14 Kasım 2010 Pazar

fikir ve tasarım üzerine








Dün gezdiğimiz sanat ve teknoloji festivali, çok daha önce haber vermem gereken bir etkinlikti, çünkü bugün son günü. yine de birkaç işin görselini ve içeriğini paylaşmak istiyorum. sanat ve tasarım fakültesi'nde okuyan iki kişi olarak gittik, gezdik ve henüz hiçbirşey yapmamış olduğumuzla yüzleştik dün. hiçbirşey yapmamak sorun değil, çünkü yaptıklarınızı inatla yapmayı sürdürdüğünüz zaman, elbette bir yere varıyor.

tasarım konusunda ise öncelikle bir soruna ihtiyaç var. fakat başarılı bir tasarım illa ki hayatı kolaylaştırmak için yapılmıyor, hatta çoğu zaman sadece yeni bir fikre yol açıyor, ilham veriyor, şaşırtıp 'vay be' dedirtiyor. Bager Akbay, geçtiğimiz yıllarda iletişim tasarımı programında okuyan öğrencilerin ufkunu büyük bir keyifle açan insan, harika bir iş yapmış. icat ettiği ufak, kameralı gözlükle beyaz tahtanın önüne geçtim, üç nokta koyup daha sonra bunları birleştirmeye çalıştım. sadece kalemi ve noktaları görüyordum, yetkili kişi ise taktığım gözlükteki kamerayı çeviriyordu. elbette bir üçgen yerine başarısız pek çok karalama ürettim, bu deneye katılan hemen herkes gibi. daha sonra inatla gözlüğü takıp, gözlerimi kapatarak o üçgeni çizdim evet, görme duyusunun, hafızanın ve algının üzerine uzun uzun düşünmüş oldum bu arada.

işlerden bir diğeri, duvara yansıyan leylak, beyaz, mavi desenler. ben bir jackson pollock tablosuna benzetip daha başlangıçta etkilenmiştim. sonra fark ettik ki biz hareket ettikçe, beyaz lekeler bizi izliyor, leylaklar duruyor ve maviler yavaşça beliriyor. bana pollock'un lekeleriyle dans etme hissini yaşattı. önünde ne kadar vakit geçirdim bilmiyorum.

turuncu objelerin olduğu alan, random vuruşlarla ses üreten bir tasarım. bir mouse var ve, önünüzdeki objelere getirerek ses çıkartıyorsunuz. eğer play derseniz, kendisi ritmlerle bir parça yaratıyor. sese müdahale etmek ve bunu bir oyun gibi kurgulamak zaten güzel bir düşünce. uzun bir süreyi de onunla geçirdik.

'kaç veri' malesef sanatçısının ismini unuttuğum, çok başarılı bir kinetik heykel örneği. teknolojiden kaçan, peşinden gelen kablolar,ekranlar,led ampüllere karşı koyan bir figür var. siz heykelin pedalını çevirerek bu düzeneği hareket ettiriyorsunuz. teknolojiyi kullanarak bir insanın teknolojiden kaçmasına yardım ederken de, elbette yine pek çok düşünce beliriyor zihninizde.

fikirleri besleyen fikirler ve şaşırtabilen düşünceler.. çok başarılı bir sergiydi.

2 yorum:

  1. Oha lani efsaneymiş. Daha dün döndüm İstanbul'dan daha önce haber verseydin uğrardım.

    YanıtlaSil
  2. Bence serginin güzel yanı, eserlerin belirli bir media ve iletişim sınırlaması olmadan kullanıcıyla iletişime geçme çabası.
    Belkide farkında olmadan dediğin gibi çoğu çalışma sanat eseri ile tasarım arasında belirsiz bir noktada duruyor. Bu da bir tür iletişim sorunu ortaya çıkartıyor ama kesinlikle vizyon açıcı bir sorun.

    Bu arada Kaç Veri , Mehmet Erkök'ün eseri.

    YanıtlaSil