30 Temmuz 2009 Perşembe

ilişkiler hakkındaki gerçekler

*şaka yaptım, bu başlık altına söyleyebileceğim gerçek bir bilgim yok.

*ama fazla dürüst olmak, fazla sır saklamak kadar zarar verebiliyor.

*fakat konu gönül ilişkileri değil de dostluk ilişkileri ise, bu çeşit bir ilişkinin herşeye değer ve gerçek olan çeşit olduğunu savunabilirim. benim hayatımda bu böyle, selam.

*ben genellikle 'arkadaş ayağına yatan kızlar'danım erkek bünyesinin gözünde.

*benim gibi 'önce arkadaş olalım' lanetine tutulan kızlar, baktınız ki arkadaşlık kavramınız zarar görüyor hisleriniz yüzünden, dahası hisleriniz çıldırmak üzere.. yapılacak şey, sanki karşınızda kırk yıllık dostunuz varmış gibi dürüst olmak, dibine kadar, herşeyi söylemek. sonra o yoğunluk aniden azalmaya başlayacak ve böylece anlık hisler erirken dostluğunuz güç kazanacak.

*bence ben cosmogirl'de bir köşem olmasını hak ediyorum.

*hislerim çıldırmak üzere olduğu zaman kendimden çok utanıyorum.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

confuse-a-cat


John Cleese'in korkutup kaçıramayacağı çok az sorun vardır.

27 Temmuz 2009 Pazartesi

teknik serviiiis!

Vanilla Sky isimli mükemmel filmin Hollywood uyarlamasında, Tom Cruise haklı nedenlerle filmin sonlarına doğru cinnete yaklaşır. ve koridorlarda 'teknik serviiiiiis!!!'' diye bağırarak koşmaya başlar. her kafayı yiyesim geldiğinde bu anlam dolu kelimeler çınlar havada..

çaresizlik


çaresizlik bir durumdan çok bir ruh halidir. aslında çözümü olmayan ve en az bir olasılığı daha beraberinde getirmeyen bir durum olmadığından kendisini gelip geçici bir ruh hali, yatağın tersinden kalkılmış bir gün, fazla hassas bir bakış açısı olarak görmek gerekir.
yok eğer cidden aldıklarınızdan verdiklerinizi çıkarınca sıfır ve altında bir rakam çıkıyorsa, çaresiz bir durumda da olabilirsiniz. zaten kimse hayatın ve ilişkilerin mükemmel bir bütün olduğunu söylemedi. zaten kar-zarar problemleri, artı-eksi listeleri ve aldım-verdimler yeterince kalp kırıcıdır.. sırf kalp kırıcı olduğu için bazı işlemleri hiç yapmayalım.

21 Temmuz 2009 Salı

bir takım gerçekler

*içimde bir his var.

*yine anane günleri. bir yanda börekler, dolmalar ve her daim çay, bir yanda kulağa küpeler, tembihler, vahvahlar, kikirdemeler..

*akşamüstü uykuları ve bu sırada görülen izlediğim hiçbir filme benzemeyen rüyalarım

*bitmeye yüz tutmuş eskiz defterinin verdiği huzur.

*yağlıboyadan tırsmak, ters bir laf eder diye çekinmek.

*yakın çevremin uzağındayken çektiğim hüzünlü efkarlı hal ve çok özlediğim insanlar..

*tüm bunların yanında, içimde o his var. var işte, sustursam da fısıldıyor yine.

efkar

Gecenin tam 3'ünde..

19 Temmuz 2009 Pazar

düzen


güzel bir cumartesiden sonra sıkıcı bir pazar, toplamda ortalama bir haftasonu ortaya çıkaracak olsa da bu aralar olanlarla yetinecek haldeyim. şikayetsizlik. sık sık olanlardan bıktığım, fazlasını istediğim ve minik kaoslar yarattığım olur. ama bir süre herşeyin hemde herşeyin aynen devam etmesini istiyorum. eksik olan şeyi buldum ve onu kurmak için akıp giden zamanın yarattığı tek düzeliğe ihtiyacım var. daha sonra mantık denen kavramın da peşine düşeceğim, onu bulup hayatımda biryerlere oturtmak kaç yılımı alacak bilmiyorum, şimdilik benim düzenle uğraşmam ve onu kalmaya ikna etmem lazım.

