21 Mart 2014 Cuma

Mutlu Ekinoks'lar!

  Bugün her şeyi bir yana bırakma ve havayı koklamak için dışarı çıkma günü. Günlerdir, haftalardır artarak çoğalan öfkemiz, kederimiz bir yanımızda evet, o yanımız çok sağlam ve ayakta. Ama bir yanımız pencereleri, kapıları açmalı, başını dışarıya uzatmalı ve bu mis gibi havayı içine çekmeli. O kadar güzel kokuyor ki, bunu tarif edecek kelimeleri aramak yerine, aynı kedim gibi, içgüdüsel hareketlerle tamamını içime çekmeye, hani elimden gelse yeşil filizler vermeye çabalıyorum. Bir hava insanı iyileştirebilir mi, yaralarını sarabilir mi, işte öyle bir etkisi var üstümde. Annemin bütün kış kendi yaptığı seranın içinde büyüttüğü, fidelediği yavru kaktüsler, geçen gün aldığımız bir saksı karanfil, üzeri tomurcuk dolu sardunyalar ve bahçemizdeki palmiye ağaçları birleşmişler, baharın ilk gününü kutluyorlar, haftalardır bugünü bekledikleri çok belli.

  Bugün bilgisayara olabildiği kadar az bakmaya, içimi temizlemeye kararlıyım. Kedi Şeker'le balkonda etrafı koklayıp, hafif sersem bir ifadeyle birbirimize sırıtıyoruz. Tombul patileriyle nasıl dengede durduğunu anlamadığım balkon demirlerinde oturmasına bile ses etmiyorum, bugün yasaklara tahammülüm yok, her şey serbest! Kedim 10 yaşına gelmiş, yaşını başını almış bir hanımefendi ama çocuklar gibi şen, üzerine aniden koşsam kabarıp ayak bileğime sarılıyor, evin içinde at gibi koşturuyor, temiz havaya çıkınca mutluluktan ne yapacağını şaşırıyor. Şuan için bu, diğer her şeyden değerli. Hepimize mutlu baharlar.

15 Mart 2014 Cumartesi

Tarihe geçmek

4 gün geçti, 4 ay gibi 4 gün. Üzüntüm, kederim hiç geçmedi, bir kısmı yeni haberlerle birlikte zehir gibi bir öfkeye evrildi, bir kısmı harekete geçti, büyük kısmı ise hala acı içinde. Tarihe geçen olayları okurken hep merak ederdim, acaba o günleri yaşayan insanlar nasıl bir bütünün parçası olduklarını, geçirdikleri günlerin  yüzyıl sonra hala konuşulacağını biliyorlar mı, kendilerini daha da farklı ve tuhaf hissediyorlar mı diye. Öyle sanırım, öyleyiz. Bundan yüzyıl sonra insanlar dünya tarihinin gördüğü en acımasız, en korkunç liderleri konuşurken, katliamları, direnişleri yazarken, hepimiz hayatlarımızla bunun bir parçası olacağız. Öyle bir kötü ki, öldürdüklerinin arkasında durup ''Evet, gerekliydi ve öldürdüm'' bile diyemeyen, ''Şunlar öldürdü, o da zaten şöyle biriydi, hadi kuduruyoruz'' deyip, katili olduğu çocuğu bile kullanan, ruhsuz.. Ruhsuz.

Kendimi Harry Potter'ın son kitabının içinde hissediyorum, dağlarda, tepelerde son iki-üç hortkuluk peşinde koşuyoruz, tedirginiz.  Bir umudumuz var çünkü O yok oluyor, bir umudumuz soluyor çünkü zehir gibi kötü bir şey karşımızdaki.

Sakin olmak, kararlı olmak, bilinçli hareket etmek. Ama bu öfkeyi ve kederi hiç unutmamak gerek.

11 Mart 2014 Salı

Berkin'imiz gitti.

Gördüğüm her güzelliğin resmini çizmek isterim, güzellikleri çizmeyi severim ben. Güzel Berkin'i çizmek, onun masum yüzüne bakmak çok zor oldu. Kara kaşlı, zeytin gözlü Berkin'imiz annesi yorulmasın diye ekmek almaya çıktığı sabah, başından gaz kapsülüyle vuruldu. 269 gündür komada olan, zayıflamış, yorulmuş bedeni bugün daha fazla dayanamadı, Berkin'imiz melek oldu. 11 Mart, kapkaranlık, sürekli ürperdiğimiz, zor nefes aldığımız, en karanlık gün. Bugünü kaydederken, çizerken ellerim hiç olmadığı kadar soğuk, birer buz kütlesiydi sanki. Yoluna kuşlar koyduk çocuk, sen kuş cıvıltılarında, mavi gökyüzündesin artık.

4 Mart 2014 Salı

Çaylı, yağmurlu sabah

  Yağmurun yağmasını o kadar çok beklemiştim ki, sesinin odayı doldurduğu şu dakikalarda, böyle yağmaya devam etmesi dışında hiçbir isteğim yok. An kusursuz, sabah çayı hala sıcak. Bugün fazladan bir keyif gününe dönüşüyor giderek. Evden çıkacakken, halletmem gereken işlerin iptal olması, sabah uyandığımda okuduğum yarına erteleme mesajları, bana yağmurlu bir günü evde geçirme şansını verdi. Kedi Şeker beni özlemiş, kendiliğinden kucağıma geliyor, kucağımda uyuyakalıyor (kucak kedisi olmayan ve kucakta en fazla iki dakika duran bir kedi için yeni rekorlar bunlar.) Sonra birlikte cam kenarına oturuyoruz, temiz lodos rüzgarını koklayıp, yağmur şıkırtılarını dinliyoruz, evet yağmur bugün resmen şıkırdıyor. Ona son üç günümü anlatıyorum, vazodaki gülleri, cumartesi sabahını, sürpriz kahvaltıyı, şeker yanakları anlatıyorum. Esniyor, baygın ve şaşı gözlerle yüzüme bakıyor. ''ah'' diyorum onu kucaklayıp ''söylediklerimi boşver, gördüğüm en güzel şey sensin, Şeker sen benim ilk sevgilimsin.'' Bu yüzden çok güzel ve aşık bir haftasonundan geriye, evime döndüğümde, bu kusursuz yağmuru onunla yan yana izliyoruz. Bu yüzden yanımda o çocuk ya da bu kedi varken, ben en mutlu versiyonuma yükseliyorum. Yağmurlu gökyüzüne bütün minnetlerimi iletiyorum.