31 Ağustos 2011 Çarşamba

yapacak birşey yok

insan yontmak ağaç yontmaktan daha zor malesef

30 Ağustos 2011 Salı

go rimbaud!




orada bir yerde benim şerefime kaldırılmış bir kadeh var. ve benim elimde de bir tane, havada. emek ve ben sarhoş olunca çok 'çekilir' oluruz.

özgürlük, aşk ve güzellik için. insan bunlar için yaşar, içer ve ölür.

bu gece susmayacağım, tüm renklerim solana ve arkamdaki perdeyle aynı renk olana kadar, neşeli bir hayalet gibi dolanacağım etrafta, her kulağa birşeyler fısıldayıp, tüm kalbi kırıklara sarılıp, samanyolundan kırıtarak geçeceğim. sevdiğim kadınların çoğu uzakta biryerlerde, hepsi için bir kadeh o zaman.

tiramisunun alkolü çarptı


''...ailemiz artık asla eskisi gibi olmayacak, bir daha asla huzurlu ve güzel bir kalabalık ananemin evinde toplanmayacak. ki artık ananem bizimle yaşıyor, artık güvende olduğu tek yer de burası, bizim yanımız...''

önceki yazımı silecektim, sildim. öfkeyle ve üzüntüyle söylediğim laflardan geriye bu kısa özet kaldı, buraya kaydedilmek üzere. yeni ufak ailemizin ilk bayramı, ahududu likörü, bitter çikolatalar ve tiramisu ile kutlandı (tiramisuya koyduğum içki miktarı hepimizi sarhoş edecek kadar fazlaydı ama kimse çaktırmadı), evimiz uzun süredir misafir ağırlamıyordu, tüm ailenin bir ağızdan konuştuğu, kimsenin kimseyi duymadığı, çayın su gibi içildiği günlerden biri oldu.

herşey yoluna girmeye başlıyorsa bile, içimde bir burukluk ve huzursuzluk var. ya içimden atamadım henüz olanları, ya da daha olacaklar var. bilmiyorum, düşünmek istemiyorum. ahududu likörü içmeye devam etmek istiyorum. şekerli, sevgi dolu bayramlar dilerim size...

28 Ağustos 2011 Pazar

sepia mürekkep



Sevgili Jenny,

Senin ve benim paylaştığımız tüm ortak anlar adına, sana bir mektup yazdım bugün. 10 yıl sonra sen hala aynı yaşta olacaksın, benimse saçımda ilk beyaz teller ve gözlerimin çevresinde ilk çizgiler oluşmuş olacak, fakat o zaman bile senin satırların ikimizi de bugüne, 25 yaşımıza geri getirecek, buna eminim. şuan nerede yaşadığını bilmiyorum, ama bir şekilde beni duyduğunu biliyorum. bugün senin için beyaz bir elbise giyiyorum.

hepsini ben kendim yaptım


erkeklerin kendilerine olan sonsuz özgüveni beni daima gülümsetmiştir.

kadınların bir erkeğin kendine sonsuz bir özgüven duyması için canlarını dişlerine takıp didinmeleri ve sonunda ortaya çıkan sonuca bakıp ''tanrım! bir canavar yarattım!'' demeleri ise... pek gülümsetmemiştir.

küçük dağları biz yarattık. büyük dağları da. kum tepelerini de. karınca yuvalarını da. hepsini bir kadın, birgünde yarattı. erkek öğlen güneşi altında uyurken. ve hepsinin üzerinde çıplak ayaklarla koşarak yerle bir etmek, iyi şişirilmiş bir balona bir iğne batırmak kadar kolay. erkeğin egosu böyle zahmetsiz bir şey.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

sıkkın




bir insan bir koltukta tam dört saatini bir internet sitesinde geçirebilir mi? sanki başka hiçbirşey yapamıyormuş gibi, gerçek bir sorumsuz gibi, tembel gibi bunu yaptım. 9gag.com hayatıma girdiğinden beri bugünün geleceğini biliyordum, elbette birgün durmam gereken yeri bilemeyecek ve sadece bunu yapacaktım.