16 Temmuz 2009 Perşembe

across the universe üzerine..


yok, bahsetmek üzere olduğum ''Nothing's gonna change my world..'' şeklinde biten mükemmel şarkı değil.. onu ve daha birçok Beatles eserini içeren, onlar üzerinden ilerleyen şu film. ben bir Beatles hayranı olarak filmi çok geç izledim, pek birşey kaçırmadığımı düşünüyordum. genellikle önyargılarım anlamsız çıkar ama bu sefer gayet doğru çıktı, iyi ki izlememişim bugüne dek.


Söz konusu kusursuz bir müziği yüceltmek ve onun ruhunu yansıtmak olunca film ikiye ayrılıyor benim gözümde: kusursuz müziği yüceltmekte gayet başarılı bir film bu. sırf bu yüzden çekilmiş gibi. öyle ki benim yıllarca Beatles dinletemediğim arkadaşım mp3üne şarkılarını koyacak kadar etkilendi bu filmden. fakat iş bu müziğin ruhunu yansıtmaya gelince film sıfır benim için. öyle ki, ''sırada hangi Beatles şarkısı var?'' beklentisi daha üçüncü şarkıda işkenceye dönüştü, keşke orijinalleri kullanılsaydı dedim, en azından öyle akar giderdi sahneler.. Özellikle George Harrison'ın her şarkısı başka bir hayalkırıklığı oldu başka seslerde. belki Come Together biraz tatmin edici, yada I am the Walrus. belki. Helter-Skelter da içeriğine uygun olarak vurucu biçimde kullanılmış.. Ama yine de bir Beatles müzikaline gerek var mı ki dedim sık sık, zaten bu dört Liverpool'lu çocuk hayatlarının müzikalini yapmışken 10 yılda.

Yıllar önce izlediğim 'I am Sam' isimli dramda, Sean Penn de kurgu da o kadar başarılıydı ki, Beatles şarkılarının ruhunu anlatmak ve yorumlamak için cidden doğru şeyleri yapmış olmalılardı.
O yılların çiçek çocuklarını, asit kafasını, savaşın ensedeki nefesini ve aniden patlak veren özgürlüğü birebir koymak bile yetmiyor işte o ruhu vermeye. Sonuç olarak Beatles, Beatles'tır dostlarım. Benim içinse yapılmış daha üstün bir müzik yoktur.

çocuk-fobi


15 Temmuz 2009 Çarşamba

ouch!

-Bu kızı ben yetiştirsem böyle olmazdı! Hep sen yaptın bunu böyle!!

-Sen de oradaydın, yetiştirseydin..

Mutfağın önünden gülümseyerek geçtim ve balkona çıktım.

14 Temmuz 2009 Salı

cezanne hakkında






Kendi yarattığı cisimlerin görünmeyen taraflarını da resmetme tekniği ve perspektifi kırılmış ve birçok açıdan algılanmış peyzajların ustası Cezanne, Braque Ve Picasso gibi kübistlere gereken ilhamı ve ipucunu vererek Kübizme yol açmış, pek sevdiğimiz bir ressam. Fakat malesef bu üç yıl içinde hakkını veremediğim ve fazla araştırmadığım bir isim. bu sebeple bu ay kendisinden pek çok şey öğreneceğim için heyecanlıyım. kullandığı her rengin ve fırça izinin resminde bir anlamı olması, Yiğit Hoca'nın ilk yıl Temel Tasarım dersinde zihnimize kazıdığı bir nokta. Sınıfa etkileyici bir Natürmort göstermiş ve duvardaki alakasız görünen yeşil lekenin manasını sormuştu.
''Sizce Cezanne resminin başında çalışırken, karısı odaya dalıp:
-Cezanne koş annemler yemeğe geldi!' deyince ressam ''neee?'' deyip duvara bu lekeyi mi çalmış? yoksa bunun daha derin bir anlamı mı var?'' dediği zaman tüm sınıfın güldüğünü ve orada resim için bulunmayanların bile bu fırça darbesiyle ilgilendiğini hatırlıyorum.
şimdi bu renk lekeleri ile form verme işine yoğunlaşmanın zamanıdır.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

crazy taxi!

Gözümü oyun bürüdü yine. öyle karizmatik güzel oyunlardan değil ama, facebook denen illetin ''bakınız arkadaşınız bikbik crazy taxi oyununda şöyle bir puan yaptı, onu haklamak ve puanınızla dövmek ister misiniz?'' şeklinde başlayan abuk oyunlarından.

kızgınım, çünkü 2 saatin sonunda hala arkadaşım seda'yı crazy taxi isimli oyunda puanımla dövemedim.

