24 Ocak 2013 Perşembe

la lalalala la lallala lii a little bird lit down on henry lee


 ben seni daha fazla anlatıp durmam ki insanlara. kendime de. ''aman tamam kavuştunuz anladık'' deyip, ağzıma bir tane çarpsalar yeridir, o kadar hevesle bekleyip sürekli ettim lafını. seni görmeme dakikalar kala, yerime oturamaz oldum. seni gördükten dakikalar sonra hala sakinleşemez oldum.

ama artık anlatmam. artık üzülmem de. aslında bu bir yıl sen de, ben de hiç yalnız kalmamışız. ben seninle geçirdiğim şu dolu dolu üç günden sonra anladım onu. evet sana en yalnız yılımdı dedim, sen yokken kimse yok gibi oldu dedim. evet öyleydi de gerçekten. ama biz bu yıl seninle her gün, günde en az üç saat konuştuk zaten. hiç yalnız kalmadık ki aslında. o yüzden biraz bile tuhaflık olmadı, sessizlik olmadı. biz zaten bu sene boyunca kaldığımız yerden her gün devam ettik aynı şehirdeymişiz gibi.

söylüyorum sana, o mektuplar, kartlar, fotoğraflar, resimler ve şiirler bir kitap olacak. bizde laflar hiç bitmeyecek, ülkeler birleşip, ayrılıp, değişecek. sendeki londra huzurunun bir kısmı bana geçti, bendeki istanbul kaosuna iyi geldi. ve önümde seninle geçireceğim iki koca gün daha var. bu şuan en değerli şey. ''emek senin ismin ne güzel, emek sen ne güzelsin'' her zaman derim ve diyeceğim bunu işte.

19 Ocak 2013 Cumartesi

13 Ocak 2013 Pazar

beatles'ın help diye bir şarkısı vardır.

 nasıl bir 10 günü geride bıraktığımı tam hatırlayamıyorum. ankara'ya gidiş, sonra istanbul'da üç semt arasında sürekli bir koşturma, sabahlama, çalışma. şimdi eve döndüğüm, çantamdaki kirliler ve temizleri henüz ayırmadığım, çektiğim fotoğrafları bilgisayara yüklemediğim, sadece bacaklarımı dinlendirip kedimle hasret giderdiğim şu dakikaların keyfini çıkartıyorum.

kendime not, bir daha sergi düzenleme işlerine hiç bulaşma, kapıdan resmini teslim et ve hızla uzaklaş.

kendime ikinci bir not, insanlara hayır demeyi, hatta ''kapa çeneni'' ve ''çok saçma konuşuyorsun ve sen konuşurken ben içimden müzik dinliyorum, o yüzden en iyisi sus'' demeyi öğren. kimseyi kimseyle uzlaştırmaya çalışma, arada kalıp en çok öfkeyi ve stresi çeken kişi olmayı bırak.

o çok karlı iki gün güzeldi. aklıma ara ara gelen görüntülerde, o karlı iki günün yeri ayrı ve tatlı. içimin yine huzurla dolduğu, elimizde kupaların olduğu, hayvanları beslemek dışında soğuğa bulaşmadığımız, huzurlu ve sıcak iki gün. sonrası yine koşturma, haddinden fazla bir stres ve gerginlik.

çarşamba akşamı yeni mekanımızda ilk sergi açılışımız oluyor. ''allah utandırmasın'' deyip giriştiğimiz işin sonuçlarını merakla bekliyorum. işlerini en sevdiğim ressam dostlarımı aynı çatı altında topluyor olmak ise en mutluluk veren konu, ilerde pek çok kez yapmayı hedeflediğim işin, ilk tecrübesini yaşıyorum. çok şanslıyım ki, anlayışlı ve hoşgörülü dostlar biriktirmişim. yalnız bırakmıyorlar, ellerinden geleni fazla fazla yapıyorlar. en uzaktaki de en yakına geliyor sonunda, ayın 20'sinde. ayın 20'sini ajandamda kalp içine aldım.

ya biz oturup çay içmeyecek miydik? benim kafamı boşaltmam lazım, ne zaman dinleyeceksiniz beni? kim olduğunuzu da biliyorsunuz, gelip bana peynirli makarna, su böreği, cheescake yedirin, çayımı içirin, önüme dökülenleri silin çok rica ediyorum. ben çünkü, nasıl denir, gerçekten epey ihtiyacım var size.

