kedi şeker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kedi şeker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2016 Çarşamba

Bir kedi hayatıma ne kattı?

  Bir kedi, ismi Şeker, gözleri şaşı, 12 yaşı. Dört-beş gün oluyor, biraz zordayım, bir süreçteyim, boş bakıyorum sık sık. (ama sonu düzlük ve çok güzel olan zorluklardan bu, yani iyi zorluk) Biliyor Şeker, yanımdan pek ayrılmıyor. ''Siyam kedileri Mısır'da tapınak bekçileriydi, rahipleri korurlardı.'' diyor, gülümsüyorum. Ben 12 yıldır Şeker'le gözgöze geldiğimde, bana anlattığı çılgın-sakin her şeyi duyuyorum. Şimdi biraz sıkıntılıyım ya, sürekli minnet duyduğum şeyleri bulmam ve onlara odaklanmam gerekiyor. Ben en çok yine, en güzel olana odaklanıyorum, hayatıma getirdiklerine bakıyorum ve ona da fısıldıyorum hepsini.
En huzurlu, derin ve tüylü uykularımı verdi bana. Bak huzurlu ve derin her yerde uyursun, ama bir hayvanla kıvrılıp uyumadıysan, ''tüylü uyku''nun ne olduğunu bilmezsin ki büyük kayıptır. Çarşafın bir bulut olur, elinin kolunun değdiği her yer dünyanın en yumuşak, en mis kokulu tüyüne dönüşür, kedinin aynı boydaki ve aynı yaştaki kardeşi gibi olursun.
Konuşmadan, ses çıkarmadan çok derinden anlaşmayı öğretti. Bir kedinin hiç gözünü kırpmadan dakikalarca bir insanın gözünün içine bakabildiğini ve ancak ondan hoşlanırsa-onun varlığını onaylarsa gözlerini kırptığını Şeker değil, Discovery Channel öğretti gerçi. Sonra Şeker her gözgöze geldiğimizde uzun uzun bakıp, bir noktada gözlerini kırparak en sevdiğim oyunu yarattı ama.
İnsanların tuvalette geçirdiği vakit ne kadar özel ve mahrem ise, Şeker bunu hiç önemsemediğini ve tuvalete asla onsuz gidemeyeceğimi izah etti bana yıllar önce. O çamaşır makinasının üzerinde oturacak, bekçilik edecek, özellikle de banyo yapılıyorsa mutlaka koruyup kollayacak ve tuvalet canavarlarının saldırıya geçmediğine emin olacak. (Başka mantıklı açıklama bulamıyorum.) Eğer kapı sıkıca kapatılmışsa, içeri alınmıyorsa da, bas bariton sesiyle evi inletecek.
  Bir de işte çok özlemeyi, kavuşunca bile doyamamayı, diğer evimde hep bir parça eksik kalmayı. Şeker ''aile evim'' demek oldu, işimi gücümü ve gündelik hayatımı bırakıp koşa koşa yanına gidilecek bir huzur şarj ünitesi oldu. 5 gün ayrı isem, 2 gün yapışık gezdiğim. Bir tek çocuğun sonradan edindiği kardeşi oldu ve ben bunları yazarken miskince yalanmasına ara verip, yan gözle bana bakıp ''Senin sorunun canım, her şeyi abartman'' dedi. Peki kedi, peki.

