31 Aralık 2014 Çarşamba

Bir şeyin sonu, bir şeyin başıdır.

''İyi biten her şey iyidir'' diyelim, elimizde ve avucumuzda ne var bir bakalım, minnet duyalım ve derin bir ''Oh'' çekelim. Bu hayatı başka türlü algılamak zor çünkü, yıpranmanın sonu yok, onarılmaya bakmak gerek, bir yılın sonuna ve bir yılın başına gelirken.

Bütün yıl ve şimdi, bu sabah ve daha demin, sürekli aşık olduğum için, sevdiğim çocuğa minnet doluyum. Ona bir kart çizdim, boyadım, kalanını oraya anlattım. Önceki üç günü kendimize ve yeni yılın gelişini kutlamaya ayırdık. Kitapçı keşifleri, güzel kahveler, yeni pişmiş çikolatalı kek, evde yapılan mis gibi yemeklerle dolu tabaklar ve kar yağarken yapılan hediye alışverişleri ile dolu, sevgiyle ve huzurla dolu vakitlerdi. Kocaman bir Atatürk Çiçeği aldım, altına hediyelerimizi yerleştirdik, doğumgününden kalan balonları da. Karşısına geçip kahvelerimizi içtik, başka yeni yıl kartları yazdık. Sarıldık. Çok sarıldık. 
 Böyle sürsün, böyle kalbim ve zihnim mutlulukla dolsun, elimde yapacak resimler, düşünecek iyi ve sağlam konular olsun. Hayvanları doyurmaya hep gücüm yetsin. Zor bir dünyayla baş etmek için, bunlar yeterli. Bir şeylerin başında, umutlu ve hevesliyim, hepimiz için.


28 Aralık 2014 Pazar

kendine ait bir tanrıça

Zaten ya kendine ait olabilirsin, ya kedine. Kedi daha iyi sahip çıkar.

25 Aralık 2014 Perşembe

Dünyanın en güzel kedisi

  Dünyanın en güzel kedisi, dün gece kolumda yatan, gerindikten sonra tek patisiyle bileğime sarılan, avucumun içine yumuşacık başını bırakıp orada uyuyakalan kedidir. Benim kuyruklu kızkardeşim, sabahları yatakta uzun uzun sohbet edip cilveleştiğim, eve girdiğimde kendini halıya atıp kocaman göbeğini açan, en çok da annem ve ben film izlerken tam ortamıza yerleşip tor tor tor torlamayı seven, tüylü çaydanlıktır.  Pamuk Şeker'dir, Küp Şeker'dir.

Biraz roket, biraz galaksi

Bu mükemmel iş kime ait bilmiyorum, ama bayıldım, eridim görünce. Bu aralar yılbaşı ve kışın da etkisiyle, çocukluğumu çok sık düşünüyorum. Oyuncaklarımın çoğu hala duruyor, hatta en güzel anılarıma ve alışkanlıklarıma da hala sahibim. Hiç şımartmadan ve huyumu bozmadan, beni hediyeye, kitaba, oyuncağa, keyifli yemek sofralarına, müziğe ve resime doyurdular. Ailemin bir şeyleri öğretmekte, sevgiyi hissettirmekte ne kadar doğru yollar izlediğini fark ettiğimde, içimde daha önce tanışmadığım umutlar ve hevesler buluyorum. Bir an dalıp gidiyorum öyle. Bir yanım ise ''Sen daha kendini büyütemedin, ne bu hayaller, nereye?'' diyor, ama o yanımı dinlersem, evden bile çıkamıyorum zaten.

Bu resim burada dursun. Bir gün açıp bakarım belki.

23 Aralık 2014 Salı

''ve en güzel yerinde durur evin.''



  Hurda bir eşyamız yok gerçi, sevdiğim bir Büyük Ev Ablukada şarkısını dinlemeyecek kadar da hüzünlenmeye kapadım kendimi, sadece tek cümlelik bir alıntı. Bu kare, bu köşe ve ışıklar arasında, en sevdiğim sabah saatlerini yaşadım ve onardım kendimi dün. Ev beni onardı, çevresindeki ağaçlar, içinde büyüttüğümüz çiçekler, birkaç kitap ve birkaç film bitirdiğimiz bu koltuk.