4 Ocak 2013 Cuma

biz en iyisi çay içelim.

yol öncesi ruh hali en keyiflilerinden. yol kısa olsa da, iki gün sonra evime dönecek olsam da, küçüklüğümden kalma bir bilinçaltı müdahalesi söz konusu. her gece uyuya kalana kadar, ''yarın evden kaçsam yanıma alacaklarım'' listesi yapardım. evim çok korkunç olduğu ya da gerçekten evden kaçacağım için değil kesinlikle, sadece o macera durumu ve yanıma alacaklarımla yetinecek olma hissi çok çekici geldiğinden. (ayrıca hiçbir zaman çok sağlıklı bir çocuk olmadım, fiziksel ya da ruhsal olarak) kitaplardan başlayıp giyisilere, oyuncaklara, anne babamın resimlerinin olduğu çerçevelere, yolda yiyeceğim yemeklere kadar her şeyin listesini yaparken uyuyakalırdım. çocuk işte, ne bilsin.

listeler hala var. her gece kafamda, gün içinde elimin altında. sürekli bir alt alta dizip net görmeye çalışma durumu.

yol öncesi çanta toplamak ise, en büyük keyif. ilk defa yola çıkarken çantama sylvia plath - suyu geçiş girmiyor. o artık benim değil, en değerli kadınlardan birine ait, o artık kendi yolculuğuna çıktı. bu sefer bir adet çizgi roman (x-men'lerden biri) bir adet Fang Ailesi (kendisi başlı başına bir yazıyı giderek hak ediyor) oyuncak olarak bayılarak aldığım ama hala kimsenin benimle oynamadığı batman oyun kartlarım ki eminim otel odasında oynamak için güzel bir seçim oldu. ve çok yoğun kar yağışına gittiğimiz için pofuduk atkı, bere, eldiven. gidiş sebebi olarak bir sergi açılışı olacağı için de, elbette annemin çekmecesinden tırtıkladığım iki çift küpe ve kolye (zaten açılışa giyeceğim gömlek de annemden, neden hep en güzel giyisiler onda, aklım almıyor)

çantam top gibi oldu, otobüs sabahın neredeyse hiç görmediğim erken bir saatinde, ben hala gribim, ama tuhaf bir şekilde fazla keyifliyim. o yüzden de bloguma yeni bir çiçekli masa örtüsü serdim. şuraya iki fincan çay da koymam gerek, böyle kuru kuru olmuyor.

3 Ocak 2013 Perşembe

dilerim. diledim.

yeni yılın her sabahı umut taşısın. sabahları umutsuz ve yorgun uyandırmasın bizi. beklenti içinde, aç ve heyecanlı başlayalım güne.

her gecesi huzurlu ve minnet dolu olsun. şüphe dolu, hır gür dolu geceler ne kadar az olabilirse o kadar olsun. gün içinde doğru adımlar atmış, mutlu yüzler yaratmış olmanın hafifliği içinde ulaşalım geceye.

hayatı ve ruhu besleyen tüm o kaynaklar bol bol çıksın karşımıza. insana fark etmeden yeni bir mimik kazandıran etkileyici oyunculuklar, anlam veremediği geçmişte kalmış bir olaya ışık tutan zekice yazılmış bir paragraf, içini tanrısal bir coşku ile dolduran yaratılmış en kusursuz sanat eserleri, kitaplar, filmler ve müzikler hep olsun. onlara ulaşacak para da olsun. onları verimli bir şekilde dönüştürecek zihin ve ruh hali de. 

inanmayan herkese aşkın var olduğunu kanıtlasın. inanan herkese ise aşkın mutlu edebildiğini. 

ve dilerim ki karşımıza hep karnı tok, keyfi yerinde kediler çıksın.