25 Haziran 2025 Çarşamba

Aylar sonra. Boşluğa.

   Bilgisayarı son açtığım tarih, 17 Şubat 2025'miş. Bu cümleden sonra devam edemedim. 3 gün sonra annemin ameliyatı oldu. O 3 gün içinde yapılan çekimlerde, hele ki Pet çekilirken ve sonucunu beklerken ben başka biri oldum, korkudan, acıdan, şoktan ibaret biri. Alarmı takılı kalmış bir korna oldu içim. Bir daha da geçmedi. Ne bilgisayar, ne yeni başlanan bir kitap, ne resim, gözüm görmedi. Yavrumu, annemi, canımı beslemek, ilaçlarını vermek, doktor randevularını ve kontrollerini ayarlamak, sık sık dağılmak, ağlamak, bazen kriz halinde isyanla ve acıyla tepinmek, sonra yüzümü yıkayıp market siparişi, su siparişi vermek, annemin geçirdiği fiziksel ve duygusal sürece tanıklık etmek, yalnızlık, yalnız bırakılmak, paranın sürekli gitmesi, yetersiz kalmak, pek çok yapamamak, yardım isteyip reddedilmek, dertleşip yargılanmak, ayıplanmak ve en sonunda susmak, annemle sarılmalarımızdan, en bitkin gününde gözgöze bakışıp sadece birbirimize bakışımızdan güç bulmak, aylar boyunca okuduğum Pubmed yayınları, bilmek zorunda olduğum her şey, doktorun ihmal ettiği, önemsemediği ve benim Reddit forumunda yazan diğer hastaların deneyimlerinden öğrendiğim, işe yarayan şeyler, halimden anlayan ve konuşabildiğim, destekleştiğim, hiç tanışmadığım hasta yakını ve hasta olan instagram, twitter arkadaşlarım... 

  Kendi defterime, kendime yazmaya hal bulmam, denemem 1 ay sürdü. Kendime açılmakta çok zorlandım. Bu travma çok büyük, çok sert. Hayatın gaddar, kötü, tehlikeli olduğunu yaşayarak gördük. Giderek daha sert olduğunu. Ufacık soluklara, kötünün iyisi denen durumlara şükretmeyi, ''Ya şu durumda olsaydı'' diye en başta yüreğimi yakan dehşet veren ihtimallerin olmadığına gönül dolusu şükretmeyi. Ama şükrederken bile içimde beliren ''Ya hiçbiri olmasaydı, bu hastalık anneme vurmasaydı, bunların hiçbirini düşünmemiz gerekmeseydi.'' çığlıklarını susturamadım ve susturamam. Hem şükretmeye, hem isyan etmeye hakkım var. Bir gün huzurlu bir kabulleniş ve yeni gerçeklikle barışarak devam etmek gelecekse (şu an bu çok zor) bu öfkelerin, acıyla tepinmelerin arkasından gelir ancak. Hayata, yaşamaya, yaşlanmaya güvenmiyorum. Annemin, canımın, yaşam kaynağımın, bunca dertli, berbat seneden sonra, tam huzurumuzu kurmaya, ufak yaşamımızda elimizdekilerle onarılmaya başlamışken bu dehşeti yaşamış olması canımı çok, çok, çok fazla acıtıyor. 

  Dönüşüyorum. Şubat ayından beri bir evlat değil, bir ebeveyne çok hızlı dönüşmem gerekti. İyi ki kızımın yanındayım, iyi ki yapabiliyorum dedim ve diyorum her gün. Ancak çok zorlanıyorum. Bir kısmını bölüşecek bir kişi bile yok. Bunu yorgunluktan, her yanım ağrıyarak ve kafam durmuş halde hala işimin bitmediği gecelerde tekrar ve tekrar fark ettim. Ne garip, her şeyi, tüm sevgileri, yakınlıkları, bağ kurmaları yaşadığım tüm senelerin sonunda, hayatımda kalan az biraz insan, en fazla üç akraba ve gerçekte kimse yok. O aylarda bir kap yemek getiren, biriken torbalarca çöpü atacak, sadece ihtiyacım olan gıdayı sorgulamadan ve aynısını alacak, gelip evi, berbat mutfağı temizleyecek, kedinin kumunu alacak, lavabodaki bulaşıkları yıkayacak bir adet kişi bile yok. Dayım iyi ki bizimle bu süreçte, hastanelere getirip götürmek, en büyük yardımlardan biri. Bu süreçte en zorlandığım kemoterapi randevularında, anneme o zehirler verilirken ve ben bazen gerçekten hiç işlev gösteremezken, o yanımızda olduğu için şükrettim. 

  Şimdi radyoterapi sürecine başlıyoruz. Sonrasında çok sıkıntılar verecek, zararlı hormon tedavisine. Meme kanseri hakkında ne biliyorsak yanlış, eksik, hatalı. Çok üzgünüm. Annemle olan hayatımız için kurduğum tüm hayaller, onun için dilediklerim, görmeyi hak ettiği tüm ertelenmiş güzellikler, çok hak ettiği sağlıklı yaşlılık için çok üzgünüm. 

  Son yazdığım yazıyı zorlukla okudum. Hala aynı çatı katı altında, yanyana sihirli odamızdayız. Bunun annemin tüm hücrelerini onardığını hayal ediyorum. Benim kırık ruhumu, bizim yorgunluğumuzu, bizi bekleyen gelecekten korkumu ve yaşadıklarımızın izlerini şifayla iyileştirmesini hayal ediyorum. Ancak ben artık hayal etmekten çok korkuyorum. Ben artık düşünmekten bile korkuyorum. 

