29 Ekim 2009 Perşembe

hmm..

çok büyük ikilemdeyim dostlarım. yaklaşık 5 yıldır bir deviantart sayfam olması yada olmaması arasında gidip geliyorum. an geliyor bunun kariyerimde dönüm noktası olacak devasa bir adım olduğunu düşünüyor, an geliyor ''deviant ayağa düştü yeeaa'' diyen ortam seslerine ''hıhı.. cidden öyle'' diye kafa sallıyorum.

genellikle, moda olan ne varsa, çok geç ilgilenirim.

iyi böyle

geldi yine grimavi. gökyüzünden başladı yayılmaya, içimin her köşesine kadar.
devrik cümleler, iç çekmeler, neyin var'lar ve yok birşey'ler zamanı.
her tepki makul.

28 Ekim 2009 Çarşamba

27 Ekim 2009 Salı

rasta ama nasıl




saçım çok uzunken hep dilimde olan ''kesmeden önce mutlaka rasta yaptıracağım'' sözü, berkay'ın benden önce davranıp kafasına o güzel öbekleri kondurması, benim saçlarım uzadıkça onlara kıyamıyor oluşum, ertelemelerim...... ve bir gün okuldan geldiğim gibi makası elime alıp kütt! diye kesmem hepsini.

''sen naaptııın?'' laflarını işittiğimde bile pişman olmamıştım ama dün gece ordan burdan rasta resimleri ararken ciddi ciddi pişman oldum. en çok ta şu yemyeşil güzel peruğu görünce. düşünsenize böyle saçlarınızın olduğunu, o zaman hiçbirşey yeterince absürd yada tuhaf gelemez. en olmadı aynaya bakar unutur gidersin.

ayrıca, saçlarım bana tepki olarak uzamıyorlar.

little manhattan

filmimiz yine çok hafif, yine çok sıradan bir atıştırmalık. ama seveceksiniz, türlü nedenlerle..

iki velet üzerinden ''ilişki nasıl ve neden yaşanır'' isimli soruma cevaplar arattı/yarattı bana.

iki veledin new york'ta sokak sokak gezindiği, yer yer karate yaptığı, yer yer yakınlaştığı sahnelere bakarken, yine buldum. buldum.

basit, doğrudan, dürüst ve masum olmalı. bir yaştan sonra bunları sadece karşındakinde bulabiliyor olduğun için yaşanmalı, yaşanmasının tek sebebi o olmalı.

ama asla basit kalamadığı için.. yada asla dürüst kalamadığı için..yada asla masum olamadığı için de, bitmeli.

işte bu kadar doğrudan herşey.

izleyin ara sıra uyduruk filmler.

25 Ekim 2009 Pazar

animagus

bazen bir hayvanı bir insandan çok severim.

çoğu kediyle konuşmayı çoğu insanla konuşmaya tercih ederim.
bazı köpeklere dokunmak bazı insanlara dokunmaktan daha iyidir.
pek çok insanı dinlemektense pek çok kırlangıcı dinlerim.
kimi zaman su samurları kimi insandan daha sempatik.
çok fazla yunus beni çok fazla insandan daha mutlu eder.

son olarak animagus olmak isterdim.

ne ki

bir takım düşünceleri içime atıp atıp sonra imalı blog yazılarıyla dışa vurmayacağım. hayır bunu kimse benden beklemesin. içe atılan birşey varsa, içte kalır.

24 Ekim 2009 Cumartesi

dream catcher


sabah saatlerinde çok düşünceli ve dalgın oluyorum. bunun tek sebebi gece gördüğüm rüyadan anları yer yer belli belirsiz hatırlamak ama asıl noktayı, rüyanın en önemli anını çıkartamamak. o silik soluk görüntüler ani bir ünlemle tam olarak gördüğüm rüyaya dönüştüğü an.. ah o ne güzel bir aydınlanmadır.

23 Ekim 2009 Cuma

aslında romantik değiliz

-yağmur konuşuyor sevgilim.. dedi genç adam.
-ne diyor? dedi kadın, sesi titreyerek
-çok güzel olduğunu.. dedi, o da ağlıyordu.

