Geçen doğumgünümde, evde otururken bir enerji gelmişti, ''Hadi kalk, seraya bugün gidelim, dönüşte de kokteyli izleyelim'' demiştim. İnanamamıştı, şehrin öbür ucundaki seraya, 3 vasıta değiştirerek gitmeyi göze aldım, hem de on dakikada hazır oldum diye. Elele, neşeli, heyecanlı o seraya gitmiştik. Nikahtan sonra dağıtmak üzere 200 tane kaktüs ve succulent siparişimizi verdik, ben en beğendiklerimden ve bende olmayanlardan seçtim, en azından bir 10 tanesini kendime ayırırım diye düşünerek (Nikah günü o telaşta aklımıza bile gelmedi, bir tane bile alamadık) (Ama alan arkadaşlarımızın çoğu çok güzel bakıp büyütmüş, arada fotoğraf atıyorlar) Evrim anksiyetemden dolayı epeydir beni toplu taşımada görmediği için, o gün ekstra neşelendi, yine elele en büyük işlerimizden birini tamamlamış olarak, otobüslerle ine bine Beşiktaş'a döndük. Hafif, aşık ve mutluyduk. ''Hadi şu kokteyle de gidip bir bakalım'' dedim, Evrim yine çok şaşırdı, bu kadar koşturmaya halimin kalmasına. Nikah dairesi organizatörü, nikah günü yapacağımız kokteylin nasıl olacağını bize göstermek için, birkaç hafta önceki bir çiftin kokteyline çağırmıştı bizi. Bir de oraya gidip baktık, kokteyl alanında halay çekenleri, komik pavyon ışıklandırmasını gördük ve onlara kocaman bir hayır dedik, etrafı ve ortamı sevdik, iyice keyiflendik.
Böyle harika, güzel bir doğumgünüydü, dilekler tuttum, zaten yeni yaşın getireceği yeni hayattan çok umutluydum, çok aşıktım, her şey gerçekten hep hayal ettiğim masallar gibiydi.
Birkaç ay sonra da, yine aynı harikalıkta, romantizm dolu, aşk dolu bir yılbaşı geçirdik. Evrim ''Geçirdiğim en güzel yılbaşıydı, hiç unutmayacağım bunu'' dedi. Ona sarıldım, şükrettim. Zaten ben hep, her şeye şükrettim. Bir iki hafta daha böyle güzel geçti.
Sonra her şey ters gitti.
Ötesi yok, artık detayları ve olanları anlatarak kendime tekrar tekrar o acıları, kabus ayları hatırlatmama gerek yok. Harika bir doğumgünü ve harika bir yılbaşı sonrası, şimdiye kadarki en kötü fiziksel acımı, çaresizliğimi, salgını, bitmeyen salgın endişemi, bu hafta uzun süre sonra ziyaretime gelen panik atağı, dışarı çıkmaktan beni alıkoyan agorafobimi, gerginlikten ve sinir bozukluğundan heba olan ilişkimi, bir kez daha bozulan düzenimi yaşadım.
Ben artık şahane geçen doğumgünlerine, yılbaşılarına inanmıyorum. Artık dilekler tutmuyorum, dilekler tutarken uçmuyorum. Yeni yaşım eskisini aratmasın, daha beteri olmasın fazla fazla yeter bana. Bu salgını sağlıkla hayatta kalarak atlatmamız yeter. Sıradan, günlük hayatlarımıza kavuşmamız yeter.
Gerisini, psikolojimi toparlamak ne kadar sürer bilmiyorum ama zaman neleri onarmıyor ki, bunları da onarır elbet. Annem artık hep iyilikler görsün, beni iyi görsün, kendi iyi olsun. Benimle birlikte acı çeken anne yüreği, benimle birlikte sevinçler, huzurlar yaşasın.
Ötesinde gözüm yok. Öyle yorgunum ki.