31 Aralık 2023 Pazar

Pijama ve yorganla

 Zamanın hızlandığını, içini anlamla ve iyi anlarla dolduramadığımda anlıyorum. Bu sene hiç ağlamadığım haftaları ''iyi hafta'' olarak değerlendirdim, birkaç tane belki oldu. Geçen sene ise bu, ağlamadığım günler içindi. 2019'dan 2020'ye girerken, kendimi çok şanslı, çok umutlu, harika şeylerin başında hissediyordum. Her şeye sahip gibi. Sonrasında olanlar, gidenler, bitenler ve hep ağlamak, hep acı hissi, unutamıyorum. 

  Şeker'i kaybettikten sonra, o dehşet ve acının en dibindeyken, eşim en sert şekilde terk etti, kendime gelmemi beklemedi bile. Birlikte oturup bir konuşmadan, görmeden boşanmaya zorladı, 6 ay sonra ilk kez, boşanma kağıtlarını imzalatmak için ziyaretime geldi. Tüm o berbat hislerle ben konuşmamı, hafızamı toparlayamazken, olanların boyutunu algılayamazken, yanımda sadece annem vardı. Benim sevgisinde ve her şeyinde cömert, şefkati sonsuz, elleri yumuşacık, sabırlı, hep yanımda, şükürler olsun yanımda olan annem. Annem ve ben aylarca ağladık, ''Nasıl dayanırız, neler oldu, Şeker nasıl gittin'' diye diye ağladık. Annem hep kendiyle, hem benimle uğraştı. En iyi dostunun daha felaket yazında son bencillik şovunu yaparak defolup bıraktığı, eski çevresi tamamen sahte olan, evleneli 2 sene olmamışken, 12 senelik sevgilisinde ''Kedim yeni öldü, biraz zaman tanı, konuşalım'' diye yalvaran, eşyalarını acilen alması emredilen beni toparladı. Birbirimizi hayatta tuttuk, bunu unutamam. Birbirimize bakıp gülümsediğimizde, neleri atlattığımızı, neleri yaşadığımızı biz biliyoruz. Birbirimizle olduğumuz bu sessiz sakin, huzurlu çatı katında uyandığımız, uyuduğumuz her gün ve gece için şükürler olsun. 

  Alışkanlıklarına, anılarına çok bağlı, atlatamayan ve geride bırakmakta çok zorlanan bir insan oldum hep. Çok bağlandığım ne varsa, çok kötü de gelse, artık var olmasa da, bağlı kalmaya devam ediyorum. Özlediğim imkansızlıklar var, hasret halinde ağır hislerim var. Hepsiyle başa çıkma şekillerimi çoğaltmak istiyorum. Sağlığımı düzeltebilmek, bir aydır sürüklenen bu garip enfeksiyondan iyileşmek, annemle güzel ve yeni anılar yaratabilmek istiyorum. Dilek dilemiyorum, umutla beklemiyorum, sadece yapmak istediklerim var. Pijamalarımla, yatağın içindeyim, epey halsizim. Gündüz birkaç saat iyi ve hatta mutlu hissetmek güzeldi. Akşamla birlikte hüzün ve keder çökmemesini de isterim ama ne kadar zamanı varsa bu nekahat senelerinin, yaşadıklarımın sızılarının dinmesinin, ne kadar zamanı varsa o kadar dinleneceğim. Hislerime, kendime, ihtiyacım olan ve eski yakınlarımın hiç sunmadığı anlayışı, yargılamadan kabulü ben sunuyorum. Yanımdaki hayatımın şansı için, birlikte yeni bir evde yanyana kapadığımız sene için minnetle doluyum. 

5 Aralık 2023 Salı

Harcandı gitti

 Beni sevmesi, istemesi, seçmesi o kadar önemliydi ki. Bunca sene... 

Yaptığımız en ufak, en sıradan şey bile çok değerliydi, eşsizdi ve özeldi, sadece benim için. Hep.

O kadar çok istedim, bekledim ki. Değer görmeyi, özel hissettirilmeyi, parlatmasını, hadi bari tamam en azından soldurmamasını, çürütmemesini, kirletmemesini. 

Bir şey çok uzun süre eksik olduğunda, artık gerekli de olmuyormuş, gerçekten. Yaşamakta olduğum tam da bu. 

Benimkiler çok saf, çok gerçek ve çok kuvvetliydi. Hepsi için, sevgim ve vaktim için çok üzgünüm. Bu ikisinin toplamı zaten hayatım ediyor. Bomboşum, boşluklarım acıyor. Artık gerekli olmadığı için, istemediklerimi fark ettiğim için çok üzgünüm. Gözden kayboluyor ve bakamıyorum. 

15 Kasım 2023 Çarşamba

Bir sene dolarken

   Birkaç gün içinde vardığım hislerden şaşkınım. Boşanmanın ilk senesini bir kaybın yıldönümü gibi, derin bir kederle karşılıyorken, biraz yazdıktan sonra artık dolup taşan bardakla yüzleştim. Ben kurtuldum. Kurtulmayı hiç düşünmediğim ve istemediğim bir şeyden kurtuldum, acıyla sökülerek de olsa. O yüzden bu kadar sarsılıyorum, rahatlarken bile, huzur duyarken bile. 

  Saltanatın bitişini yaşayan, kendi cumhuriyetinden korkan ve hazır hissetmeyen, çok yorgun ve yitirmiş bir haldeyim. Ama yapacak bir şey yok, o saltanat, o perişanlık bitti, bütün çabalarıma ve var saymalarıma rağmen bitti. Artık bunun iyiliğini, rahatlığını, tertemizliğini görebiliyorum. Bunun sonu nereye varır bilmiyorum, hazır da hissetmiyorum. Bugün telefonu kapatınca ağladım. Onu sevmemek, ait hissetmemek henüz sadece rahatlık vermiyor, acısı daha yüksek. Neyse ki onun için hiçbir değeri yok bu derinliklerin, hislerimin, sevgimin. O zaten sevgimi hiç sevmedi, keyfini sürmedi, sıkılıp daraldı sadece. Payıma düşen ilişki bu oldu, artık hayatımda bir ilişkiden gelecek yorgunluğa, yüklere, çalkantılara yer yok. Bunu, bizi bir istisna sandım, boşandığımızda bile sandım. 

  Zor hisler. Henüz görmeye başladığım rahatlıklar ve huzurlar. Anlamını hiç bilmediğim bir 12 senelik yol. 2 senelik saçmasapan bir evlilik ve boşanma şımarıklığı, bana ait olmayan. Sonucunda ne hale geldiğimi yaşıyorum. Artık acı çekmemek, hafiflemek, dingin kalmak, hüzünsüz ve gölgesiz yaşayabilmek istiyorum. 

18 Ekim 2023 Çarşamba

Yağmurlu, serin günün gecesinde

   Buraya içim sevgilerimle ısınıp gevşemiş, odamızda tül perde havalanırken, önümde hep iyi olasılıklar görünürken, sevdiğim adama güven ve aidiyet duyarken yazdığım uzun seneleri hatırlıyorum. Kaydettim hepsini, en başından, en detaylı haliyle, okurken tekrar yaşamak isteyeceğimi biliyordum. Böyle bir halde değil, gülümseyerek ve hatta sesle ona, anneme, kendime okuyacağımı. Geçen gün kendi kendime ''Ben artık anlatmaya da, anlaşılmaya da inanmıyorum'' dedim. Bu nasıl böyle oldu, biliyorum ama algılayamıyorum. 

  Ne çok dinleyen vardı, ne çok izleyen, paylaşan. İzole olmanın da katmanları var. Ben arıyorum insanları, telefonları açmayan, telefondan kaçan ben, görüşmeye gücüm olmadığı halde arayıp hatır soruyorum birkaç eski ama yakın yüze. ''Ben hala buradayım, unutmayın beni'' demek istiyorum sanırım. Kendim de bilmiyorum. Onsuz çıkmak da iyi hissettirmiyor, onunla çıkmak da. Artık dışarısıyla pek bir işim kalmamış gibi hissediyorum, bundan da rahatlık duyuyorum. Dışarısı demek, yaşamak demek değil, normallik demek hiç değil, bunlar sadece bana baskıyla dayatılanlardı. Böyle uzakta, dışarısının hiç keyifli olmadığı bir mahallede ve semtte yaşarken, kendimize kurmakta olduğumuz yeni yuvada anlıyorum. Yaşamak, anlam ve sevgi, güven ve huzur neredeyse, orada. Benimkiler evin içinde, eğer doğada değilsek. Bu anormal değil, hiçbir zaman değildi. Anormal olan, bir kişinin huzur ve güven anlayışına en sert şekilde müdahale etmeyi kendine hak bilmek, o kişiyi iyice yalnız ve garip hissettirmekti. Nasıl izin verdim, nasıl dayandım bilmiyorum şimdi. İyi ki uzaklar, sevgim o kadar çok kırıldı ki. 

  Ekim ayı, ortalama 23-24 derece ile sürüyor, güneşli, serin. Kendimi onarmak için iyi besinler almaya, probiyotiklerle beni geçen ay korkutan bağırsaklarımı onarmaya devam ediyorum. Şu iki günlük hamburger ve tatlı kaçamaklarını saymazsak. Bolca dinlenmek de var. Bedenimin, ruhumun, zihnimin ihtiyaç duyduğu kadar dinlenmek. Onarılmanın en önemli hali. Annemle Cuma akşamı ilk kez Bağdat Caddesine birlikte gittik. Yorgun bir gündü ve mecburen gittik ama sonrasında güzel bir yemek yememiz için canımı ikna ettim, iki kadeh blush bile içtik. Onun yüzündeki gülümseme, andan aldığı keyif, birbirimize en şefkatli, en nazik şekilde destek olmamız nasıl da onarıcı. Bunları yapabildiğimiz için hep şükrediyorum. Ben bir odada aylarca, toplamda iki sene boyunca katılarak ağlamamızı, birbirimize acıdan bir şey olacak diye korkuyla, kederle bakmamızı unutmadım, annem de unutmadı. Hala içimiz titreyerek, gözümüzden sakınarak bakıyoruz birbirimize. Öyle yalnız, öyle acımasızlıklar içinde kaldık biz. Artık yapabildiğimiz her şey ferahlamak, iyileşmek, ağır hislerimizden hafiflemek için. Terasta iki pazar önce ettiğimiz o kahvaltının bile keyfi, hafifliği, birbirimize bakıp gülmemiz, bulutlar, çaylar... Güneşten pişip içeri kaçmamız. Nasıl iyi geliyor. Nasıl şükrediyorum. 