bu aralar kendim de dahil herkes kendini berbat hissediyor. çiftlerin arasında olup bitenleri izliyorum, başka birileri de bizi izliyor. herkesin ilişkilerin nasıl olması gerektiği hakkında bir fikri var, ilgi, bağlılık, sevgi ve sadakat hakkında hepimiz önemli laflar edebiliyoruz. benim tek bildiğim artık, hiçbirşey göründüğü gibi değil. ve yapılabilecek en doğru şey, oluruna bırakmak.

tatilden dönüşümün üzerinden bir hafta geçti, ben hala ''şimdi tatilde olsak şuan denizden çıkmış waffle yiyorduk, şuan iskelede sarılıyorduk, şuan kedi seviyorduk..'' şeklinde sayıklıyorum. her zaman ve her koşulda adaptasyon sorunu çekerim. vedalaşmakla ilgili ciddi sorunlarım var.

bugün eve temizliğe yeni bir kadın geldi. çok iyi kalpli ve çok çalışkan bir kadın olduğundan hiç şüphem yok ama kadından aşırı derecede korktum. sebebi bathilda bagshot'a ikizi kadar benzemesiydi ki bu karakteri harry potter'dan bilmeyenler üşenmeyip google'latsın. çok tırstım, kadın bana her birşey sorduğunda, her espri yaptığında yüzümde şu ifadeyle O___o izledim onu.

sonbaharın resmi başlangıcına ve benim 'eylül geldi hadi melankolinin ve sükunetin dibine vuralım' kutlamalarıma dört gün kaldı. bu hallerin geçici olduğuna inanıyorum.

23 Ağustos 2011 Salı

dilini dışarda unutan kedi




uyurken bile beni güldürmeyi başaran bir kedim var.

çünkü çok güzeliz



bir gündüzdüşü sırasında belirdi herşey. o kadar güzeldik ki. beyaz, kısa, kolsuz gömleğimi giymiştim. altında da uçuşan şifon eteğimi, koyu yeşil. tırnaklarım kısa ve pembe ojeliydi. oje sürmek? ben? peki bir seferlik olsun. turkuaz taşlı gümüş yüzükler vardı parmaklarımda. bir de kocaman küpelerim, üzüm salkımı gibi. sadece kırmızı ruj sürmüştüm. kahverengi deri bir çantam vardı. yanımdaki kızda da vardı aynısından. ama o kirazlarla dolu bir elbise giymişti, kısacık. bir de 50'lerden kalma bir güneş gözlüğü, siyah, kocaman. ayağında bantlı babetler. tam tarif edemiyorum, çizmem gerek. içimizde en şık olan, her zamanki gibi diğer kızdı. en sonunda o pileli eteklerden bulmuş, dizinin altında biten. rengi koyu bir kırmızı. bir de büstiyer giymiş üstüne, kenarı incecik dantelli. bir de topuklu ayakkabıları var, seksi olanlardan, burnu açık. altın kalın bir bileklik takmış, kuş tüyü şeklinde. bir de ince bir altın zinciri var upuzun, ucunda bir baykuş.
elimizde lomo'lar var, çünkü bu kıyafetler ancak lomo ile çekilir. hangimizin sevgilisi çekiyor fotoğraflarımızı, bilmiyorum. önemli de değil. sadece o akşamüstü denizden çıkınca, çok güzel giyinmek istemişiz. çok güzel hissetmek istemişiz.
renkler canlı, aynı anda soluk, bir nostalji var havada. o da herşeyin bir gündüzdüşü olmasından kaynaklanıyor. ama yine de çok olası bir düş.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

assos kedileri






ayrı bir başlık altında incelenmesi gereken bir konu bu. bir kere, kedilerde olmayan ''başka bir kediye sadık olma'' durumu bunlarda abartılmış bir şekilde var. anne, baba ve beş çocukları beraber geziyorlar. masa, masa. içlerinden biri atılan yemeği kapınca, diğerleri saygı ve huşu içinde izliyorlar, elinden kapmaya çalışmadan. o kadar bol yemek var ki, hepsi yusyuvarlak göbekler yapmış.