6 Şubat 2016 Cumartesi

Spagetti zihin

  Bu kendimde en çok hissettiğim ruh hallerinden biri, spagetti. Belki hep açım diye, belki taze, mis kokulu ve bol çeşitli spagettiler canımın en çok çektiği şey olduğundan, belki de içerisi hep dolambaçlı ve karmakarışık olduğundan. Kafam bir tencere, içi dolu spagetti, bugünkü fesleğenli-tulum peynirli!
  Kendimce biraz rejim yapmaya çalışıyorum birkaç haftadır, şu altlarda bir yerde yazmıştım da. Yemek yerken mutlu olan biriyim, yemezsem pişiriyorum, pişirmezsem fotoğraflarına bakıyorum, videolarını izliyorum. Tiroid yavaşlığımla kilo üstüne kilo alırken, iştahım da çoğaldıkça çoğalıyor. Annem Akdeniz Ekmeği diye bir şey almış, zeytinyağı kokuyor mis gibi, onu sıcacık getiriyor önüme bu sabah. İçine Trabzon'dan gelen tuzlu tereyağını sürüyorum, Ayvalık'tan gelen dağ çileği reçelini sürüyorum. Aklım gidiyor. ''Aman boşver be'' diyorum kendime, neyi yaparak neşeleniyorsam, onu daha çok yapacağım, reçeller ve taze ekmekler buna dahil! 
Akşam üstü bir saat geliyor, bir yalnızlık çöküyor, bir karanlık çöküyor üstüme. Sanki gökyüzü değil de, içim kapanıyor, ağır çekimde bir branda geriliyor göğsümün tam üstüne, daralıyorum. Böyle böyle geçen iki ayın özetini boyadım bir kağıda, yaptığım en karanlık ve mutsuz resim oldu. Sevgilime gösterdim, ''Bu da lazım, hep mutluluk boyayacak değilsin ya'' dedi, hak verdim, arkasına tarih atıp sakladım resmi dosyama. İsmini ''Diz çökünce boyum kadar'' koydum. Belki 1 metreden biraz fazla bir diken, ama işte ben çökünce, küçülünce, kapanınca, boyumu geçiyor, geçti. 
 
Film izlemeye devam, filmler hiç bitmez. Sonunda ''Suffergate''i izleyebildim. Çok duygulandım ve etkilendim. Ben kendisine 'feminist' demekten korkmayan kadınlardanım, gururla söylerim bu sıfatımı, avaz avaz savunurum da. En çok inandığım, bu toplumu kadınlar kursaydı ve yönetseydi, çok daha mutlu, sağlıklı ve iyi insanlar olurduk. Doğa daha canlı olurdu, hayvan daha özgür ve sağlıklı, insan daha şefkatli ve düzgün. Filme bu hisler içinde başlayıp, kısalığı ve ''konu çok derin, hepsini özetleyelim'' mantığıyla biraz baştan savmalığı karşısında şaşırdım. Daha derin, kallavi ve uzun bir sinema şölenine hazırlamıştım kendimi (Meryl Streep'i sadece iki dakika görmek de hiç kesmedi) Filmin sonunda kadına seçme ve seçilme hakkı veren ilk devletlerden biri olarak ismimizin yazması, Ata'mızı bir kez daha büyük minnet ve hayranlık içinde anmak ve o gerçek görüntüleri izlemek ise harika anlar. 
Kedi Şeker ile oynuyorum, uyuyorum, konuşuyorum. Kedisiz geçmezdi bu kış, önceki 11 kış gibi. Ben bu yazıyı yazarken bile halının üzerinde uzanmış, kısık gözlerle beni izliyor, arada bir sesleniyorum, o şaşı gözler kocaman açılıyor. ''Şeker be, bir çay koysana he kızım?'' diyorum, ''Yok canım, benim daha bitmedi, içiyorum.'' diyor. Peki kızım, peki topkek kafalı yuvarlağım. 

30 Aralık 2015 Çarşamba

Ho! Ho! Miyav!


Bir 10 gün kadar önce anne-kız ve kedi'den oluşan ufak çetemizle yeni yıl ruhuna girdik. Bizde yeni yıl ruhu malesef kedi Şeker'i iyice süslemekle ve maymun etmekle başlıyor. Kendisi zaten hışırdayan kocaman süs torbalarından ve usulca-melodik bir şekilde ''Şekeeer? Gel bak ne göstericez sana?'' dememizden işkilleniyor ve iyice büzülüyor yatağında. Bu seneki süsleme seansında annemin eline, akşamına da benim bileğime (ama bu cidden yanlışlıkla oldu) güzel bir tırmık indirerek o da bizi süsledi sağolsun. Sersem patalak, ponpon kafalı kuzu, zeytin burun, yeni yıl en çok sana kutlu olsun.
Pazar günü ise bir süredir Pinterest'te, bloglarda görüp görüp bayıldığım kitap ağacını yaptım. Aslında olay aile evimden yavaş yavaş taşımaya başladığım kitaplarımı bir türlü yerleştirememem ve hafifçe tırlatmamla başladı. Zaten ilk denemeye sevgili görünce ''Bu ne ya, sanki kamyonla gelip kitap yığmışlar?'' şeklinde bir tepki verdi ama ben yılmadım ve nispeten daha iyi görünen bu şeyi yaptım! Yarın bir de yıldız konduracağım tepesine, kağıttan. 

