Sappho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sappho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2015 Perşembe

İki kız, salıncak, heykeller.



Birbirimizin gözünden Elif ve ben. Arkeoloji Müzesi'nin huzurlu, geniş ve antik bahçesi. Bütün ışığı üstüne alan güzel, beyaz salıncak. Rüzgarlı ve serin yaz günü. Yalnız hissetmemek, gülümsemek, kediler. 
Sappho'nun gözlerine bakıp uzun uzun düşünmek, minnet duymak, aşık hissetmek, huzurlu hissetmek için güzel bir gündü. Başka bir hayatta umarım çıplak ayaklarla yanında oturup, şiir yazarken resmini yapmışımdır. 

14 Haziran 2015 Pazar

Çiçekli, düşünceli haftanın sonu.

 Bir hafta öncesi, sezonun son sergisini en fırtınalı ve yağmurlu günlerden birinde açtık. Nurşah'la ilk kez bir araya geldik, o gördüğüm en büyük papatya demetiyle karşıladı beni. Genelde ben insanların fotoğraflarını çektiğimden ve bir yerlere koyduğumdan, onun bir sürü fotoğrafımı çekmesi, koyması çok hoşuma gitti. Bunlar çok doğal yapılan ama etkisi çok büyük olan jestler. Bir kadının diğerine çiçek vermesi, bildiğim en güzel hislerden biri. Bu papatyalar şimdi iki evimde, üç vazoda ve iki çay bardağında.

Yine Sappho'yu düşünüyorum, ''Sappho anne''yi. Yeni resmimin içinde, bir yerlerde mutlaka olacak, dalgın dalgın düşünecek. İyileştiğim an, Arkeoloji Müzesi'ne, onun olmayan mermer elini öpmeye gideceğim. Bu büstün canlı ve kutsal olmadığına kimse beni ikna edemez ve onun bütün halini hayal etmek, gerçek Sappho'yu Antik Ege sularını izleyip bir şiir kurarken düşünmek, en sevdiğim şeylerden biri. Belki bir de zeytin ağacı eskizi yapmalı.


Baygın ve ağır yaz günlerinin başlangıcı, seni hiç özlememiştim yaz, özellikle de Temmuz. Ben yağmurlu, fırtınalı, gri günlerden şikayetçi değildim, sürebildiği kadar da sürsün istiyordum, şimdi yine ara ara bulutlar toplandıkça neşelenip coşacağım. Balkonda açan dev zambak, mükemmel kokusuyla hepimizi hipnotize etti, kedi Şeker dahil, dışarı çıktığımız an koklaya koklaya mest oluyoruz, Şeker bu haliyle tombul bir bal arısına benziyor.

Ve işte bu da, dün akşam kalbimi eriten manzara. Şeker şimdiye dek Evrim'e pek pas vermezdi, gördüğünde şöyle bir elini, paçasını koklayıp, salına salına geçip giderdi yanından. Dün ne olduysa oldu, Şeker resmen aşık oldu ve Evrim'in önüne gidip yere serildi, kocaman göbeğini ona sundu, cilveli cilveli yerlerde yuvarlandı. (Çok az şımaran ve muhteşem göbeğini sürekli esirgeyen bir hanımefendi için, bu çok büyük bir flört hareketi elbette) Sonrasında ise kucağa alındı, kaşındı, ''patpat''landı (Bu çocuk kedilerin popolarına pat pat diye vurmadan sevemiyor, anlamadığım şey ise, kedilerin buna bayılıyor oluşu) Bir kediyi bebek gibi tutan, ona böyle tatlı bakan bir sevdiğim çocuk, bir sevdiğim kedi, bana çok güzel ve hiç beklemediğim hayaller kurdurdunuz. 

Bu da geçen haftanın çizimi. Renkleri çizgi çizgi sürmeye, üç ya da dört renkli skala'lar ve degrade'ler denemeye, fonda bunları yaparken de önde bir hayvanla (bu seferki hisli bir Danua oldu) bakışmaya devam. Ne hayvansız, ne çizgisiz, hiçbir hafta bitmesin. 

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Kedi burcunda güzel bir yıldı.