  Bugün sık sık olduğu gibi yorgun, tükenmiş, yakın geçmişin kederi altında sıkıntı dolu hissettim. Senelerin alışkanlığı ile buraya geldim. Artık kimse okumasa, merak etmese, sormasa da (belki daha iyi sonunda) kendime, ben buradayım diyorumdur. Hasretlerimle, yitirdiklerimle, çok hızlı kabullenmek zorunda bırakıldığım ve hiç kabullenemediklerimle, elimde ve yanımda kalan en harika ve en öz hislerle, ben kendim. Çay kupamız, loş odamız, dalgın bakışlarımız ve birbirimize gülümsememiz ile, geceyi kaparken ben yine şükredeceğim. 

3 Ekim 2023 Salı

Yatay bir onarım

   Eylül ayını umutla, planlarla beklerken, sertçe yaklaşan bir depresyon, içe kapanma ve ''Hiçbir şey geçmedi, her şey çok daha kötü oluyor.'' buhranları geldi. Gitmediler, sadece onlarla uğraşamayacak kadar hasta oldum. 3 hafta boyunca geçmeyen ateş, ağrılar, devasa bir halsizlik, ortada bariz bir sebep olmayışı ile çok yıprandım. Üstüne antibiyotik ile kelebek kondurdum ve huzursuz bağırsak sendromu, anksiyeteli bağırsak isyanlarına döndü. Pazar günü yaşadığım korkuyu ve Google'da aratmak zorunda kaldığım durumları umarım bir daha yaşamadan iyileşirim, yavaşça, sakince.

  Sonbahar yine bir hafta içinde geldi. 30 derece olan birkaç gün, ardından en sonunda yağan sağanaklar, nefis yağmurlar ve şimdi 24 derece, serin, güneşli hava. Biraz enerjim ve sağlığım yerinde olsa, evden çıkmak bile isteyebilirim. 

  Bu ay için bir niyet ettik, biraz sahte ve bastırılmış şartlarla ve zorlamayla olacak, eğer olursa. Artık kontrolümde olmayan ve iyiliğimin, anlayışımın fayda etmediği bu tek konuyu, kendi haline bıraktım. Sonu böyle geldiği, getirildiği ve içine sindiği için üzgünüm, gerçekten çok yazık oldu, harcaman için değildi sunduklarım. Hep istediklerin, ısrarınla oldu, hiç iyi olmadı ama oldu. Olmaya da devam ediyor, bu senin kabul edilme alanındı, ne yaparsan, neyde ısrar edersen. Benim alanım olmadığını kabul edebilmek ağır bir süreçti, artık rahatlıyorum hüzünle. ''Hayretle bileceksin ki, zaten böyle olacaktı.'' dediği gibi filozofun. 

  Coelho ile yolculuğumda Simyacı'ya geldim. Hac çok güzeldi, Santiago yolunu keşfetmek, kendini keşfeden savaşçıyı dinlemek. Simyacı popülerliği ile çok fazla beklenti yaratmış sanırım,  henüz kapılmadım, edebi bir zenginlik de bulamadım. Değişebilir, şaşırtabilir, bunu biliyorum ve hala heyecan duyuyorum. Sonunda okuyabilme alışkanlığıma kavuşmak bana en iyi gelen şeylerden biri. 

  Yeni yuvada sonbaharı karşılamak ilginç. Yine huzurlu loş odamızı kurduk, bir de üstüne huzurlu ve loş çatı salonumuz oldu. Buna hala inanamıyorum, kadife turuncu koltukta akşam vakti otururken etrafıma bakıyorum, iç çekip şükrediyorum. Tekrar şükredebilir hale geldiğime, minnet hissedebildiğime de şükrediyorum. 

  Depresyona düşmemeyi, yorgun anneme iyi gelebilmeyi, onarılmamızın sürmesini diliyorum. Gerisi rüzgar, iki kupa çay, dinlenmek ve sakin geçen zaman. 

8 Eylül 2023 Cuma

Keşke hiç.

 Artık hiçbir umudum, hayalim, varsayımım yok. İşkence görmekten yorgunum. Sonrasında zor bela toparlanıp, yine saf salak iyilik varsayıp, yine canıma okumasından, sadistliğini yapmasından yorgunum. 

İlk kez, sevdiğim için kopkoyu pişmanım. Asla değmezdi, değmedi. Hayatım karardı. 

Böyle bir insanda neleri var saydığıma, bir de kendi hayal gücüme kapılıp sevdiğime inanamıyorum. Her işaret, her rezalet ortadaydı. Kendimi harcattım. Son 3 sene ise, tüm hayatının ızdırabını, içinin birikmiş acısını onu ciddiye alan tek kişiden, benden sürekli çıkarmasına olanak verdim. Hayatımın ilk ve tek pişmanlığı, onu sevmek ve ona inanmak. En sonunda, dün geceki şiddetinde kabul ettim. 

19 Ağustos 2023 Cumartesi

20 Ağustos

   Üç senedir her doğumgünüme ağlayarak, fiziksel ve ruhsal acı çekerek, asla duymak istemeyen birine beni anlaması için yalvararak girdikten sonra, bu sene daha iyi olan şeyler var. Hepsine, en çok ve her zaman annemin sevgisine, anlayışına, şefkatine, iyiliğine minnetle doluyum. Beni hayatta tuttu. Kimse yokken hep vardı ve var, öyle ki onun mucize olduğunu düşünmediğim bir tek gün bile yok. Şu 3 senenin en pis, en bulanık ve yaralı aylarından, mevsimlerinden geriye sadece annemle olan anlarımız var elimde parlayan. Sabah onunla güne uyanmak, aynı dizilerden aynı keyifleri alarak kahvaltı etmek, çaylar ve çaylar, mevsimine göre sonrasında bir başka keyif ya da dinlenmek, nadiren de olsa istediğimiz bir yere gitmek. Ona yaşatılan kederler ve şoklar da benimkiler kadar ağırdı. Kızının başına gelenleri, hangi anne bu kadar yüreğine alır ve acıyı taşır, kızının elini bir an bile bırakmadan onunla acı çekip kahrolur bilmem, benim annem dibine kadar benimle yaşadı hepsini. Hala da yaşıyor, bazen benden fazla yaşıyor. Yaşamımın anlamı onu sevmek, onun sevgisi, bunu hep içten içe biliyordum, sesli olarak da ona söylüyordum. Birbirimizi sevmek ve anne kız olmak için yaratılmışız, aynı şeyleri sevmek, keşfetmek, birbirimizden öğrenmek, her duyguyu ve her bilgiyi paylaşmak için. Bu şans, diğer şanssızlıklarımı o kadar güzel süpürüp atıyor ki, giden kimseyi umursatmıyor, zaten böyle olacaktı. Biz birbirimizle en iyi olduk hep, ondan uzakta ve başka bir evde bir sevgiyi yaşamaya çalışırken, hep içim sızladı, hiç tam olarak güvende hissetmedim. Eskiden bunu bir sorun sanıyordum, çözmem gereken bir durum. Yok, öyle değilmiş, hislerim gayet doğruymuş, hiç güvende değildim, hiç olduğum gibi sevilmiyordum ve annemle kedimin yanında hissettiklerim gerçek aidiyet duygusuydu. Bunu en sonunda biliyor olmak ve onunla sabahlara başlamak, sevdiğimiz şeyleri yapmak, yeni yerler bulmak ve gece birbirimize iyi geceler dileyip huzurla uyumak çok güzel. 

  37 yaşım için belli bir şey düşünmezdim, geleceği planlamayı her zaman saçma ve gereksiz buldum, araya hayat giriyor mutlaka ve bizi planlarımızdan savuruyor alakasız yerlere. Bir sene önce bugün çılgınlar gibi ağlarken ve telefondaki acımasız, duygusuz sese boşanma belgelerini haftaya vermesi için yalvarırken, bir sene sonra apayrı bir yerde ve haldeyim. Dinginlik var. Olmasından hep korktuğum, hep olmasın diye istemediğim şeyleri yaptığım ne varsa, en sonunda olmasının rahatlığı. Artık yapabilecek bir şeyim yok, en kötü halimde terk etti, boşadı ve hayat çok zorlanarak ve sancıyarak da olsa, benim çabamla ve annemin inanılmaz desteğiyle devam ediyor. O mutsuz, tanıyamadığım kadar bitmiş, taşlaşmış halde, hatalarının sorumluluğunu alamayacak kadar deforme oldu. Bunlar olurken görüyordum ama artık benim elimde olan bir şey yok, kendi seçtiği yalnız ve sevgisiz hayatı yaşıyor. Benimle ilgilenmek, iyi vakit geçirmek istiyor, bu olunca rahatlıyor, ben iyi değilsem hala öfke ve şiddet püskürüyor. En sonunda o merkezimde değil, en sonunda laflarını ciddiye almıyorum ve onu olduğu gibi görüyorum. Başka duygular, hisler ve iyilikler var hayatımda. Bu sene hayatımın geçtiği evden, semtten, yakadan taşındım. Çok zorlandım. Çok iyi de geldi. Yeni yaşıma Maltepe'de, bir çatıkatında gireceğime inanmazdım mesela. Teras inanılmaz esiyor, gündüzleri olan kavurucu sıcakla alakası yok. Günler sakin geçiyor, resim yapacak yerim var. Sonunda kendime ait ve düzenli bir kütüphanem var. Annemle ikimize özel bir alanımız var ve bunlar için de her gün şükrediyorum. 