Son olarak bir kış resmi, geçen haftalardan kalma bir suluboya. Belki bir de 'Armutlu Tart' resmi yapmalı, üstüne tarçın serpmeli, yanına bir fincan kahve koymalı. Bilmem belli oluyor mu, bu aralar pek rejim yapamıyorum. 

3 Aralık 2015 Perşembe

Bu hayatta gördüğüm en güzel şey


Şu surata hiç sıkılmadan ve başımı çevirmeden saatlerce bakabilirim, baktığım da oluyor. Rönesans tablolarından, Eva Green'den, bir fincan taze kahveden, Arizona kaktüslerinden, dalgasız ve turkuaz bir denizden bile güzelsin benim için kedi Şeker. Kedi Şeker, ben seninle konuşmazken ve karşılıklı oturuyorken, en verimli sohbetlerimi yapıyorum aslında, farkındasın değil mi? Kedi Şeker, kolumda uyuduğun ve gerinerek patini avuç içime yasladığın her dakika nasıl şükrettiğimi biliyor musun? Kedi Şeker ben sana bakarak kahkahalar attığımda sen de kedice gülüyor musun? Seninle daha ne kadar aynı şehirde yaşayacağız? Daha birlikte kaç uykumuz var? Kimse senin gibi susturamaz kaygılarımı. Zeytin burnundan öperim. 

9 Kasım 2015 Pazartesi

İpek patili kedi

  Gece uyuyamadığımda, huzursuzlandığımda yastığımı senin karşına çekmek. Bir süre derin derin uyumanı izlemek, uyandırmaya kıyamamak. Uykunda -artık rüyanda neler yiyorsan- ağzını şapırdatman, patilerinin seğirmesi. Dayanamayıp burnumu tüylü yanağına, gıdına doğru itmek, bebek pudrası gibi kokunu içime çekmek, tüylerinin arasında uyumak için ihtiyaç duyduğum bütün huzuru ve dinginliği bulmak. ''Ah sen olmadan bir yatak, bir ev, bir koridor ne kadar da boş olurdu'' demek. Senin bütün bunları anlaman, bir göz kırpışında hepsini onaylaman ve bilmen.

Rene Magritte senin bir resmini yapsaydı, kusursuz kedi hatlarını, komik ve muhteşem gözlerini, kuyruğunu, yumuşak kulaklarını olduğu gibi boyardı. Altına da el yazısıyla ''Kuş tüyü'' yazardı. Çünkü benim zihnimde yaşayan ve boyayan Magritte için, sen bir kuş tüyüyle eşsin, iyi ki de öylesin.


27 Eylül 2015 Pazar

funny girl

 Kesin beni güldürmek için yapıyor bu zırtapozlukları, başka türlü mahallenin kabadayısı gibi, tek kolunu geniş geniş açıp oturmasının, bir de demli çay istemesinin açıklaması olamaz.

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Kedi Şeker'in 10 adımı

  Meriç yine pek keyifli ve tatlı bir konuda yazıp, beni de eklemiş muhabbetine, ne de güzel etmiş. Konu, bir hayvanla yaşayanların ''Ay lafı açılsa da, uzuuun uzun anlatsam benimkini'' diye beklediği, bütün gün konuşsak yine bıkmayacağımız, dört patili dostlarımız ve onlar hakkındaki 10 madde. Benim tombik bebeğim, Şeker hanım'ım, şuan ayakucumda uyuyan'ım için geliyor o zaman:

 

1. Şeker bir şaşı. 
Aslında Siyam kedilerinin dişi olanları mutlaka şaşıdır. Şeker de dişi bir Siyam olarak, sanki burnunun ucuna bir kelebek konmuş gibi bakar mütemadiyen. Kendisinin fotoğraflarını görenlerin ilk tepkisi de ''E şaşı bu?!!'' olur. Genelde ikinci olarak gelen görme problemi olup olmadığı sorusu ise, iyi bir avcı, amansız bir atlet, mamayı tam on ikiden vuran bir yetenekle ispatladığı üzere (malesef gördüğüm en sakar kedi olsa da) bir görme problemi yoktur.