bir de sevgilim bana bir lazer verdi, bununla kedileri kudurtmam için. her gece yemeğimizi yerken onları her yere koşturduk, yan masalardan ''aaa kedilere bakın, biri lazer tutuyor, şu çift yapıyor, bak çocuğum izlesene'' gibi sesler eşliğinde, tüm otel pek eğlendik. gündüzleri su tabancalarıyla, geceleri lazerle oynayan tuhaf bir çift olarak, otel insanlarına renk kattığımızı düşünüyorum.

fotoğraflarını koyduğum iki kedi, tüm tatil boyunca yanımızdan ayrılmayan iki kardeş. en çok boğuşanlar, en çok yemek kapanlar. eminim şuan o deniz kenarında yine bu şekilde alt alta, üst üste oynuyorlardır.

tatilden kalanlar








Assos sakin ve huzurlu bir tatil isteyenlerin mutlaka gitmesi gereken, ufacık bir sahil yerleşkesi. daha öncelerde de gitmişliğim var ama, bu sefer ki denize, kedilere, yemeklere, romantizme doymamı, taşmamı, kocaman olmamı sağladı. bir deniz bu kadar mı saydam ve ferah olur, liman kedileri bu kadar mı aç olur, sevgilim bu kadar mı güzel olur... hep bir şaşkınlık içinde gezdim. zaten bana 'leyla' demeye başladı, artık adım leyla kaldı. hak ettim gerçi, birkaç kez oda anahtarını orda burda bıraktım, çantama attığım çikolatalar patlayıp, onun değerli telefonunu, kitabını, benim gözlüğümü mis gibi çikolataya buladı, bir şişe birayı plaj havluma döktüm. ben tatillerde iyice dalgın oluyormuşum, bunu da anladım.

en güzel anlar ise, doğumgünüm için ordan burdan kalkıp gelen dostlardı. bir anda kemik grubumuz toplanıverdi bir sahilde, emek güzel güzel müzikler açtı, ah bir de şeftali şarabını açtı ki muhteşem kokuyordu. sonradan bir de tekila şişesini açtı ve etraf biraz bulanıklaşmaya ama çok güzelleşmeye başladı sonra. gecenin sonunda her birimiz bir yerlere serildik, ben çok mutlu ve derin bir uykuya daldım.

şimdi hala ufak bir limanın, karnı her daim aç kedilerini, açık mavi soğuk denizini, zeytinyağlı yemeklerini, mezelerini ve midyelerini düşünüyorum. ben ne zaman ege'den dönsem, ait olduğum yeri bırakmış olmanın hüznünü ve özlemini içimde hissederim.

13 Ağustos 2011 Cumartesi

bavul



''sitting on the cornflake, waiting for the van to come.''

bavul toplama sanatı diye birşey var. gerçekten var.

ben çok heyecanlıyım şuan. ilk defa tatile çıkıyorum.

haftaya doğumgünüm. çok sevdiğim bir sahilde, kumlara oturup Emek'in yaptığı pastayı yiyip, şişeden şarap içip, yıldızları izleyeceğiz. yarattığım saçmasapan oyunları da oynatacağım zorla, kimse beni kıramayacak.

en güzel doğumgünü hediyem ise, o kadar güzel ki, o kadar özel ki, anlatmayacağım bile. sadece çok şanslıyım.

peki ya tatile çıkmadan önce ateşimin çıkması? buz gibi ege suyu iyi gelir belki.

son olarak, birbirinize iyi bakın. bloglarınıza bol bol yazın ki, döndüğümde kahvemi, kedimi alıp keyif yaparak okuyayım. ve hiçbirşey için umutsuzluk hissetmeyin, her zaman yollar var gitmek için, ve yollar hiç bitmiyor.

