24 Mayıs 2009 Pazar

anne-kız


bir kız çocuğu için kimi zaman mesele, ''anneye benzemek'' yada ''hiç ama hiç benzememek''tir. evet kararların bundan ibaret olduğu zamanlar oluyor. en azından ben 10 yıldır iki durum arasında gidip gelsem de, sonucun bariz şekilde belli olduğunu biliyorum. dahası artık bu sonuçla kavga etmiyorum. bir yerde birbirimizi anladık. o ve ben, o ve o.
bir öğleden sonra buzdolabımın üstündeki fotoğraflara gözüm kaçıyor, üç kadının en farklı hallerini koyduğum üç fotoğraf. sanırım bu en sevdiğim hikaye.
beni ayakta tutan tüm kadınlara teşekkür etmek istedim bugün. çoğalıyoruz.

23 Mayıs 2009 Cumartesi

deli

itiraf ediyorum, çoğu zaman seninle(sizinle)onunla(bununla) konuşurken
aslında
kendi kendime konuşuyorum.
bu yüzden deli deyip geçersen,
kızmayız.
durup dinlersen,
susmayız.

looking forward


takım elbiseli, şapkalı, İngiliz tipli bir adam, insanların yürüyüş yaptığı bir yolda dimdik, asaletle yürüyor. biraz baston yutmuş gibi, pür dikkat karşıya bakarak, estetik bir yürüyüşü var. onun dşında yoldan geçen tüm insanlar, geri geri yürüyor, şaşkın bakışlarla bu beyefendiye bakarak, durup inceleyerek. kendisi herkesin aksi yönde yürürken arada cebinden defterini çıkarıp notlar alıyor, durup dansediyor, geri geri yürüyenleri iyice şaşırtan bir takım figürler sergiliyor. geri geri yürüyenin aslında tüm insanlar değil de kendisi olduğunu başından beri tahmin ediyoruz ama inanmak istemiyoruz. ''yok yok kesin bir numarası vardır'' diyoruz. ama yok ki. yapmış.


bu video uzun süredir izlediğim en şaşırtıcı ve etkileyici performanstı. İDans kapsamında görülebilecek ve takdir edilecek isimlerden sadece biri; Roberta Marques. tüm o yolu geri geri yürüyerek, dans ederek ve her türlü diğer figürü gayet doğal ve estetik bir biçimde sergileyen dansçı da Michael Schumacher. izle tonton.

21 Mayıs 2009 Perşembe

angie, ain't it good to be alive?




Cnbc-e'de bu gece, hatta şuan Rolling Stones belgeselini izliyorum. Mick Jagger şuan en az 65 olmalı, ama sahnede o kadar 'taş' bir görüntüsü var ki, o kadar enerjik ve hala seksi ki, bir kez daha hayran oluyorum bu adama. benim Mick Jagger'la tanışmam tüm zamanların (benim için ve birçokları için tartışmasız) en mükemmel grubu Beatles'ın bir canlı performansında, ''All you need is love''ı sahnede çalarlarken, izleyenler arasında bağdaş kurmuş, hayranlıkla Lennon'ı izleyen velet Mick'i görmemle oldu. o kadar hayran ve mutlu bir genç adamdı ki, feyz aldığı gruptan nasıl bir müzik olayına yol açacağı belliydi. sırf Beatles'tan yola çıktıkları için dinlemeye başladığım ve sevdiğim grupların ilkidir Rolling Stones. Belgesel de güzelmiş, Patti Smith'in belgeseli Dream of Life da bu ay Cnbc-e'de gösterilecek. gün saymaktayım.

20 Mayıs 2009 Çarşamba

kedi ve kedi


aaaah!!..zombies ate my brains!!!


biri beni kurtarsın. tüm gece ve tüm gündüz zombi avlıyorum, üstelik daha çatıya bile ulaşamadım!

