29 Kasım 2013 Cuma

Saul Leiter, kış ve kahve kareleri

Bazı fotoğrafçılar ve bazı fotoğraf kareleri var, insana sırf görebildiği için bile kendini kutsanmış hissettiren, kalbinin mutlulukla ve daha hızlı atmasını sağlayan. 1950'lerden, (belki ünlü ama benim bugün keşfettiğim) bir fotoğrafçı, Saul Leiter bende bu etkiyi yaptı, bakakaldım.
http://leclownlyrique.wordpress.com/2013/11/28/saul-leiter/




28 Kasım 2013 Perşembe

Lulu's world

Emek'in çizdiği en güzel resimlerimden biridir. Kendimi yine durup dururken sevgi ve sihirle dolu hissettim. İlerde kızıma çizimlerinin olduğu kitapları okuyacağım, çizimlerini gösterip ilk resim aşkını başlatacağım dostum, iyi ki varsın.

25 Kasım 2013 Pazartesi

tahammülsüzleştirdiklerinizdenim

  eğer ben, ben olmasaydım da, yakın bir arkadaşım, sırdaşım olsaydım... alırdım kendimi karşıma, ''bak kızım,'' derdim açık açık, ''senin sinirlerin bozulmuş.''  ne kadar ''iyiyim ya yok, geçer'' desem de, aldırmazdım. ''gel bakayım, otur şöyle, anlat noluyor'' derdim. anlatamazdım bir şey, biliyorum. ama ben sabırlı yaklaşırdım ve zaman verirdim. o an mutlu görünme ve gerçekten de buna inanma anlarımdan biri olsa da, geçmesini beklerdim karşımdakinin bu balon mutluluğunun. ya da uçmasını. çünkü biraz sabredersem, birazdan o mutluluktan eser bile kalmayacak karşımdaki ben'in içinde, bilirdim. ''bu derin kederin neden hiç geçmiyor, neden sürekli acı çekiyorsun, anlatma sen, düşün sadece'' derdim, izlerdim sonra, çünkü birkaç dakika aralıksız izlersem, ağlamaya başlayacağım kendi karşımda, biliyorum. gözlerimi kaçırmakta ve konuyu değiştirmekte başarılıyımdır, ama karşımdaki ben olunca, sanırım bu oltaya gelmem. gerçi ağlayınca da hiç rahatlamıyorum, hemen uykum geliyor, tek güzel yanı bu.

  ''nasıl hissettiğimi bilmiyorum artık, nasıl hissettiğimi sabitleyemiyorum.'' bu öfke patlamaları daha ne kadar sürecek, göze alamıyorum daha fazla sinirlenmeyi. tasması boynunu fazla sıkan, bir çocuğun güvenli bir mesafeden kafasına vurup vurup sinirlendirdiği, öfkenin verdiği acıdan uluyan bir köpek gibiyim. yabanileşmeden ve sevdiklerimi korkutmadan ifade edemiyorum tepkimi. bu dozu olmayan öfkenin bir de dozu olmayan mutluluk hali var, o da bin beter. o da bir o kadar yabani, hırpalıyor insanları, sevgilimi. ''seni olduğun gibi kabul edemiyorum, her halin batıyor, içimi deşiyor bazen'' lütfen kırılmayayım kendime. lütfen uzaklaşmayayım. bir kez uzaklaştım, sadece bir kez. hiçbir ilacın dindiremediği bir acı ve kayboluştu, kendimi bir kez daha terk edemem.

  kendim yerine Rimbaud'yla konuşmak isterdim şimdi. ''Ben bir başkasıdır.'' bu güzel sözü söylediğine göre, aynı durumda bulunmuş olmalı, ve öyle güzel sadeleşebildiğine göre, sağ çıkabilmiş de olmalı. sağ çıkabilmiş insanların tecrübelerine ve boğulmakta olanların sırdaşlıklarına ihtiyacım var. ''bir fincan da çay, şekeri azaltmaya çalışıyorum, lütfen tut kendimi.''

20 Kasım 2013 Çarşamba

İçerik hırsızı olmak nasıl bir şey?

  Bunları doğrudan sana yazacağım, nasılsa sık sık açıp inceliyorsun bu blogu. Sabah annem kedimin Patti Smith'in hayran sayfalarından birinde çıktığını söyleyince, aklıma bir pislik gelmedi açıkçası. Patti'yi takip edenler zaten bir şekilde buluyor birbirini, fotoğraf altındaki yorumlardan, videolardan. ''Birisi görüp beğenmiştir, hayran sayfasına koymuştur'' dedim. Tabii garip geldi fotoğrafı nereden bulduğunu yazmamış olman.