12 Ağustos 2011 Cuma

56. sayfanın 5. satırı


''Sık sık buz gibi havada, Yunan lokantası ile Jake'in resim malzemeleri dükkanının görüş mesafesinde durur, son birkaç dolarımızı kızarmış peynirli sandviçlere mi yoksa resim malzemelerine mi harcayacağımızı tartışırdık.''

10 Ağustos 2011 Çarşamba

yol hali




günümü bir arabanın arka koltuğunda, istanbul'un sevdiğim semtlerinde gezerek geçirdim. amaçsız değildim, uğramam gereken yerler vardı, ama genel olarak, gün boyunca bir arabadaydım.

düşündüm ki, ben çok param olunca, bir taksiye mesela, 200 lira verip ''beni tüm gün deniz kenarında dolaştır, hiç durma, hiç müzik açma, camları da hiç kapama'' derim, tüm gün arka koltukta, rüzgar yüzüme vururken mutlu mutlu gezerim.

yollarda olmak her zaman iyi gelmiştir. şimdi de cumartesi günü yola çıkacağımız için heyecan dolu, bir yol müziği cd'si hazırlıyorum.

yazının başlığı olarak 'yol hali' yazınca, daha önceden bu başlığı koyduğum uyarısı çıktı, demek ki bu ilk yola övgü değilmiş. sonuncu da olacağını sanmam.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

chaplin







Dün gece bir kez daha ''Chaplin''i izledim. Charlie Chaplin'in hayatı, Robert Downey Jr. başrolde, ki her zamankinden de muhteşem bir oyunculuğu vardır bu filmde. izlemek ve etkilenmek için güzel bir film arıyorsanız tavsiye ederim.

1920'ler bana büyüleyici geliyor. kadınların bukle bukle saçlar, incecik kaşlar ve bordo rujla gezindiği, her yerde dantellerin, zerafetin ve uzun sigaraların olduğu, siyah beyaz ve sessiz sinemanın zamanları... kesinlikle çok şık ve biraz da karanlık. filmi izledikten sonra, ismi geçen artistleri araştırdım, döneminin en ünlü isimlerini. kesinlikle hollywood'un hollywood olduğu zamanlarmış.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

pamuk..


senin ve benim o kadar harika zamanlarımız oldu ki... benim 4-5 yaşında olduğum, sabahları ben Susam Sokağı'nı izlerken senin bana tepside kahvaltımı getirdiğin zamanlar. rafadan yumurta, çilek reçeli, kızarmış ekmek olmazsa olmazdı. sonra bana bahçede salıncak kurman, ben çiçekleri sularken senin beni izlemen. ben seni hep ayakta ve güçlü görmeye alışıktım, hasta olup yataklara düşen bendim, bana bakan sendin. sen hiç şikayet etmezdin.
saçların ben seni bildim bileli hep bembeyazdı ama kimse beni senin yaşlı olduğuna inandıramazdı, bütün evi ayakta tutan kadın, evet bacağı aksıyor, evet kendisine çok yakışan fazla kiloları var ama, ''eski''nin kadını, ''cumhuriyet'' kadını. sana hiçbirşey olmaz ki.

bugünlerde hep eskiyi düşünüyorum seni izlerken, sen o yatakta, karşımda uyurken. binbir zahmetle ayağa kalkarken. ama hala o kadar sağlamsın ki, o kadar eski topraksın ki, tek şikayet çıkmıyor ağzından. yüzümü asık görsen yine beni güldürmenin peşindesin. biliyorum bir yerden sonra artık iyileşme olmuyor, gittikçe zorlaşıyor herşey. senin gibi gerçekçi, mantıklı ve mağrur olmaya çalışıyorum. senin gibi her geleni kabullenip ona göre davranmaya çalışıyorum.

ama içimde bir yerlerde hala, ben susam sokağını izlerken, bana muhallebi yedirmeye çalışan, beni gıdıklayan güldüren ananemle olmak istiyorum. bizim gerçekten de harika zamanlarımız oldu. ve ben hep çok şanslı bir torun oldum.