19 Mayıs 2009 Salı

17 Mayıs 2009 Pazar

damn unpretty


unpretty isimli şarkı, üç kız için uzun-yıkıcı-birleştirici bir dönemin özeti gibidir. fotoğraftaki üç kız için değil ama, başka üç kız için. onlar söylüyorlardı bu şarkıyı.
miss almost, yorgun bir pazar günü miss halfway ve miss maybe şerefine bir fincan çayını kaldırır..

mermer

resimdeki çiçek mermer gülü olup, bizim balkonda sardunyadan sonra en çok görülen bitkidir. kendisini çok severiz çünkü hem çok zarif hemde bildiğim en dayanıklı saksı çiçeğidir. neresinden kırılırsa kırılsın, tekrar tutar, yaşar.
papatya'ya baktıkça saflığı korumak gerektiğini hatırlıyorum. mermer gülü'ne baktıkça ne kadar dayanıklı olduğunu ve zerafetini hiç kaybetmediğini hatırla. bu yüzden sen şeker yanaksın.

ada'da ev







büyükada'da yada heybeli'de evim olsun istedim dün kısa bir an. ama pasta kremasından yapılmış gibi olanlar değil, bahçesi dağınık, iki katı geçmeyen, yaşanmış evlerden. bide köpek.. hayır hayır, bir sürü köpek.
sonra o evin bahçesinde anneannemle (anane daha sıcak bir kelime ki) oturalım, çay içelim, dedikodu yapalım. ben fide fide bitki alayım, gübre zaten heryerde.. hayatım doğanın objelerinden ve akşamüstü çaylarından ibaret olsun. evin üst katında da bir şövale, bir sürü tuval. bahçeyle ilgilenmekten onlara elimi bile sürmeyeyim. benim yerime kedim boyasın onları. öyle işte.. bir an öyle istedim.

15 Mayıs 2009 Cuma

saf


ingiliz bilimadamlarının yaptığı bir araştırmaya göre papatyanın insanları gülümsettiği ve vücuttaki melatonini artırdığı kanıtlanmış.
uydurdum. ingiliz bilimadamları henüz o kadar sıkılmadılar.
ama beni gülümsetiyorlar, teşekkür ederim şeker yanak..

11 Mayıs 2009 Pazartesi

yatağımdaki hayvanlar

evet, sürreal bir yastıkta uyuyorum. kurbağa yerini biliyor ama kedi tepeme çıkıyor sık sık. bazen kediden ziyade fok balığına benzetiyorum kendisini, ya da baykuşa, pandaya... bir sürü hayvanın içinde uyumayı ve türümü ihmal etmeyi seviyorum.

10 Mayıs 2009 Pazar

gün

ismi pazar. içeriği sabit. saatleri uzun.

bugün pazar biraz aşırıya kaçtı. ben de çaresizce, julia, meg ve sandra'dan yardım istedim.
evet romantik komediler iğrençtir. ama zaten herşey iğrenç görünüyorsa, bu sabun köpüğü şeyler iyi gelir, zapt eder ve uyuşturur. üstelik kendi hayatınızda bir çelişki içindeyseniz, başroldeki affedici, sevgiye aç, o'nu bulmuş ve o'dan vazgeçmeyen kadınlar, sizi olumlu yönlendirir. sonra film biter, kedi gerinir ve soğumuş çay kafaya dikilir. pazar bitmez, devam eder.

paçavra

isim (paça'vra) Rumca
1 . Eskimiş bez veya kumaş parçası, çaput: "Gemiden, sırtında çıkını ve üzerinde paçavralarla kör ve sağır bir adam indi."- İ. O. Anar.
2 . mecaz Değersiz ve iğrenç şey veya kimse. (TDK sözlük)

3. yeterince sürünmüş, toparlanamayacak kadar rezilliği çıkmış ve sessizce kabul edilip uzaklaşılması, kişisel saygı ve onur üzerine uzun uzun düşünülmesi gereken durum. (EK sözlük)

boşluk

çok sert bir yumruk yemişsin karnına. hemde çok güzel bir el atmış bunu.
gözlerin kararıyor ve ''bunu haketmedim'' diyorsun.
sonra biraz kendine gelince o ele bakıyorsun, o el aslında seni okşamak istemiş nazikçe.
ama felaket ağır bir yumruk indirmiş bunu yapmaya çalışırken.
nefesin kesiliyor, bir çelişki ve bir empati denemesi yapıyorsun o halde.
''ben olsam ne yapardım?'' hayır hayır ben yumruk atmazdım, oturup konuşmayı seçerdim.
ayağa kalkıyorum bir süre sonra, yumruğun etkisiyle mide bulantısı ve sersemlik var.
çelişki geçsin diye, o eli öpüyorum. öpüyorum. ellerimle sarıyorum.
yumruğun acısı geçsin diye, o elden şefkat bekliyorum hemen. onarılma isteğiyle.

sonra eve dönüyorum tek başıma. bir ağlama bir boşalma patlak veriyor, şaşırıyorum.
hala yanaklarım ıslak ve içimde, yumruğun tam oturduğu yerde kocaman bir boşluk var.