21 Ekim 2009 Çarşamba

mehe

''türk kızları da hint kızları gibidir, ikisi de öküze tapar..'' dedi annem. (ama bunu bir yerden okudu, kendi deyimi değil.) (öte yandan çok güzel feminist deyimleri de vardır kendisinin)
gülüvermişim. sonrasını hatırlamıyorum.

kadın




30 yıl.. bilemedin 40 yıl sonrasını düşündüğümde baktığım fotoğraftır.

20 Ekim 2009 Salı

iskeledeki çocuklar



nedense çektiğim başarısız fotoğrafı sevdim. nasılsa resmin aslını biliyorsun dostum, balonlar kalpler içinde ''super bro'' tacın, çilekli bir pastan ve balonlarla omzuna konmuş bir ben varım. ve bu yaşamımızın sadece küçük bir kısmı.

sahip olduğun herşey için en az senin kadar minnet doluyken, değerli olan ne varsa hep elinin altında olmasını diliyorum. aslında biz hep iskeleden bacaklarını sallayan çocuklarız, yıldızlar da hep biz dilek tutalım diye kayıyorlar.

izlemek

izlediğim insanlar var. ve ben iyi bir izleyiciyim, gururla yada utanarak söylemeliyim ki. ne kadar ilham verici filmler, gruplar, kediler ve yollar tanımış olsam da, tanıdığım insanların sözleri ve anıları kadar heyecanlandırmıyor hiçbirşey beni. bakalım bu yüzleşmeden hangi renkler ve sayfalar çıkacak?

19 Ekim 2009 Pazartesi

pretty women


-sandra bullock zaman geçtikçe güzelleşirken, meg ryan'ın komik kaşlı, tuhaf ifadeli ve şişmiş dudaklı bir kadına dönüşmesi... ne bileyim ikisinden de beklemezdim bu performansı.
-bir de sandra bullock'un ne güzel kalın bir sesi vardır. o ses bana ne dese yaparım.
-julia robert'ı şenay gürler'in sesinden izlediğim vcd filmler öyle çoktu ki, bence kendi sesinden bile iyi gidiyor o kadına şenay'ın dublajı.
-bir de, efe birgün aniden ''julia roberts'ın saçları bok rengi'' demişti o günden beri julia'yı her gördüğümde saçına bakar gülerim.
-bugün ateşim çıktı biraz, ben de kızları çağırdım yine. mutlu sonlarını da alıp geldiler.
-pelin'in fikrine göre ise romantik komediler beni zehirliyormuş. ama uzun süre herkesten saklayarak, o bize her geldiğinde mide fesatı geçirene kadar yiyip bu filmleri tükettiğimizi ve hayıflandığımızı ben hala hatırlıyorum. sevgiyle.

18 Ekim 2009 Pazar

ileri derecede aşma teknikleri

şimdi, dersimiz ''birşeyi'' aşmanın hayati derecede önem taşıyan yolları. yakın arkadaşlarım arasından, şimdi isim vermeyeyim, bu derse hemen ihtiyacı olanları tespit ettim. ve dedim ki, bu kadar az olamayız.. yine bir toplum hizmeti peşindeyim.

1.birşeyi aşmak taktikle, tavsiyeyle olacak iş değildir, üzgünüm. okumayı hemen bırakabilirsin. çünkü ben ne desem sen hazır olmadan o şeyi aşamayacaksın.

2.o şey, sana hiç uygun olmayan ama sen henüz göremediğin için reddettiğin, ''yok illa ben onunla olmalıyım'' dediğin ama bir süre sonra hatırlayıp güleceğimiz eski sevgilin olabilir. eski köpeğin, eski evin, eski okulun da olabilir. ama genelde ilk seçenek oluyor aşılması gereken.

3.hergün kontrol ettiğin, haber aldığın, takip ettiğin kanallar bir sabah fark edeceğin üzere, birkaç gündür aklına bile gelmemiş olacak. nasıl da birkaç gündür hiç merak etmemiş olduğuna sen daha çok şaşıracaksın. o güne kadar, izinlisin dostum, istediğin kadar takip et, peşine düş, yeni planlar yap. bir sabah vakti hepsi geride kalmış olacak, söz.