28 Ocak 2025 Salı

Bir çatı altında

 Bu çatı altında, birbirimize verdiğimiz destekler, gece saatlerimiz, salonda yeni yeni başladığımız akşam birlikte filmlerimiz ve dizilerimiz, yatağımızda aynı anda romanlarımıza daldığımız ve sayfaların hışırtısında huzur bulduğumuz akşamlarımız... Benim anlamlarım, minnetlerim, huzurlarım. 

  İçim daraldığında, bir türlü sakinleyemediğimde, deminki gibi salona yanına gelişim. Tıpkı çocukluğumda, gençliğimde, tüm yaşlarımda yaptığın gibi beni yatıştırman, yapmam gereken ama beni korkutan konuda cesaret vermen, kendi deneyimlerini paylaşman. Hem senin için, hem kendim için son senelerde çok artan sağlık kaygılarımın beni daraltması, bunaltması, senin bunları yumuşatman, rahatlatman. Sana sarıldığımda, kokunu içime çekerek, doya doya sarıldığımızda hissettiklerim. 

  İyi haberlerle, ferahlıklarla, üstümüzden kalkan yüklerle rahatlamamıza ihtiyacım var. 

  Sonra, çok yıpranmış olan sinir sistemimi onarmaya devam edeceğim kaldığım yerden. 

  Bu gece ise, seninle bu çatı altında olmak, seninle olmak. Her şey. 



11 Ocak 2025 Cumartesi

Bu aralar neler var

Diziler: En son harika keşif Ted Lasso oldu, iyi ki denemişim. Akşamları önce hızlı hızlı, sonra az az ve tekrar baktım. Şimdi Evrim de izliyor, onunla hala aynı dizileri sevmemiz, konuşmamız mutlu ediyor beni. Bir şekilde o bağ, yenilenerek devam ediyor. 

Modern Family, 6. sezona geldik, sabah dizimiz. İmkansız şekilde mutlu, iyi geçinen, çok zengin, çok farklı ve yakın bir aile. Bazen gülüyoruz, bazen sinir oluyoruz. Tam yaz dizisi ama kışa denk geldi.

Kitaplar: Napoli Serisi, 3. kitabın ortasındayım. Konular ağırlaştı, bazen daraltıyor, bir iki gece ara veriyorum. Sonra merakla geri dönüyorum hikayeye. 

Arada eski Bant dergilerimi karıştırıyorum. 2004, 2005, sürüp gidiyor. Dergilerden öğrendiğim müzikler, filmler, konular öyle çok ki. Büyük bir kültürdü bu dergiler, tasarımları, konuları. 

Rutinler: Son iki haftadır beslenme, egzersiz, sağlık adına dalgalı ve bozduğum bir rutin var. Berkay'la ufak adımları güncelliyoruz. Duolingo'da 160. günüm yarın. İyi ki bunu yapmışım. 



Kış ortası üç gün bahar

   Çok iyi geldi. 17 derece, güneşli, tatlı hava. En azından birini dışarda geçirmemizi istemiştim ama olmayınca da sorun etmedim. Önceki hafta çok ağlamış, çok sarsılmıştım, ikimiz de. Beklenmedik şekilde zorlayıcı, dolup taştığımız ve halsiz kalana kadar karşılıklı hırpalandığımız yılbaşı haftasından sonra, bitkindik. Ben sinir sistemimin ne kadar hasar aldığını, fiziksel olarak da fark ettiğimde hala şaşırıyorum. Geçirdiğim ilk ağır sinir krizleri 2021 baharında, Beşiktaş'taki evdeydi. Ağlamaktan çok farklı bir şey. Bu evde, güvenli insanımla olması da ne kadar yıprandığımı, çökkünlüğümü gösterdi bana. Bununla ilgilenmem gerekiyor, yapabildiğim kadar. Biliyorum artık, travmalardan sonra eskisi gibi olmak diye bir şey yok. Yeni bir kendin, yeni anlamlar bulmak, bütün olabilmek amaç oluyor. Her şey baştan ama aslında orta yerden. Evet, garip ve zor, pek çok şey gibi.

  Neyse neyse, tüm bunlara üç gün bahar havasıyla ara vermek. Ne kadar güzel oldu. Sahip olduğumuz ilk terasta, bir kez daha minnetle iç çekerek bomboş etrafı, bulutları izledim. Yanımda çıkardığım kitapları pek okuyamadım. Dikkatimi veremedim. Aralarda ateşim vardı, bitkindim ama yine de çıktım. Bir odaya kapalı halde (evden öte, odaya) senelerini geçirmiş birisi için bu öyle iyileştirici ki. Güneş, tenimdeki o yumuşak esinti, havadaki hafiflik... Ertesi gün, yani bugün nasıl soğuk ve gri olacağını bildiğimden, tutunmamaya çalıştım. İçeri girerken havaya baktım, geçsin, gelsin. Nasılsa geçecek, nasılsa gelecek dedim kendime. Bugün de hatırlamaya çalıştım o tatlı, sıcak hissi. Gece annemle çatı salonumuzda film izledik, ilk kez. Hidden Figures. Arkada onun astığı minik ışıklarla. Onunla onarılmak, iyileşmek, birbirimizin değerini tekrar bilmek, ne olursa olsun yanyana kalmak. Bu en sevdiğim gerçeklik. Seni çok seviyorum anne. Beni çok sevdiğini biliyorum. Bu bizim baharımız, her mevsim.