30 Aralık 2010 Perşembe

tiramisu terapisi

tesadüfe bakın ki bugün perşembe, peluş'un yemek tarifi günü :) bugün benim için de mutfakta geçen keyifli saatler vardı. iki tane tiramisu yaptım ve kendimi çok iyi hissettim. ben pek birşey yapmam mutfakta, öğütmekte çok iddialıyımdır. ama iki yıl önce çalıştığım cafe'de sürekli tiramisu yapıyordum ve aynı mekanda tanıştığım sevgilimle aramda da sık sık geçiyordu tiramisu diyalogları. yani benim için özel bir tatlıdır. bugün de iki adet yaptım, iki ayrı ev için. yarın gece tüketilecek.

ben yeni yıla girmekten pek birşey anlamıyorum. kafama noel baba külahı geçirip, canlı müzik dinleyip zıpladığım yıllar da çok gerilerde kaldı. ama çocukluktan kalma saçma bir inanışla, giriş anımı, senenin gidişatı açısından mutlu geçirmeye çalışıyorum. benim mutluluğum çok basit olduğundan, oldukça basit ve sevgi dolu bir gece beni bekliyor. mutlu olalım dostlarım, hak ediyoruz bunu.

27 Aralık 2010 Pazartesi

terapi?



hepimizin bir terapi filmi var değil mi? olmalı. benim terapi filmleri listem şöyle

1. french kiss
2. breakfast at tiffany's
3. pretty woman

ama inanın bana bir ve iki numara ile yargılayacağınız, yüzeysel bir romantik komedi insanı değilim. fakat öyle zamanlar geliyor ki, bünyem başka bir filmi kabul etmiyor. ben de artık tüm repliklerini ezberlediğim, izlerken sürekli gülümsediğim filmlere sığınıyorum. peluş, bu filmleri de ileriki bir zamanda gerçek olacak hayalimize dahil edelim lütfen. elbette ki fincay çay ve yorgan servisi ile beraber.

kar küresi






geçen haftabaşı, beşiktaş sokaklarında aylak aylak gezerken, cebimde de harcanmak üzere zıplayan biraz para varken. ilk defa yılbaşı için süsler püsler aldım. eve geldim, önce yatağa o bayıldığım ışıkları astım. anneminkine fazla fazla süsler koydum. onun etrafı süslemesine izin vermediğim tüm yıllar için. bir de kar küresi aldım ki, baktıkça huzur veriyor. kar küresi koleksiyonumuzun yeni üyesi, ve diğer süsler.. mutlu ediyor.

geçer.. geçer.

hani şu gerçekten zor zamanlar vardır hayatınızda. sebepsiz yere zorlaşan, belki de sizin zorlaştırdığınız, tanıdığınız herkesin ama herkesin yardımına ihtiyaç duyduğunuz, ama hiçbirine söyleyemediğiniz, sadece susmak istediğiniz, onu yaparken de kendini mutsuz ettiğiniz.

ben susmak istediğim zamanlardayım. bunu yaparken bile kelimeleri zihnimden atamıyorum. kelimeler yazılmak ve boyanmak üzere hep oradalar.

sadece kafa dinlemek istiyorum aslında. size günlük hayatımdan şikayet etmeyeceğim, başka bir ruh halindeyken günlük hayatımı çok severim ben.

ama bu aralar en sevdiğim gri bulutlar bile iyi gelmiyor bana. kendime iyi gelecek şeyleri aramaya başladım. onları bulup çevreme yığmalıyım. geçer dimi bu hal? geçer geçer..

18 Aralık 2010 Cumartesi

yazmama sözü

pazartesi günü serigrafi baskı cinnet geçirmeden alınacak
salı günü arka arkaya iki sunum yapılacak, kafalar ve konular karıştırılmayacak
çarşamba herşeye ara verilip güzel güzel sergiye gidilecek
perşembe bitirme jürisi öncesi danışman görülecek
cuma bitirme jürisine girilecek, çok güzel geçirilecek.

tüm bunlar bitene kadar da yazamıyorum, okuyamıyorum, istediğim hiçbirşeyi yapamıyorum. arkadaşları dışarda oynarken onları camın arkasından izleyen çocuk gibiyim, gerçi ben camın arkasında huzurla kitap okurdum sesleri duymamazlıktan gelerek. çok zor bir hafta başlıyor ve ben çaresizce yemek yiyorum.

:)



dilini dışarıda unutmuş bir kedi her yerde ve her şekilde komiktir. kendisinin ''ne?!!'' diyen bakışlarına aldırmadan yüzüne bakarak kahkahalar atmak ve fotoğraf çekmek kaçınılmazdır.

