
daha önce dedim ki size, şöyle bir grup var, konserine gittik, daha bir beğendik, birazınız dinlesin, herkesle paylaşmayalım bu adamları. ki zamanında pelin aynı şekilde dinletmek istemişti, ben dinlememiştim, ayıp etmiştim. şimdi bu adamların biri, televizyonda birşeyde oynuyormuş, zaten tiyatrocu bu adamlar, normal yani oynaması. ama şimdi herkes keşfetti mi bunları sana, elden ele geziyor şarkılar. ama benim dinlesin istediklerimden hala dinlemeyenler var. http://buyukevablukada.com/dinle.html aç sen, onlar fonda çalsın, konuşsun, takılsın. bak diyorum, iyi gelecek. yalnızlığını alır, yüzünü güldürür, kafanı doldurur. iyi bu adamlar iyi. tüm gün çaldılar bu odada.
üzerinde daktilolar olan deftere ne yazacağımı düşünüyorum, şeker yanak hediye ettiğinden beri. bugün başladım. kendimi kurtaracak olanları yazdığım defter o artık. defterin sayfaları o kadar muhteşem ki, bazı sayfalara, belli insanlara göndermek üzere mektuplar yazıyorum ara ara.
bu kupa benim en değerli eşyalarımdan. o da hediye. dostlarımın en uzakta olanının, alırken tahmin bile edemezdi beni her çay yudumunda nasıl iyi hissettireceğinin.
bugün balkonda kocaman tek yanı açık bir koli içine, avuç avuç ekmek kırıntısı, az zeytinyağı damlatılmış su kabı koyduk. ne çok kuş türü varmış çevrede. sığırcık geldi, saka geldi, bülbül geldi yahu... annemler gelen bülbülün ''bokluca bülbülü'' olduğunu söylüyorlar. bu kadar narin bir hayvana, ısrarla nasıl bu isim verilir anlayamıyorum, ama yapacak birşey yok, bu cinsin ismi buymuş (eğer beni fena halde yemedilerse)
dersen ki, terapi bu yazının neresinde, derim ki, cümlelerin içine sokuşturdum onu. güzel müzik, dost izleri, yazmak, çay içmek, hayvanları tok görmek derken, biraz biraz geliyorum kendime. böyle böyle geliyorum.