  Onarılmayı ve onarmayı diliyorum. Kendimi ve annemi. Kalbim hep kırık kalacak muhtemelen, evlenmeye razı edilip, 2 sene içinde boşanmaya zorlanmak çok büyük bir acı. Ben bu acıdan ibaret olduğum, yok olduğum seneler geçirdim. Bunları hiç yapmamış gibi, o insanla sahilde bira içtim geçen pazar, onu hala hayatımda tutuyorum, ne kadar iyi kalpli, güçlü ve anlayışlı olduğumu gördüm bu sene. Onunla ilgili sandığım neredeyse her şey benim hayal gücüm, benim iyi görme isteğim, benim sihirli algılayışımdı. Yeni yaşımda da olur olmaz her şeyden büyülenmeye, bir şeye coşmaya, bir başka şeyde anlam bulmaya, çok fazla sevgi hissetmeye devam etmek isterim. 

  38 çok büyük ve bir eşik gibi geliyor gözüme, 28 de öyle gelmişti. Geriye dönüp bakınca bunu ne kadar komik ve saf bulacağımı biliyorum. 37'nin dolu dolu ve bir sürü güzel anıyla geçmesini diliyorum. Annemle uyanacağım için mutluyum. Dinginlik, hafifleme, kabulleniş ve yeni iyilikler için şükürler olsun. Doğmaya devam ediyorum. 

18 Ağustos 2023 Cuma

İzleyenlerin seçimi

 Bilselerdi bile, ses çıkarmazlardı.

Bu beni kahrederdi. 

Biliyorlardı ve ses çıkarmadılar.

Ben böyle kahroldum. 

Kahrolduğum için hepsi beni ayıpladılar. 

Ben şimdi sessizim, izleyenler kadar. 


17 Ağustos 2023 Perşembe

İyiye ve yeniye hazır hissetme süreci

   (Tatsız Kısım) 

Ben ne yaşadığımın boyutlarını, ağırlığını, katmanlarını bu evde algılayabilmeye başladım. Uzaktan bakmanın hem fiziksel, hem manevi hali oldu. 2020'nin her ayı, o aylarda olan sağlık sorunları, hastaneler, sabahlara kadar süren acıdan ağlamaktan katılmalar, o sırada yeni evlenmiş olmak, dehşet veren bir salgında olmak, eşimin panik olması ve bunlarla baş edemeyip bana düşmanlık beslemesi, ailesinin zaten düşmanlık ediyor oluşu ve hiçbirinin merhamet etmemesi. Ve 2021, azalmayan sorunlar, üstüne eklenen geçim sıkıntısı, anneme yanımda ihtiyaç duyuşum, beni ezen ve durulmayan anksiyetemin sürekli alarm halinde oluşu, eşimin umutsuzluğa ve uzaklaşmaya kaçışı, dava edilmem, taraflı bir savcıya ifade verirken çok büyük bir korku yaşamam ve sonra bunların patlaması ile gelen sinir krizlerim, eşimin sürekli üstüme gelişi ve akabinde küsmesi, yalnızlığım, şiddetlenen korkularım, annemin çok yorularak beni ve onu telkin çabası, o arada benim hepimizi sağlıklı tutma çabam, eşimin zayıflığından ve destek olamayışından duyduğum sarsıntı, güvensizlik, annemi daha da çok yanımda isteyişim, bitmeyen krizler, o sırada dünyanın en sahte insanını en iyi dost saymış olmanın yaşattığı şok ve sonuncu kazık atışı, yalnız ve çok zor bir yaz mevsimi, karanlıkta ve ağlayarak geçen, eşimin kendini affettirmekten vazgeçtiği, babasının anneme ve bana hakaretler yağdırdığı, çocuğunun davranış biçimini ve düşünme şeklini tamamen kendi ellerine alıp bozduğu, benim yıkılan umutlarım. Şeker'i ellerimde son nefeslerini verirken, acıdan çıldırarak izleyişim, toprağa verişimiz ve sonra aralıksız ağlamak, eşimin o halime de anlayış ve destek veremeyişi, ettiği öfke dolu bir azarlama sonucu, yaşadığım dehşet ve travmanın, en sonunda hafızama ve konuşmama hasar verişi, bulduğum çift terapisine birlikte gideceğimiz zaman için sözleşip, daha iki gün geçmeden kendisi tek başına gitmesi ve benim gelmeyi kabul etmediğim yalanını söylemesi, pek çok şeyi yalan yanlış ve eksik anlatıp, o etiksiz psikoloğun da yönlendirmesi ile, benden habersiz boşanma kararını vermesi, bana da bunu hiç beklemediğim bir gün whatsapp mesajı ile haber vermesi. Tamamen yok olan, arazi olan 10 senelik atölye ve sanat çevremin karton bir tiyatro fonuna dönüşmesi, aramayanlar, arasam da açmayanlar, izolasyonun en acı şekli ve benim her yeni gelen darbeyi sindiremeden bir yenisini alışım. 2022 yazı boyunca da ağlamaya, yalvarmaya, boşanmayı düşünmesi için arayıp, dehşet verici bir öfke ve soğukluk ile karşılaşıp, en sonunda anlaşmaya razı olmam. O eve ağlayarak gidişim, Titrek'le 7 ay sonra kavuşmam, kaldırımda elimde eşya dolu torbalarla, annemle, ağlayarak eve döndüğüm gün. Sonra gelen eşyaların ufacık bir odaya yığılması, kendi ellerimde yaptığım kütüphanemin, yuvamın parça parça taşınması, hevesle aldığım dolu eşyanın o evde kullanılıyor olması, heba olması, zararlarım. Komik bir paraya beni en sonunda çöp gibi fırlatmasına imzamı atmak. Acı, çok acı. Korku. Değersizlik ve yalnızlık. Beklemeye, sabretmeye, çaba göstermeye değer olmadığımı tekrar tekrar, her gece ve her sabah görme, irkilme, sakinleşememe. Bir yandan refleks olarak aramı iyi tutmaya çalışma, ondan gelecek bir iltifata, bir iyi söze muhtaç olma ve muhtaç olduğumla yüzleşip kendimden soğuma. Sonunda 2022 sonbaharına, berbat bir halde Bodrum'a gidişimiz. Annemle orada bulduğumuz huzur, hafiflik ve en azından salgın korkumuzu, pandemiyi geride bırakışımız. Birbirimize huzurla ve gülümseyerek baktığımız, dalgaları dinleyip izlediğimiz, inanılmaz parlak ve güzel gökyüzüne daldığımız harika bir ay. Boşanma. Sonrasında hüzünlü ama sakin bir kış. Tam eski evimizde her şeye alışmışken, ülkenin güneydoğusunu yıkan deprem ve bizim evimizin bizi korumadığıyla en sonunda yüzleşip, çıkmaya karar verişimiz. Bir ay içinde bu evi bulup, malesef yanlış bir tercih yapmış olsak da, kendimizi buraya taşımamız. Bir gökyüzümüz olması, bir çatı katımız olması ile gelen şaşkınlık, sevinç, tereddüt, en çok da şükran ve minnet duyguları. 

  (Tatlı Kısım) 

  Yorgunluklarını birkaç aydır hissetmeye başladım. Buna ''survival mode'dan çıkış'' dönemi deniyormuş. Çok yorgun olmamın ve sürekli uzun uzun uzaklara bakıp dinlenme isteğimin, bir çeşit sakinleşme inzivasının açıklaması bu olabilir. 

  Bugünlerde bazen iyi ve yeni hisler de geliyor. Birkaç gündür, iyi ki artık o insanların ve çevrenin içinde olmadığımı, ilişkimde ne kadar yalnız ve diken üstünde hissettiğimi de hatırlıyorum. Çok insan vardı ama hiç insan yoktu. Günlerim, gecelerim bana ait değildi, çok yıpratıcı, çok haksızlıkla dolu, çarpık ve beni gerçek anlamda hasta etmiş bir düzenin içindeydim. Kendim çıkmazdım. Dayanmaya devam ederdim. Hem bana, hem anneme haksızlık, sevgimize, özgür ve keyif dolu bir hayat kurmaya engel, hiçbir şartını benim belirlemediğim bir yerde tutsaktım. Tam anlamıyla tutsaklık. Biraz sevgi için, biraz eşlik için. Karşılığında ödün verdiklerim, kendi içimde yaşadığım kaos, benim için ahlaki açıdan yanlış ve kötü olan insanlara, olaylara göz yummak ve asla geçmeyen huzursuzluk hissi. Hepsi de hayatımdan çıkmış oldu. Çok özlediğim azıcık iyi andan, anıdan bunları göremez haldeydim. Şimdi görebiliyorum ve günün her saati özgür olmanın, istediğim an istediğim şeyi yapabilmenin, bir şeyi yapmak zorunda olmamanın, güvende ve yeterli hissetmenin keyfi gelmeye başladı. Böyle olmayabilirdi ama böyle oldu, bunu kabullenmeye başladığımı hissediyorum. Kederli ve ağır geceler yine olacak, kendimi erkenden uykuya vermek zorunda kaldığım, her yerimin acıdığı, o kadar doğal ki. Ertesi sabah huzurla, yenilenmiş, hafif uyanmak da öyle, öyle de oluyor. 