2. Şeker de bir 'sokağa terk edilen'.
Annemin 2005 yılında hep gittiği fotoğrafçının bahçesinde rastlaması ile tanıştığı ve adamın hala anlayamadığımız şekilde ''Eşim hamile kaldı, bıraktık sokağa, alabiliyorsanız alın, kışı geçiremez.'' diyerek, hızlıca paketleyip verdiği Şeker o gün bizim oldu. Okuldan geldiğimde halının üstünde şaşkın bir halde oturup bana bakıyor olması, ilk günler hep saklanması, hiç sevdirmemesi, güvensizliği ve ürkekliği, yoluk ve eksik bıyıkları, hepsini hatırlıyorum. 1 yaşındaydı, şimdi 11. İkimiz de annemize minnetarız.


3. En çok güldüğüm şey
Kendisi yapı itibariyle, benim en çok güldüğüm varlık. Onu şekilden şekle sokmak, kudurtmak, kucağıma aldığımda gözlerini gözlerime dikmesi, yıkadığımızda diken diken tüyleri, ona bakarken kafamda duyduğum cevapları kadar beni içten güldüren pek az şey var. Morale ihtiyacım olduğunda instagramda (sekerthecat) ve blogumda kedişeker  adı altına topladığım ne varsa, hepsine tek tek bakıyorum, uzaklardayken bile güldürüyor beni.

4. Şeker'le konuşmalar 
Güne Şeker'le başlamak yazımda geçen şeyleri ve çok daha fazlasını gerçekten söylüyor! Birbirimizle eve geldiği ilk günden beri konuştuk. Siyamlar zaten pek geveze olur, Şeker'in de mutlaka karşılık verdiği kelimeler var, ''Konuş?'' lafını çok iyi bilir ve miyavlar, ''İn!!!'' ünlemini duyduğu zaman, artık yine nerelere çıktıysa, oradan cevap verir ''İmkan yoook, çok rahat burası'' şeklinde. Annemin ''Yerine geç'' demesine de titrek miyavlamalarla itiraz eder. Yani genelde hep bir inatlaşma ve reddetme mevcut hanımefendinin söylemlerinde, ama bana uzun uzun o gün kaç kumru gördüğünü, sabaha karşı yoldan geçenleri, evde kimse yokken masaya çıktığını da anlatır, duyarım.

 

5. İp kolleksiyoncusu
Kendi başına edindiği tuhaf huylardan biri, evin her yerinde bulduğu ipli torbaların ipini sökmek, ve oyuncak kutusuna doldurmak. Bizim en baştan kutuya koyduğumuz plastik toplar, tüylü fareler, ponponlar hiç umrunda olmadı, bir kez bile oynamadı (aldığım küçük fare robotundan çılgınca korkup evin derinliklerinde koşarak kaybolduğu gün??) ve bir gün bu ipleri toplayıp biriktirmeye başladı. Acıktığı zaman kutudan bir ip çeker, mama kabına götürüp bırakır. Gece uyumadan önce kalkar, yine bir ipi alıp getirir yatağa koyar. (Sonuçta gece aniden ve delicesine oynaması gerekebilir ve gerekiyor da?!) Yaklaşık 20-30 tane ipi bu deli çocuğun en önemli eşyaları, saygı duyarak ve hayretle izliyoruz.

6. Geçimsiz bir uyuz
Evet efendim, uyuzsun, lafımı da geri almıyorum. Şu üstteki fotoğrafta, saldırmaması için balkona kapatılmış, tükürükler saçan topalak kızı tanıdınız mı, hiç benzemiyor akıllı uslu Şeker hanım'a değil mi? Eve ikinci bir hayvan almayı imkansız hale getirecek kadar geçimsiz, öfkeli ve tahammülsüz diğer canlılara karşı, malesef. Elimde yavru bir kediyle eve geldiğim gün, sinirle paçalarıma tırmanmaya çalışan, daha ciddi bir atılımla annemin fotoğraftaki evsiz kalmış Siyami'yi getirdiği gün ise, hepimizi yaşadığımıza pişman eden (bir hafta yemek yememek, her gece kalkıp zavallı hayvanı dövmek ve dolabın tepesinde yaşamaya and içmek, bir de bol bol pıskırıp tükürmek) bu kaprisli hanım, benim çok hayvanlı ev hayalimi, tek Şeker'li eve çevirmiştir.