  Öncesinde kendimi ve sevdiğim çocuğu biraz yıpratmıştım, zorlamıştım da. Her ay, kadınların büyük kısmını berbat şekilde etkileyen pms krizi, beni çoğunlukla dişi bir ejderhaya, kuduz bir maymuna, kızdırılmış ve helikopter peşinde gökdelenlere tırmanmış bir King Kong'a çeviriyor. Zihnime hükmedemiyorum ve hayatın olağan her halinin beni nasıl kahrettiğini ve çileden çıkardığını, ağzım çikolatayla dolu ve kaşlarım çatık bir halde izliyorum. Sonra çemkirmeler, sorgulamalar, finalde saygı duruşu ve kapanış.

  Fırtına sonrası sükunet ise, bu mavi ve yeşil parlamalarla dolu, serin ve güneşli sabah saatlerinde, birbirimize ve evimize sarılarak geliyor. Onu yolcu ediyorum, geriye dönüp hala sıcak olan kupasından bir çay daha içiyorum. Masasına ufak bir mektup, etrafa hızlıca bir çeki düzen, sonra da diğer evime yolculuk. Bu diğer ev, haftada iki kez değişiyor. Ben zaman zaman çemkirsem de, çekilmez bulsam da, bu düzeni aslında çok seviyorum.
                                   

14 Aralık 2014 Pazar

Emek ne demek?

Daha önce de birkaç kez sormuştum bunu kendime, Emek elbette pek çok şey demek olduğu halde.

Nefesim kesildiğinde, ''Siz devam edin, ben burada kaldım'' dediğimde, geriye dönüp iki eliyle beni ayağa kaldıran, ''Düş önüme çabuk, arkandayım.'' diyen, yola iten, sürükleyen,

Hiç yorulmayan, yorulduğunda gözlerden uzakta azıcık dinlenip, yoluna eskisinden güçlü devam eden, (kimse onu dinlenirken görmez, Emek hep uzakta kendini onarır)

Zayıflıkları gördüğünde bozulan, en yakını zayıfsa bozuntuya vermeden toparlayan, (Onu da çok çaktırmaz etrafa, pek belli etmez)

''Hayır''ı cevap kabul etmeyen, cevapları tükenmeyen,

Ben yorgunken, O enerjik, Ben vazgeçmişken, O yeni başlayan, Ben gerideyken, O hem yanımda hem önümde,

Emek bir kızkardeş demek.

13 Aralık 2014 Cumartesi

''oburluk en leziz günahtır''

kim mi demiş? elbette ki son 4 saattir ağzı beş dakika bile boş kalmayan, yiyecek diziminde herhangi bir mantık sıralaması (önce tuzlu, sonra tatlı, üste kahve) bulunmayan ben demişim, bir ara, yemek yemediğim bir an demişim.



iki kişilik evimizde bu hafta buzdolabı hep boştu, çok yoğunduk ve ayaküstü aldıklarımız hariç alışveriş yapamadık. akşam yemeklerini ben, kahvaltıları ise O, bir şekilde hazırladık, ''öğünü kurtarsak, hızlı hızlı yesek yeter'' diyerek. fakat ben aile evimden, buzdolabının kapısını açınca çeşit çeşit yemek görmeye, evdeki değişik zula yerlerinde saklı tatlılar ve pastane ürünleri bulmaya alışığım. bu sebeple de, yuvaya döndüğüm bugünü, babamın pişirdiği çorba ve yemekler, annemin aldığı frambuazlı yapış yapış bir tatlı, üstüne tekrar çorba, ikisinin kısırdöngü şeklinde tekrarları, araya karışan bir armut, bir dondurma, malesef buzdolabında bulduğum bir lahmacun ve kapanışta beyaz peynir ile bitirdim. koca bir hafta yemediğim kadar çok şey yemiş olmanın utancı ve göbeği ile oturuyorum. kedi şeker şaşkın, ''ne oldu öyle?'' diyerek bana bakıyor. ''eve döndüm bebeğim.'' diyorum ona, halsiz ve mutluyum. bunun üstüne bir uyku iyi gider şimdi, şeker'li uyku.

