24 Nisan 2011 Pazar

bozcaada'da olsak





şimdi bozcaada'da olsak seninle ya, sen arabayı kullansan, ben yanında haritayı incelesem kafam karışmış. arada camdan elimi çıkarsam, rüzgara dokunsam. en güzel yol müziklerini dinlesek huzurla, sonra biraz da kuşları, böcekleri duymak için müziği kıssak. en soğuk denize girsek, duramasak, üşüsek, çıksak hemen. ben dünyanın en berbat kumdan kalesini yapmaya başlasam, sen gözlerini bayıltarak beni izlesen. sonra en büyük derdimiz olan akşam yemeğini konuşsak, nerde yesek, ne yesek, simyon'da karar kılsak, ya da bir başka meyhanede, o mükemmel mezelerin arasında, kalamara, ahtapot pilavına, deniz börülcesine doysak. şarabın en güzelini içsek, ama sen araba kullacağın için senin payını da ben içsem. rüzgar hep olsa, hafif hafif, fısıltı gibi.

bozcaada'da olsak. kalsak. dönmesek geri.

21 Nisan 2011 Perşembe

sadece merak ettim

deniz otobüsüyle kadıköy'e geçiyordum. önümde bir çift vardı, kadın başını adamın omzuna koymuş, arada öpüşüyorlar, denize bakıyorlar, mırıl mırıl konuşuyorlar. adamın saçları bembeyaz, kadının saçları kızıla boyalı. ellerini gördüm, yaşları en aşağı yetmiş. seyrettim onları biraz utanarak, biraz merak ederek. bir insanla elli küsür yıl geçirmenin nasıl birşey olduğunu merak ettim. bir insanla büyümeyi ve yaşlanmayı genellikle sıkıcı bir alışkanlığın kırılamaz tekrarı olarak gören ben, bu defa bunu huzur verici ve çok güzel buldum birden bire. sonra kendimi düşündüm istemsiz, acaba bir insanla birgün elli yılımı geçirmiş, onun bir parçası haline gelmiş olabilecek miyim diye. sadece merak ettim, yanlış anlamayın, böyle birşeyi istemiş değilim. bazen bazı hisleri yaşıyor olmak nasıl bir duygu, merak ediyorum sadece. ve o çift o kadar sevgi dolu ve huzurluydu ki, o an yanlarına oturup ben de başımı omuzlarına yaslayıp sarılmak istedim, ürkütmeyeyim diye vazgeçtim..

ev



bisikleti ile ege turunda olan arkadaşım koray'ın çektiği bu fotoğrafa bakakaldım.. sahip olmak istediğim herşeyin bir pakedi gibi bu fotoğraf. üst katı atölye, denize bakan, hamaklı, bol ağaçlı, bahçeli bir ev.. araba olmasa bile olur hatta, çevredeki ufacık kasabalara yürürüm ben. geleceğe dair fazla şey beklemesem de, doğada ufak bir ev bekliyorum, serin akşamlar ve kalabalık kahvaltı sofraları da.

bu da koray'ın bisiklet günlüğü, pek keyifli:

http://longlongwaysfromhome.blogspot.com/

17 Nisan 2011 Pazar

geçer tabi, biliyorum.



elimde yarısı dolu bir kupa, buz gibi olmuş bir nescafeyi zorla içiyorum. güneş batmış, akşam olmuş, farkında değilim saatin. elim ne filmlere gidiyor ne birşeye, öylece oturuyorum. mutluluk ne kadar az şeye bağlı, böyle zamanlarda daha iyi anlarım. ve biryerlere, birilerine söyleme ihtiyacı duyarım, normal zamanlarımızda, herşey yolundayken ne kadar mutlu hissettiğimizi. değerini bilmediğim mutluluğum. kedim bacaklarıma sürtünüyor, sırtını kabartarak, en keyifsiz halimde bile gülümserim bu haline. neil young'dan old man'i dinliyorum arka arkaya, birazcık daha hüzün ya da huzur için, bilemiyorum. tüm gün beni sevecek birine ihtiyacım var diyor şarkıda, ah ne kadar zor tüm gün sevecek birini bulmak. ama inan derdim şuan bu değil. derdim ne zaman nasıl soğudunu anlamadığım kahve de değil.

bir dahaki mutluluğu ellerimin arasından bırakmayacağım.

iyileş pamuk

inan hiç tadım tuzum yok. üzgün gözlerle ananemi izliyorum. sürekli öksürüyor. öksürük aralarında bana moral vermeye çalışıyor. ben ona vereceğime, yine o bana güç veriyor. benim canım o. iyileşsin başka birşey istemem, şikayet de etmem ondan bundan. yeter ki pamuğumla yine kahkahalar atarak konuşalım, keyif çayları içelim.

12 Nisan 2011 Salı

ikinci kedi ama nasıl



bu kedi demin balkonumdan usul usul salonuma girmiş. bugün ikinci oluyor. ilk yaptığında kedim duymadan dışarı bırakıp, bir de fotoğrafını çektim vedalaşmadan. ama ikinci girdiğinde doğrudan kedimin mama kabına kurulup, karnını doyurduğu için, tanışmalarını önleyemedim. patiler, pençeler havada uçuştu, kedi küfüleri edildi. şimdi birisi pencerenin dışında, birisi önünde öfkeyle bakışıyorlar.

ben ikinci kedi için annemi ikna etme planları yaparken, bu kavga hiç iyi olmadı.

10 Nisan 2011 Pazar

konuşmamız lazım...



böyle başlayan hiçbir konuşmadan hayır gelmez.

3 Nisan 2011 Pazar

ben, gri





başka renk gelmiyor içimden. kaygılıyım.