 

7. Bir şefkat ve iyilik sembolü
Haydaaa, demin geçimsiz uyuzdu bu kız? Ama işte, insanlara karşı da tam tersi, özellikle bana verdiği terapi ve sakinleştirme yardımı, her şeyden değerli. En ihtiyacım olduğu, huzursuz ya da mutsuz olduğum zamanlarda gelir, başını avucuma koyar, bileğime sarılıp uyur, eritir beni, yumuşacık yapar. Grip olduğumda ya da berbat bir regl sancısında da başımda dimdik oturup gözünü ayırmadan beklediğini, çok endişelenirse burnunu yüzüme iyice yaklaştırıp koklamasını ve yalayıp iyileştirme çabasını da çok kez izledim, her ilaçtan etkiliydi.


8. Fotoğraf çekilme alerjisi
Olmuyor, eski sahibinin fotoğrafçı olmasına ve stüdyoda mutsuz geçen son birkaç ayına bağlıyoruz durumu. Deklanşör sesini duyduğu anda kaçmaya, gözlerini kapamaya, kuyruğunu sallamaya başlıyor. En güzel fotoğraflarını çeken annem, genelde hanımın oyuncak iplerinden birini alır ve kameranın tepesinde sallar tek eliyle, çekerken baksın diye bir şekilde maskara oluruz. Her mevsim mutlaka ben bir kez özenle giyinir, saçımı makyajımı yaparım ve Şeker'le annemin kamerasına poz veririm, işimiz bittiğinde Şeker uzaklarda öfkeyle yalanıyorken, biz pestile dönmüş halde elimizdeki karelere bakarız.

9. Dolap düşkünü
Eğer Şeker evin içinde kaybolmuşsa, mutlaka annemin ya da benim giyisi dolabımızda, en kuytu köşede oturuyordur. Eğer Şeker açıklarda bir yerde derin bir uykudaysa, annem ya da ben dolabımızı açtığımızda, neredeyse uykusunda yürüyerek gelir ve o dolaba girer. ''İn!!!'' ünleminin hiç kaale alınmadığı, dolaptan gelen keyif mırıltılarının rahatça duyulduğu, tuhaf bir bağımlılık söz konusu.

10. Hayatımın aşkı
  Bu bir abartı söylem değil. Ben ''aşkım'' lafını ne sevgilime, ne en yakın dostlarıma kullanmam, hiç kimseye de böyle hitap etmem. Ama Şeker... O'na karşı duyduğum şey, kalbimin bakarken eridiği, bazen güzelliğinden hızlı hızlı çarptığı, hayranlık ve coşku dolu bir aşk işte. Hep fısıldarım kulağına ''Sen benim hayatımın aşkısın Şeker, hep öyle olacaksın.'' Bu 10 yıldır böyle, dileğim o ki, bir 10 yıl daha böyle olsun, benim kalbim hep en çok ona çarpsın. Üstteki siyah beyaz kare ise, bakmadan, yanlışlıkla çektiğim, ama onun beni izlediği halini kaydetniş olduğum, en sevdiğim fotoğrafı.

  İşte böyle, yazarken güldüm, duygulandım, pek çok anıyı tekrar yaşadım. Eğer siz de evdeki tüylü dostunuzu anlatmak isterseniz, ya da tanışıyorsak ve zaten birçok kez onları konuşmuşsak, ben keyifle okurum ve dinlerim anlattıklarınızı. Uzun, sağlıklı, keyifle ve bizimle yaşasınlar.

19 Temmuz 2015 Pazar

Uykulu, kedili.

Ne kadar çok uyudum bu birkaç günde, benim için bile fazlaydı. Herkes gezerken, uzakta ve sosyalken, ben bu odada ve rüzgarlar içinde uyudum. Normali bu gibi gelmeye başladı. Baygın yaz günlerinde sürekli esen ve havalanan bir perdenin altına uyumak, gerinmek, güneşin yer değiştiren ışıklarını izleyip tekrar derin bir uykuya dalmak çok sevdiğim bir şey.

Aileye doydum, bu da iyi geldi. Kaçırdığım tüm pazar yemekleri yerine geçmez belki ama, günlerdir akşamları bir arada ve sofrada yiyoruz. Bulduğum 100 yıllık, 150 yıllık aile fotoğraflarının etkisinde kaldım, bir kare de ben, bugünümüzü çektim. Klasik ve ideal görünen, aslında olanları saklayan, gereğinden fazla şık bir poz, hemen her ailenin fotoğrafları gibi.



