21 Eylül 2018 Cuma

Sussam da konuşsam da aynı

  İki gündür nasıl bir kabusu yaşadık, yaşıyoruz bunu hiç unutmayacağım. Kendim için buraya kaydetmesem bile, ne benim ne de asıl darbeyi alan sevgilimin unutuacağını sanmam. Tatilden geldik ve herkes, her şey üstümüze geldi (Annem hariç, o sadece bizi rahat ettirmekle ve doyurmakla ilgiliydi, her zaman ve her koşulda olduğu gibi.)

  Sevgilimi hiç bu kadar sıkıntılı ve çıkmazda görmemiştim. Bu sabah gerçekten korktum. Yıkılmasından, toparlanamamasından. Geçen kışın aynısı bir sorunlar yumağına girmek en büyük korkum, tatildeyken de hep dönüşümüzde yavaşça buna çekilmekten korkuyordum. Şimdi hızla çekilmiş haldeyiz. Ben bu mis kalpli çocuğu haksızlığa uğramaktan nasıl koruyacağım? Ben kendimi annemi mutlu edip doya doya yaşatacak kadar nasıl sağlam tutacağım? Hiç bilmiyorum. İçimde sesi iyice kısılmış bir iyimser ''Boşver, akışına bırak. Neler neler çözüldü, bunlar da geçer.'' diyor. Onu dinlemek istiyorum. Tatilde topladığım tüm güzel esinti, çimen kokusu, denizden esen rüzgar ve gece vakti kedilerle oturup yıldızları izlemek o kadar uzaklarda ki. Uzun bir süre gözümün önünde ve kalbimin içinde tutmaya karar verdiğim o görüntüleri yakalamaya çalışıyorum.

  Bir mucize olsa, bu senenin sonuna kadar her şeyi toparlayıp Bodrum'a hep birlikte göç etsek. İki ev, bir bahçe. Bu hayale tutunup içimi temiz tutacağım.

  Sussam da, konuşsam da aynı. Bu yüzden ben sadece yazacağım.

9 Eylül 2018 Pazar

Tatilde bile

  Isınma turları, kaydetme denemeleri. Amatör bir kayıt cihazına her gece bir şeyler kaydetmeyi deneyen bir çocuk gibiyim ekran başında, duygularımı ifade etmeyi nereden açıyordum, öylece yaşayıp geçiştirme isteğimi nasıl kapatıyordum? Dur bakalım olmuş mu?

  Bodrum'daki bahçeye çıkan evde 5. tatilimiz. Buraya ilk gelişimiz dahil, her gelişimizde sanki çok uzun yıllardır burada yaşıyormuş gibi hissettim hep. Ufak, rutubetli, eşyasız, dümdüz bir evden bu yeşil bahçeye uyanmak beni hep çok doyurdu. Bodrum'a 32 yıldır geliyorum ama bir kez bile beach'lere, club'lara ve yeni nesil zaman tüketme yerlerine gitmedim, hiç. Burası doğaya ve hayvanlara doyma yerim, ihtiyaç duyduğum tüm basitliğe kavuşma yerim. Gelir gelmez hasta olmayı başardım, hatta dün gece hastaneye gitmeyi kendim isteyecek kadar. 4 gün oldu, henüz denize girmedim ve pek imkan da yok. Ama bunlar ancak bu kadar sorun olamazdı, olmuyor. 180 derece gökyüzünü ve dağları izleyebiliyorum, yıllardır zar zor vedalaştığım kedileri hayatta buluyorum, üstüne yeni çıkan yavru mahsülleri de, bahçede elimde ekmek-süt-labne karışımını kaplara pay ederek ilerliyorum, onların şapırtıları koro gibi yükselirken bir kupa çay alıp evin önündeki taşlığa oturuyorum. Okumak için getirdiklerim öylece duruyor, gökyüzünü ve dağları izlemek tüm konsantrasyonumu topluyor, derin bir nefes alıp ''Çok şükür'' diyorum. Eminim ki ananem hissediyor bu iç çekişimi ve şükretmemi. Ben bir yıldır gördüğüm, kokladığım, yediğim her şeyi onun için de yapıyorum. Aklıma gelmediği hiçbir güzellik yok, bir parçası benim gözlerimden etrafı seyrediyor, bazen onun sesiyle ve ünlemleriyle konuşuyorum, tanıyanlar ''Aaa aynı Jale teyzem'' diyor, içimden ''Tabii ya eşek kafalı, kim olacaktı?'' diyorum, dışımdan gülümsüyorum öyle. Onun gibi.
   Henüz rüzgar hiç dinmedi Yalıkavak'ta, estikçe esiyor, arada sarsıp can sıkıyor, arada sersem ediyor. Gölköy'de böyle çılgın rüzgarlara hiç denk gelmezdim, gerçi o zamanlar Temmuz; en geç Ağustos'ta tatilimizi bitirip dönmüş olurduk. Son yıllarda tüm yaz çalışıyoruz (Bak buraya yeni öğrencilerimden ve çalışma tempomdan hiç bahsetmedim, halbuki beni ayakta tutan o koşturmayı da anlatmalıyım) Neyse işte artık tatillerimiz hep sonbaharda, hep sıcağın denizlerden ve bitki örtüsünden çekildiği zamanlarda. Biraz geçmesini istemediğim yazın eteklerinden tutup çekiştiriyor gibi hissediyorum kendimi. ''Dur dur gitme, az daha kal'' diyerek, rüzgarla birlikte peşinden koşuyorum.

