28 Şubat 2012 Salı

mavi ve kırmızı



bir süre, elim kağıda alışana kadar. neyse ki çok güzel kızlar tanıyorum.

27 Şubat 2012 Pazartesi

üçüncü 26 şubat

ne kadar güzel olabilirse, o kadar güzeldi. çok, çok fazla. aynı anda sıradan, aynı anda içimizden geldiği gibi ve plansız. bir müzik grubu gibi işte, nasıl yola çıkıyorlar ve devam ediyorlarsa. güzel yapan da bu.

benim için bir şeyler yapması ne çok anlam taşıyor, ne çok mutluluk veriyor. sanki şımartılma günümdü.

beyaz üzerine, incecik koyu mavi çizgiler, kareler, yumuşacık.. sonra çok açık mavi duvar, bomboş her yer, e ve e, ne fazla, ne eksik, her şey.

365 tane gün içerisinde, bu bize ait olan, şeker yanak.

20 Şubat 2012 Pazartesi

Hit so hard




Beklediğim !f İstanbul yazılarından ilki yaprak'tan geldi. benim yerime tüm filmleri tarayan ve hepimizin beğeneceklerine bilet alan güzel arkadaşlarım var, bu sebeple gitmiş olduğum iki film ile gidecek olduklarım tamamen sürpriz benim için, inatla bakmıyorum, o an şaşırmak, sevinmek ve sıkılmak çok zevkli çünkü.

cuma günü gittiğimiz ''Hit so hard'' muhteşem bir sürprizdi ve ilk gençlik yıllarımızın bir özetiydi. Hole davulcusu Patty'nin turneler boyunca çektiği görüntüler ve sonradan yapılmış röpörtajlarla bir Grunge-Punk kültürü belgeseli izledik. Melissa Auf der Maur'un hala çok güzel, hala çok zarif oluşuna, bass gitarı çalışına hayran olduğum kadar hayranım. Patty'yi pek merak etmemiştim, adını bile bilmiyordum, ama hemen her kadın davulcu gibi, o da çok eğlenceli, sağlam bir ablamız çıktı, hiç sıkılmadan anlattığı herşeyi dinledik. ve elbette ki Hole'un solisti, melaike Kurt Cobain'in karadul eşi, şirret Courtney Love, ara ara ekranda belirerek hem güldürdü, hem öfkelendirdi bizi. Türlü türlü uyuşturuculardan pelteleşmiş zihni, iyice şekil değiştirmiş sesi ve film boyunca tıkındığı kurabiyelerle ''Ah be Courtney neden sen kaldın da, Kurt gitti sanki'' dedik bir kez daha. Eğer Grunge-Punk Rock kültürüne ilginiz varsa ve enstrümanlarına erkekler kadar hakim kadınları izlemek istiyorsanız, bu filmi bulun ve izleyin derim.

cumartesi günü gittiğimiz ''Family Jam'' de bir başka müzik ve yol filmiydi. bu sefer yine pek sevdiğimiz gruplardan Devendra Banhart hakkındaydı. ve hiç hakkını yemeden, açıkça söyleyebilirim ki, berbattı. müziklerini çok sevdiğim bir topluluktan, yapay sevgi dolu, hippilik tozu serpilmiş kucaklaşmalar ve uçan sineği bile mucize olarak algılayan yükseklikte zihinlerini görünce hafifçe soğudum. yine de çok güzel çıkma ihtimali olan bir filmdi, filmi seçen arkadaşımın kesinlikle hakkını yemeyeceğim ve nankörlük etmeyeceğim.

önümüzdeki hafta gireceğimiz film yerçekimiyle ilgili birşeydi, hayal meyal hatırlıyorum. konusu oldukça uçuk ve absürd imiş, yani çok beğenme ihtimalim var. umutluyum.

bol sinemalı, ilham dolu günler içindeyiz, tadını çıkarın.

15 Şubat 2012 Çarşamba

sevgi ve çilek dolu yazı






uzaktaki yakınlarım, görüşemediklerim, konuşamadıklarım, sizi seviyorum, bir gün sizin için de pişireceğim, çay da yapacağım. (izmir, ingiltere ve istanbul, ve bir parça ankara, size diyorum!)

14 Şubat 2012 Salı

serin ve erken


saat sabahın yedisi, sebepsiz yere uyandım yine. camı açtım, hava çok temiz kokuyor, kedim mutlulukla uyandı ve kaloriferin üstündeki yerine yerleşti. siyam kedileri temiz havaya bayılırlar. birazdan, üşümeye başlayınca kalkıp yanıma gelecek ve kolumun altında uyuyacak. sabahın erken saatleri tamamen bize ait, gün içinde hatırlamayacağımız kadar huzurlu.

günlerdir uzay boşluğunda gibiyim. manasızca süzülüyorum, düşmeden, bir yere değmeden. sabahın bu erken ve serin saatinde, kararlı ve heyecanlı olduğum zamanları hatırlamaya çalışıyorum. değişkenliğimden korkuyorum. bir durum bir an için çok önemliyken, bir an sonra ''artık fark etmez'' olabiliyor benim için. o kısacık anda değişen ne ise, sabahın bu erken ve serin saatinde, ondan kurtulmak istiyorum.