 İyi ve yeni hislere tam hazır değilim. Bunlar bende devam etmenin ağır hüznünü yaratıyor, sadece iyi ve sadece yeni hissedemiyorum henüz. Acelem de yok. Yeni hisler, yeni ve hafif algılayabilme biçimleri geliyor ya, elimdeki nefis romana kapılmış, bu pis sıcakta hiçbir yere çıkmam gerekmeden, klima altında keyifli bir yaz günü geçiriyorum ya, bu benim için bir ilk ve ben böyle günleri çok ama çok özlemişim. Dinleniyorum. Keyif yapıyorum. Zihnimi, ruhumu ve bedenimi güzel besliyorum. Uyku ve zaman da bu onarılmaya yardım ediyor. Sonra annemle terasa çıkıyoruz, her gün bambaşka renkler ve bulutlar görüyorum, esiyor, loş ışıklarımız ve bazen tatlı bir müziğimiz oluyor. Derin derin nefes alıyorum, iç çekiyorum. Bir tepenin düzlüğüne varmış gibi hissediyorum. 

5 Temmuz 2023 Çarşamba

Seyreltilmemiş bir gün

   Eski yazılarımı okumayı seviyorum. ''Gerçekten çok mutlu oldum mu, coşku ve  neşe hissediyor muydum, nasıldı?'' hatırlayamadığım zamanlarda, eski ve çok sevdiğim bir filmi izlemek gibi onları okumak. ''Sevgilim'' demek ne güzelmiş, zaten biliyordum ve tadını çıkarıyordum. ''Şeker'imle uyuduk'' demek, ne kusursuz bir huzur cümlesiymiş, biliyordum, şükrediyordum. Birkaç mevsim ve sene geriye gittim. İçimi ısıttım. Bugünde hiçbiri yok, ben bununla baş edemem. Çok yitirmek ve kaybetmek, hiç işleyemeden, hiç anlayamadan ve konuşamadan sindirmem beklenen ağırlıklar. 

  Budizm felsefesi az biraz fayda etmeye başladı. Ağır duyguları kabullenmek, nedenlerini anlamak, onları dönüştürebilmek üzerine. Nefeslerimi karnıma doğru alabilirsem, hafiflemeye kendimi bırakabilirsem, o günün tek duygu ile geçmemesini sağlayabiliyorum. Titrek'in son günlerinde artık kronikleşen stres ve kederin yanına, huzur ve dinginlik molaları, iyilik ve keyif anları da koymaya çalışıyorum. 

  Sevgiye ihtiyaç duymak zayıflık değil, bir güç, bir bilinç hali. Titrek bunu bilirdi, sevgiyi her an, en zayıf haliyle şimdi bile hissediyor, doyasıya sevmek ve sevilmek onun hayat anlamı. Nasıl da benziyoruz. Nasıl da yalnız geçti, sevgi kırıntıları ile geçti son iki senemiz. Üzgünüm bugün, yanına başka bir duygu koyacak hali bulamadım.

  Artık beni dinlemeyi sevmiyor. Artık ben konuşurken kalbine ağrılar girdiğini söylüyor. Bu beni mahfediyor, ben de o konuşurken acı ve sıkıntı duyuyorum. Tüm bunlar temizlenebilir, iyileştirilebilir, bunu bildiğim halde anlatamamak, harcanmasına seyirci kalmak çok ağır. Artık benimle hiç konuşmaması, dinlememesi, beni hiçbir anlamda yakınında hissetmemesi çok ağır. Bu çok hızlı gelişen bir tepkiyle, apar topar vazgeçtiği, 12 güzel sene. Her mevsimi, her ayı en başından beri yazıyor, onları tek başıma okuyup tek başıma anlam vereceğimi düşünemezdim bile. 

  Bizi sadece sevmek, sevgiyi yaşamak kurtarır. Titrek bunu çok iyi bilir. Canım, sevgi dolu pamuk prensim. 

29 Haziran 2023 Perşembe

Sustuğum zamanlardan birinde

   Hala arkadaşım olan insanlarla (ne kadar da az ve öz oldular) artık acılıklarımı paylaşmamak için susuyorum. Hafif şeylerden, onların hayatlarından (aktif ve gerçek hayatlar yaşıyorlar) iyi şeylerden konuşabilecek durumlara geldikçe görüşüyorum. Süreçlerimize sabır gösteriyoruz, dertlerimiz olunca birbirimizi telkin ediyoruz, görüşemez ve konuşamaz hallerdeysek buna saygı duyup kişisel algılamıyoruz. Eskisi gibi çok yoğun, çok yakın, çok çok... olmuyorum, olamam da artık. Çok yakın olmak çok kayıp getirdi, çok acı verdi. Bu halim yalnızlık demek, uzun süreli yakınlıkların ardından, şimdi sessizlik ve ferahlık anlamına da geliyor yalnızlık. Teselli mi bilmiyorum, olabilir çünkü üzgünüm, üzgün olmamayı hatırlamıyorum, o yüzden teselli düşüncelerimi de kabul edeceğim. 

  Bir başka kaybetme sürecindeyim. Tam kaybetmelerin, o acı vedaların döngüsünün bittiğini, yaslarımı onarmanın vaktinin geldiğini düşünürken. Canım, atölye ve eski yaşamımdan kalan tek masum ve güzel sevgim, Titrek'im gidiyor. Artık kedi görmeye, videolarına bile zor dayanıyorum, ben, kedilerle bütünleşen, iyi olan ben. Artık baktığım ve izlediğim kedilerin gidişlerini görebiliyorum sadece, nasıl da acı çekeceklerini. Titrek kadar masım, iyi huylu, uslu, uysal bir çocuk, ömrü kazalarla ve hastalıklarla geçtikten sonra, adını anmaya korktuğumuz o illetin en zor cinslerinden birine yakalandı. Aylar önce. Onu bana bir sene göstermeyen, boşanma kozu olarak bile kullanan çocuk, bu yaptığından bir üzüntü ya da sıkıntı duymuyor. Onun tedavisiyle, üzüntüsüyle uğraşıyor sürekli, çok şey demek istiyorum ama artık konuşmamdan nefret ediyor, dinlemiyor, ben de yutabildiğim kadar yutuyorum sözlerimi. Onun Şeker giderken ve gittiğinde bana biraz bile göstermediği insanlığı, vicdanı ve desteği ona veriyorum. Titrek hep benimle iyileşirdi, koltuğumuzda uzanırdık, yatakta çok gülerdik, gündüzleri onunla evde geçirirdim. Şimdi, sonuncu hastalığında yanına gidemiyorum, gitmiyorum. Ben gördüğüm acıları seyreltmeye ve daha fazla travma yaşamamaya çalışıyorum. Oğlumu ben bir sene önce kaybettim, bu sene içinde kendi kararımla gidip gördüğüm birkaç seferde hep vedalaştım, öptüm, fısıldadım. Gerçekten gidişinde, ki bu artık çok az bir zaman, onu çok özlemeye devam edeceğim. Şeker'i daima, günün her anı canımın çekmesi ve istemesi gibi. Kliniği günde 4 kez kendine geldi mi diye ararken, test sonuçlarını beklerken ve tedavisini konuşurken, çoktan kaybettiğim ve bir daha göremeyeceğimi bildiğim oğlumun, olabildiği kadar rahat ve iyi kalmasını, gideceği zaman da huzurla gitmesini diliyorum. 

  Bu sayfaya bir daha iyi şeyler, yeni ve güzel anılar, hafiflikler yazabilecek miyim, bilmiyorum. Arkadaşlarıma susmak gibi, buraya susmak da. 

10 Haziran 2023 Cumartesi

Dayanamıyorumdan önce ve sonra

   Nadiren iyi hisler ve yenilik ihtimali geliyor içime. Biraz sürüyor. Sanki ağır bir enfeksiyonun içindeki, ateşin düştüğü birkaç saat gibi, yorgun argın ve şaşkın oturuyorum öylece. Biliyorum birkaç saate nasıl bir ağırlık içinde yitip gideceklerini. 

  Bu 4. yaz mevsimi, yazın hiçbir neşesini ve coşkusunu yaşayamadığım, paylaşamadığım. Çaresizlik içinde aynı insanın, aynı kötülüklerine ''Yeter artık dayanamıyorum'' diye avaz avaz ağladığım. Dayanamıyorum deyip de, dayanmaya nasıl oluyorsa devam ettiğim. 

  Bu 4 senede çok şey oldu, insanların hayatlarında, benim hayatımda. Evler, yuvalar, insanlar, Şeker, sağlığım, fiziğim, en iyi arkadaş sandığım biri, sosyal çevrem, işim, özgüvenim, gelecek hayallerim yitip gitti. Güvenim bitti sevgiye. Sevilmeye. Güvenmediğim bir kavramın varlığı için sürünüyorum, acı çekiyorum. Ben ne yaşamışım, neleri sevgiye yormuşum, geriye nasıl da bir nefret bırakmışım. Ben buna nasıl inanabilirim. İnanamıyorum. 

  Dayanamıyorum.

  Dayanmaya devam ediyorum. 

24 Mayıs 2023 Çarşamba

Boşlukla dolu

   Yeni evde ilk günler, iyi şeyler yazmak istedim. İyi şeyler hissedebilmek çok istedim. İlk günler, yerleştikçe hissettim de. Sanki ayların ve senelerin karanlık ağırlığından sonra, bulutlara yakın olmak, kendimize ait bir alanımızın olması derin yaralarıma pansuman yapar sandım. Belki biraz yapmıştır. Daha sonra çok çabuk kapıldım travmalarımın izlerine, zaten tetiklenip, dürtülüp durdular, zamanlı ve zamansız. 