8 Aralık 2014 Pazartesi

5 Aralık 2014 Cuma

20 fazla kişisel şey

 Bir süre önce Meriç kendi sayfasında yazmıştı, kendi hayatına dair 20 maddelik bir listeyi. (http://mertoronline.blogspot.com.tr) Okuması çok keyifliydi, yazmasını denemek de ne zamandır aklımdaydı. Bu keyifli, kahveli ve hafif tembel cuma gününde, kendimi bir de dışarıdan incelememi sağlayan ''20 facts about me'' şöyle bir şey:

1. Uzun yazılar, mesajlar, notlar ve cümleler yazarım. Asla kısa ve öz bir şekilde yazıp bitiremem anlatacaklarımı. Belki bu yüzden, en sevdiğim iletişim aracı, sayfalar dolusu yazdığım mektuptur.



2. İletişim demişken, en tuhaf ve içe kapanık olduğum konulardan biri bu. Ne kadar geveze ve sıcakkanlı biri olsam da, telefonumun sesi çoğu zaman kapalıdır, evde bir şeyle uğraşırken kapı ya da telefon çalarsa çok sinirlenirim. Kendimi (zihnimi) konuşmaya hazır hissettiğim zaman ben ararım ya da yazarım. Yakınlarımı çok kızdırdığım fakat elimde olmayan bir konu, üzerinde uğraşıyorum.

3. Şeker isminde, 10 yaşında bir Siyam kedim var. Onunla konuşurum, uyurum, ne yaparsam bana eşlik eder. Benim kedi kızkardeşim. Bütün kedilerle ve köpeklerle bir şekilde bağım olduğuna ve birbirimize en ihtiyaç duyduğumuz anlarda karşılaştığımıza inanıyorum.

 

4. Bloguma adını veren Aurora ve ''Once upon a dream'' şarkısı, hayatımda çok önemli bir yeri olan, en sevdiğim masal Uyuyan Güzel'den geliyor. Disney'in 50'lerde yaptığı bu çizgi film, çocukken video kasetten hemen her gün izlediğim, güzelliğe aşık olma sebebim ve beni resim yapmaya başlatan en önemli etkenlerden.

5. Sinema hayatımda çok önemli bir yere sahip. Evimizde iki büyük kitaplık kaplayan bir dvd arşivimiz var annemle. Breakfast at Tiffany's en sevdiğim film. Sevdiğim filmleri pek çok kez izlerim, çoğu gece bilmediğim bir filmi keşfetme riskini almaktansa, sahnelerinin ve dialoglarının güzelliğine kendimi bıraktığım filmleri tekrar izlemeyi tercih ederim.

6. Leonardo Da Vinci, kütüphanemde kendine özel bir rafı olan, hakkında okumaktan, araştırmaktan hiç sıkılmadığım, doğa üstü bir insan.

 

7. Çizgi romanları, çocukluğumdan beri çok severim ve okurum. Batman'in yeri hepsinin içinde ayrıdır.

8. Aslan burcuyum. Koç, Yay, Terazi ve Başak'la iyi anlaşırım. Akrep'le, özellikle de erkekse, anlaşmaya pek yeltenmem.


9. Uçak fobim var. Bu pek çok güzel şeye engel olan bir dert. 

10. Kediler dışında panda, tilki, domuz ve iguana özellikle çok güzel bulduğum hayvanlar, boş zamanlarda bunların videolarıyla epey vakit geçiriyorum.



11. Annem hayatımda en çok yer kaplayan, en belirleyici varlık. Çocukken hayal gücümün gelişme sebebi olan romanları, sanat kitaplarını, çizgi romanları, filmleri bana sunması, sürekli defterlerime resim çizmesi, yaratıcılığı, komikliği ve hep genç, heyecanlı bir ruhu olması, beni her şeyden fazla şekillendirmiştir. Ayrıca evet, anne kuzusuyum!

12. Yaklaşık 6 yıldır, aşık olduğum, yüzüne bakınca bile istemsiz gülümsediğim, bana en çok yazı yazdırmış, ürettirmiş, düşündürmüş çocukla beraberim. ''We are the band.'' dediğim, hayali bir grubumuz var. Birlikte hayatı keşfediyoruz.

13. Antik Yunan'a, felsefeye, Paganizm'e, Erken Hristiyanlık ve Tapınak Şövalyelerine büyük bir ilgi ve merak duyarım. Bu noktada Pedro Almadovar'ın Agora filmini herkese tavsiye ederim.

14. Bilgiyi paylaşmak, temiz ve tecrübe edilmiş dersi aktarmak, bir insanın hayatta yapabileceği en yararlı şeylerden biri. Benim elimdekiler resim yapmak ve sanat tarihi üzerine. Bunları iletmekten, bir şeylerin hızlıca gelişmesini ve çoğalmasını izlemekten keyif alıyorum.