  Elbette kışa hiç hazır değilim. Duygusal çalkantıları ve irili ufaklı yıkıntıları olan kimsenin de, pek hazır olacağını sanmam. Biraz daha yaz.

4 Eylül 2018 Salı

Yazmaya tekrar başladım

  Uzun süren bir tıkanıklıktı, zihnimden ellerime ve en çok da yazma isteğime her yeri tıkadı. Önce yaşadığım dramalı sıkıntılar, sonra uzun sağlık süreçleri ve en sonunda geçen Haziran canım ananemi kaybetmek tıkadı beni. Sessizleştim, kapandım, sustum. Sesi çıkmayacak kadar acı çekmek nasıl bir şeymiş yaşadım. Derdimi anlattığım zamanlarda ise ya en yakınlarımla kavga eder, ya anlaşılmaz, ya öfkeden ve acıdan köpürür oldum. Geçmedi, azaldı. Buraya yazmayı çok istedim, çok özledim ama o kötü ve bunalımlı psikoloji içindeyken sanırım kendimi o halde kaydetmek de istemedim.
  
  Zaman her şeyin ilacı. Her halin. Bu sene olanlara hiç gerek yoktu ama stresler ve sıkıntılar ardı ardına olmaya devam etti (streslerin ve sıkıntıların ortak özelliği, gelince ardı ardına gelmeleridir) Ben en sonunda tekrar tedavi olması gereken anksiyetem, ilk kez yaşamaya başladığım agora fobim ve yer yer koyulaşan depresyonum ile kalakaldım. Bunları 11 yıldır sürekli yaşamak beni kendimin uzmanı yaptı artık. Ne zaman bastıklarını ve neler yaparak kalktıklarını biliyorum, elimden geldiği kadar iyi ediyorum ruhumu. Birileri gelip bozuyor, ben yine iyi ediyorum. İyi olmaya gerçekten inanıyor olmalıyım.

  Geçen doğumgünümde Elif altın yaldızlı bir defter hediye etti. Önce ona yazarak dökülmeye başladım. Her gün minnet duyduğunuz en ufak şeyin bile listesini yapmayı öneriyordu güvendiğim bir doktor, bunu 3 hafta boyunca yapınca psikolojide hatta beynin yapısında ciddi gelişimler not edilmiş. Bunu o defterde yapmaya başladım, en miniğinden en kocamanına o gün içimi minnetle dolduran her şeyi yazıyorum, iyi geliyor.


  Buraya yazmak aklımda hep evirip çevirdiğim, son zamanlarda ise sabırsızlıkla beklediğim bir gelişimdi, en sonunda hazırım. Hatta sağanak gibi döküleceğim ne çok şeyim var, hepsine sıra gelmeli. Annemle Roma'ya, Floransa'ya gittik, en güzel hayalim gerçek oldu, bunu uzunca yazmalıyım, kızımın neşesini, gördüklerimin kusursuzluğunu kaydetmeliyim.

  Çok özlediğim blog dostlarım var, neler yaptıklarını, benim gibi kopup kopmadıklarını, satırlarını merak ediyorum. Yavaş yavaş onları da ziyaret edeceğim.

  Kendimle ilgili yaptığım en iyi şey her zaman yazmak, belgelemek ve kaydetmek oldu. Buna ihtiyacım var. Bunu özledim. Eylül ayı geldi ve beni kendime getirmekle başladı güzelliklerine. Temiz rüzgarlar ve bir fincan çay ile...