  O iyi. O bilmiyor ne yaptığını. O hiç bilmeyecek, anlamayacak, kabul etmeyecek ve hissetmeyecek. Bunu anlamaya başladım, başladığım anda da en cılız umutlarıma kadar her şey tükendi. O güzel ve upuzun sevgimizi, sayısız özel ve yakın anımızı, renkli ve ışıklı anılarımızı nasıl da tamamen pislettiğini gördüm. Ben yücelttikçe, korumak istedikçe, en çok da temizlemek istedikçe, o daha da kirli baktı, daha da kötü baktı. Artık o çocuk ruhlu, çocuk oyunlu insan olmadığını gördüm. Görmek, kabul etmeye çalışmak çok acıttı canımı, hala çok acıtıyor. Beni birkaç gün önce aradığında, apayrı bir konuda çok ağlarken ve haklı bir acı yaşarken buldu, yine aynı öfke ve şiddetle doldu, korkunç sözler haykırdı. O kadar çok kez bu hatayı yaptıktan sonra, kendini kontrol etmesini ve neden ben acı içindeyken bu kadar öfke duyduğunu çözümlemesi için 2 sene bekleyip, hep affettikten sonra, o bunu yapamadığı ve iyileşmek istemediği için beni terk ettikten sonra... Bir kez daha bunu yaptı. Ben 12 senelik eşimin, 14 senelik yakınlığımızın sonunda, onun hep gülen, hep iyi, hep sağlıklı, hiç acı çekmeyen, hiç sorun yaşamayan bir insanın hayalini sevdiğini gördüm. Beni değil. Gerçekleri değil. Bizi değil. Bunun ne kadar acı olduğunu, bir gelecek kurduğun insanın sen acı çekerken ''İşte bu haline katlanamıyorum'' demesinin ne kadar korkunç bir yara olduğunu kimse bilemez. 

  Sonra artık umuda, kirletilenlerin temizlenmesine, sevgiye bir daha değer vereceğime dair tüm inançlarım bitti. Neşe isteğim, coşkum bitti. Bu bloga 2009'dan beri yazdıklarımın güzelliği, en sevdiğim sıfatlarım, kendimi iyi hissettiğim anların ihtimali bitti. Yavru bir kedi yeni evde, boynumda sıcacık, sevgi dolu yatıyordu. Ben sadece acı hissettim. ''Sevmeye değmiyor, kaybetmek gerçek, sevdiklerim hep acı vererek gittiler, sevdiğime hiç değmedi'' diyerek çok ağladım. Bunları hissedebildiğime, saf sevgiye inancımı yitirdiğime ağladım. Bir yavru kedinin bana verdiği huzurdan, sevgiden öyle büyülenip, hemen sonrasında acıyla kavrulmama ağladım. Ve tüm bunları senelerdir yanımda çaresizce izleyen, ömrü boyunca herkese iyilik ve sevgi vermiş olan, beni mutlu görmek tek amacı olan tertemiz ruhlu annemin acısına ağladım. Onun için, sadece onun için iyileşmek isterdim. Artık iyilik görsün, iyilik yaşasın, onun yaraları iyileşsin isterdim ve hala tek isteğim bu. Annemle birbirimizin iyiliğini görelim elele. Nasıl elele birlikte kahrolduysak, o benim acımdan kaçmak yerine üzerime kapanıp beni bağrına daima bastıysa, birlikte ağlamaktan helak olduysak... Birlikte ve elele, hafifleyelim, iyi anılar, yeni ve güzel anılar yaşayalım, her anın değerini hep bildiğimiz gibi bileceğiz ve şükredeceğiz. Her gece, her sabah sevgimize ve yanyana oluşumuza şükrettiğimiz gibi. 

  Önceki senelerde depresyonlar gelirdi, en çok kış mevsimiyle, bazen kaygılarla ve bunalmalarla. Bu seferki travmalarla düğüm olmuş, mutluluğu acıyla bir etmiş içimden geliyor. İlk defa çok ağır sebepleri var. Çok büyük bir anlam kaybı yaşıyorum ve bu gerçekte olan bir şey, ben sadece insanları, kedimi, yuvamı, sevgimi, geleceğimi kurduğum ihtimallerimi, en sevdiğim ve zevk aldığım alışkanlıklarımı değil; anlamlarını da kaybettim. Bunun bir onarımı yok, bu anlamlar yerine konabilir şeyler değil. Bunu bilerek bir insan nasıl herhangi bir harekete anlam verebilir. Veremiyorum, hareket edemiyorum. Boşluklarla doluyum, boşlukların ağırlığından boğuluyorum, boşluklarım her şeyi yutuyor. Yutulmuş ve hareketsiz, sadece günleri geçirerek duruyorum. 

  Benim sevgim bir tane, çok özel, çok temizdi. Ben sevgim için her şeyi yaptım. 

  Benim bir kedim vardı, kediden çok daha fazlası. Ben onu ellerimde kaybettim. 

  Ben kaybetmeyi öğrendim, unutamıyorum. 

25 Şubat 2023 Cumartesi

Bir felaketi unutturan yeni bir felaket ve sürekli.

   İçimi uzun uzun döktüğüm, hem de epey bir süre döktüğüm sayfamın kilidini açtım. Artık yargılar, eleştiriler, suçlanmalar önemli değil. Öyle çok acı ve çaresizlik var ki, sıklıkla başım dönüyor, aklımın almadıklarından başım dönüyor. 

  Bu hayat böyle olmamalıydı. Yaşamak böyle bir şey olmamalıydı. Ben hiçbir şey anlamadım. Sonuna geldiğimi hissediyorum, en dehşet verici şekilde tasarlanmış, en korkuncundan bir sona geldiğimi. Cılız bir umutla, bunun 4 senedir aralıksız yaşadığım acılardan kaynaklanan bir kaygı olduğunu umuyorum. Geceleri, 30 sene yuvam olan bu evin korkunç bir savrulma ile yıkılışını düşünmeden yapamıyorum. Annemin artık huzurlu, rahat, mutlu bir hayat sürmesini o kadar çok istedim ki. Boşanmadan sonra, Evrim beni terk ettikten sonra, o korkunç aşiret gibi aile bize o kadar acı verdikten sonra, annemle mutlu, basit, sakin bir hayat kurmak istedim. Hayat izin vermiyor. Bu deprem hep olmak üzereydi ama hiç bu kadar dehşet verici biçimde her yerimizi sarmamıştı. Kaybetmeye, yitirmeye alışamadım ama hep olan bu. Sadece canlarımız kaldı, bir garip, eski evimiz kaldı, sonsuz bir sevgimiz kaldı annemle. Onun iyilikler görmesi için dua ediyorum sürekli. Onun tertemiz, misler gibi, güzel kalbi için, bir çare ve mucize diliyorum. 

  32 yaşındaydım. Şimdi 36-37 arasındayım. 30'larımı yaşamadım. Yok. Evlerin içinde ağladım, bekledim, korktum, yalvardım, acı çektim. 30'lu yaşlarım bitmek üzere ve geriye dönüp bakacak kadar yaşarsam, bu senelerden ve acılardan hayatta kaldığımız için şükrederim sadece. 

  İleride epeydir ufuk çizgisi görünmüyor.

14 Kasım 2022 Pazartesi

İzim bile kalmayana kadar bitirdi beni. Hepsi.

 Bitti. Seneler süren, daha da çok sürecek olan, tertemiz, bir tanecik ilişkim, sevgim, tükenmeyen çabalarım, daima terk edilme tedirginliği içinde her şeyi kabul etmem, kendimi adamam, sevgi kırıntıları bulup coşmam, iki senelik korkunç işkenceleri de travmalarımla birlikte çekmem, hepsi iyi bir yere varacak sanmam, bitti. Bitti. İyice anlayana dek, bitti. 

Daha evlendiği gün dilinden düşürmediği, ben yatalak hastayken, ifade özgürlüğüm olmadan dava edilmişken, korkunç kortizon kilolarımla çirkinleşmişken, işsiz ve parasız halde evde ona yemekler yaparken, pandemide hasta olarak kaygı atakları yaşarken, dost sandığım insan tarafından tekmelenmişken, çok yalnız ve acı içinde evden çıkamazken, canım kedim ellerimde öldüğü hafta, sürekli tekrarladığı, ailesinin sürekli istediği ve ona işlediği şeyi yapıyor, Cuma günü beni boşuyor. Başıma gelen tüm bu, çok acı travmaları da, kendi başına gelmiş olaylar ve beni de suçlu sayıyor. Çok iyi tanıdığım bir kibir, narsist mağduriyeti. 

Bir travma daha. En derininden bir yara daha. 

Artık sevilmeye ve sevmeye, mutlu bir ilişkiye, iyilik yapmanın iyilik getirdiğine inanmıyorum.

Kötüler, adiler, zorbalar, pespaye reziller daima kazanır. Kazandınız.

13 senem, ömürlük sevgim, kendimi tamamen kaybedene dek adayışım ve annemle birlikte perişan oluşumuz, hepsi bomboş ve anlamsızmış. Bu blog, 2009dan beri içim pırpır ederek kaydettiklerim, sayısız  eskizler, doğumgünü kartları, defterler dolusu yazı, sonsuz hayallerim. Hepsi içimden söküldü. Hayatımın en acı kazığını yaşattı bana, sevgim benim sonum oldu. Bu yozlaşmış, öfke bağımlısı, gizli narsist ve eskiden yalnızlık çektiği ailesine adapte olmak için kendini bu kadar bozmuş insanı tanımıyorum. Onu hala sevmeye çalışıyorum, yanında olmak için kendimi ızdırapla zorluyorum. Bu bir baş etme ve inkar biçimi, sonumuzu birkaç kez daha ertelemek sadece.

18 Kasım Cuma, saat 11.50 Bunu da yapacakmışsın bana Evrim. Bizi, kendini, beni, iyi olan her şeyi paramparça ettin ve temizlenmeyecek şekilde kirlettin. Artık sana bakınca acıdan başka hiçbir şey hissetmiyorum. 

