20 Aralık 2012 Perşembe

kar, kedi, film

 en son ne zaman kar yağdığında huzur dolduğumu, keyfini çıkardığımı hatırlamıyorum. kar yağarken pencerenin önünde olmayı elbette severdim, hala bir ritüel gibi yapıyorum, fırından yeni çıkmış sıcak kek, yanında yeşil çay, yeni başlanmış kitaplar, battaniye, kedi şeker, fonda bir film ya da müzik.. hala bunlar kışın tek güzel tarafı, hatta bunlar olmasa bütün kışı kapkara bir bulut şeklinde geçireceğim. ama artık soğukta donmakta olduklarını bildiğim, yiyecek bulamayan kedi köpeklerin varlığı, hepsini önemsiz kılıyor. kar demek köşe başlarına konacak hayvanlar için ilk yardım kitleri demek artık. neyse ki o kadar çok hayvan sever dostum var, o kadar çok güzellik yapıyorlar ki, içim biraz rahatlıyor. şanslı hayvanların sayısı artıyor, facebook sayesinde hele, insanlar çok daha bilinçli ve vicdanlılar. bugün elimde mama ve su kapları, sokak sokak gezip, o kadar kat giysi arasında donduktan sonra eve geldim, şeker'i kucağıma aldım ve ona ne kadar şanslı olduğunu fısıldadım. purrrladı ve gerindi, sanırım ''evet farkındayım, ayrıca ellerinden kokladığım kadarıyla o zilli tekiri sevmişsin yine hıh!'' dedi.


  Woody Allen'ın yeni filmi ''To Rome With Love''ı öneririm. adam yaşlandıkça tatlılaşmaya, kendi endişeli, paranoyak, geveze haliyle daha da fazla eğlenmeye başladı. yine sıkıca boğazına kadar iliklenmiş gömleği, göbeğine kadar çekilmiş pantolonuyla, fakat iyice beyazlamış saçlarıyla aynı Woody Allen, onun ikili ilişkiler için kurduğu zekice dialoglar, aldatmanın, rezil olmanın, kendini sorgulamanın ve bilinçaltının güzel bir şekilde filme yedirilmiş halini izliyoruz. ve elbette duşta şarkı söylemenin güzelliği, bu en eğlenceli detaylardan biri olarak gülümsetiyor. Roma'ya da bol bol doyup hayran kalıyoruz bir kez daha, turistik mekanları da, sarmaşıklı, daracık ara sokakları da büyük bir özenle çekmiş, bunun için bile izlenir. son olarak Woody Allen'ın en büyük başarılarından biri, Tim Burton'ın tamamen aksine, aynı oyuncuları ardı ardına farklı filmlerde kullanırken hiç kabak tadı vermemesi. (Tim Burton sayesinde Johnny  Deep'ten bile soğumuş birisi olarak söylüyorum bunu) Woody Allen oyuncularının derinliklerini ve farklı yüzlerini sunmayı başarıyor seyirciye. mesela bu filmdeki tatlı Amerikan turist Alison Pill, bir önceki filmi Midnight in Paris'te nevrotik ve neşeli Zelda Fitzgerald olarak çıkmıştı karşımıza, ama ikisinin aynı insan olduğunu ilk anda söylemek bile zor. yine de Midnight in Paris ile karşılaştırınca o kadar da etkileyici, parıltılı bir film değil ki imdb de kendisini pek kaale alan olmasa da notu epey düşük tutmuş. ben bu adamın 80'ler ve öncesinde çektiği  filmlerini ayrı seviyorum, son yıllarda çektiği Avrupa şehirlerini dekor edinen, kalabalık ve eğlenceli filmlerini ayrı. ama son yıllarda çektikleri içinde hala favorim Whatever Works, eski ve yeni Woody'lerin el sıkıştığı çok zeki ve tatlı bir filmdi.