Şeker'le olan sabahlar harikaydı, evde günler geçirmenin en güzel yanlarından biriydi. Yumuşacık tüylerine parmaklarımı daldırıp, çenenin altını kaşıyarak seni fokurdatmak, keyiflendirmek, hayatta beni her şeyden fazla mutlu ediyor. Bunu bile bile çantama üç-beş parça eşya koyup, bana küseceğini bilerek çıkıyorum ve dönüyorum, sürekli, sürekli. Aslında belki sen değil ama ben çok üzülüyorum. Sahip olduğum bu harika lükslerle, bu keyiflerle, özgürlüklerle hala üzülebildiğim için, sinirleniyorum hemen ardından. Böyle bol rüzgarlı bir akşamüstünde, aniden basan hüzünle seni izlerken, diğer her şey çok saçma geliyor. İstediğim 'neredeyse' her şey bu evde. O 'neredeyse' durumu olmasa, belki de aylarca buradan dışarı çıkmayacağım. Sanırım bu da normal olmazdı ve beni sevenleri, ailemi üzerdi, dışarı çıkmıyor oluşuma çocukluğumdan beri hep fazla üzüldüler zaten. Ben bu hayatı üzülmeden yaşamak istiyorum. Kendime sinirlenmeden, çay içerek.

9 Temmuz 2015 Perşembe

Sıcak günlerin başı.

  Bu fotoğraf o kadar çok şey demek ki benim için. Buraya kaydetmesem, o günü kendime bir kez daha anlatmasam (ve tabii anneme de, tekrar ve tekrar) eksik kalırdı bir yanım. Benim bir yanım hep eksikti zaten, her şeye sahip olduğum halde. Çünkü ne şu sağdakinden, ne soldakinden, bir gece için bile vazgeçemedim yıllarca. İkisi de bana hiçbirinden vazgeçmem gerekmediğini söyleyip durduğu halde. Bu kadar kıymetli ve vazgeçilmez olmasalardı, herhangi bir evde öylece yaşayıp gitmek çok kolay olurdu, hasretsiz, eksiksiz. Ama olmadı, ben hep dert edindim hangisi yanımda değilse. Geçen pazar günü, annemi yeşil akvaryum balkonumuzda misafir etmek, şu minicik plaj sandalyemize oturması, yanında getirdikleri, keyifler, keyifler... Ben nasıl minnet duymam, ben kısa bir süre için de olsa, nasıl da sakinleşmem. Her şeyin, kurduğumuz ufak düzenin annemin içine sinmesi ne kadar önemli, yalnız kaldığımızda bana söyledikleri, hissetikleri ne kadar değerli.


Happy Feets, Cat Feets. Bu da aynı Pazar gününden. Palmiyeli, sarı etek geçen yazdan kalan ve bu yaz hala giyebildiğim birkaç şeyden biri. Bütün bir kışı bu kadar kilo alarak geçirdiğime hala inanamıyorum. Halbuki sürekli yemek yerken ve sürekli uyurken, giderek genişlediğimi hissediyor olmam lazımdı, bu şaşkınlık çok yersiz şimdi. Şekeri zorla bıraktırıldım (bırakmak değil, bıraktırılmak) Her gün üç-beş lüplüp götürdüğüm çikolatalara ve dondurmalara yasak geldi, geri kalan hamurlar ve etler, ve diğer harika şeylere de kendi irademle kısa bir ara verdim. Umarım işe yarar, çünkü 30 yaşına girmeme 1 ay kala, görünüşümden hiç memnun olmamak işleri kolaylaştırmıyor. Bu sebeple ve daha fazla içimde kalmaması için aldığım renkli saç boyasını uygulamadan önce hala biraz cesarete ihtiyacım var. 


Atölyenin çatısına her akşamüstü gelen kumrular. Kumru hep en güzel, en duygusal kuş. Bu çift ise, epeydir birlikte ve kapıyı açık buldukları zaman salınarak mutfağa girip, şöyle bir turlayıp yine terasa çıkıyorlar. Bu insancıl ve muhabbetli hallerine hepimiz bayılıyoruz. Umarım yakında masalarımıza da konmaya, elimizden bir şeyler atıştırmaya başlarlar.


Paspas'ın güzelliği? Giderek daha pofuduk, giderek daha pür dikkat bakışlı bir kız oluyor, atölyenin cilveli ve şımarık Paspas'ı. Her geldiğimde karşılaması, göbeğini açarak yerlerde yuvarlanması ve sonra kucağımda der top olması en büyük keyiflerimden biri. Fincan kadar bir bebekten, kocaman güzel bir kıza dönüştü, bulduğu her şeyin tadına bakan ve yiyebildiği kadar yiyen, apaçık çingene ve pek görgüsüz, çok zeki, çok işbilir, şahsına münhasır kız. 


