29 Ocak 2017 Pazar

Sakin, iyi pazar

-Genelde evdeyim. Genelin dışında resim yapmaya çıkıyorum, ne zaman biteceğini kestiremediğim ''Arizona Gecesi'' boyuyorum büyük bir tane. Ama genelde boyamıyorum, evdeyim.

 

-Harry Potter'lar bitti. Daha ciddi ve ağır bir şey okumaya konsantrem yok. Kafamı meşgul ve hafif tutması için eskiden okuduğum romantik komedi romanlara sarmak makul görünüyor.

-Bugün sonunda duvara asılmak için bekleyen resimlerimizi astık. Yıllardır sadece bir resmin asılı olduğu duvarda şimdi sekiz tane resim var, yirmi tane olduğu günleri hayal ediyorum. Sıvama resim dolu, uzun uzun izleyebildiğim duvarları çok seviyorum.

-Radyo Eksen özellikle hava berbatken çok iyi çalıyor. Gri havanın tesellisi gibi.
 

-New Girl'e pek düştüm bu aralar. Zooey Deschanel'e katlanamadığım halde, yan karakterlerin hepsinin tek tek muhteşem olmasının hatırına bayılarak izliyorum ezberlediğim bölümleri bile.

-Zaman geçiyor işte, geçsin. Zaman demek, iyileşmek demek.

-''Pazar günü bu kadar gürültüyü kim, neden yapar?'' diye söylendiğimiz, homurdandığımız sesler bugün bizden çıkıyor. Daha asılacak dört-beş tane resim var. Kahve molasından sonra gürültüye devam.

- Annem demin Şeker'in bu fotoğrafını yolladı, çevresini izlemekten uykuya bir türlü dalamayan, sonra da yumuk gözlerini açık tutmaya çalışırken ''hffff'' diyerek iç çekip uyuyakalan hali bu.

27 Ocak 2017 Cuma

Kendim için birkaç not

- Ocak hep çok zor ve sancılı geçiyor, yıllardır her sene. Depresyon da bu ayda geliyor, anksiyete de. Ama bu sefer ki Ocak ayının farkı, dün en sonunda doktora gitmem ve bu duruma müdahale etmem oldu. 8 sene sonra o koltukta oturmak, çok geriye sarmak, hatırlamak istemediğim en zor şeyleri anlatmak... gözümde büyüttüğüm kadar zor olmadı.

- Bu noktaya gelene kadar, geçtiğimiz ay yaşadıklarımı yıllarca unutmayacağımı biliyorum. Apaçık bir travmaydı ve zihnimin derinlerine gömdüğüm en berbat anılarımı tekrar ve tekrar yaşadım, 3 hafta boyunca, aralıksız. ''İyilikten maraz doğar'' derler ya, bu bazı insanlara karşı doğru değildir, sonsuz iyiliği ve fedakarlığı hak eden insanlar da var, çok şükür. Ama bir de dibimde yaşayan, her iyiliğime ve hoşgörüme beni bin pişman eden, bütün ağır travmalarımı gururla ve kibirle şekillendiren (asla da sorumluluk kabul etmeyen, hatta başkalarını keyifle ve ısrarla suçlayan), ben ileriye dönük zar zor birkaç metre sürünüyorsam beni geriye birkaç kilometre kolayca ve umursamadan götüren bir insan varsa, benim ona hiçbir bağışlama, iyilik ve hoşgörüde bulunmamam gerektiğini öğrenmem tam 30 yılımı aldı. Sayısız hakaret, aşağılama, suçlama, öfkeli ve fazla yüksek bir ses ile geçen çocukluk, gençlik, yetişkinlik, bitmeyen bir yıpratılmaya gereksiz bir tahammül. 3 hafta öncesine kadar affettiğimi sandığım şeylere inanamıyorum. Aslında hiçbirini unutmamışım, en ufaktan en beterine. Bir çocuğa, bir genç kıza bütün bu üzüntüler ve sıkıntılar nasıl psikopatça yaşatılır ve nasıl hiç pişman olunmaz, nasıl sahip olduğu korkunç kibiri, öfkeyi, zapt edemez bir insan, zarar verdiğini açıkça göre göre uzaklaşmamayı içine sindirir, onu da bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Ne kadar uzaksam, o kadar rahatım artık, sonunda.

- Eski blog yazılarımı okudum tek tek bu süreçte. Burayı sadece kendime not almak, daha sonra geriye dönüp okumak için yazdığım zamanlar çok daha yararlıymış ve amacına uygunmuş. Bir süre dışarıya kapatıp yine öyle kullansam güzel olacak. Her gün yazıyordum birkaç cümle, ortaya senenin ufak bir duygusal arşivi çıkıyordu. En çok onları okudum, hangi duygulardan geçip neleri atlattığımı görmek biraz iyi geldi. Evet en sarsıcı travmalar, depresyonlar, derin uykular hep geçip bitmiş. Ben hep bir noktada, annemden aldığım güçle devam etmişim, iyi olmuşum. Bir de sağlam ve müthiş sevgilim var yanımda, bu ikisi varken sırtım yere gelmez, gelse de iyi bakılırım, bunu bilmek de yetiyor.

- İlk defa bu sene ajanda kullanmaya başladım. Bu ay yaşadığım büyük değişiklikler, atlatmaya çalıştığım ruh halleri ve yeni bir düzene ulaşma çabama yardımcı olması için. Bu ajanda içindeki birkaç sayfa ile birkaç ay sonrasına güzel bir şekilde ulaşmaktan başka isteğim yok.

