22 Nisan 2013 Pazartesi

bugün istiklalde yürüyüşümüz vardı

kapalı ve uykulu pazardan sonraki hareketli ve güneşli pazartesi. ama cuma gibi pazartesi. o izinli. akşamüstü istiklal. elim. eli. kedi komik patili. (basmıyor çünkü aynı anda hepsine, bir ona basıyor, bir diğerine, sebebini sordum, güneşten dolayı neşelenmiş) sonra fransız kültür merkezinin güzel bahçesi, güncel sergisi, elmalı turtası (hem de sıcak ya, iyi)

havadan sudan. havayla su ne güzel.


sonra kitap alışverişi. yeni tanışmalar. yaprak çok seviyor bu adamın yazılarını, bir bildiği vardır onun. gerçi hiç canım demedi onun için, acaba o kadar iyi değil mi, neyse aldım okuyayım belki ben derim canım.
sonra tünel. kilisenin bahçesindeki burgu heykel. tuhaf olan ne güzel şaşırtıyor. sonra kokular. mısır mı alsak, waffle koktu, kestane (ay yok sevmiyorum hiç) bir kahve içilir, dondurmacı şurda.
vazgeçip aç karnına dönüş. iki kararsızı toplayınca bir karar bile etmiyor bazen.
pera müzesine gidiş. bugün pazartesi, kapı duvar.
üşüdüm ben gideyim evimi de özledim, kedim de bekler.
uzun süredir ''çıkma'' eylemine girmemişiz. güzel eylem oldu. iyi bir yürüyüş gerçekleşti.


11 Nisan 2013 Perşembe

ikimiz birden sevinebiliriz

bana biri bir şair bulaştırdı
ben de bir şiirini bulaştırdım birilerine
çünkü biz böylesini severiz.
o halde göğe bakalım.

10 Nisan 2013 Çarşamba

battlefield mıydı neydi

sanal bir oyunda bazukayla pek çok insanı, içleri karşı duvara fışkıracak şekilde ve amansız bir şiddetle havaya uçurmak istiyorum, bu mantıklı isteğimi demin sevgilime ilettim. her zaman benden bu kadar mantıklı istekler almadığı için sevindi. ama bir oyun bulamadı hemen şuan oynayabileceğim. böylece deşarj olması gereken öfkem daha da arttı. mutfağa gidip misafirden kalan üç dilim kekin  üstüne böğürtlen reçeli ve peynir dizdim, hepsini iki lokmada yedim. bu ayılığım çok kızdırdı beni. sonra sinirim geçsin diye fincan çay, kuşlar, kelebekler ve serin bahar rüzgarları geğiren bloguma girdim. bir türlü açılmak bilmedi. parmaklarımla klavyeyi dövdüm. sonra bu kesmedi ve çat çut enter'a vurmaya başladım. enter tokatladım. yıllarca kullanılan ucuz saç boyaları ve röflelerin beyin hücrelerini öldürdüğü hakkındaki tezimi doğruladım birkaç kez içimden ve dışımdan. hatta bunun etraflıca bir geyiğini de yaptık. sürekli gördüğüm yapay suratlardan ne kadar yoruldum ve ne kadar sinir birikti içimde. zaten bazı günler neye dokunsam elektrik çarpıyorum artık. toprağa basmak kesmeyeceğinden tüm ayakkabılarımı toprakla doldurup öyle gezmeyi planlıyorum. karşımdan kahkahalarla, yılışık, iş bilir, iki yüzlü, entrikaya susamış, küçük hesaplar peşinde ve mızmız bir şekilde gelen herkese de içi toprakla dolu ayakkabılarımı fırlatıp yapaylıklarından arındırmak istiyorum.

çok uzun süre insan görmemeye ihtiyacım var. ve hayır sevgilim, bunların lanet pms'le hiç ilgisi yok.