Bilgisayarı son açtığım tarih, 17 Şubat 2025'miş. Bu cümleden sonra devam edemedim. 3 gün sonra annemin ameliyatı oldu. O 3 gün içinde yapılan çekimlerde, hele ki Pet çekilirken ve sonucunu beklerken ben başka biri oldum, korkudan, acıdan, şoktan ibaret biri. Alarmı takılı kalmış bir korna oldu içim. Bir daha da geçmedi. Ne bilgisayar, ne yeni başlanan bir kitap, ne resim, gözüm görmedi. Yavrumu, annemi, canımı beslemek, ilaçlarını vermek, doktor randevularını ve kontrollerini ayarlamak, sık sık dağılmak, ağlamak, bazen kriz halinde isyanla ve acıyla tepinmek, sonra yüzümü yıkayıp market siparişi, su siparişi vermek, annemin geçirdiği fiziksel ve duygusal sürece tanıklık etmek, yalnızlık, yalnız bırakılmak, paranın sürekli gitmesi, yetersiz kalmak, pek çok yapamamak, yardım isteyip reddedilmek, dertleşip yargılanmak, ayıplanmak ve en sonunda susmak, annemle sarılmalarımızdan, en bitkin gününde gözgöze bakışıp sadece birbirimize bakışımızdan güç bulmak, aylar boyunca okuduğum Pubmed yayınları, bilmek zorunda olduğum her şey, doktorun ihmal ettiği, önemsemediği ve benim Reddit forumunda yazan diğer hastaların deneyimlerinden öğrendiğim, işe yarayan şeyler, halimden anlayan ve konuşabildiğim, destekleştiğim, hiç tanışmadığım hasta yakını ve hasta olan instagram, twitter arkadaşlarım...
Kendi defterime, kendime yazmaya hal bulmam, denemem 1 ay sürdü. Kendime açılmakta çok zorlandım. Bu travma çok büyük, çok sert. Hayatın gaddar, kötü, tehlikeli olduğunu yaşayarak gördük. Giderek daha sert olduğunu. Ufacık soluklara, kötünün iyisi denen durumlara şükretmeyi, ''Ya şu durumda olsaydı'' diye en başta yüreğimi yakan dehşet veren ihtimallerin olmadığına gönül dolusu şükretmeyi. Ama şükrederken bile içimde beliren ''Ya hiçbiri olmasaydı, bu hastalık anneme vurmasaydı, bunların hiçbirini düşünmemiz gerekmeseydi.'' çığlıklarını susturamadım ve susturamam. Hem şükretmeye, hem isyan etmeye hakkım var. Bir gün huzurlu bir kabulleniş ve yeni gerçeklikle barışarak devam etmek gelecekse (şu an bu çok zor) bu öfkelerin, acıyla tepinmelerin arkasından gelir ancak. Hayata, yaşamaya, yaşlanmaya güvenmiyorum. Annemin, canımın, yaşam kaynağımın, bunca dertli, berbat seneden sonra, tam huzurumuzu kurmaya, ufak yaşamımızda elimizdekilerle onarılmaya başlamışken bu dehşeti yaşamış olması canımı çok, çok, çok fazla acıtıyor.
Dönüşüyorum. Şubat ayından beri bir evlat değil, bir ebeveyne çok hızlı dönüşmem gerekti. İyi ki kızımın yanındayım, iyi ki yapabiliyorum dedim ve diyorum her gün. Ancak çok zorlanıyorum. Bir kısmını bölüşecek bir kişi bile yok. Bunu yorgunluktan, her yanım ağrıyarak ve kafam durmuş halde hala işimin bitmediği gecelerde tekrar ve tekrar fark ettim. Ne garip, her şeyi, tüm sevgileri, yakınlıkları, bağ kurmaları yaşadığım tüm senelerin sonunda, hayatımda kalan az biraz insan, en fazla üç akraba ve gerçekte kimse yok. O aylarda bir kap yemek getiren, biriken torbalarca çöpü atacak, sadece ihtiyacım olan gıdayı sorgulamadan ve aynısını alacak, gelip evi, berbat mutfağı temizleyecek, kedinin kumunu alacak, lavabodaki bulaşıkları yıkayacak bir adet kişi bile yok. Dayım iyi ki bizimle bu süreçte, hastanelere getirip götürmek, en büyük yardımlardan biri. Bu süreçte en zorlandığım kemoterapi randevularında, anneme o zehirler verilirken ve ben bazen gerçekten hiç işlev gösteremezken, o yanımızda olduğu için şükrettim.
Şimdi radyoterapi sürecine başlıyoruz. Sonrasında çok sıkıntılar verecek, zararlı hormon tedavisine. Meme kanseri hakkında ne biliyorsak yanlış, eksik, hatalı. Çok üzgünüm. Annemle olan hayatımız için kurduğum tüm hayaller, onun için dilediklerim, görmeyi hak ettiği tüm ertelenmiş güzellikler, çok hak ettiği sağlıklı yaşlılık için çok üzgünüm.
Son yazdığım yazıyı zorlukla okudum. Hala aynı çatı katı altında, yanyana sihirli odamızdayız. Bunun annemin tüm hücrelerini onardığını hayal ediyorum. Benim kırık ruhumu, bizim yorgunluğumuzu, bizi bekleyen gelecekten korkumu ve yaşadıklarımızın izlerini şifayla iyileştirmesini hayal ediyorum. Ancak ben artık hayal etmekten çok korkuyorum. Ben artık düşünmekten bile korkuyorum.