8 Nisan 2022 Cuma

Mutsuz sonum

 Sevdiğimin, ömür boyu beni sevecek sandığımın bana yaptığı kötülüklerden perişan bir haldeyim. Benimle meğer sırf terk etmek için evlenmiş. Beni sırf kendisi en acı zamanımda en kötü şekilde terk edebilmek için, zalimce umut vermiş. ''Sana verdiğim hiçbir sözü tutamam, tutmayacağım'' dedi, en ufak mahcubiyet bile duymadan. 10 aydır bu evde ağlıyorum, nefessiz, yalvarıyorum, beni tekrar tekrar reddetmesi ve telefonda terk etmesi için mi o kadar bekledim... Bu ne alçak, ne onursuz bir bitiriş. Bize bunu nasıl yapar... ''Bekle halledeceğim'' dedi. Sürekli gelip gidip öptü sarıldı, vazgeçemezdi o benden. Bekle dedi, kaç kez dediyse hep bekledim. O benden, ben yokken, ben perişanken vazgeçti. Benimle bunu konuşmadı bile, ben onun isteğiyle onu beklerken, o bana boşanmak için mesaj çekti. Ben dayanamıyorum. 2009'dan beri sevgimi anlattığım bu sayfaya, asla tahmin edemeyeceğim, en acı sonumuzu yazıyorum bugün. Beni mahfetti Evrim. Beni uzunca süründürerek, bilinçli acı vererek, perişan olduğum anlarda daha da kötü davranarak, ümidimi ve umudumu, inancımı paramparça ederek mahfetti, yıktı, bitirdi. 

19 Şubat 2022 Cumartesi

Sonrasında

Artık hiçbir şey bilmiyorum. Çok uzun süredir hiçbir şey bilmiyormuşum. 

Tökezledim, düştüm. O zaman öğrendim ki ben hiç yürümemişim. Gerçekliğim paramparça, algılarım, sevgilerim, benliğim, öz değerim, emin olduklarım, saf gerçekliklerim, inandıklarım. Bunlar hiç yokmuş.

''Göğe bırakılmış bir balon sessizliği'' içindeyim, gökte sıkışıp kaldım, sessizce.

16 Şubat 2022 Çarşamba

Terapi ve anlama çabası

 Tedavi olmak önce yüzleşmeyi, iyice yıpranmayı, anlamayı, anlayamadıklarını da affedip geride bırakmayı gerektiriyor. Çok kez tedavi oldum, bu süreci biliyorum, başardıklarım da oldu, başaramayıp saplanıp kaldıklarım, beni tüketmesine izin verdiklerim de. Travmalar bunu yapar, yüzleşilmemekle, anlaşılmamakla güçlenir, bazen o kadar uzun seneler güçlenir ki, karakteri ele geçirir. Kişinin kendisi haline gelir travması, onu görmek, bilmek, anlamak ve en önemlisi kurtulmak istemez kişi. Travmaları tarafından yönetilmeye, onlardan gelen tepkileri ve korkuları yaşamaya mecbur hisseder kendini. Bunları not aldım defterime hızlıca. Anladım. İnsan anlamaya başlayınca, duramıyor, anlayış başka anlayışları getiriyor. 

Dinleme ve dinlenme zamanındayım. Tedavi sürecim bunu gerektiriyor. Hakkında uzunca konuştuğum bir yaralı çocuk var, ufak, saçları sarıya kaçan kumral, muzip, sonra onun ergenliği var, yaralı, hep yaralı, hep sessiz, hep sorumluluklar içinde, hep çaresiz. Bana bir profesyonel o yaralı çocuğun yetişkinliğinde neyi neden yaptığını anlatırken, kendimi sık sık anlatılan her şeyi zaten bilirken, anlamışken buluyorum. Benim içimdeki yaralı çocuk, yaralı ergen tanıyordu onunkini, çok iyi anlaşıyorlardı, tanışmayan geçmişlerimiz, birbirlerine sırdaşlık ve dostluk ediyorlardı. Hayatımız boyunca, tüm yetişkinliğimizde içimizdeki yaralı çocuklar tarafından yönetiliyoruz, aslında aştığımızı, affettiğimizi, unuttuğumuzu sandığımız her şey, o kuytu derinlikte bekliyor, onu korkutan ve yatağın altında saklanıp beklemesini gerektiren yeni olaylarda, o çocuk ortaya çıkıyor, onun hayatta kalmayı öğrendiği şekilde davranıyoruz. Bu benim bilgim değil, psikolojinin bilgisi ve tüm öfkelendiğim, korktuğum, aşırı tepkiler verdiğim durumları anlamamı sağladı. Hangi haksızlık uyarısıyla, hangi dışlanma korkusuyla, hangi değersizlik hissiyle neyi neden yaptığımı. O yaralı çocuğu da, tekrar görmemi sağladı. Zaten senelerdir görüyordum, sarılıyordum, oyun oynuyordum ve telkin ediyordum o yaralı çocuğu. Yine gördüm. Çaresizliğini, en derin korkularını, bana olan öfkesini, hastalığımı kabul etmeyişini, beklediklerini ve benden ona ihtiyacım varken kaçmasını, tam da o sebeple kaçmasını, göze alamadığı şeyleri, duymak ve bilmek istemediği şeyleri, eğer kabullenirse gerçekleşmesinden korktuğu yolculuğu, beni özleyip, sevip, sonra çok öfkelenip kötü davranmasını, hem pişman hem haklı hissetmesini, bazen hiçbir şey hissetmemesini. Bunlar onaylamamı ve haklı bulmamı gerektirmiyor, tanısı konmuş, uzun süreli ve ağır bir psikolojik  şiddet, manipülasyon ve duygusal istismar görmenin sarsıcı terapilerini görüyorum, çok sık ve zor bir şekilde, halimden haberi bile yok. Artık halimi ona söyleyecek halim de yok. Sadece sakin kalmaya ve günü atlatmaya çalışıyorum. Onu çok merak etsem de, ilk defa soramıyorum bile, inanamıyorum tüm bunlara. İlerde affedebilir miyim, onu bile bilmiyorum. Anlamaya başladım sadece. Çünkü odağımda anlamak ve rahatlamak var, başka türlü de anlayası gelmiyor insanın. İyi ve insancıl hislere muhtaç haldeyim. Bulamıyorsam, yaratmam gerekiyor, hep böyle oldu. O yaralı çocuğu, ergeni, yetişkini hep gördüm, hep anladım. Uzun zaman sonra bugün, yine görüyorum ve anlıyorum. Bu sefer bunu ona söyleyemem, bu sefer onu telkin edip kocaman sarılıp rahatlatamam. Ben zaten çok yaralı, nefessiz ve sancılar içindeyim, güçsüzüm. Çok kırgınım. Ancak o çocuğun daha fazla acı çekmemesi için, zaten aylardır, yıllardır yaraları deşilen o çocuğun katlanamayacağı şeyleri ondan saklayabilirim. Daha önce de çok yaptım bunu, içim yana yana yaptım, hiç haberi yokken iyi tuttum, ne kadar incineceğini ve çaresiz kalıp buhranlar geçireceğini bilip, kendime ayıp ederek sustum. Yanlışmış hepsi, neden bu yanlışı sürekli yaptığımı da öğrendim, çok kötü hissettim, hissediyorum. Adalet olmasa da olur mu yine, yapılan haksızlıklar içimde kalsa ve beni hayattan koparsa da olur mu, bu sefer karşılığında sevgi görmeyeceğim, acım artacak, yine de adaletsizliği içime atabilir miyim... Bunun sağlıksız ve yanlış olduğunu biliyorum, benden bunun esirgendiğini biliyorum. Doktoruma da söyledim, böyle olursa eğer, tanıdığım ve sevdiğim o çocuğun canı daha fazla yanmasın, daha fazla stres, sıkıntı, çaresizlik yaşamasın diye susmayı deneyeceğim. Bu çok acıtıyor, bu benim zayıflığım mı, gücüm mü bilmiyorum, canım çok yanıyor ve kıvranıyorum. Evet, pişman edileceğim, evet doğrusu susmayıp haykırmak. Ama benim içimdeki yaralı çocuk, artık kendini ve diğerini yormamak, gerçeklerle acıtmamak, yüzleştirmeyi boş vermek ve dinlenmemize alan açmak istiyor. Her şeyi bilse ne olacak ki. Yaralarım mı kapanacak, rahatlayacak mıyım o orada kıvranırken, asla. Sanırım benim için bu, hak ettiğim adaletten ve hak etmediğim acılarımı göstermekten daha önemli. Kendim, yüzleşmekle ve sağlam durma çabasıyla o kadar yoruldum, o kadar zedelendim ki... 

Umarım bu tedavimin gerekli aşamalarından biridir. Umarım daha fazla zarar görmem ve pişman olmam. Umudum yok, çok yorgunum. İki çocuğun sarılıp barışmalarını ve tekrar oyun oynamalarını çok isterdim... Bir çocuğun rüyasında, o ikisi hep kahkahalar içinde oynayacaklar. Uyanınca canım yanacak, yine, artık böyle. Çok canım yanıyor.

14 Şubat 2022 Pazartesi

Mayıs 2018'de ne olmuştu?

   Bir travma, hem de yalan dolanla üzeri örtülmüş bir travmanın 4 sene sonra ortaya çıkışı. Hem de öyle bir çıkışı ki, Pandora'nın Kutusu misali, artık kapatılamaz tüm rezil gerçeklerle, nasıl üzerini örtmüşsem ancak terapi ile açılan ve hatırlanan acılarımla, hatırlamaya başlayınca arkasının iplik söküğü gibi gelişiyle. Tüm o mesajlaşmalar, yalvarmalarım, karışan herkesin bildiği ama bu yaz unutmuş gibi yaptığı, sonuçsuz ricalarım ve gördüğüm kötü muameleleri okudum. Okudukça hatırladım, hatırladıkça canım yandı. Kör noktalar varmış anılarımda, sevilmek için, göze batmamak için üzerini öyle bir kapatmışım ki, sanki hiç yaşanmamış gibi unutmuşum, inanamıyorum buna. İrdelenmese ve üzerine gidilmese kesinlikle hala hatırlamazdım. Sonra yüzleşme ve ne varsa tamamen hatırlama adımları için, gereken tarihlere bakmam, her şeyin fotoğraflarla, mesajlarla belgeli olması. O zaman benim yanımda olan, bunların çirkinliğini ve bana yapılan rezaletin, haksızlığın farkında olan insanın, bu yaz bana dedikleri... İşte burası dayanılmaz acıttı... O zaman nasıl da savunmuş, nasıl da öfkelenmiş, ciddiye alınmamış, çaresiz kalmış, tekrar tekrar konuşmuş, aylar sonra bir sonuç alamayınca öfkesi bana yönelmeye başlamış, işte hepsi ekran görüntülerinde, mesajlarda, apaçık yazıyor. Mayıs ayında işler kontrolden çıkıp, ben iyice mahfedilince yaşadığı suçluluk duygusu, bunu bana öfke patlamaları şeklinde yöneltmesi, sonra da o öfkenin sürekli artışı yazıyor. Bu kontrolsüz öfke ne zaman bana yöneldi ve sonra hep bana yönelmiş halde kaldı, neden benden giderek daha çok nefret ettiler ve neden bizi ayırdılar, bu karanlık kaos ne zaman başladı hep anlamaya çalışıyordum. Mayıs 2018. Hepsi yazışmalarda, aylar boyu çekilmiş fotoğraflarda. Bir sergi afişinde hatta, benim yazdığım ve hazırladığım. Sonrasında acılar içinde yalvardığım mesajlarda. 

