27 Haziran 2012 Çarşamba

şöyle bir şey var, yeni.

http://wearetheband.tumblr.com/

https://www.facebook.com/wearethebandtumblr

bir şey siyah beyaz olduğu zaman, gerçek halinden  ''de/daha''  cool, şık ve çekici görünüyor isimli tezimin görselleri. gelin canlarım, su çok güzel.

24 Haziran 2012 Pazar

ola da bilir di



  20-25 yaşlarında genç bir kadın. sosyal hayatı falan çok aşırı değil, haftada en fazla iki gece çıkıyor. o yüzden birkaç ay önce karar vermiş, para biriktirmeye. iki ayda 600 lira kadar biriktirmiş. o da bir şey. hiç yoktan iyi.

  sonra dün, akşamüstü uyanmış. hava çok sıcak olduğu için, gündüzleri aralıklarla uyuyor. öğlen, öğleden sonra, akşamüstü, bölük pörçük uykular. akşam 8 gibi, hazırlanmış, kısa bir şort, uzun bir atlet, hiç takı yok, güneş gözlüğü de yok elbette, makyaj olarak da kopkoyu çekilmiş siyah göz kalemi. pembe allık.

  evden çıkıp taksiye binmiş. bakırköy'den. emirgan'a gidelim demiş. müzik çalarının kulaklığını takmış, arka koltuğa güzelce yayılmış ve camı da açmış. yüze çarpan serin rüzgar. hole, garbage, pj harvey, alanis morisette'in eski, gürültülü, güzel şarkıları. güzel kadınların güzel sesleri. havayı içine çekerken, yine kafasında görüntüler oluşuyor, kadın şuan sahnede, o şarkıları söyleyen kendisi, mikrofona bağırıyor, gitarı muhteşem sololar atıyor ve konser çok kalabalık. gözlerini açıyor, sahil yolu ve denizin üzerindeki gemilerin oluşturduğu yakınlarda bir şehir var yanılsaması. belki gözleri kapalı kalsa daha iyi. sonra ani frenler, kornalardaki istikrarsız yükselmeler. karaköy biraz sorunlu. ama sorun değil. gece çok güzel ve serin. biraz daha ritm gerektiği için moloko, air, charlotte gainsbourg, beck, the xx.. her şarkıda şehir uyum sağlıyor müziğe. taksicinin görüp görebileceği en mutlu müşteri bu kadın. ne müziğine karışıyor, ne yolu saçma bir şekilde uzatmasına, ne hızlı kullanmasına. hatta hepsi daha iyi, daha istediği gibi, kendi atmosferini yaratması için, arka koltukta. 60 lira verip iniyor arabadan. emirganda, denizin önünde şöyle bir iki dakika dikiliyor, sonra yolun kenarından başka bir taksiye biniyor. rumeli hisarına lütfen. ve sonra. oraya kadar, patti smith. yol boyu. helpless'ı söylerken patti, kadının huzurdan gözleri dolmuş olabilir. ya da yüzüne çarpan havanın güzelliğinden belki. orası net değil. sonra. lütfen yeşilköy'e diyor yeni taksiciye. emin misiniz çok yazar? eminim, lütfen olabildiği kadar yolu uzatarak gidelim. yeşilköy, çocukluk. en eski çocukluk. ilk çocukluk. oraya varana kadar, badly drawn boy. biraz daha charlotte. hatta biraz eski anı, biraz no doubt'ın ska punk zamanları. ama hayır offspringg' hiç girilmeyecek, o fazla eskiye fazla derinden bir dönüş olurdu. ve yeşilköy'de, her yer o kadar değişmiş ki. okuldan kaçıp gelinen çarşıda yeni açılan lüks yerler, cafeler. balıkçı hala duruyor ama. eski birkaç ev de, iki katlı, bahçe içinde. yeşilköyde yeni bir taksiye binmeden önce, parkta oturuyor 10 dakika kadar. sonra yeni bir taksiye binip, sarıyer'e lütfen diyor, ve evet, fazla yazacağını biliyorum.

  kadın o gece 600 lira harcıyor sabaha kadar. içkiye, yemeğe, sinemaya, konsere, arkadaşlarla ve sevgiliyle harcamıyor ama ilk defa, bir cumartesi gecesi. sadece yollara harcıyor. her köşesine istanbul'un. sırf yolda olmak, serin hava ve takside olmanın hissettirdiği rahatlık için. kendi tuhaf zevki için. sabahın erken bir saatinde, beşiktaştan biniyor taksiye, bakırköye diyor.

evin kapısını açarken çok yorgun, çok mutlu, başka bir gündüz uykusuna hazır.