4 Ağustos 2011 Perşembe

görmediğim yerler





ben para kazanma amacımı buldum, ne için yaşamak istediğimi buldum. ben gezmek peşindeyim, daha çok yer keşfetmenin peşindeyim. 25'ime kadar gezdiğim yerler Türkiye içinde sınırlı kaldı, hatta Türkiye içinde de Ege kıyıları, Karadeniz Kıyıları ve birazcık Akdeniz ile. yani şimdiye dek pek başarılı bir gezgin olamamışım.

Bir arkadaşım geçtiğimiz günlerde muhteşem bir rota ile, Türkiye'de en çok görmek istediğim yerleri gezdi, Hatay, Antakya,Mardin, Gaziantep,Adana, Adıyaman-Nemrut... Nemrut'a çıkmak, o muhteşem büstleri görmek, incelemek... Yeni ufak hedefimi belirlemiş bulunuyorum, bundan sonra hiçbir tatilde eski bir yere tekrar gitmek yok! hep yeni yerler görülecek, deneyimlenecek. Hedef Zeugma Mozaik Müzesi'ni görmek, Süryani Şarabı içmek, Nemrut'ta her kayaya, her taş parçasına saygı duymak, Antakya'da Arkeoloji Müzesi'ne gitmek, her yerde harika kebapları, ezmeleri, pideleri yemek. Heyecanla araştırıyorum ve merakla tecrübeleri dinliyorum.

2 Ağustos 2011 Salı

la vie en rose




yaz günü balkon, üst kısımdaki asma'nın yapraklarından süzülen güneş, parçalı ışıklar. bahçedeki palmiyenin boyu uzamış, yaprakları balkona uzanıyor. kara yemiş ağacının yeşil ve siyah meyveleri. ve balkonuma gelen en son çiçek, şeker yanak'ın gittikçe yükselen çiçek zevki. ve en sevdiğim mermer gülleri. çay içmek için kesinlikle güzel bir yer.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

günaydın bayan şeker




bu sabah saatim 8'e kurulmuş halde uyurken, yatağın ani hareketiyle uyandım. hareket sağımda solumda, bacağımın yanından omzuma, tuhaf biçimlerde devam ediyordu ki, durumu idrak ettim. şeker ufak parmağım kadar bir pervaneyi kovalıyordu. bunu benim üzerimde yapması kasten midir bilemiyorum, çünkü üzerimde zıplayarak beni uyandırmayı gerçekten sever. kendisini kibar bir ayak darbesiyle yataktan aşağı attım. biraz sonra başucumda ne varsa devirerek, ordan da tekrar üzerime atlayarak pervane avına devam etti. küfürler savurarak pervaneyi de onu da kovaladım. bu saçmalık tekrarlayarak yarım saat kadar sürdü. kalan bir saat uykumu almaya kararlıydım, şekeri dışarı çıkardım, yatağıma döndüm. pervanesini yemişti, huzurluyduk artık.

bir kedinin ''glok! glok! glok! foşurt!!'' şeklinde çıkardığı kusma sesleri. tavana baktım. şeker haftaya muhteşem bir başlangıç yapmamı sağlamıştı... ikinci kez, üçüncü kez... ''şaka mı yapıyorsun'' dedim. dördüncü kez kustu. koridordaki beyaz öbeklerin arasından geçerek yanına geldim. ''meeof?'' dedi. ''peki'' dedim. beyaz öbekleri temizledim. kalan 15 dakika uykum için yatağa geri döndüm.

beş dakika sonra yerden miyavlamaya başladı, uzun uzun. ''midem boşaldığına göre güzel bir ıslak mamayı hak ettim, hadi beni doyur'' iç çekerek kalktım, ıslak mamasını koydum.

ben evden çıkarken şeker yatağıma kıvrılmış, derin derin uyumaktaydı.