Ve şimdi büyük aşkımın yanındayım. Geçen hafta yanına hiç gidemediğim için bana küsmüştü, çok haklıydı ve çok üzgündüm. Ona ruh eşim dediğim zaman hunharca dalga geçiliyorum. Ama o ve ben durumu biliyoruz, birbirimizin içinden geçenleri de. Şimdi bendeki sükunetin, kabullenişin farkında. O da aynısını hissediyor. Güzel gövdesinin yarısı bacağımda, bu sıcak yaz gecesinde, birbirimizin değerini biliyoruz. İyi ki birlikte büyüdük, kızkardeşim, yumuşak karnım.

Peki madem, sıcaktan yerlere serildiğimiz, yapış yapış Temmuz günleri başlasın, bol bol su içilsin, gölgelerden yürünsün, azıcık esen bir köşe bulunduğu an, bir soğuk kahve alıp çökülsün.

14 Haziran 2015 Pazar

Çiçekli, düşünceli haftanın sonu.

 Bir hafta öncesi, sezonun son sergisini en fırtınalı ve yağmurlu günlerden birinde açtık. Nurşah'la ilk kez bir araya geldik, o gördüğüm en büyük papatya demetiyle karşıladı beni. Genelde ben insanların fotoğraflarını çektiğimden ve bir yerlere koyduğumdan, onun bir sürü fotoğrafımı çekmesi, koyması çok hoşuma gitti. Bunlar çok doğal yapılan ama etkisi çok büyük olan jestler. Bir kadının diğerine çiçek vermesi, bildiğim en güzel hislerden biri. Bu papatyalar şimdi iki evimde, üç vazoda ve iki çay bardağında.

Yine Sappho'yu düşünüyorum, ''Sappho anne''yi. Yeni resmimin içinde, bir yerlerde mutlaka olacak, dalgın dalgın düşünecek. İyileştiğim an, Arkeoloji Müzesi'ne, onun olmayan mermer elini öpmeye gideceğim. Bu büstün canlı ve kutsal olmadığına kimse beni ikna edemez ve onun bütün halini hayal etmek, gerçek Sappho'yu Antik Ege sularını izleyip bir şiir kurarken düşünmek, en sevdiğim şeylerden biri. Belki bir de zeytin ağacı eskizi yapmalı.


Baygın ve ağır yaz günlerinin başlangıcı, seni hiç özlememiştim yaz, özellikle de Temmuz. Ben yağmurlu, fırtınalı, gri günlerden şikayetçi değildim, sürebildiği kadar da sürsün istiyordum, şimdi yine ara ara bulutlar toplandıkça neşelenip coşacağım. Balkonda açan dev zambak, mükemmel kokusuyla hepimizi hipnotize etti, kedi Şeker dahil, dışarı çıktığımız an koklaya koklaya mest oluyoruz, Şeker bu haliyle tombul bir bal arısına benziyor.

Ve işte bu da, dün akşam kalbimi eriten manzara. Şeker şimdiye dek Evrim'e pek pas vermezdi, gördüğünde şöyle bir elini, paçasını koklayıp, salına salına geçip giderdi yanından. Dün ne olduysa oldu, Şeker resmen aşık oldu ve Evrim'in önüne gidip yere serildi, kocaman göbeğini ona sundu, cilveli cilveli yerlerde yuvarlandı. (Çok az şımaran ve muhteşem göbeğini sürekli esirgeyen bir hanımefendi için, bu çok büyük bir flört hareketi elbette) Sonrasında ise kucağa alındı, kaşındı, ''patpat''landı (Bu çocuk kedilerin popolarına pat pat diye vurmadan sevemiyor, anlamadığım şey ise, kedilerin buna bayılıyor oluşu) Bir kediyi bebek gibi tutan, ona böyle tatlı bakan bir sevdiğim çocuk, bir sevdiğim kedi, bana çok güzel ve hiç beklemediğim hayaller kurdurdunuz. 

Bu da geçen haftanın çizimi. Renkleri çizgi çizgi sürmeye, üç ya da dört renkli skala'lar ve degrade'ler denemeye, fonda bunları yaparken de önde bir hayvanla (bu seferki hisli bir Danua oldu) bakışmaya devam. Ne hayvansız, ne çizgisiz, hiçbir hafta bitmesin. 