15 Aralık 2010 Çarşamba

öyle.

''Beni yakmana izin veremem,
Ama sana direnemem de.''

bir kadın şairin dudaklarından dökülen mısralar, film değil ama onlar kazındı bir tek aklıma.

en



hava çok soğukken evde geçirilen günler içinde, dışarıdakiler için de, öneririm. maksat mutlu olun, keyiflenin.

en güzel içecek: nero cafe'de chai latte

en güzel yemek: sushico'dan tavuklu noodle (eve gelecek, yatakta yenecek)

en güzel şarkı: green grass and crazy hair

en güzel film: breakfast at tiffany's (yeniden ve yeniden)

en güzel an: buz gibi havada elimin, elinin içinde mutlu olması.

en beklenen: kar. lapa lapa. sessiz.

hadi


hadi seninle yorganın altına saklanalım. herkes bizim nerede olduğumuzu merak ederken, herkes ordan oraya koştururken, herkes buz gibi havada donarken... uyuyalım biz.

13 Aralık 2010 Pazartesi

ben sinirimden gülüyorum

senden nefret ediyorum. gerçekten. zaten iki yıl kadar önce tüm inancımı yitirdiğim okulumdan ve bölümümden bugün bir kez daha soğuttun beni. sen ve senin gibi beceriksiz, eğitim kadrosunu istila eden, ressam olamamış, konusunda başarısız olduğundan dolayı hoca olmaya mecbur kalmış, bu işi büyük isteksizlik ve bıkkınlık içinde yapan, öğrencisi üzerinden kırık egosunu tatmin eden tüm zavallı andropoz adamlar yüzünden. iyice soğudum. şuan bırakıp, kendim için çok daha yararlı olacak eylemlerin peşine neden düşmediğimi hatırlamaya çalışıyorum. ben bu okulda ne yapıyorum diye sormamaya çalışıyorum. senden nefret ediyorum. senin gibi beceriksizlerden nefret ediyorum.

herhangi bir konuda düzgün bir eğitim vermeye kendimi adamamak için beni tutan ne bilmiyorum. eminim senden ve senin gibi beceriksizlerden daha iyi eğitim verirdim.

bu da benim öfkeli teenager yazım olsun. parmaklarımda h.a.t.e. yazıyor öfkemden.

12 Aralık 2010 Pazar

More and More and More and More

Is it ever gonna be enough?


Emek dinletmişti geçen sene.
Ben şimdi bağımlısı oldum.
Size ne kadar uyuyor bilmiyorum ama, ben çok iyi tanıyorum bu hisleri.

http://www.youtube.com/watch?v=FRtd8ArvH_s

şşt...

Çiziyorum. ağızlarını ve burunlarını değil ama. sadece saç ve göz. gerisini göz tamamlıyor, ben en iyi tanıdığım ayrıntıları koyup geri kalanı bırakıyorum. ve inanılmaz keyif alıyorum. daha bir sürü yapıp sergilemek istiyorum sonra, en iyi tanıdığım gözleri duvarlardan bana bakarken görmek istiyorum.

üç kadın, üç fincan







yine bekliyorum. nero'dayım, en sevdiğim cafe. önce chai latte içtim. sonra sade kahve. sonra fincan çay. üç fincanın arasında sürekli syliva plath'in üç kadını vardı elimde. elime patiler çizdim sonra bir ara.üç kadının arasında sürekli camdan dışarı dalıp gittim. her an belirmesini bekledim karşımda. Syliva benim en sevdiğim kadınlardan ve en sevdiğim şairlerden. yeni projemin konusu olması çok güzel, sözleri yine derinleşecek, ellerimi soğuturken, zihnimi ısıtacak hızlandırarak.

bekledim, bekledim, geldi. çok güzel bir gece değildi ama güzel şeyler vardı. mc donalds'da gördüğümüz kedi mesela. dışarda hava buz gibiyken içeri aldıkları, cam kenarındaki sandalyede keyif içinde uyuyan kedi, bizi gülümsetti.

''Daha ne kadar zaman bir duvar olabilirim, çevresinde yeşil bahçemin?
Daha ne denli sargı olabilir ellerim
Onun yarasına, daha ne denli avutup
Rahatlatabilir sözcüklerim, gökyüzündeki parlak kuşlar gibi?
Korkunç birşey açık olmak böylesine;
Sanki bir yüze geçirip, dünyaya salmışlar yüreğimi...''

Üç Kadından bir ses, Üçüncü fincan sırasında, gözlerimin dolmasını sağlayan ve aynı anda da gülümseten.