9 Mayıs 2009 Cumartesi

dükkan







çocukken nasıl algılıyorsam sahaf dükkanını, hala değişen bir durum yok. büyüleyici, karman çorman ve ilham verici. hepsi değil ama, özellikle biri.

7 Mayıs 2009 Perşembe

az biraz

biraz tuhaf hissediyorum. biraz korkuyorum. biraz zamana ihtiyacım var. biraz yorgunum.


6 Mayıs 2009 Çarşamba

what's the story? (morning glory)

her sabah siz okuldayken, benim olmam gereken dersler başlamışken evimde tek başıma olduğum saatler o kadar keyifli ki, korkarım bağımlısıyım bu sabah tembelliğinin ve fincan fincan çayların. birazdan 8. kez kaçırdığım sinema dersinden çıkmış arkadaşlarımdan güzel bir azar yiyeceğim yine, ama bunun için önce yataktan çıkmam gerek. kedim izin vermiyor, sabah tembelliğini bana o bulaştırdı zaten. güne ne kadar geç başlasam o kadar az mı yorulacağım sanıyorum? bugün gün 2de başladı, ben şimdiden çok yorgunum.

cansu portresi siyah-beyaz devam ediyor. kızıl ve yeşil tonlar katmamak için kendimi zor tutuyorum, bir insanı tanımlayan renkler belliyse portresini yapmak daha kolay olmalı değil mi? fakat öte yandan o tanımları sıfırlamak ve o insanı öyle ifade etmek istiyorsam? o zaman tuvale uzun uzun bakıp bana renk önermesini istiyorum. henüz susmakta cansu.

bu aralar şahsi bulantım, güvenmek üzerine. öyle çok güven kırıcı insan gözlemliyorum ki köşemden, henüz bana karşı bir ayıpları olmadı neyseki (ayıboluyo!) fakat birbirlerine davranış biçimleri, çoğu çiftin.. sanırım gerçekten de bazı insanlar sadece yalnız olmalı, kendimi yıllarca bu gruptan saydım. bir süredir ise yeni deneyimler peşinde olduğumdan ve cidden beter davranışlar gördüğümden, yok diyorum asıl yalnız olması gereken ben değilim. benim güven meselesini çözmem ve tamir etmem gerek. fark etmeden yardımcı olanlara teşekkür ederim.

3 Mayıs 2009 Pazar

pazar günlerini nispeten iyi geçirmek için..

hayır! hala pazar günlerinin kaldırılması gerektiğini düşünüyorum. eğer kaldıramıyorsak hiç uyanmamamız gereken, hemen her hafta keyifsiz uyuşuk ve sorunlu geçen günler benim için pazarlar. arıza günleri. fakat kırk yılda bir iyisine rastgelince, tespitler yapmak gerekiyor.

*birgün öncesi iyi geçmeli, cumartesi günü yakın dostlarla ve güzel mekanlarda gezinerek geçmişse, sabah mutlu uyanılabiliyor.
*sizden erken kalkan ve sizi uyandırmaya gelen güleç bir arkadaş cumartesi gecesi sizde kalmışsa, pazar yada perşembe aynı gelebiliyor. (bugünün güleç insanı, pelin:)
*haftabaşına yetişecek proje için biraraya gelip, bir koşu Wolverine izlemeye gidilirse, film pek aman aman olmasa da gün ortası fark etmeden geçiyor. böylece günün kabasını almış oluyorsun.
*günün sonunda Heroes var, artık onu beklerken gün kendini tamamlayabilir.

yine de hoşlanmıyorum senden pazar, parliement gece sinemasından mahrum geçen çocuklukla, pazar banyoları ve ödevleriyle de ilgili değil bu durum. sadece keyifsiz buluyorum seni. gelecekte bir pazartesi sabahı uyanıp, artık günlerin isimleri ile içerikleri arasında bağlantı kurmadığımı fark edersem, en yakınımdaki insana insanlar değişebiliyormuş'' diyeceğim.

You don't have to put on the red light