- Aile evimde hiç kalmıyorum artık, hiç de kalmamayı planlıyorum. Aşık olduğum kedimi günübirlik görüyorum, anneme sarılıyorum ve bu yeni (en sonunda tamamen ait hissettiğim) huzurlu yere geri dönüyorum. Oluyor, sandığım gibi yoksunluk çekmiyorum. Aile evim zaten annemin yanıma geldiği, sevgilimin hayatımı güzelleştirdiği bu yer artık.

- Ocak ayları hep tedavi ayları oluyor benim için. Bir sonraki Ocak ve genel olarak kış ayları keşke sıcak bir yerde geçse, bitse. ''Mevsimsel depresyon'' tanısı konmuş biri olarak, artık bunu hayal etmeye hakkım var sanırım.

- Daha iyi ve huzurlu günlere, daha iyi kişisel notlara.

3 Ocak 2017 Salı

Bir haftaya sığan Aralık ritüelleri

 Önceki yazım sabırsızlıkla beklediğim Aralık ayının nasıl da hayalkırıklığı olduğu ve istediklerimi yapamadan geçişi hakkında bir mızmızlanmaydı. Sonra daha o gün evden çıktım, atölyeye gittim. Hem resimlerime, hem sevgilime kavuştum. Dönüşte çok sevdiğim Pera'ya yürüdük, hava buz gibiydi ama üstümde en kalın paltom vardı, sorun değildi. Odakule'nin girişindeki çiçekçi teyzeden, bütün Aralık boyunca alamadığım koca bir demet kokinayı aldık, sivri yaprakları elime batsa da, mutlu mutlu taşıdım. Evimize gelince tek vazomuza yerleştirdim, suratımda kocaman bir gülümsemeyle izledim durdum sehpadaki kokinaları. Sonra başucumdaki hediye paketlerini gördüm. Sevgilim ben yokken almış almış, biriktirmiş orada. ''Yılbaşı akşamına kadar açmayacağım, daha 25'i'' dedim ve beş dakika sonra hepsini açtım. İyice neşelendim.


Sonrasında bir sürü başka güzel şey, bir sürü başka üzüldüğüm şey oldu. Bunlar irili ufaklı, peşpeşe ve hiç durmadan devam etti. Her fırsatını bulduğumda, özellikle de gece vakitleri, mum ışığında Harry Potter kitaplarıma gömüldüm. Nasıl da özlemişim. Basım tarihleri 2001, yani ilk okuyuşumun üzerinden tam 15 sene geçmiş ve ben o heyecanımı, büyüye kapılışımı hala aynı kuvvetle yaşıyorum. Huzurlu bir Pazar sabahı ve evden çıkmamaya karar verip her şeye boşverdiğimiz bir haftaiçi günü, benim ideal yılbaşımdı. Fonda hep Ella Fitzgerald'ın yumuşak sesi, mutfakta çorba ve demli çay vardı. Seinfeld izleyip kahkahalarla gülüyorduk, tepsilerle salona yemek ve içecek taşıyorduk. Hiç konuşmadan iletişim kurabildiğimiz çok güzel ve gerçek anlar var, o anlar genele bakınca bütün ruh halimi toparlamaya yetiyor.
 

  Sonra yine yokuş aşağı gittiğim iki gün oldu. Yılbaşına saatler kala, yatağımda iki büklüm halde, hüngür hüngür ağlıyordum ve sanırım bunu hiç unutmayacağım. Geçen seneki gibi yine tam 31 Aralık'ta regl olmayı başarıp (Çünkü ben hangi gün için özensem ve heveslensem, hormonlarım o günü rezil etmek zorundadır.) karın ağrısından ve sinir bozukluğundan başka bir şey hissetmeyip, bir de üstüne şartlar elimde olmayarak şekillenince ve kendimi hem çaresiz hem çok yalnız hissedince, 2 saat boyunca ağladım, uyudum, uyandım ve ağladım. Gece 10 gibi sakinleşmeyi başardıktan sonra, zavallı sevgilimin yaptığı güzel tostu yedim, yeşil çayımı içtim. It Crowd'dan peşpeşe 8 bölüm izleyerek kafa dağıttık ve onun çekinerek yan yan ''Tekrar ağlamaya başlamazsın değil mi?'' diyen bakışları ve elimi hiç bırakmayışı sayesinde ben bir şekilde daha iyi oldum. Gece 2'den sonra birer kadeh şarap bile içtik, ''En kötü yılımız ve en kötü yılbaşımız böyle olsun'' diyerek. Umarım öyle de olur. En büyük derdimiz benim sinir bozukluğum ve çıldıran hormonlarım olsun, üstünden gelemeyeceğimiz derdimiz olmasın.


Sonraki günler daha güzeldi (ülke yine korkunçtu, haberler yine felaketti elbette) Ama nedense ve çok şükür, bendeki umut budandıkça fışkıran ağaçlar gibi. ''Evin içinde kendini şaşırtmanın ve mutlu etmenin 100 farklı yolu'' diye liste yapsam yeridir. Pazar günü de öyle kendi çapımda hareketlendim ve tüm kütüphanemi tekrar düzenledim, temizledim, ışıklandırdım. Yıllardır her hafta bir şeyler için çöküp, bir şeyler için tekrar neşe ve coşkuyla dolduğumdan, artık bu dengesizlik hali beni istemsizce pozitif olmaya koşullu yaptı. Gürültüyle ağlarken bile, içimden ''Bir gün sonra kendimi çok daha iyi hissedeceğim, yeni aldığım kupalarla kahve içeceğiz ve kalbim minnetle dolacak'' diyerek kendimi telkin edebiliyorum. Buna da derinden şükrederim, kimse düşüp yattığı yerde kalmasın, kalbinde kalkacak gücü her zaman bulsun.

  Yeni yıl için makul ve uçuk isteklerim var, bunları da ya bu akşam, ya yarın sabah listelemeli, kenara köşeye not etmeli.