   Geçen seneki 20 Ağustos, 27 yaşımın başlangıcı çok sancılı bir süreç ve çok uykulu bir gündü. Gezi günleri'nin sonucunda biber gazı solumaktan tetiklenen anksiyete, panikler, uyku hapları ve işi bırakışım, ezbere bildiğim filmleri izleyerek geçirdiğim günlerden birinde girmiştim yeni yaşıma. Bana bir sürpriz yapacağını söyleyip hevesle bekleyen sevgilimin hevesini kırdığım, en azından caddenin karşısındaki pastanede beraber bir dilim pasta yemek isteyen annemin de hevesini kursağında bırakarak, zorla yutkunarak içtiğim bir fincan kahveyle kapadığım günün gecesiydi, dilekler tutacak hali zor buldum. En sevdiğim şeylerden biridir dilek tutmak, ritüel şeklinde, belli anlarda dilek tutarım. Gerçek oluşlarını izlerken de, yine aynı ritüellerle teşekkür ederim, şükran sunarım.

Evet, karanlık kısım bitti. Bu yılkine geldik. 

Teşekkür etmem gereken şeyler çoktu, o sancılı, bulantılı uykudan uyanmıştım. Yeni işler alıp, elimi fazlaca açıp, çok resim yapmıştım, yazı yazmıştım ve bunlar bir yerlere varmıştı. Aile evim ve 'sevgili' evim arasında gidip gelirken yaşadığım ''İkisine de ait olamıyorum, hangisinde kalacağım'' şeklindeki saçma buhranlarım son bulmuştu ve iki eve de ait olmuştum. Ailemdeki, sevgi çemberimdeki herkes sağlıklıydı ve hayattaydı (bu en önemlisidir.) Aşk ile doluydum, O aşk ile doluydu ve bu bizi mutlu ediyordu, üzmüyordu. (Bu da pek çok önemlidir ya.) Ve, uyku hapını ansızın, iki ay önce bırakıvermiştim, bir gece bile ihtiyaç duymadan, huzurlu uykular uyuyordum. 




Doğumgünümün öğleden sonrasında Arkeoloji Müzesi'ne gitmemizi istedim. O bayıldığımız bahçesinde beni bekleyeceğini söyledi. Geçen sene birkaç gün gecikmeyle sürprizini yapıp beni Galata Kulesi'ne çıkarmıştı ve hediyeleri orada vermişti. Bir şey ''Antik'' ise, dönemiyle, ruhuyla, yapısıyla, mimarisiyle o döneme aitse ve sanat tarihinde bir yeri varsa, beni heyecanlandırır ve ilhamla doldurur. Bunu biliyor, bu karşılaşmaları bana sık sık yaşatıyor, şanslıyım. 12. yüzyıla ait taşlara, o yapıya dokunmak, tepesinden o günün gözüyle şehre bakmaya çalışmak nasıl bir etki yaptıysa, aynısını yapacak büstler, heykeller, özellikle ''O'' heykel Arkeoloji'deydi, gittik. Gözlerimi alamadığım, 2005'deki tanışmamızdan beri, bir başka sevdiğim Sappho heykeli oradaydı yine, tadilat yüzünden yerleştiği geçici yerinde, son görüşümde olduğu yerde. Dalgın dalgın bakıyordu, muhtemelen aşık olduğu genç Yunan kızlarından birine. Aklından çok güzel, incelikli mısralar geçiyor gibiydi, ellerini ise her seferinde bir başka şekilde hayal ederim. Karşısında geçtim, bütün bu bir sene için, hatta biraz daha fazlası için şükrettim. Şükrettiğim asıl özne bir heykel değildi elbet, göremediğim, dokunamadığım, ama kalbimde hissettiğim ve dua ettiğim o ferah hisleri, bu yıl için temsil eden, gördüğüm en güzel şeylerden biriydi ama. Benim sanat anlayışımı sembolize eden her şeydi tüm varlığıyla. Güzellik gerçekten de, şükredilecek bir şeydir ve her yerde, irili ufaklı, soyut ve somut dizilmiş haldedir. Görebildiğimiz ve birbirimizi bulduğumuz için şanslıyız.