15. Kin tutmam, öfkem uzun sürmez. Fakat gözümden düşmüş birine tekrar sempati duymamın ve hayatımda tutmanın imkanı yoktur. Hayatımdan çıkartırım ve çok rahatlarım.

16. Patti Smith yaptığı müzikle, taşıdığı ruhla ve sesiyle en büyük ilham kaynaklarımdan biri. Onun dışında The Beatles (büyük bir Beatle-mania olduğum doğrudur) The Clash, Velvet Underground, Blondie, The Kinks, Animals en çok dinlediğim gruplar.

17. Tembellik ve uyku en büyük sorunlarım. Çok mecbur kalmadıkça ve zorla kaldırılmadıkça epey geç kalkarım, uyumak için hiçbir fırsatı kaçırmam.

 


18. Resim hayatımı bir düzene koymak, kadının kendini keşfi, ruhu ve güzelliği üzerine resimler yapmaya devam etmek istiyorum. Eskiden sanatla ilgili daha büyük hayallerim ve hedeflerim de vardı, artık keyif aldığım şeyi yapabiliyor olmak kafi.

19. Gezi direnişi, katıldığım ve şahit olduğum en büyük mucizelerden biriydi. Hafızama kazınan isimleri bir gün bile unutmuyorum ve unutmayacağım.

20. ''Önemli olan, ruhları görecek gözleri edinebilmektir.'' Lord Byron'ın bu sözü, hayatıma giren herkesle kurduğum ilişkinin temelini oluşturuyor.



4 Aralık 2014 Perşembe

Işıklı, balonlu, sevgili.


  Bir başka 23 Kasım, sevdiğim çocuğun bir başka doğumgünü geldi ve ben Cunda'daydım, yanında değildim, dönüşümde çok güzel telafi etmeliydim. Geçtiğimiz Cuma günü, Beşiktaş'ta elimde hediyelerle dolu bir bavulu çekiştirerek, kendi kendime gülerek, akşamki iki kişilik partimiz için eksik malzemelerin peşinde koştururken, ''Aşk işte, tam olarak böyle bir şey.'' diye düşünüyordum. Böyle bir dağınık, çılgın, mutlu hal, geçmeyen ve bitmeyen.

  O eve dönmeden, bütün irili ufaklı hediyeleri paketledim, sehpamızı ve taburemizi kapladılar. Beşiktaş'ta oturup da evine çok güzel cupcake ve pasta siparişi vermek isteyenlere tavsiye edeceğim, Pasta Sanatı'ndan nefis cupcake'ler ve ekler pastalar sipariş ettim. Yemek pişirecek vaktim olmadığından, bir de en sevdiği yemekleri. Gerisi ışıklar, balonlar, (Gecenin konseptinin mavi olması, ikimizin de o gün mavi giymiş olmamız bir başka tatlı sürpriz) mumlar, özel bir gün için aylardır sakladığımız şarap.

  Sonra O geldi. Bizim seyahat sonrası kavuşmalarımız hep çok güzel olur, hep en güzel anılarımızın arasında özel bir yerleri vardır. Öyle bir duygu ki, en rahat yaşayan iki insana bile ''Ya nazar değer mi bize acaba?'' diye kaygıyla sordurabiliyor bir an, ne olduğunu bile bilmeden. Ama hemen sonrasında, iyiliğe, mutluluğa ve güzelliğe sarılıp tutunmaktan başka, bunları yaymaktan başka bir şansımız olmadığını da fark ettiriyor.

  Cupcake'lerin üstündeki mumları üflerken dilek tutmadığını söyledi. Dilek tutmayacak kadar mutlu ve tam hissediyor olmanı, bu hissin hep kalbinde olmasını dilerim. İyi ki doğdun sevdiğim çocuk.

27 Kasım 2014 Perşembe

Cunda'ya ait olmak

  Annemle yaptığımız iki haftalık Cunda yolculuğundan döndük, bavulları açtık, kedi Şeker'le hasret giderdik tüm gün.