bugün her yerin yapay ve asılsız romantizme bulanması hoşuma gitmiyor. her koşulda karşı olduğum bir ''özel gün'' bu. kendi özel günlerimizi yaratmaktan yanayım, bir görev gibi yerine getirilen kırmızı kalplere bulanmış soytarılıklardan değil. fakat tüm bu düşünceler dün gece elli adet cupcake pişirmeme engel olamadı. çünkü ne sebeple olursa olsun, O'nun için birşeyler pişirmek inanılmaz bir keyif veriyor bana. evet, tamamını o yemeyecek, cupcake'lerin yarısı, arkadaşlarımla yapacağımız ''valentine sucks'' partisi için. ama benim asıl özendiğim, pembe-beyaz kremşanti ve böğürtlen şeklinde şekerlemelerle süslediğim yarısı, tamamen O'na ait.

patti smith'in ''çoluk çocuk'' kitabını tekrar okumaya başladım. genç ve yetenekli insanların yollarını bulmaya çalışırken çektikleri sancılar, özellikle de hayran olduğum iki sanatçının, iki dostun, her şekilde çok etkileyici. ve bir kadının, kaybettiği dostuyla ilgili en ufak detayı bile hatırlayıp, hikayesini yıllar sonra, bu kadar güzel anlatması. insanların aklında robert'ı canlandırabilmesi, her haliyle. bunu yapabilecek dostları olmalı her insanın, en az bir tane, hafızasında her zaman insanı canlı tutan. şanslıyım.

kedim yanıma geldi, patileri üşümüş.

7 Şubat 2012 Salı

Lulu adında birşey



Çok fazla çizdim. çok fazla buruşturup attım. bugünlerde çok fazla şeye bastırıyorum.

kimse almazsa eğer,

bazılarınız giyer, bazılarınız içine kahve koyup içer, bazılarınız kafasını koyup

uyur, bazılarınız kapaklarını açıp yazar diye umuyorum. ürküyorum, yalnız bırakmayın.

1 Şubat 2012 Çarşamba

terapi



daha önce dedim ki size, şöyle bir grup var, konserine gittik, daha bir beğendik, birazınız dinlesin, herkesle paylaşmayalım bu adamları. ki zamanında pelin aynı şekilde dinletmek istemişti, ben dinlememiştim, ayıp etmiştim. şimdi bu adamların biri, televizyonda birşeyde oynuyormuş, zaten tiyatrocu bu adamlar, normal yani oynaması. ama şimdi herkes keşfetti mi bunları sana, elden ele geziyor şarkılar. ama benim dinlesin istediklerimden hala dinlemeyenler var. http://buyukevablukada.com/dinle.html aç sen, onlar fonda çalsın, konuşsun, takılsın. bak diyorum, iyi gelecek. yalnızlığını alır, yüzünü güldürür, kafanı doldurur. iyi bu adamlar iyi. tüm gün çaldılar bu odada.

üzerinde daktilolar olan deftere ne yazacağımı düşünüyorum, şeker yanak hediye ettiğinden beri. bugün başladım. kendimi kurtaracak olanları yazdığım defter o artık. defterin sayfaları o kadar muhteşem ki, bazı sayfalara, belli insanlara göndermek üzere mektuplar yazıyorum ara ara.

bu kupa benim en değerli eşyalarımdan. o da hediye. dostlarımın en uzakta olanının, alırken tahmin bile edemezdi beni her çay yudumunda nasıl iyi hissettireceğinin.

bugün balkonda kocaman tek yanı açık bir koli içine, avuç avuç ekmek kırıntısı, az zeytinyağı damlatılmış su kabı koyduk. ne çok kuş türü varmış çevrede. sığırcık geldi, saka geldi, bülbül geldi yahu... annemler gelen bülbülün ''bokluca bülbülü'' olduğunu söylüyorlar. bu kadar narin bir hayvana, ısrarla nasıl bu isim verilir anlayamıyorum, ama yapacak birşey yok, bu cinsin ismi buymuş (eğer beni fena halde yemedilerse)

dersen ki, terapi bu yazının neresinde, derim ki, cümlelerin içine sokuşturdum onu. güzel müzik, dost izleri, yazmak, çay içmek, hayvanları tok görmek derken, biraz biraz geliyorum kendime. böyle böyle geliyorum.

bu havada en güzeli

durup dururken istanbul'a tekrar adapte olmaya çalışma çabalarım, kılımı bile kıpırdatmadan sürüyor. yavaşça herşeyin yoluna girmesini izlemeyi severim ben, şeyler ''tuhaf bir biçimde'' yoluna girme belirtileri gösterirlerse, büyük bir keyifle izleyeceğim yine. şimdilik kımıldamıyoruz. sadece aşağıda belirttiğim eylemde bulunmak için çıkıyorum yataktan, sonra yine kapanıyorum.

bu havada, yani buz gibi soğukta yapılabilecek en güzel şeyi açıklamak istiyorum size. evinizde kedi besliyorsanız daha kolay bu yapılabilecek şey. eni ve boyu biraz genişçe bir kutuyu, altına naylon sererek sokakta kuytu bir yere koyun, dik olarak. kutunun tabanına, bir kap içine az zeytinyağı damlatılmış su, bolca da kedi maması koyun. sonra seslenin etrafa, sesinizi duyanlar gelip güzelce karınlarını doyursun, duymayanlar da, kutunun üst kısmı tarafından kardan, alt kısmındaki naylon tarafından da yerdeki ıslaktan korunan mamaları yesinler sonra. eğer evinizde kedi yoksa, ya marketten, çok ucuza kocaman bir poşet kedi maması alın, ya da evden birşeyler hazırlayın. kar yağarken kendinizi nasıl hissediyorsunuz bilmiyorum, ama dışardaki canlılar için en ufak birşey bile yaparsanız, çok daha iyi hissedeceksiniz şu ankinden, eminim.