26 Aralık 2011 Pazartesi

gözlem

kapının önündeyim.

kolu yok. (bir zamanlar varmış.)

onu duvardan ayıran tek şey eskiden açık olmasıydı.

şimdi kapalı, içerden kilitli.

çaldım, seslendim, yumrukladım.

karşısına geçip baktım sonra, farkına vardım ki,

duvarlaşmış bir kapının önündeyim.

18 Aralık 2011 Pazar

evin en güzel yeri




adamlar iyi, adamlar güzel, adamlar komik bir de, güldük biz de. çok güldük, çok zıpladık, sonra da çok durulduk. şaka şaka, durulmadık. birileri polisi arayana kadar durulmayacağız, sonra da tekrar başlayacağız zaten. http://buyukevablukada.com/dinle.html benim verdiğim linklere tıklanmıyor, lacivert çıkmıyorlar bir türlü, siz copy-paste ile tıklayıverin. ya da tıklamayın, pelin'in tabiri ile ''sadece ben dinleyeyim, kimse dinlemesin'' olmaz öyle şey, dinleyin siz. pelin zaten okumuyor artık beni.

sonra değişik kız tipleri üzerine yazdığım inceleme yazım ve makalem hakkında döküman topladım. bir tane gördüm, en fenası oydu, karakterini, güzelliğini, özelliğini un ufak etmiş. özelliksiz kalmış. özelliği olmayan insan, artık saksı bitkisidir, bilmiyor musun bunu? demek istedim, onun yerine kederli kederli baktım yüzüne, suyunu zaten veren var, yeri de iyi, ilişmedim. ama eve gelince bir yazı yazdım ufak defterime, onun için yazılanların sonuncusu olarak.

bir kız tipi var, ben onu hiç anlamıyorum. bu kız tipi streç mini etek giyiyor, ama sakın her streç mini etek giyeni bu kız kisvesi altında değerlendirmeyin, streç mini eteğin hiç suçu yok. bu kıza başarılı erkeklerin önünde, yanında ve kimi zaman arkasında rastlıyoruz. mavi boncukları var, dağıtıyor. sonra emeğinin karşılığını alıyor. değiyor mu canım, bak yaşlanmışsın? demek istedim ama sustum, gülümsedim, ''hadi görüşürüz kendine iyi bak'' dedim, çok iyi bakıldığını bile bile.

bir başka kız tipi derken sıkıldım, zaten döküman toplamıyordum, yazı da yazmayacaktım, öyle karşıma çıkıyorlardı, ben de şahit oluyordum sadece. sonra arkadaşlarımla yürümeye devam ediyordum taksim'de ya da beşiktaş'ta, hepsi önemini yitiriyordu kız tiplerinin.

geçen gün ilk beyaz saç telimi buldum. bunu büyük bir mesele haline getirmeyeceğim çünkü ben bir drama queen değilim. belki biraz leyla, tamam. fotoğraftaki kedi atölyeden, o da leyla'ymış, öyle diyor. ama drama yok, yanlış olmasın.

14 Aralık 2011 Çarşamba

dudaklarını arala, biraz daha arala..




eskiden odamda karanlıkta otururdum, müzik dinlemek için. ritüellerim vardı, sokak lambasının ışığının yansıdığı pencerenin perdesini açardım sonuna kadar. söğüt ağacı hışırdardı, lamba parlardı, ben çok şey olurdum, neredeyse herşey olurdum o an. çünkü hepinizin çok iyi bildiği gibi dostlarım, hayat olasılıklardan ibarettir. ve ben biraz daha gençken, olasılıklar sonsuzdu.

yine öyle bir akşamda, marilyn monroe'dan one silver dollar'ı dinledim. bir kez daha dinledim, sonra bir kez daha. tam olarak kaç saat dinlediğimi bilmiyorum o gece o şarkıyı. ama bir gecede sözlerini ezberlemiştim, ilerde kendi sahnem olduğunda söylemek üzere. bana göre o zaman, bir sahnenin olması herşeydi bir insan için.

bu gece, aklıma geldi şarkı, açıp dinledim. videoda marilyn'in görüntüleri dönüp duruyordu, o şuh fotoğrafları. ve fark ettim ki, içinden gelerek verdiği hiçbir pozu yok. sürekli birileri demiş ki ''dudaklarını arala marilyn, daha seksi bak, biraz daha arala, harika, tamam!'' ve o kendine ait sahnesinde, hiç kendine ait olamadan geçirmiş zamanını. ama eminim ''one silver dollar''ı söylerken, birşeyler hissetmiştir. ve fazla şuh görünmemiştir.

bir kadın hem seksi hem hüzünlü nasıl olabilirse aynı anda, ve sağlam bir sarılmaya ne kadar ihtiyacı varsa, gözlerinden çökmek üzere olduğu ne kadar belliyse, hepsini görebilen gerçek bir erkeğe ihtiyacı varmış sadece. aslında herhangi birisi one silver dollar'ı dinleseydi çevresindekilerden, gidip sarılırdı eminim.