14 Aralık 2012 Cuma

kemikkıran sevgisi

herkes kendi arasında konuşurken, ben büyük cezveyi izliyordum. aslında büyük bir cezveden çok, büyük bir uçurtmaya benziyor, ona da söyledim bunu.

aldırmadı. ya da duymazdan geldi bilemiyorum, dilek tutanlardan yorulmuş. ve göğe bakanların anlam bulma çabasından. ''ya hiçbir anlamı yoksa'' böylesini düşünmek bile istemem, hiçsiz de var olunabilindiğini görmüş olsam da, hiçsiz var olmak istemezdim. büyük büyülteç de öyle düşünüyor olmalı ki, o an göz kırptı yavaşça.

bilmiyorum ki neyi daha farklı yapardım,
bilmiyorum ki ne beni daha farklı yapardı.

bir partideydim, elimde elmalı martini'm ve üzerimde kokteyl elbisemle, sosyal içicilik üzerine bir makale yazıyordum kafamdaki günlük gazeteye. o sırada falcı kadın yanıma geldi, elimi avuçları arasına aldı ve uzun uzun baktı. ''sende kemikkıran sevgisi var'' dedi bana. o ne demek? işte böyle, yüzüne baktığın, gözlerindeki pırıltıyı gördüğün, ellerini incelediğin herkesi içinde bir tornado koparak seviyorsun dedi, kemiklerin acıyana ve karşındakinin de kemikleri sızlayana kadar, kolların ve bacakların zayıf düşüp titremeye başlayana kadar seviyorsun dedi. bu hem bir hediye, hem de bir lanetmiş, kurtulmak için avucuna biraz para koymamı istedi. ona dedim ki, sevgili hanımefendi hiç param yok inanın, canım biraz çikolata çekse çıkıp alacak kadar bile param yok şuan, çünkü yatağımın içindeyim, yorganın altına nasıl para sokabilirim, para çok kirli bir şeydir, uyurken asla para taşımam. peki. peki. gitti. diğerleri de gitti. kokteyl elbisem bile gitti ki hep sahip olmak istediğim 1940'lardan kalma bir şeydi. sadece büyük kravat vardı. ''eğer gerçekten muhatap olacaksak acı konuşacağım'' dedi.

gerçekten de o sabaha karşı,
o insanlarla,
o caddede otururken,
olasılıklarla dolu olduğunu mu sandın?

peki. peki. gitti.

10 Aralık 2012 Pazartesi

bunu buraya yazıyorum

sevgili midem,
cumartesi akşamı sana yaptığım tüm kötülükler için beni affet. ''aa hiç çarpmıyor yahu ne güzel, koy koy, bir bardak daha koy'' diyerek içtiğim, fakat şimdi tatları aklıma geldikçe fena olduğum tüm o meyva şarapları için çok üzgünüm, özellikle çilek şarabını keşke tamamen hafızamdan silebilsem. şeftali ve yaban mersini şarapları iyi şaraplardı, fakat ben ağzımla içmedim. bu sebeple onlar da bir daha sana uğramayacaklar. canım midem, sen çok değerlisin, sandığından çok daha güçlüsün, en iyilerini hak ediyorsun. seni uzun süre alkolle bir araya getirmeyeceğime söz veriyorum. olur da bu sözümü unutursam, cumartesiden sonraki gün çektiğim acıları hatırlamak için gelip bunu okuyacağım ve bir kupa bitki çayı içeceğim. lütfen bir daha bana hayatı dar etme. kapakçıklarına çok selam söyle, hepsini gözlerinden öperim.

6 Aralık 2012 Perşembe

çay eşliğinde


bilime, sanata ve felsefeye inananlar, kendisi gibi olan bir çoklarıyla birleşmeli, uygun alanı bulmalı, maddi ve manevi desteği sağlamalı ve modern bir Atina Okulu açmalı. bu da benim fazla idealist ve komik bulunan hayalim.

3 Aralık 2012 Pazartesi

queen of pain

http://www.youtube.com/watch?v=FXVd7Szl0D4

bir türlü tıklanmayan linkte Alanis Morissette'den King of Pain var, unplugged konserinden.

''there's a little black spot on the sun today''

gerisi de bana kalsın.