitmeden bir tane projemi önceden yapıp çarşamba gecesini kuş tüyü hafifliğinde geçirmek istiyorum mutlaka.

kenardan kenardan

kendinizi en son ne zaman gerçek bir hayat hikayesini yaşıyor gibi hissettiniz? kendinizi en son ne zaman yardımcı kadın/erkek oyuncu gibi değil de, tüm hikayenin çevresinde döndüğü başrol olarak buldunuz? hayat en son ne zaman bir size güzeldi, diğerleri seyirciydi?

ben sinema salonunda film oynarken, kenardan kenardan yürüyüp çıkışa ilerlediğimi hissediyorum.

1 Kasım 2009 Pazar

these days, these days


Hiç sevmediğim 70ler insanlarından Nico, afet kadın, suratsız kadın, Jim Morrison'dan Andy Warhol'a hepsini parmağında oynatan kadın..
These Days'i dinlerken bu gece, o kadar sevdim ki bu fazla güzel, fazla bunalmış kadını. keşke burdan hepinize dinletebilsem, pazar melankolinize eşlik etse.

Royal Tenenbaums'da siyah göz kaleminin arkasından aşık olduğu üvey kardeşine ağır adımlarla ilerlerken Margot Tenenbaum, fonda çalan şarkıdır ayrıca.

bir kuple sivuple vereyim bari;

I don't do too much talking
These days, these days.
These days I seem to think a lot
About the things that I forgot to do
And all the times I had the chance to.

new deviation


-yeni oyuncağım deviant'la iki gündür oynamaktayım. ama şerif bana sayfa açarken aklımıza karizmatik bir nickname gelmediğinden, gayet ciddi isim ve soyaddan oluşuyor benim sayfam. deli gönül isterdi ki bir 62bunny bir marla-glass bir eklisiaa gibi çarpıcı isimler.. ama yok, sanki evrak çantalı ve döpiyesli bir sayfam var benim :/

-en çok istediğim şey ''thanks for the fav'' demek, bunu dediğim an kendimi gerçek bir deviant gibi hissedeceğim, ''that's f*cking awesome dude!'' kalıbını ise şerife hemen cümle içinde kullandık girer girmez.

-kış geldi çok mutluyum, gün ortasında azıcık güneş çıkarsa çevremdekiler gülümseyecek, gerinecek ben de kahvemi içerken onların polyannalığına gülümseyeceğim.

-ideal cumartesi: şeker yanak, onun güzeller güzeli kedisi, onun uykulu sevgilisi, projelerle uğraşmak, projelerle uğraşmaktan vazgeçmek... işte benim için biraraya gelmesi yeterli unsurlar, hava da soğuk daha ne isterim.

-üstüste ''relator'' dinleyip Scarlett'in komik sesine alışmak.