 Buldum, okudum, hatırladım, artık hatırlıyorum ve keşke ben de tamamen unutabilseydim. O kişi gibi ''Sana inanmıyorum, ben hiç hatırlamıyorum, bunları ona soracağım, sana inanmıyorum, senin akli dengen bozuk, o yüzden böyle düşünüyorsun'' deyişi... ''Nolur sorma, benim için çok travmatik, sözüme güven bir kez olsun'' deyişim. Sözümün hiçbir anlam taşımaması. Bu yaz. Beni çıldırmış ve yokluktan huzursuzluk çıkaran bir manyak olduğuma inandırma çabası. Dahası, inanılmaz bir inkar düzeyiyle, gerçekte olanları yok sayıp, beni suçlaması. O da tamamen unutmuş, belki onun için de büyük bir travmaydı, belki o da benim gibi, hayata devam edebilmek için unuttu. Ben nasıl unuttum bilmiyorum. Midem bulanıyor, yüksek bir iğrenme ve büyük bir kaygı yaşıyorum. Asıl kaygı yaşaması gerekenler ise gayet keyifli, başardılar çünkü. Ayırdılar, deli diye etiketlediler, o korkunç ayları tamamen unutturdular. Ama işte, ben hatırladım, peşine düştüm. Bir seansta açıldı ve sonra daha çok açılması gerekti, senelerce sürecek iyileşmesi, belki hiç geçmeyecek. Çünkü ben olaylarla değil, sonrasında çözüm beklediğim, güvenliğimden sorumlu olan ama beni paramparça eden zorbalıklarla travma geçirmişim. O zavallının yaptıklarıyla değil, sığındığım ve benden sorumlu, para için her şeyi kabul eden insanın ettiği kötülüklerle travma geçirmişim. Anlayışla, özürle ve gerekenin yapılmasıyla affedip geride bırakabileceğim bir kötü olaylar zinciri, öğrendim ki, bir ailenin bana yaşattıklarıyla ve hiçe sayılmamla travmaya ve bir kara deliğe dönmüş içimde. Affetmeden, affetmiş gibi kendimi zorlamışım. Susmuşum, katlanmışım ve aklımın almadığı şekilde unutmuşum. Unutmayı seçmişim, sırf onun sevgisi için. Sırf daha fazla kötü davranılmamak ve suçlanmamak için. Elbetteki hiçbir işe yaramamış. Sıradaki adımın ne olduğunu yeni terapide öğreneceğim. Bana adalet gerekiyor, elimdeki tüm belgelerle, tüm üstü kapatılmış rezillik, zorbalık ve haksızlık örnekleriyle, bana adalet gerekiyor. Bana ve bize yaşatılanlar hukuk dışı, ahlak dışı, hiçbirini affetmiyorum ve hepsinin belgesi var artık, dönüp bir kez daha bakamıyorum, ortaya çıkarmam gerek ama hazır değilim. Artık anlayış, kabul edilmek, sevilmek umurumda değil. Benim hayatım, bizim sözde ilişkimiz 4 sene önce iptal edilmiş, üzeri çizilmiş. Sebebini, bu acımasızlığın hem ona, hem de mağdur edilen bana nasıl ve neden yapıldığını anladım. Korku. Suç işleyenin, işlediğinin farkında olanın, her şeyi örtmek ve kapatmak isteyenin korkusu. Kötülük edenin, affedilmeye karşı duyduğu şaşkınlık, anlayamamak ve nefret geliştirmek. Sürekli yalan söyleyerek, mağdur ettiğini suçlu göstermesi. Korku, anlayamamak, öfke, nefret, kurtulma isteği. Ben çözümleyemezdim tek başıma, çözümleyememiştim ve kıvranıyordum neden bana bunlar yapıldı diye. Artık biliyorum. 

Anneme ''Olmadı öyle bir şey, 1 aya gönderdim gitti zaten'' diye yalan söylemişti. 

Her şeyin belgesi var, unutmak zorunda kaldıklarımın bile. Şimdi hepsini hatırlıyorum. Bana yaşatılanları unutmayacağım. 

12 Şubat 2022 Cumartesi

Bildiğim dünyanın sonu

   Bildiğim dünyayı bile pek bilmiyormuşum, umut, güven, huzur, inanç, sevmek ve sevilmek... Ben bunlarla yaşıyordum, gerçekliğin katı acısına bunlarla dayanıyordum. Bunlara hiç sahip değilmişim, hep korktuğum, hep şüphe duyduklarım gerçekte olanlarmış. 

  Keşke tek yuvamda, annemle ve Şeker'le olabileceğim tüm zamanları, çok acı çekerek ve hiç güvende hissetmeyerek, benimsenmediğim o yerlere giderek harcamasaydım. Her hafta, her ruh halimde, her zor durumda, kendimi sevgi ve güven dolu bu odadan çıkardım, eşya taşıdım, taksiye bindim, sonra tekrar ve tekrar. Sürekli iki ev arasında geçen 10 sene, o evde kapalı geçen 2 mutsuz sene ve geriye benden hiçbir şey kalmadı. Kendimi bu kadar sevilemez, tuhaf, toplumdışı, güvensiz hissetmedim hiç. Keşke en başından beni kabul etmediklerini, ne yaparsam yapayım benimsemeyeceklerini ve kendi deneyimlerimle adapte olmama, sevmeme izin vermeyeceklerini söyleselerdi. Beni sevmiş gibi yapıp, sonra telefonda sevmek isteyen, aklı karışık bir çocuğu yönlendirmeselerdi. Zaten hiç izin vermediler. Ben de hep razı olunmuş, defolu, dışlanmış hissettim. Benim çok saf ve çok temiz bir sevgim vardı. Keşke onu bana bıraksalardı, ben onu çok güzel koruyup temiz tutuyordum, onurlu ve erdemli tutuyordum. Çamurlar içinde benim temiz sevgim, görünmüyor bile artık. Ona, kimseye bir anlam ifade etmiyor. Her şey bitince ve ben kendimle kalınca, sevgimi yine tertemiz edeceğim, avuçlarımda tutup kucaklayacağım, ben o sevgiye inandım, her koşulda ve nolursa olsun iyileşeceğimize, yeni yollar bulup bu nadir sevgiye sahip çıkacağımıza inandım. Oyun arkadaşları olduğumuza, daha keşfedecek çok şehir, çok ülke, çok antik kent, çok yemek, park, hayvanlar, diziler, şarkılar olduğuna. Kendi dilimize inandım, tekrar o dili bulacağımıza ve eskisinden daha akıcı konuşacağımıza. Aynı şeylere çılgınca gülmeye ve sadece ikimizin anladığı, bir mimikle püskürdüğümüz o eşsiz anlara inandım. Hepsi çok özel, çok zor bulunur, çok mucizevi bir sevginin anlarıydı. Bendekini bırakmayacağım, ondaki bitmiş, sönmüş, sökülmüş. Bendeki de yorgun, kırgın ve kirletildi ama ben temizlerim, kendime saklarım, bir ömür yaşarım inandığım sevgimle. Ben öyle çok, öyle mucizevi sevdim ki. Bu her şeyi zor, herkesi candan bezdiren, herkesin debelendiği karanlık zamanlara kurban gitti, benim başıma gelen felaketler ve aşırı kaygım, çöküşüm zayıflattı onu, keşke güçlendirseydi ama zaten çok yorgundu. İlk gözden çıkarılan oldum, hayat düzelmiş gibi olsun diye. Biraz dayanacak, biraz sabredip biraz besleyecektik sevgimizi, olmadı. Daha evleneli 1 sene bile değil, 4 ay olmuştu karanlık üzerimize çöktüğünde, baş edecektik bu şanssızlıkla, şanssızlık koca ağzıyla bizi yutamayacaktı, bu yaz işler çığrından çıkmayacaktı, aileler; hele ki her şey bitsin isteyen biri bu sürece kafa göz dahil edilmeyecekti, umut daha en baştan kesilmeyecekti, birbirimize tutunup ağır ağır iyileşecektik. Çok istedim, çok söyledim, inandıramadım sevgime, çok yorgundu her şeyden, en çok benden sanırım, ben biraz kolay vazgeçilirim. Kolay geride bırakılırım. Herkesin ne işi vardı ki ikimiz arasında, herkesin neden bir fikri vardı, herkesin doğruları neden bizi yıktı, zaten zayıfken... Benim her şeyi iyileştirecek, şifa verecek mucizeme inansaydı keşke, sadece sesime gelseydi, karanlıkta elimi tutup önden gitseydi, bizim birbirimize ihtiyacımız vardı, hatalarımızdan öğrenecektik, sıfırdan anlayacaktık birbirimizi, evlilik o zaman başlayacaktı, mucizemizi kutlayacaktık... Bırakmadılar, inanmadı, istemedi, ben vazgeçildim. Haziran başında ''Tekrar düşün, bu kadar kolay mı, lütfen ayrılma kararı verme'' diyen, kabul ettiğim, zaten affedip anladığım, sevdiğim, beni Temmuz'da kendi terk etti, o benim söylediklerimi dinlemedi. Ağustos'ta, Ekim'de, Kasım'da da dinlemedi. Ben onu dinlemiştim, çok kırgın ve umutsuz olduğum halde, toparlayacağımızı biliyordum, o beni kendisi terk etmek için ikna etmiş o gün, bilmeden. Başıma gelecekleri bilmiyorum, daha da çok acıtacağına eminim ama her şeyin geride kaldığı gün, ben sevgimi attıkları yerden alacağım. Benim sevgim çok değerli, çok gerçek bir sevgi. Yorgun ve kırgın ama yaşıyor. Artık sessiz, artık sadece ben bileceğim onu. 

