23 Nisan 2015 Perşembe

Kuşlu, çiçekli kompozisyon


Orkide'nin renk yolculuğu sürüyor. İki aydır çiçekleri üstünde, ilk günlerdeki canlı pembeler ve parlak sarılar ilerleyen haftalarda solmaya başladı. Bu çiçeklerin pıt diye dökülmediğini ya da solup büzülmediğini, onun yerine giderek beyazladığını bilmiyordum. Bugünlerde renkleri kaybolmak üzere, neredeyse tamamen beyaz. Yapraklarını, bir kadının saçlarını boyar gibi boyayamayacağıma göre, onu karşıma koyup bir resmini çizdim. Yeni çiçekler açana kadar, bakmak üzere.

21 Nisan 2015 Salı

fazla rahat, olabildiği kadar bencil

Kırgınlığım mahcubiyetimden fazla artık. İhmal ettiğim insanları, gönül almaları, ezik büzük hissetmeleri geçtim. Canının derdine düşmek böyle bir şey. Canı acımak böyle bir şey.

Sürekli durumundan şikayet eden bir insansanız, hep mutsuz, hep mızmızsanız, yakınlarınız tarafından biraz olsun tolore edilmek için arada onları da sorun, sorma amacınız bir an önce kendi derdinizi anlatmaya geçmek olsa bile, bunu yapın. Çünkü sizin bitmek bilmeyen trajedilerinizi dinlemeye devam etmek için çok güçlü bir motivasyon gerekiyor. Gerçek dertleri olan insanların ise ne kadar sessiz ve efendi olduğunu, sizin şikayet ettiğiniz saçmasapan gündelik durumlara ise onların yatıp kalkıp şükrettiğini bilseniz keşke. Ne tuhaf ki, bunu da umursadığınızı sanmıyorum.

Fiziksel sıkıntılarım ne kadar canıma okusa da, aslında ne kadar küçücük ve önemsiz olduklarını biliyorum. Mesela sırf anneme saygımdan, karnımın ağrısından yakınmamam gerek, benim ayda bir çektiğimi, gece gündüz çeken, sesi bile çıkmayan annem. Bizim neslin doğru düzgün çalışmadan, yorulmadan, inanılmaz bir bencillikle sürekli en hafif şeylerden yakınmasından bıktım. Herkesin ''en dertli, en zavallı'' olmasından bıktım. Ben kendimi çok net görüyorum artık, ben dertli değilim, şımarığım, fazla prim verilmişim, fazla iyi bakılmışım. Rüzgar esse yataklara düşüyorum, çünkü düşebiliyorum, çünkü kendim dahil bakmam gereken kimse yok. Rüzgarın esmesine minnet duyan, gülümseyen insanlardan olmak istiyorum, rüzgarın esmesinden bile mağduriyet çıkaran bir ahmak değil. Evet bünyem zayıf, evet hasta olmam çok kolay, ama bunu dile getirmek ve kimseyi bıktırmak zorunda değilim. Ben insanlardan çok ama kendimden en çok bıktım, bu haftaki yataklara serilişimde en çok bunu anladım. İçimde bir şeyler ciddi şekilde değişti ve farklı yönlere saptı.

19 Nisan 2015 Pazar

Tel cambazının ütopik ve mümkün-iyi dünyası


Bir hafta ne kadar hayvanlarla geçtiyse, ne kadar çok farklı tüye dokunulmuşsa (elle ya da kalemle) o kadar huzurlu bitmiş demektir. Bunların içinde Şeker'in yeri, uyku saatimiz, aynı anda kızkardeş-sevgili-ruh eşi oluşumuz benim yorgun ve dağınık zihnimdeki en kesin gerçekliklerden biri. Sol bileğimde yatıyor, başını avucumda ya da elime denk getiriyor, beni uyuttuktan sonra, gecenin bir vakti kendi minderine dönüyor.

 Tarihi ve mitolojik kadın figürleri üzerine düşünüyorum, çoğu zaman düşündüklerimi unutmamak için bir yerlere notlar da alıyorum. Daha sonra karşıma okuduğum romanların kenarından ya da telefonumdan çıkıyorlar ''Pandora'nın kutusu, muhtemelen ufak bir dişi kediydi.'' Böyle bir satırı yazmak için ne hissetmiş olmalıyım? Güneşli bir pazar günü Karaköy'de, ufak kediyi avucuma aldığımı, mırıltısını elimin içinde hissettiğimi ve heyecanlandığımı hatırlıyorum, sanki evrenin büyük ve gizli sırrını bir kendim biliyormuşum gibi heyecanlı. Geri kalan bağlantıyı resmi bitirdikten sonra kurmayı planlamış olmalıyım.

