10 Eylül 2016 Cumartesi

İyi hissetmek

  Yazamıyorum. Hatta bu girişten sonra bir süre boş boş baktım ekrana. ''En azından yazamadığımı yazdım.'' diye avunup bilmem kaçıncı kez, içimde bazı düşüncelerle kapatmak istemedim ama bu sayfayı. Belki ''iyi hissetmek'' için biraz öneriye, örneğe ihtiyacı olanlar vardır. Benim hep var.


Manik depresif oluşumla barıştım ben bu yaz, yüzleştim, kabullendim, üzerine gitmenin yollarını buldum, ciddiye alıp kendi iç sesime prim vermemeyi bile öğrendim. Önceden gün içinde ani bir keder bastığında, elimi eteğimi her şeyden istemsizce çektiğimde bunu kendi normalim sanıyordum, dizlerimi içime çekip uyuyordum. Sonra aniden, hiç beklemezken tamamen değişebiliyordu bu ruh halim, içimden süslenmek, dışarı çıkmak, çalışmak gelebiliyordu. Sonra yine çökebiliyordum, sonra yine coşabiliyordum. Asıl canıma okuyanın bu dengesizlik olduğunu bu yaz anladım ben, yapay kederlerin değil, yapay kederler uzun uykularla bile geçiyordu çünkü. Dengesizlik ve uçurumlar ise hiç bitmiyordu, bitmiyor da. Kişisel terapilerimi belirledim, ''acil durumda yapılacaklar'' gibi, izlenecekler, içilecekler, bakılacaklar ve hatta en sonunda okunacaklar oluştu. ''İyi hissetmek'' isimli muhteşem kitabı alın böyle çalkantılarınız varsa, ''kendini çalışmak'' üzerine bir kitap, işini çok seven ve iyi yapan bir doktor sayesinde bütün depresif hallerin kaynağına iniyorsunuz. 20 senedir en çok satılan kişisel gelişim kitabıymış, ben ilk defa bir kişisel gelişim kitabı aldım ve sanırım en işe yarayanlardan birini aldım. Bir dahaki dalgada daha bilinçli ve hazır oluyorsunuz. Çok sağlam değilim, ama en azından yalnız ya da tuhaf hissetmiyorum eskisi kadar.


  Böyle bir akşamda, 30 yaşıma basmamın üzerinden birkaç gün geçmişken, en büyük dertlerimden birinin resimlerimin istediğim kadar başka hayatlara yayılmamış olması olduğunu fark ettim. Ben onları yaparken çok mutluyum, çok derinden hissederek ve uğraşarak yapıyorum, ama başka evlerde başka insanlarla iletişim kurmamaları onları başarısız ve yarım yapıyor benim için. Bir tepsi kurabiye pişirip kimsenin yememesi gibi, çok süslenip ve güzelleşip kimsenin fark etmemesi gibi. O resimler ancak başka duvarlarda ve başka insanlar baktığı zaman işe yarıyorlar. Böyle hisler içinde, pek düşünmeden kaktüs resimlerimi bir araya getirip sundum ve satışa çıkardım, galeride resim satarken koyduğumuz fiyatların çok çok altında ve bundan da memnun olarak, çevremdeki ressamlar tarafından da epey eleştirilerek. (Sanat zenginler için değildir ki, bunu nasıl hayata geçirebiliriz başka türlü). Hiç ummadığım insanlar gelip aldılar, kaktüslerim tam da istediğim gibi başka duvarlara gittiler, dayanamadım bazılarının yanında desenler de yolladım. Bu yazın en besleyici ve motive edici olaylarından biriydi, iyi ki yapmışım diyorum şimdi. Sonra kendim de resim almaya başladım, o destek hissini paylaşmak gerek başka üretenlerle, bir de bir resme tutku duyup sahip olmak çok güzel bir hismiş. 250-300 lira, bir konserin parası olabilir, epey ucuz bir tasarımcıdan bir çanta olabilir, bir makyaj markasının ufak bir koleksiyon ürünü olabilir, bir gecelik rakı-balık keyfi olabilir, iki yıl sonra bozulup atılacak bir vantilatör bile olabilir, görünce kapıldığınız ve her baktığınızda ruhunuzu doyuran bir resim de olabilir işte. Bunun üzerine düşünüyorum, bilinçleniyorum. Sanata bütçe ayıran insanların bilinçleri sayesinde de boyamaya devam ediyorum, sırada kedileri ve köpekleri başka duvarlara yollamak var. Umarım her zaman üreten, debelenen, yazan-çizen insanları desteklemek için de imkanım olur.
  Bodrum'u anlatamadım bir yazıyla ve resimlerle. Ben onu anlatamadan işe güce kapıldım, erken kalkmaya, çılgınca boyamaya ve yeni sergi yazılarını hazırlamaya kapıldım, iyi de geldi bünyeme. (Mesela istemek ve eyleme geçmek arka arkaya gelen iki durum değilmiş, önce eyleme geçiyormuşuz-zorla da olsa. Sonra ardından istek hissi geliyormuş ve eylem böylece devam ediyormuş. Bu bilgiyi çok sevdim ben) Aklım sürekli Bodrum'daki sakin, mis rüzgarlı, huzurlu günlerimize gidiyor gün içinde, sonbaharda bir tekrar için çok hevesliyim. Öncesinde yine Cunda var, Cunda iyi ki hep var. İlk defa bu sene kıştan korkuyorum. Kıştan, soğuk havadan, pofuduk kazaklardan, battaniye altında kitap okumaktan korkulur muymuş? İşte ben bu en sevdiğim keyiflere rağmen geçen kış olduğu gibi 2 ayımı hasta yatarak geçirmekten, hiçbir işimi yapamamaktan ve bunun sonunda kaçınılmaz olarak ağır bir depresyona girmekten çılgınca korkuyorum. Gerçi iki kıştır geçirdiğim ağır gripler, hipotiroidler, diyabetler ve arkasından gelen depresyonlar bana çok şey öğretti, tolore edilmeyi, hiç tolore edilmemeyi, hoş görülmeyi, fedakarlığı, resim yapmayı çok özlemeyi, her bitti sandığım an tekrar başladığıma şaşırmayı, ailemin muhteşem bakımını ve şefkatini, sevgilimin nasıl da motive edici ve anlayışlı olduğunu. Ah neler geçti gitti iki kış içinde, ama ben üçüncü sefere hiç hazır değilim. Ekinezya, demir hapları, C vitamini, ''İyi hissetmek'' kitabı, umarım yeterince güçlü bir takım olmuşuzdur. İçinizde benim gibi yaklaşan kıştan çılgınca korkanlar varsa, bedenen ve ruhen kendinizi hazırlamak, bir nebze işe yarıyor.


 Sanırım kendi özetimi kısaca ve uzunca geçtim. Benim bir süredir yoğunlaştığım şey, iyi hissetmek işte, mümkün olduğu kadar stabil bir şekilde. Yazamıyorum ama okuyorum, okumanın daha iyi geldiği bir dönemdeyim. Günışığı, serin rüzgar ve durgun öğleden sonraları soğuk kahve keyiflerimiz olsun, fonda Ella Fitzgerald çalsın. Ben şu çiçekleri bir sulayayım.