  Kışın da güzelmiş. Çok ama çok güzelmiş hem de. İlk günler güneşin altında tişörtle oturup, denize karşı kitabımızı okuyor ve sevdiğimiz yerlerle özlem gideriyorduk. Kahveci Mustafa Bey'le, Selene Otel'de bizi ağırlayan İsmail Bey'le, Ayna Cafe'nin kibar sahipleriyle, kışın ne kadar da sıcak geçtiğini konuşuyorduk. Sonra bir günde lodostan poyraza dönen havayla, yüzümüzü kızartacak kadar sert esen rüzgarla, tertemiz mis gibi havayla, aralıklarla ama sürekli görünen bir güneşle, gördüğüm en güzel kışa sahip yerle, tekrar tanıştım. O tablo güzelliğindeki sokaklar bomboş, çok az insan, pek çok hayvanla, gece vakti yükselen sıcacık soba kokusuyla, ıssız ve sakin, bizim oluverdi.
  Kediler, kediler hep vardı ve iyi ki varlar, köpekler de öyle. Düzenli olarak mama döktüğümüz yerlerde, yüzlerini, patilerini ezberlediğimiz kedileri sevdik, Taşkahve'de otururken birçoğunu kucağımızda uyuttuk, içlerinden birkaçına isim koyacak ve vedalaşmakta zorlanacak kadar bağlandık. En sevdiğim kocaman, domat yeşil zeytinden, pazarından teyzelerin elleriyle yaptığı reçelden, bana hep yazlık yerleri hatırlatan mavi boncuklu kolyelerden aldık. En iyi balık ve en iyi kazık nerede yenir, tecrübe ettik, yöreye has ot yemeklerinden, çatlayacak kadar çok yedik. Her gece otel odamızda, yanımızdaki su ısıtıcıyla poşet çay demledik, yorgan altında lap top'tan film izledik anne kız. Sabah her kahvaltıya çok acıkmış indik. Alışkanlıklar, keyifler yarattık kendimize. Ora'lı olduk işte. Dostlar edinerek, insanıyla selamlaşarak, hayvanlarını besleyerek, her yerini yürüyerek ora'lı olduk.

 

 Bir çok ev gezdik, güvenilmez emlakçılar tanıdık, bir adet de düzgün olanından. Henüz bizim olan evi bulamadık. Ama kökler salmak kolay değil, hele ki kökler çok derinde ve birbirine dolanmış haldeyse. Ait olacak toprağımızı bulduk ya, ona da şükür.

 

13 Kasım 2014 Perşembe

yarım kalmaktan yorgun


Çok severek başladığım bir resmi, ilk kez apaçık yarım bırakarak tamamladım. (buna tamamlamak denirse elbette.) uğraştığım resimler, içinde bulunduğum ruh hallerini de taşıdıklarından, o ruh halinden kurtulmak için, resmi de terk etmem gerekiyor bazen. bu kadar zayıf bir moralle ve duygusallıkla, nasıl olup da resim yapmayı kendime iş edinmeye kalktığıma ben de şaşıyorum.

Tahminimden de ağır çıktı bu depresyon, ağır uyku ve işlevsizlik. Fırça, tuval ama en çok İstanbul'dan uzak kalmalıyım. Yarın Cunda'ya doğru yola çıkıyoruz, bu sefer ailem için yerleşme umudu ve amacıyla. Ege bana iyi gelir, kediler, deniz, yemekler ve sokaklar tedavi eder, biliyorum. Sevgilimi ve kedimi geride bırakıyor olmak epey bir koyuyor şuan, çünkü onlar bu zor günlerimi aydınlatan, içimi açan güzelliklerim. Ama yanımda iki kare polaroid fotoğraf var, birisi bana tüm yakışıklılığı ve utangaç hali ile gülümseyen, sevdiğim çocuk, birisi bana tüm şaşılığı ve mükemmelliği ile gülümseyen kedi Şeker. Ben uzaklardayken başucumda ve içimde olacaklar.

Bu yarım resim, bu yarım yamalak ruh halleri, bu tuhaf şehir gibi ardımda kalsın. Uzaklarda bir yerde, tekrar hikayeler yaratacak gücü bulmayı dilerim.


12 Kasım 2014 Çarşamba

İmkansıza yakındır.

Bir denize bakıp fırtınada
''Şu dalgalar bir dursa'' diyordum.
Ardı ardına gelen şu dalgalar bir dursa,
Huzura ereceğim.

5 Kasım 2014 Çarşamba

Bir kedi, Patronus

Sık sık depresyona giriyorum, bazen çıkıyorum.