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=531688706922563&set=a.212592332165537.49314.212587898832647&type=1&relevant_count=1

Akşam vakti ise meraklandım, sonuçta başka hayranlarının da kedilerini falan koymuştur bu sayfa diye bir bakınayım dedim.

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=319369371487832&set=a.212592332165537.49314.212587898832647&type=1&relevant_count=1

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=320606558030780&set=a.212592332165537.49314.212587898832647&type=1&permPage=1

Şu ikisini bulmak uzun sürmedi, itiraf edeyim epey şaşırdım. 2009'da yazdığım, hem de fazlaca duygusal, katlanılmaz ve çekilmez bir dilde yazdığım bu satırları araklamak, utanmadan, isim vermeden sayfana koymak nereden aklına geldi? Stalker olmanın gereklerinden biri, başkalarının emeklerini sömürmek ve kendine aitmiş gibi sergilemek olmamalı. En azından açtığın sayfanın sahibine ait isme duyduğun saygıdan yapmamalısın bunu. Kedimin, balkonumun, kitaplarımın falan... başka beğendiğin şeylerin fotoğraflarını, daha da önemlisi yazdığım satırları kullanacaksan, izin almayı öğrenmen gerekiyor.

19 Kasım 2013 Salı

Şeker'in gözleri

''Anne bak rejime giriyoruz tamam mı? Göbeğimiz çıktı resmen, dikkat edeceğim ben artık, birlikte yapacağız bunu. Tatlıyı da tamamen kesiyorum.''
Sonra masada kahve içmekte olan annemi bırakıp içeri girdim, vitrindeki pastalara baktım. Bir frambuazlı çikolatalı, bir de tiramisu sipariş edip geri döndüm.
''Birazdan giriyoruz anne, birazdan olacaklar yaşanıp bittikten sonra giriyoruz.''

Annemle yemeye ve içmeye şükretmediğimiz, keyfini sürmediğimiz bir gün bile yok. Bana güzel bir spagetti'nin, uzun arayışlar sonucu seçilmiş bir şarabın, tadı kutsal sayılacak bir çikolatanın keyfini sürmeyi öğreten kadın, annem. Bizim rejimimiz elbette biraz farklı olacak, ipin ucunu kaçırmalar ve ipi geri toplamalar arasında gidip gelecek.

Aralık için hevesliyim. Bugün Unicef'in yeni çıkan yılbaşı kartlarından aldım bir kutu, hepsi o kadar güzeller ki. En uzağı Almanya'ya gidecek. Sonra İzmir'e, Çanakkale'ye ve elbette ki askerliğini Elazığ'da yapmakta olan bro'ların bro'su Hasan'a. Benim için gerçek yılbaşı, yaz bitiminde oluyor. Ben yıla sonbaharla başlıyorum. Aralık ayı ise, içimi ısıtan, ışıl ışıl, neşeli ayrıntıların ve hediye bahanelerinin ayı, yeri ayrı o yüzden.

Eve dönerken bir de turuncu saç boyası aldım, iki tane yeni ruj, sürmeyecek olduğum halde iki yeni oje. Bu hafta O'nun doğumgünü. Benim en sevdiğim şey ise O'nun için güzelleşmek. Bu aralar yine çok ama çok aşk ve heyecan doluyum. Ara ara içimdeki bu hislerin dozu iyice artıyor, sokağa çıkıp hızla koşmak, sonra kocaman köpeklerle boğuşmak istiyorum. Sanırım aşkın fazlası enerji patlamalarına dönüşüyor. En güzeli de O'na içimden geldiği kadar çok belli edememek, kendime saklamak. İyi bir müzik grubu olmanın sırlarından biri bu da, grup arkadaşımdan öğrendim.

Son olarak içiniz sıkıldığında, darallar geldiğinde ve gitmek bilmediğinde, bir kedinin ya da köpeğin yüzünü ellerinizin arasına alıp, uzun uzun gözlerine bakın. Evinizdeki ya da sokaktaki fark etmez (sokaktakiler olsa daha iyi, hak ettikleri kadar çok sevilmiyorlar) O an tüm ruh haliniz değişecek. Eğer değişmiyorsa, buyrun, kedim Şeker'in gözlerine bakın. Ciddiyet falan kalmıyor insanda. Dur ben şunun bir kulaklarını öpüp geleyim.