4.kendini fazla ufaltma. o bahsettiğim sabah vakti geldiğinde ''amma küçülmüşüm yok yere, değmez bir kız/bir çocuk için'' de diyeceksin. o yüzden olabildiği kadar kendinde olmaya çalış bu sıkıcı süreç geçerken. en azından hareketlerin karakterine ters düşmesin.

5.etrafına da bak arada, müstakbel yeni sevgilin çevrende olabilir. bu sıkıcı dönemi tek başına geçirmek istemezsen, destek almak istersen, yada sadece başka biriyle de olabildiğini görmek istersen.. birşeyler iç başka bir kızla/çocukla. (sen istemeyene dek kimseyi ayarlamayacağız, istediğin zaman zaten onu bulmuş olacaksın)

6.sigaraya abanma, içki iç. yeni bağımlılıklara değil kafa olmaya ihtiyacın var.

7.tek başına yapmayı özlediğin ne çok şey var aslında, onların peşine düş biraz, kendinle olmak ve tek olmak kaçınılmaz seçeneğin, bunu sana kalbini kıran biri mi hatırlatmalı illa? yoksa kendiliğinden mi hatırlamalısın?

geri kalan laflarımı yüzyüze edeceğim, bu kayıt unuttukça açıp okuman(ız) için yazıldı. aslında oldukça genel kurallar ve hepsini üstümde denedim. hala yaşıyorum dostum, üstüne bir de mutluyum. belki 5. seçenek olmasa, hala 3. seçenekle başediyor olacaktım gerçi.. kimbilir. ve kimin umrunda? geçiyor hepsi, tek bildiğim bu. birde, kim gelirse yada kim giderse gitsin dostların orada oluyor.

-queen'den friends will be friends gelsin şimdi.

15 Ekim 2009 Perşembe

soluk pembe elbise



Fotoğrafı çeken Derya Aydoğan'a herşeyden önce, bu elbiseyi giymemi sağladığı için teşekkür ederim. 5 yıl önce aldığım ve aldığımdan beri giyilmek için, bir dostun kış vakti evlenmesini dolabımda beklemekteydi kendisi. onun yerine başka bir dostun ''sizin evden iyi fotoğraf çıkar'' deyip gelivermesi yetti. evimin her köşesini yeniden keşfettik ve denedik bir sürü güzel fotoğrafla. sanırım daha pek çoklarını çekeceğiz. (Anne Lebowitz olacaksın kızım sen, diyorum da inanmıyorsun.)

11 Ekim 2009 Pazar

tylol-hot ve sonrası



-emek, pelin ve ben bu atkılardan alıp okulda takacağız. bu bir performans yada eylem değil, sadece yakışacağını düşünüyorum.

-yine pazar, yine elime bir silah alıp o günü delik deşik etme isteği. geçmişteki pazar günlerimden aklımda kalanlar hep travmatik olduğundan mı anlaşamıyoruz, yoksa ben önemsiz bir şeye kafamı takıp ona anlamlar yüklerken o bana gülüyor mu? pazar bana gülüyor evet.

-hemen şuan elime yüklü miktarda para geçse (yüklü miktar diyebildiğime göre yetişkin olmuşum) yarısını kırtasiyeye yarısını filmlere yatırıp en az bir ay yeni şeylerimle vakit geçirmek üzere eve kapanırım.

-telefonumun sesinin neden kapalı olduğunu cidden açıklayamıyorum. hasan'dan dayak yemekten korktuğum için yarından itibaren sesi açık ve cebimde olacak kendisi.

-burçlar hakkında uzun yazılar okudum, fallar baktım bugün internette. (aslan ve yay'ın uyumu hakkında müthiş cümleler okudum) ve bunu yaparken çok iyi zaman geçirdim. ve işte o an frijit cons olma yolunda emin bir adım daha attım.