Benim girdiklerim de öyle genel geçer iç sıkıntısına, ''Ay şurama bi ağırlık çöktü''lere benzemez, malesef. Derinden, sinsince, bir tatlı tembellik gibi gelir. Bir günlük planlarımı iptal edip, günü evde geçirme isteğim, birkaç güne yayılır. Verdiğim sözler, en önemli işler bile tüm anlamını yitirir. O içe dönük keyif hali, göz açıp kapayana kadar, beni nefessiz bırakan bir mutsuzluğa ve çöküntüye dönüşür. Harry Potter'ın ruh emicileri çevremi sarmış gibi. Her şeye içimden ve dışımdan verdiğim tek cevap ''Ne anlamı var ki?'' olur. İnsan yaptığı işe asla bu kadar ayıp etmemeli. Ben ederim. Ettim.

Benim için mi daha zor, yoksa en yakınımdaki, dibimdeki insanlar için mi, bilmiyorum. Beni böyle her şeyi boşvermiş, yatay vaziyette, bıkkın görmek, hatta hiç görmeyip, telefondaki umutsuz ''Ben bugün de çıkamayacağım, yatasım var.'' diyen sesimi duymak sanırım daha zordur. Ama artık depresyonumu ciddiye almamayı, onunla keyfini sürerek baş etmeyi öğrendim. Bu sefer resimlerimi de yaptım, (hiç beğenmedim, çok anlamsız geldi, ama yaptım) en iyimser filmlerimi de izledim, iyi hissetmek için kendimi çok zorladım. Bir ay gibi gelen beş gün geçti. Kedi Şeker'le gerinerek uyandık, güneş ve camdan gelen temiz hava hoşumuza gitti. Annemize bakıp gülümsedik, onu da gülümserken görmek için yataktan çıktık. Bu beş gün boyunca kolumda, karnımda, elimin üstünde yatan, huzur veren ve sürekli gülümseten kedi Şeker, beni yine mükemmel bir şekilde korudu.

1 Kasım 2014 Cumartesi

Yelena Bryksenkova, naif desenleri ile


 

 




  Epeydir beğenerek takip ettiğim illüstratörlerden biri, Yelena Bryksenkova'dan bahsetmek ve işlerinden birkaçını paylaşmak istedim. Sanırım naif olmak, ama aynı anda da basit ve çocuksu görünmemek, özgün işler üretmek ve bunu yaparken pek çok hayata tanıdık gelen öğeler kullanmak bu kızın en önemli başarıları. Kediler, kaktüsler, dağınık çalışma masaları, ufak ve içe kapalı, ama kesinlikle çok tatlı ve huzurlu yaşamlardan kareler var desenlerinde. Küçük kağıtlara suluboyayla çalışıyor, son düzeltmeleri de bilgisayarda yapıyor, klasik anlayıştan ve elle çizmekten kopmayan insanları (sanırım biraz da kendime yakın hissettiğimden) daha çok seviyorum.
Kendisinin yeni işlerini, seyahatlerini, gezip gördüklerini koyduğu bir blogu da var:
http://ybryksenkova.blogspot.com.tr/

25 Ekim 2014 Cumartesi

neredesin?

  En sevdiğim desenim kayboldu, üzgün ve eksik hissediyorum. Ben malına mülküne, hele de çizimlerine, tablolarına değer veren, koruyup kollayan biri olamadım hiç (kendime en kızdığım konulardan biridir.) pek çok resmimin yerini bile bilmem, elime geçtikleri zaman da büyük resim çantam yakınlardaysa ona yerleştiririm, eğer değilse... kalır öylece. Genellikle elleri öpülesi annem bulur, sarıp saklar bir yerlere.

  Magdalalı Meryem için çizip boyadığım, içime sinmiş çok az desenimden biriydi, aramadığım yer kalmadı. Söz, bulursam çok iyi koruyacağım.