10 Haziran 2015 Çarşamba

Bir kızkardeş

 İnsan olanından yok, kedi olanından var. Pufpuf bıyıklım, bir şeye pür dikkat kesildiğin zaman ensenin kabarıp, kulaklarının da aşağı düşmesi, bana en içten kahkahalarımı attıran şey olabilir. Gecenin bir vakti sessiz adımlarla gelip kolumun altına girmen, başını el bileğime yaslaman, o yusyuvarlak kafanı da avucuma bırakman, bana hayatta en çok huzur veren şey olabilir. Sana ''Gördüğüm en güzel şeysin.'' diye fısıldarken, hayatımın en ciddi anını yaşıyor olabilirim. Hadi gel, sırtını kabartalım, burnunu kaşıyalım, patilerini sevelim.

19 Nisan 2015 Pazar

Tel cambazının ütopik ve mümkün-iyi dünyası


Bir hafta ne kadar hayvanlarla geçtiyse, ne kadar çok farklı tüye dokunulmuşsa (elle ya da kalemle) o kadar huzurlu bitmiş demektir. Bunların içinde Şeker'in yeri, uyku saatimiz, aynı anda kızkardeş-sevgili-ruh eşi oluşumuz benim yorgun ve dağınık zihnimdeki en kesin gerçekliklerden biri. Sol bileğimde yatıyor, başını avucumda ya da elime denk getiriyor, beni uyuttuktan sonra, gecenin bir vakti kendi minderine dönüyor.

 Tarihi ve mitolojik kadın figürleri üzerine düşünüyorum, çoğu zaman düşündüklerimi unutmamak için bir yerlere notlar da alıyorum. Daha sonra karşıma okuduğum romanların kenarından ya da telefonumdan çıkıyorlar ''Pandora'nın kutusu, muhtemelen ufak bir dişi kediydi.'' Böyle bir satırı yazmak için ne hissetmiş olmalıyım? Güneşli bir pazar günü Karaköy'de, ufak kediyi avucuma aldığımı, mırıltısını elimin içinde hissettiğimi ve heyecanlandığımı hatırlıyorum, sanki evrenin büyük ve gizli sırrını bir kendim biliyormuşum gibi heyecanlı. Geri kalan bağlantıyı resmi bitirdikten sonra kurmayı planlamış olmalıyım.

Kendimi onarma ve bakım çalışmalarım yavaş ama düzenli ilerliyor. Bu hafta 17 Nisan gününü kurtuluşumun ilk günü olarak buraya ve kendime kaydetmeliyim. Hafta ortası illet gibi bir grip mikrobuyla tekrar yatay pozisyona geçsem de, keyfim yerinde, annem ve kedim yanıbaşımda, vitamin ilaçlarım baş ucumda. Havaların tuhaf bir şekilde Nisan'dan çok Kasım'a yakın olması da hiç rahatsız etmiyor. Böyle daha güzel, daha dingin, hırkalarımla vedalaşmaya da pek hevesli değilim zaten. Annem de balkonu henüz açmadı, saksılardaki bebeklerini güneşe sunmadı, demek ki daha var yapış yapış sıcak günlere.

Şuan kedim kolumun altında uyuklarken, (ben dün gece ve ondan önceki gecelerde de yaptığım gibi) onun tüm yüzünü, burnunu, yumuk gözlerini, kıvrık patilerini izleyerek uykuya dalacakken, lodos oldukça hafif ve yumuşak eserken, hafif ve huzurluyum. Her zaman dediğim gibi ''Şimdilik bu kadarı kafidir.''

Son olarak, elbet bir gün tel cambazları da istedikleri (mümkün olduğu kadar) iyi hayata kavuşacaklar. 


8 Mart 2015 Pazar

Kedi gıdısı



Hayattaki en büyük keyfim, kedileri onları en çok memnun edecek şekilde sevmek. Bu çocukluğumdan beri böyle, kediler el üstünde tutulmak zorundalar. Mutlu kedi, huzurlu nefes. Sürekli çevremde olan 4 kediden 3'ü, ''Kaşı kaşı, güzelce kaşı, patim yetişmiyor oralara'' diyorlar. İhtiyacı olan kimse kedisiz kalmasın.