  Perşembe günü terapiye başladım. Bu seferki çok zordu, en zor başlangıcımdı. 3 senenin ardından ''Ben başaramadım, ben kötü muamele gördüm, ben ruh hastası olarak tanımlandım. Evden hiç çıkamıyorum. Benim canım kedim öldü. Ben telefonda terk edildim. 12 senenin ardından beni en zor halimde sayısız kez terk etti, nolur beni sevgi sandığım hastalığımdan kurtarın, ben bozuğum ve eksiğim.'' demek, nefesim tükendi acıdan, gözlerimi ekrandan kaçırdım. O kadar çok uğraşmıştım ki, en zor acılarımın üstüne gittim kaç sene, yapmak istemediğim şeyleri yaptım, haksızlık ve sömürüye boyun eğdim, öyle acı ki, sırf sevilmek için bunları yapmış olmam. Dinledi, dinledi, çok not aldı. Sonunda duymam gereken gerçekleri söyledi, içten içe bildiğim, mazeretler bulduğum, zaten hissettiğim. Birkaç farklı konuda uzun süredir dozu sürekli artan, çok ağır bir psikolojik şiddet gördüğümü, ağır baskı ve manipulasyon altında olduğumu, bunu yaşayan ama sevgisi devam eden kadınların psikolojisini izah etti bana. Telefon açıp haykırmak istedim. ''Suçlama, senin analizin, ben öyle hissetmiyorum'' dediği her şeyin gerçekte ne olduğunu doktordan duysun istedim. İçim paramparça oldu. Ben bir vaka olduğumu öğrendim, sandığımdan daha zor bir durumda olduğumu öğrendim.  Bunları yaşayıp aşabilen, çok daha iyi hale gelen çiftler varmış, başımı kaldırıp baktım, ''Nasıl olabilir?'' diye, bana gerekli şeyleri söyledi karşı tarafın yapması gereken. Başımı geri eğdim, yapmadı, yapmayacak da. Biliyorum, değmediğimi biliyorum. ''Çift terapisi güzel bir çözüm olabilir ama önce seni toparlamamız lazım, kesinlikle şu an kaldırabileceğin bir süreç değil'' dedi. Zaten ekrana, odamda konuşurken bile yorgun, gözlerim dolu, zor konuşuyordum, mırıldanıyordum. ''Büyük bir ihtimalle o çift terapisine katılmayacak, vazgeçmiş olacak'' dedim, önemli değil, amacımız senin tükenmişliğini onarmak dedi. O yüzden artık buna odaklanamam, amacım ve umudum artık elele çabalamak değil, ''farkındalık ve kabulleniş'' dedi doktor, olmadı bunlar, olmayacağını biliyorum, beni hasta kabul etmek ve her şeyi bana yüklemek çok daha kolay, yaşadım en acı haliyle. Her çırpınışım dindi. Sadece işin uzmanı birinin beni anlaması, yaşadıklarıma objektif bakması ve şüphe götürmez şekilde gerçek olan durumu bana söylemesi. Artık her hafta ekran başında, yavaş yavaş hislerimi ve düşüncelerimi düzenlemesine, temizleyip arındırmasına izin vereceğim. Artık umut etmek, inanmak, sevmek ve sevilmek değil, iyileşmek istiyorum. Sevilemez ve vazgeçmesi kolay olduğumu da kabullendim. Her şeyi, hepsini. Hayatla kopmuş tüm bağlarımı daha sıkı kurmak ve bir daha kimsenin açık yaralarıma tuz dökecek kadar yakınıma gelmemesini sağlamak, bir kale duvarı olmak istiyorum. Seanstan sonra sokağa çıktım, bu hafta ikinci kez. ''Başladım yürümeye, bir de baktım yine baştayım.'' diyordu Mavi Sakal, ne harika bir şarkı sözü. Kim bilir kaçıncı kez aşmakta olduğum agorafobide, minik çok minik adımlar. Kedileri beslemek. Artık kedi sevemiyorum, gözümün önünde hep Şeker, hep acı, sadece 20 dakika, birkaç yere kurumama, sonra ev. 

  İlk defa baharın gelişi sevinç değil keder veriyor. Şeker'siz girdiğim bir bahar, ne anlamsız, ne acı verici. Balkonu açıp birlikte havayı koklardık, önceleri çok soğuk diye içeri kaçardık. Sonra güneş ve ısı arttıkça, balkondaki keyif saatlerimiz başlardı. Şeker'in sandalyesini çıkarmamla, hemen üzerine hoplayıp oturur, yalanmaya başlar, tamamen temizlenince mayışıp uyurdu. Ben de elimde kahvem, onu izleyerek oturur, arada başını, çenesinin altını güzelce kaşırdım. Bahara kavuşmamız harika olurdu. Onu özlemekten nefesim kesiliyor, fiziksel olarak canım acıyor, ellerimi sıkıyorum, ağlamamaya çalışıyorum. Dayanamıyorum. İnanamıyorum. Başka şeylere üzüldüğümde büyük suçluluk duyuyorum, yas vaktimden çalan bitmez acılar, onlar nasılsa bitmeyecek, ben Şeker'e ağlamak için, bir süre canımı yakmaması için müsaade istemek zorunda kaldım. Benim kalbim en acı kaybıma yanıyor. Bir yandan da üşüyor, kalbim üşüyor. Ah bebeğim bu acı nasıl geçer, son günlerin hep gözümün önünde, son nefeslerin, çaresizliğimiz. Ah bebeğim, aşkım, kedi kızkardeşim, ablam, ismini sayıklayıp ağlıyorum. Seni çok özledim çok. 

  Önümde 26 Şubat var, içimi acıtan. Benim bayram günümdü. Benim coşkumdu ve sevdiğim tek kırmızı o güne aitti. Yılbaşından, doğumgünümden daha çok severdim, 2009'dan beri, öyle alışığım ki sevgimizi kutlamaya, o gülleri ilk alışımdaki heyecan ve şaşkınlığı tekrar tekrar yaşamaya. Bu sefer yok. Sessiz ve soğuk geçecek, ben eski fotoğraflara bakacağım, iki hayaletin saf sevgisine, umuduna, kendi gözlerimdeki aşka bakacağım. Fenalaşma ve sinir krizi olmasın, ağlamakla atlatayım umarım. Neler neler beklemiştim umutla, umutlarıma ağlayayım. Sonra bahar, beni zorlayacakları o korkunç süreç, acımasızlıklar, suçlamalar, kötü sözler. Ortalığa dökülen çirkinlikler. Böyle bitmemeliydi, böyle yarım kalmamalı ve bu şekilde harcanmamalıydı. Doktorum şu an hepsinin yanlış olduğunu ve kesinlikle bir karar alma ve uygulama halinde olmadığımızı söyledi. Ne onun, ne benim. Hastaneye yatacak hale geldiğimi biliyordum, bu yüzden biraz nezaket ve iyilik çok istemiştim, can havliyle. Çok zarar gördüğümü, yazdığı tanının tedavisine uymamı, yakın geleceği ve kaygılarımı şu an biraz bile düşünmememi, zaten tükenmiş olduğumu söyledi. Bunları dinlemeyecekler, ona da söyledim. Ben yaz boyu ve sonbahar boyu umutla beklerken, aslında terk edilmeyi beklemişim bilmeden, onların benim toparlanmamı beklemeyeceklerini biliyorum. İki mevsim, inandım, farklı baktım, imkanlar gördüm, çabaladım, peşinden koşup yalvardım. Ne inatçı ve tükenmek bilmeyen bir umut ve inançmış. Telefonda ''Bitti artık anla bitti'' diye sökülüp atılan, bir yüzyüze sevgi dolu, uzun bir konuşmaya bile layık görülmeyen, sonrasında öpüşmeler, sarılmalar, ''Seviyorum'' çaresizlikleri. Ben nasıl tükenmeyecektim ki. Tükenmişlik Sendromu... Zaten hissediyordum, duymak ve kabul etmek başka bir şeymiş, nasıl tedavi edilebilir bilmiyorum, umursamıyorum, iyileşmeye inanmıyorum. Çok kötü haldeyim, çok sarsılmış, çok aşağılanmış haldeyim. Yazmam gerek ama yazmaya bile dayanamıyorum daha fazla. 

  Terapiler, ne yaşadığımın bana izah edilmesi, asla sökülmeyecek gibi duran sevgimin, tedavi edilmesi ve bir daha asla ısınmayacak kalbim, ellerim, buz tutan ruhum. Benim çok güzel, ufak, bana çok çok yeten bir dünyam vardı. Ben o dünyaya şükrederdim, bozulmasından deliler gibi korkardım. Bildiğim dünyam paramparça oldu, her şey kırıldı. Umut, inanç, hayal kalmadı, ben bunlarsız yaşamayı bilmiyorum. Ben yaşayamıyorum. Şeker, keşke yanımda olabilseydin şu an, ben dayanamıyorum abla, çok acıyor. Daha da çok acıyacak. Dayanamıyorum.