24 Ekim 2014 Cuma

Güzel şeyler kaydı

  Hayatın, yaş dönemlerinin ne kadar hızlı geçtiğini algıladığım bir zaman aralığındayım. Canım pek kaydetmek istemiyor, ama bunun sebebi günlerin keyifsiz olması değil, tam tersi ardı ardına gelen güzelliklerin akışına hiç ilişmek istememem. Bir de nereden gelip üstüme yapıştıysa ''Dile getirirsem, fotoğraf çekersem, çok bahsedersem bozulur, kesin bir şey olur.'' korkusu, geldi kondu üstüme. Ardı ardına sevdiklerini kaybeden, ayrılan insanları dinledim, okudum bu aralar, etkilendim istemsizce. Zaten ''empati'' beni fazlaca zayıflatan bir konu oldu hep, birisi karşıma geçip dertlerini anlatsın, biraz ağlasın, ben ondan beter olup kalırım bir köşede, bütün o sıkıntıyı kendi içimde hissederim tüm ağırlığıyla. İşte bu hüzünlü hikayeler de içimde birikiyor, aynılarını, benzerlerini yaşamaktan çılgınca korkuyorum, içimdeki sevgi de çok korkuyor ve bir köşeye siniyor.
  Günler, hep hatırlamak isteyeceğim kadar huzur ve aşk dolu. Belki de sadece bunu kaydetmek yeterlidir.



13 Ekim 2014 Pazartesi

Yer Serisi

Daha iyi bir yer 100x120 

Güvenli bir yer 90x120

Yersiz Kalan 100x140

  Haziran'da başladığım ve kendiliğinden gelişen bir seri bu, üzerinde hep düşündüğüm ve okuduğum konuları, becerebildiğim kadar görselleştirme çabasındayım. Şu ilki, Elif'in portresi, kısacık saçları ve kocaman gözleri olan, o ilk başladığım ama sonuncu bitirdiğim resim, elimde büyüdü bu aylar içinde. Portre üzerine çok şey denemek istediğim için başlamıştım, bir seri yapmakta olduğumu fark ettiğim resim oldu aynı zamanda. Ortadaki Banu, Sapanca Doğapark'ta yaptığım ve orada bıraktığım resim, tam da orada doğanın içinde geçirdiğim o güzel günlerde, ''yer''kavramının ne kadar da sonradan edinilebilir olduğunu, ''tercih''in çok büyük bir önem teşkil ettiğini gördüğüm resim aynı zamanda. Sonuncu ise, artist Jessica Chastain, ama benim onu boyadığım şekliyle Magdala'lı Meryem, tarihteki en çok zulüm gören, en çok da aşık olunan kadın figürünü sembolize ediyor, dikenle ilişkisi de çok kolay okunabilir bir metafor, ama sorun değil.

  Ne kadar da uzun anlattım. Bu kadınların ait olduğu yerler, dikenli, sivri, kurak, tehlikeli görünse de ilk bakışta, aslında çok daha huzurlu ve tercih edilmiş mekanlar, bu figürler açısından. Bu kadınlar güvende ve huzurlu, en önemlisi akıllanmış kadınlar. Şimdilik bu böyle, devamı da geliyor.

4 Ekim 2014 Cumartesi

Yorgan Çadır

Yorganı tamamen kapatınca içerisi çadır gibi oldu, sıcak ve loş.
Öyle bir an ki,
Öyle hisler ki bunlar

Sonrasında sersemlemiş halde hatırlarken, tarifini yapmak zor.
Ama yaklaşık olarak,
Birlikte uyuyan ve ısınan iki kedi gibi.

29 Eylül 2014 Pazartesi

My own personal Jesus

Ben bugünlerde yine Beatles'a düştüm. John Lennon'ın sesini duymadan, kayıt aralarında ettiği zekice lafları, esprileri ve kıkırdamalarını dinlemeden kendime gelemiyorum.
İnsanlar meleklerini, mesihlerini ve habercilerini seçebilirler. Ben John'a sarılacağım.

27 Eylül 2014 Cumartesi

incelikler ve kalınlıklar

  Kendime not düştüklerim arasına eklemeliyim, ''Kime, hangi ölçüde iyi davrandığına dikkat et.''  İyi davranmanın tam tersi de kötü davranmak değil elbette. Eğer öyle olduğunu sansaydım (iyi davranmayı beceremediğim insanlara, sadece kötü davranabilseydim) insaniyet, ilişkiler, dostluk, tavırlar ve kararlar hakkında hiçbir şey bilmeyen, içinden gelen saf kötülükle hareket eden bir moron olmam gerekirdi. Kendimi bu saçmalıklardan arındırdığım oranda iyi ve şanslıyım.

 Kötü bir insana karşı, en az kendisi kadar kötü olmak, benim yabancısı olduğum bir deneyim, sabrım el verdiği sürece de öyle kalmasından yanayım.