9 Aralık 2010 Perşembe

canım frida...



her gece filmlerden farksız rüyalar görüyorum ama, dün geceki uzun süredir gördüklerimin en etkileyicisiydi... iki kız arkadaşım ve ben meksika'dayız. bir atölye görüyorum, kapısını itiyorum ve içeride frida oturuyor. ömrünün son demleri, ayağa kalkamıyor bizi görünce, belini gösteriyor. minicik bir kadın, şallara sarılmış. gidip sarıldım ona, hem de öyle bir sarıldım ki ikimiz de gözyaşlarına boğulduk, gülüyorduk ta bir yandan. bana saçındaki çiçeklerden birini verdi, ben de çiçeği öptüm, kendi saçıma taktım. birbirimizin dilini bilmiyorduk ama öyle bir anlaşıyorduk ki frida'yla, canının yandığını içimde hissediyordum. sonra diego riviera geldi, onunla el sıkıştım. boyadığı duvara baktım, elimi kalbime götürüp çok beğendiğimi anlatmaya çalıştım. eşine çok aşıktı, diğer tüm kadınlar geride kalmıştı artık diego için. geri dönüp frida'yla oturdum ve rüyanın hatırladığım sonuna kadar, birbirimize ellerimizle birşeyler anlatıp durduk...

rüyalarımı yazan senarist, bu güzel sürpriz için teşekkür etmeliyim sana. bilinçaltımda kıvrılmış yatan güzellikleri hiç ummadığım anlarda karşıma çıkarmaya devam et lütfen.

keşke sabah uyandığımda o çiçek hala saçımda olsaydı, canım frida..

8 Aralık 2010 Çarşamba

hiçbirşey listesi



- Bazen klavyemin üzerindeki sayısız kedi kılı beni rahatsız ediyor. Bilgisayarımı tamire verdiğim zaman adamlar ''kediniz bilgisayarın üzerinde mi uyuyor?'' diye sormuştu. Arasıra ben bakmıyorken yapıyor olabilir.

- Eğer okulunuzun son senesiyse ve bitirme tezinizi verecekseniz, kafanızın her daim düşüncelerle dolu ve karmakarışık olması, aniden ''buldum!'' diye bağırmanız ve hemen sonrasına ''ama yok ya, boşver..'' diyerek o fikirden de vazgeçmeniz, bu arada iyice hassas, ağlamaklı bir hale girmeniz ve kendinizi en beceriksiz hissetmeniz kaçınılmazdır.

- Ama gerçekten çok güzel bir fikir buldum. bitirme jürisine damgamı vuracağım ve tüm hocalar tek sıra olup beni tebrik edecek.

- Yok, aslında gerçekten aptalca bir fikirdi.

- Rüyamda kurabiye boyutunda karlar yağıyordu. Kar sessizliğini özledim, odaklandım, bekliyorum.

- Sergi açılışlarını hiç sevmiyorum. Modern sanat bu duruma da modern bir çözüm getirmeli. Ellerinde ucuz şaraplarla, sözde bir beğeni ya da merak içinde tuvalleri incelemek kisvesi altında birbirini süzen insan toplulukları bende sıkıntı yaratıyor. o ruh halinde gördüğüm resimlerden de pek birşey anlamıyorum.

- bir haftadır hiçbir sokak kedisini sevmedim. Sanırım elimi paralayan o kedi beni oldukça kırdı.

- Benim en katlanılmaz halim alıngan, hassas ve hüzünlü halimdir. ikinci sırada ise laf sokan, kinayeli halim gelir. ikisi en çok görülen hallerim bu aralar.

- Öyle güzel bir atkı aldım ki, aynı zamanda da bir şal. tüm kış onunla geçecek.

- Kafam dağınıkken listeler yapmaktan hoşlanırım.

5 Aralık 2010 Pazar

boşluk

''ya havadan, ya yıldızlardan'' emek te aynen benim gibiymiş, ona böyle söyledim. ya mars'la bilmem hangi gezegen ters bir açı yaptı, ya hava açık gri ve soğuk, ondan böyleyim. gerçi dün lodos vardı, çok severim lodosu...

ağlamak üzereyim. ve hiçbir sebebi yok. büyük bir hissi kaybetmişim, çok önemli birşeyim eksilmiş sanki. ve içimden gelmiyor. ne olduğunun önemi yok, içimden gelmiyor. aynen gözümde büyümesi gibi, ne olduğunun önemi yok.

sarılmak ve öylece durmak istiyorum. bir insan diğerine ne kadar sarılabilirse, o kadar. ama ona da halim yok, kollarımı kaldıramıyorum.

kendimi bunun bir ruh hali olduğuna, geçici olduğuna inandırmalıyım.