öte yandan gönül team fortress ister, quake'dir call of duity'dir.. zart zurt dolu güzel şeyi görüp çoluk çocuk oyuncağıyla yetiniyoruz işte. peh. meh.

10 Temmuz 2009 Cuma

dengesiz

''kendinizi tek kelime ile tanımlayın'' saçma bir kadın dergisinde saçma bir kadına yöneltilmiş bu soru ile karşılaştım sabah sabah.. acaba dünyanın herhangi bir yerinde bu soruya tatmin edici bir cevap verebilen bir ego -pardon insan- var mıdır?
kendi cevabımı düşündüm. en sonunda 'bir' tanımı kaldıramayacak kadar fazla kişilik çatışması yaşadığımı ve henüz elle tutulur bir sonuca varamadığımı fark ettim. oysa kadın ne güzel cevap vermiş: ''mutlu...'' hadi yaa? demek sen 'mutluluktan ibaret'sin? dedim küçümseyerek, aslında bu sadeliğe özenerek. ''ben asla sadece mutluluktan ibaret olamayacağım.. illa bir arıza gerekecek'' bu beni tek kelime ile 'nevrotik' yapıyorsa, hayır ona da sığmak istemiyorum, içimde sıkıcı biçimde huzurlu olmak isteyen bir yan da var.
ne yapsak? peki. 20 küsür yaşımın özeti, anca dengesiz olmayı başarabilmek olmuş.
öte yandan hayatımdaki insanları tek kelime ile tanımlamak ne kadar kolay..
Seda-hafıza
Hasan-ev
Pelin-sade
Emek-kaos
Berkay-potansiyel
ve E-ilham..
gibi gibi.. bir sürü tanımla hayatımda bulunan insanlar. işiniz ne kadar kolay bir dengesiz tarafından izlenir ve çok sevilirken.

5 Temmuz 2009 Pazar

only happy when..


..it rains. bazen öyle çok yağar ki, tek duyduğun ses yağmurun çıkardığı mükemmel ses olur, içseslerin ürker ve susar. yıllar boyu sürdürdüğüm bir ritüel olarak, vakitsiz zamanlarda yağan her yağmurda garbage'ın nevrotik bir yağmur övgüsü olan bu şarkıyı çalardım. gözlerimi kapatıp fonda gerçek damlalar senfonisi, önde shirley hanımın kasvetli sesi, gerçekten mutlu olurdum o an. bugün istanbul'da vakitsiz uzun yağmurlar yağarken müzikle kutsamadan da keyfini sürdüm bu defa, eski gelenek aklıma geldi, neyseki çoğu ritüel kaybolurken yerine yenilerini bırakıyor. ama yine de yağmur yerini hafif esintiye bırakırken fonda şimdi çalıyor.. parmakuçlarımda mükemmel saçların izi, ritm tutuyorum gülümseyerek.

3 Temmuz 2009 Cuma

düşmekte serbest

Fotoğraf benim favori fotoğrafçım Rezzan Akın'a ait, kendisi yine beni tanımladı bir işiyle..
Ruh halim budur bugünlerde. çimlerin,otların arasından, çakılmanın verdiği durgunlukla, biraz sefil biraz sersem geziniyorum evin içinde. heran herşey yolunda ifadesini takınmaya da acizim yakınlarıma karşı. keşke beni üzgün görmeyi de sevselerdi. o leylak rengi minik hapı elime aldığım güne lanet olsun. aslında tedavi diye birşey yok değil mi? şifacı kadınım endişeli, neredeyse benim kadar..
hadi beni onarın.

daha 3'ü..

temmuz'u sevmiyorum. geldiği gibi gitmesini istiyorum.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

hymn

Tanrı hepimize Patti Smith sükuneti versin dostlarım.. koyu renk camlı gözlüklerimizle toplasın saçlarımızı, beyaz tişörtlerimiz pis fakat gururlu, aynadaki görüntümüzün tek kaşı kalkmış olsun. Kendimiz olmaktan çıktığımız, aklımızın bulandığı ve hata üstüne hata yaptığımız gece vakitlerinde gelsin usulca. Biraz gururlu olma gücü ver kadınlara. Biraz karakter sahibi olma azmi. Suskunluk. Kabulleniş.

Kadın doğmanın ayrıcalığını da, acılarını da anlat bir bir, yorulmadan.

Patti Smith tüm kadınların yanında olsun.