9 Ekim 2009 Cuma

sadist bir mevsim olarak kış


hayır hayır, kışı varlığından yokluğuna kadar irdeleyecek bir yazı hazırlığında değilim. sadece yaz boyunca kış hiç gelmeyecekmiş gibi geliyor ve tam sonbahara kavuşmuş hep orda kalmak isterken, birşey oluyor. ben hızla geldiğini anlıyorum kışın. o birşey genelde toplu halde nezle olmak, sağa sola hapşırmak, tylol hot fondiplemek ve mikrop paylaşımları şeklinde.. iki gündür kafamın içinde bir kilise çanı taşıyorum.

bugün kuka'da otururken masadaki peçeteliği kırdım. bunu oldukça zarif bir popo darbesiyle yapmam ve ateşimin yüksek olması bir teselli olamaz tabi. ama ''yataktan çıkma sen'' diyenler haklıymış.
hadi haftasonunu yorgan altında geçirelim.

7 Ekim 2009 Çarşamba

travis ve uzak yakın geçmiş

If I told you a secret
You won't tell a soul
Will you hold it and keep it alive

son birkaç yıldır her senemin bir müziği varsa, 18 yaşımınki kesinlikle Travis'tir. ve 5 yıl sonra bir gün, şaka gibi bir özlemle karışık hatırlıyorum o yılı. sonrasını hatırlamak istemesem de aklıma ilk gelenler öyle güzel ki. öyle küçükmüşüz ki.

love will come through çalıyor ve iki kız dans ediyor sokakta, birinin saçı uzun, diğerinin daha da uzun. dünya umurlarında değil dans ediyorlar, ahşap eski bir binanın önünde. ellerinin bir yüzü kapkara olmuş, tonlama yapmaktan. aynı okulun aynı bölümüne gidecekler, neler neler yapacaklar. ama şimdilik güzel sanatlara hazırlanan, ama aslında hiç fark etmeden 20'lerine yaklaşan ufak bir grubun parçası onlar. o ufak grup o sene tüm çevremdi.

tanıştığınız an hep hayatınızda olacağını bildiğiniz insanlar, birgün fark edersiniz ki sadece bir döneme aitlermiş, hep hayatınızda kalmalarına imkan yokmuş. ben de onlar için öyle oldum. hepimiz geçmişte kaldık ve bir şarkının anısından ibaret olduk sonunda. bugün tüm bunları hatırlamaktan çok mutlu oldum.

So look up
Take it away
Don't look da-da-da- down the mountain

3 Ekim 2009 Cumartesi

hasan'a şarkı

küçük sarı kedi fısıldıyor
saat geç oldu yat artık
ayaklarını sallarsın hep
iskeleden aşağı
ve ben beklerim
kuzey yıldızının kaymasını

llaalaalalala la
llaalalalara la la

erken kalkarsın sabahları
hiç yetmez uyku bana
alınırdım küçükken ne desen
şimdi gülümserim seni görsem
aşıksın en güzel kıza ve
ben aşık olunamam asla

laalaalalalla la
lalalaralallala la

sana şarkı yazdım bu sabah
ve çaldım mızıkada
bitirince bağırdım
anne ben beste yaptım

llalalallaaa..

2 Ekim 2009 Cuma

loose

-okulun ilk haftasıydı. bir sabah bile erken kalkıp gidemedim ki her dönem başı olduğu gibi büyük bir şevkle dolmuş olmama rağmen. her sabah 8'de öperek uyandıran tasarım harikası bir saat istiyorum.

-okulda bir guitar hero kapışması var ki evlere şenlik. eline gitarı alan çatır çatır solo atıyor.

-feminist buhranlar içinde yanıyoruz, bir bardak su verenimiz yok.

-son olarak bu hafta işi yüzünden okulunu ihmal edenleri bir bir not ettim, pazartesi patronları ziyaret ederek o kişileri kovması gerektiğini çünkü okulun onlar olmadan birşeye benzemediğini ve bu yüzden devamsızlık yaptığımı anlatacağım.

-saat 2 olmuş çayım da soğudu, çıkayım artık.