 

18 Haziran 2012 Pazartesi

ihtiyaçlar

bu sabah Fransa'ya gitti. söz verdiğim üzre hiç drama queen'lik yapmadım. efendi gibi sarıldım, öptüm, yolcu ettim. biliyorum ki ona çok iyi gelecek, hem iş yaşamı için, hem hafif bir tatilimsi olacak. Cannes dediği zaman aklıma ilk gelen şey hep Brigitte Bardot. ve onun Cannes sahillerindeki şuh fotoğrafları. zaten bulabilirse, o dönemlerden kalma kartpostallar istedim. belki arkalarına bir şeyler de yazar, çerçeveye koyarım, yeni odamın bir duvarını açık mavi ya da pastel yeşiline boyayım, önüne beyaz ahşap bir raf yaptırıp, bir sürü çerçeve dizmek istiyorum, hepsi de siyah beyaz fotoğraflar. Brigitte Bardot, Patti Smith, John Lennon, Virginia Woolf, Modigliani, uzaklardaki sevdiklerim, güzel yüzler, dört bir yandan bana gülümseyen yüzler.

yeni bir odaya ne kadar çok ihtiyacım var. ''Kendime ait bir oda''ya. ve bu sefer bomboş.

ihtiyaçlardan biri de denize bakmak. tatil yapmak değil, bir tatili hak edecek bir tempoya ve strese girmedim çünkü. sadece uzaktan denizi izlemek ve insansız bir yerde, bir gün geçirmek. bu yeterli.

ve bir de üzeri kremalı, karamel soslu, starbucks frape'si. günde üç öğün buna ihtiyacım var. günde bir kez tüketmek yetmiyor. bikinileri ve plajı düşünmemeye çalışıyorum, her önüme gelen yiyecek ve içeceği tüketirken.

ve bir de, sinsi gülümsemeli, kinayeli sözler eden, rahatsızlık verici erkekleri sevmiyorum. kötü bir kalbi olduğunu açıkça görmüş olduğum, kendimi arındırdığım kimseyi, tekrar, yeniden görmeyi sevmiyorum aslında. sevdiğim mekanlardan vazgeçmek çok kolay geliyor, kötü bir kalple karşılaşmaktansa. isteyen herkes kazanabilir, isteyen herkes her şeyin sahibi olabilir. benim artık tek istediğim, kendime ait bir oda. ah bir de kremalı, buzlu bir kahve.

16 Haziran 2012 Cumartesi

kadınları çıldırtan erkekleri vuran kadınlar



  neden tutuklandığını bilmiyorum bu kadının. adını bile bilmiyorum. sadece karşıma çıkan bir sayfada ''tutuklanan kötü kızlar'' gibi de saçma bir başlığı vardı sanırım, bu üçleme karşıma çıktı. çok eski fotoğraflar da vardı. 1920'lerde tutuklanan kadınlar, çok ilginçti. korseli, pudralı, saçları yapılı ama tüm o zerafeti içinde kocasını zehirlemiş mesela, ya da sapık bir herife tüfekle iki el ateş etmiş. chicago müzikalindeki muhteşem sahne geliyor aklıma. çizgiden çıkmış, motoru yakmış, dellenmiş kadınların hikayelerini seviyorum. erkekler sadece yardımcı oyuncu bu hikayelerde. dolu bir bardağı taşırmak ya da şalteri attırmak dışında bir etkileri yok. ki zaten çoğunun genel rolü bu, ilişkide, evlilikte, hayatta hatta.

üç seferinde de tutuklanması zerre kadar umrunda olmayan bu kadını sevdim, ne yaptığını, kimin canını yaktığını umursamadan. tuhaf bir empati, ön yargılı bir sempati besledim.

Playground Love



   arabada gidiyoruz, akşam. 10 dakika önce doldurduğu Air cd'si çalıyor. Talisman'ın ağır ve huzurlu ritmleri. bir süre sonra çok ve boş konuştuğumu fark ediyorum. ''an'' o kadar sakin çünkü. ve o direksiyondayken ben ne kadar huzurlu, ne kadar her yere gidebilir haldeyim. dış hatlara geliyoruz sonra. Kopenhag, Barcelona, New York reklamlarını görüyorum, ışıkları, tabelaları ve bavulları. dış hatlar kapısına 31 ocakta gelmiştim en son. bugün orda olmak, birisini beklemek, pek çok başka düşünceyi beraberinde getirdi.
pazartesi tekrar gideceğim oraya, bu sefer onu yolcu etmek için. Fransa'ya. umarım Fransızları sevmeye devam ederim. çünkü sevmeye bu sene başlamıştım.

giden yakınlarımın arkasından el sallamayı seviyorum. severek yapıyorum yolcu etmeyi.

ama böyle günlerde içten içe, yolcu edildiğim günleri hayal ediyorum. mutlaka yeni bir hayat kurmaya doğru gidiyor olmam şart değil, hatta hiç gerekli değil. kapıdan geçmek, uçağa binmek ve uzağa gitmek, kafamdakilerden, evimden, alışkanlıklarımdan uzağa.

sen ve ben araba yolculuklarında o kadar iyiyiz ki, uçak yolculukları için hayal kuracak cesareti buluyorum. Rodos'a vizeler kalkmış. Prag'ı hep görmek istedim. Dubrovnik ne kadar tatlı burdan bakınca.

9 Haziran 2012 Cumartesi

çok değerli hissetmek



  fark ettim ki, çok değerli hissetmek ve çok değerli olmak aynı şeyler. tüm mesele doğru dostlara, doğru sevgiliye, aileye, hayvanlara, bilgiye ve ilhama sahip olmak.

  ama dostlar her zaman önce. zamanla, dinlemekle, konuşmakla, kendini açmakla ve hayatına almakla, herkes dost, herkes birinci dereceden yakın. bunu henüz keşfetmemişler için bir şey yapamam, keşfedenler için ise minnet doluyum.

  bugün beni çok mutlu eden iki harika kadına teşekkürler.


  bu arada birisi 2 mayıs'tan, birisi de 27 mayıs'tan beri bir şey yazmıyorlar sayfalarına, ispiyonlamak gibi olmasın. satırlarınıza da ihtiyacım var. sizi seviyorum.