Kendimi onarma ve bakım çalışmalarım yavaş ama düzenli ilerliyor. Bu hafta 17 Nisan gününü kurtuluşumun ilk günü olarak buraya ve kendime kaydetmeliyim. Hafta ortası illet gibi bir grip mikrobuyla tekrar yatay pozisyona geçsem de, keyfim yerinde, annem ve kedim yanıbaşımda, vitamin ilaçlarım baş ucumda. Havaların tuhaf bir şekilde Nisan'dan çok Kasım'a yakın olması da hiç rahatsız etmiyor. Böyle daha güzel, daha dingin, hırkalarımla vedalaşmaya da pek hevesli değilim zaten. Annem de balkonu henüz açmadı, saksılardaki bebeklerini güneşe sunmadı, demek ki daha var yapış yapış sıcak günlere.

Şuan kedim kolumun altında uyuklarken, (ben dün gece ve ondan önceki gecelerde de yaptığım gibi) onun tüm yüzünü, burnunu, yumuk gözlerini, kıvrık patilerini izleyerek uykuya dalacakken, lodos oldukça hafif ve yumuşak eserken, hafif ve huzurluyum. Her zaman dediğim gibi ''Şimdilik bu kadarı kafidir.''

Son olarak, elbet bir gün tel cambazları da istedikleri (mümkün olduğu kadar) iyi hayata kavuşacaklar. 


5 Nisan 2015 Pazar

Hafiflemesi gibi yüreğin, bir şey yok.

Aşık ve hafif bir Eylül, günün bu ışıklı saatlerinde Ella Fitzgerald'ın yumuşak sesiyle, camdan dışarılara dalıp dalıp hayaller kuruyordu. Bu ben miydim, yine ne kadar da kalbimin tam ortasındaydım. Ne olmuştu da yüreğim hafiflemişti, yoksa hafiflemeye sandığımdan çok daha fazla mı ihtiyacım vardı da, aklıma gelen hemen her iyi fikre böyle sarılıyordum, peşi sıra göğe yükseliyordum? (İyi fikirler, ağırlaşmış bir yürek için, helyum dolu balonlar gibidir.)

Kendime bir reçete yazalı ve buna her gün uyalı 10 gün kadar oluyor. Bu reçetenin içinde B12 vitamininden, meditasyona, özlediklerime vakit ayırmaktan, düzgün beslenmeye kadar pek çok şey var. Yavaş yavaş ve sabırla, davranışlarımı değiştirip kökleşmiş huylarımı yumuşatmaya çalışıyorum. En sonunda dün, kendim için birkaç sayfa yazabildim (Ağırlaşmış bir yürek için, kendi kendisiyle satırlar aracılığıyla konuşmak, imkansıza yakın zorluktadır.) İyi geldi, olması gerektiği gibi geldi. Şeyler bir şekilde yoluna girecek, sonra yine batacak olsalar da, şimdi yükselmek zorundalar. (Şeylerin anlaşılmaz ve tuhaf ritmi)

Bu hafta Lomo makinemin filmini yıkattım. Üst üste pozlama için epey bir uğraştığımdan, bir gün zor bekledim. Elbette ki yine başaramamışım, üstüne bir de ışık ayarını da yanlış yapmışım. Bütün fotoğraflar berbat çıktı. Sonra sevdiğim çocuk, bir köşede makinesiyle mutsuz mutsuz oturan benim yanıma geldi, photoshopta istediğim fotoğrafları üst üste koyup, transparan yaptı. Photoshop bilmesi ve hile yapmamda bana yardımcı olması, sevdiğim çocuğun en güzel özelliklerinden biri, buna yanaklarını, mükemmel ellerini, nazik kişiliğini ve tanıdığım herkesten çok yemek yiyebiliyor oluşunu da ekleyebilirim. Beni kedi gibi seviyor, onu kedi gibi seviyorum.

Bünyemizi delirmekten, içe fazla kapanmaktan, kösülmekten, kararmaktan, yersiz hüzünden koruyalım. Eğer bunu yapamıyorsak, aynı benim 10 gün önce yaptığım gibi, bir onarım sürecine madde madde sokalım kendimizi, formülize ederek ve iyi bir liste yaparak, her durum çözülebilir, geç de olsa, sancılı da olsa, bir şekilde çözülebilir. Güzel filmler, sürükleyici kitaplar, karnı tok sokak hayvanları, iyi bakılan bitkiler, çok fazla öpücük ve kucaklaşma, bu listenin değişmeyen maddeleri.