ağır geliyor ama senin adına mutluyum




ağır geliyor. düşüncesi bile içimi sıkıyor. seni tanıdığımdan beri, beraber beyni alınmış iki mahluk gibi gülüyoruz, insanlar bizi anlamazken, uzaklaşırken, gözlerini bayıltırken, biz, biz olmaya devam ediyoruz. olabileceğinden de fazla absürd, sürekli keşif peşinde, aktive olmuş, yola koyulmuş haldeyiz hep. seni tanıdığımdan beri. şimdi sen çok uzağa gidiyorsun, ağır geliyor. kendin için bir adım atıyorsun, yapman gerekeni yapıyorsun, mutlu olacağını da biliyorum. senin için sevinmem gerek ama benim içim sıkılıyor işte, yalan mı söyleyeyim, ''senin adına mutluyum, git git'' mi diyeyim. diyorum zaten. diyeceğim de. sen gitmemeye kalksan, ben seni zorla tıkacağım o uçağa. ama ağır geliyor.

başka hiçbir duygusal yazı yazmayacağım, hüzün yapmayacağım. ama arkandan, üç cool kedi'den ikisi, pelin ve eylül olanı, seninle olduğumuz her yerde, seni konuşacak. çok uzun süre. ve ben alışverişe çıktığımda, çamur rengi berbat bir tişört gördüğümde, ''emek bunu alayım mı'' diyemeyeceğim, ya da önümden gerçekten insan çirkini, anası olsan sevilmez bir erkek geçtiğinde ''emek bak, kocan geçiyor'' diyemeyeceğim, ya da kamusal bir alanda, öfkeli sıkışık bir ortamda aniden bastıran gülme krizimle sana dönüp seni püskürtecek lafları edemeyeceğim, ve gecenin bir vakti moralim bozulduğunda, çöktüğümde, telefonda gözlerimden yaşlar süzülerek ''emek çok kötüyüm'' de diyemeyeceğim. ve sokakta önümüzden geçen her köpeğe seslenip, senin korktuğunu unutup, sonra sana dönüp ''pardon ya unuttum, ama sevsene çok tatlı bu'' da olmayacak. sigara dumanın yeni yıkadığım saçlarımı leş gibi kokutmayacak, sürekli çanta ve ayakkabı almana karışamayacağım, ardı ardına güzel portrelerini çekemeyeceğim.. bunlar her gün daha da ağır gelecek, daha da yalnız hissettirecek bana.

ama çok uzaklarda senin kendine yeni yüzler, yeni renkler ve yeni yerler kattığını bileceğim. ve gerçek dostluklarda, mesafenin hiç önemi olmadığını ben çocukluğumdan bu yaşıma kadar öğrendim, bu yüzden içim rahat. şimdi de sen öğreneceksin. sen orda ve ben burdayken, olan biten herşey bizi besleyecek.

ve ben seni çok özleyeceğim.

bu kadar, başka hüzünlü laf yok.

12 Aralık 2011 Pazartesi

bir konsept olarak kış

beyaz. açık mavi, pembe. hepsinin önünde siyah ince ağaç silüetleri. battaniye, yorgan, şal. kupa kupa çay. asla tek değil. bal. tarçın. breakfast at tiffany's. krem rengi hırka. eve kapanmak ama sadece keyiften. kedi patileri, kedi göbeği, kedi sürtünmesi. kırmızı, yeşil ve altın rengi bir yılbaşı hayali. ertelemek. üşenmek. gerinmek.

loş. temiz. soğuk. güzel.

11 Aralık 2011 Pazar

hollywood'un hayatımıza kattığı güzellikler



daha fazla içimde tutamayacağım, scarlett johansson'dan hoşlanıyorum. kendisi üzerine çuval geçirip dünyanın en kötü filminde oynasa ve hatta hiç rol yapmadan bir kenarda saksı gibi dursa bile, o filmi izlerim. o filmi değil, o kadını izlerim, tamam.

şu parfüm reklamındaki haline de ayrıca bayıldım. mango reklamlarından sonra, dolce and gabbana reklamları da istanbul'un her köşesine asılsa keşke.

9 Aralık 2011 Cuma

ne zaman dönersin?

sizi bilmem ama ben miss papercut'ı oldukça, fena halde, baya bir, özledim.

4 Aralık 2011 Pazar

aslında saçımı değiştirmek istiyorum.

saçlarımı kesmek, boyamak, kıvırcık yapmak, düz yapmak, yeşil gölge atmak, pembe tutam koymak istiyorum. ruh halim bunu gerektiriyor. fakat olmuyor, olamıyor.

ben de beş dakikada bir blog arka planımı değiştiriyorum. ve çizimlerimden blog arka planları, hatta daha geniş düşünürsek, kullanıcının keyfine kalmış tasarım şablonları ve arayüzler yapmak istiyorum. (fakat arayüz kelimesini ajans insanları olan dostlarımdan ve iletişim tasarımcısı erkek arkadaşımdan öğrendiğim ve ilk kez cümle içinde kullandığım düşünülürse, daha pek çok işim var.) ama kararımı verdim, hepinizin bloguna, karakterinize uygun resimli, renkli arka planlar yapacağım.