(Tatsız Kısım)
Ben ne yaşadığımın boyutlarını, ağırlığını, katmanlarını bu evde algılayabilmeye başladım. Uzaktan bakmanın hem fiziksel, hem manevi hali oldu. 2020'nin her ayı, o aylarda olan sağlık sorunları, hastaneler, sabahlara kadar süren acıdan ağlamaktan katılmalar, o sırada yeni evlenmiş olmak, dehşet veren bir salgında olmak, eşimin panik olması ve bunlarla baş edemeyip bana düşmanlık beslemesi, ailesinin zaten düşmanlık ediyor oluşu ve hiçbirinin merhamet etmemesi. Ve 2021, azalmayan sorunlar, üstüne eklenen geçim sıkıntısı, anneme yanımda ihtiyaç duyuşum, beni ezen ve durulmayan anksiyetemin sürekli alarm halinde oluşu, eşimin umutsuzluğa ve uzaklaşmaya kaçışı, dava edilmem, taraflı bir savcıya ifade verirken çok büyük bir korku yaşamam ve sonra bunların patlaması ile gelen sinir krizlerim, eşimin sürekli üstüme gelişi ve akabinde küsmesi, yalnızlığım, şiddetlenen korkularım, annemin çok yorularak beni ve onu telkin çabası, o arada benim hepimizi sağlıklı tutma çabam, eşimin zayıflığından ve destek olamayışından duyduğum sarsıntı, güvensizlik, annemi daha da çok yanımda isteyişim, bitmeyen krizler, o sırada dünyanın en sahte insanını en iyi dost saymış olmanın yaşattığı şok ve sonuncu kazık atışı, yalnız ve çok zor bir yaz mevsimi, karanlıkta ve ağlayarak geçen, eşimin kendini affettirmekten vazgeçtiği, babasının anneme ve bana hakaretler yağdırdığı, çocuğunun davranış biçimini ve düşünme şeklini tamamen kendi ellerine alıp bozduğu, benim yıkılan umutlarım. Şeker'i ellerimde son nefeslerini verirken, acıdan çıldırarak izleyişim, toprağa verişimiz ve sonra aralıksız ağlamak, eşimin o halime de anlayış ve destek veremeyişi, ettiği öfke dolu bir azarlama sonucu, yaşadığım dehşet ve travmanın, en sonunda hafızama ve konuşmama hasar verişi, bulduğum çift terapisine birlikte gideceğimiz zaman için sözleşip, daha iki gün geçmeden kendisi tek başına gitmesi ve benim gelmeyi kabul etmediğim yalanını söylemesi, pek çok şeyi yalan yanlış ve eksik anlatıp, o etiksiz psikoloğun da yönlendirmesi ile, benden habersiz boşanma kararını vermesi, bana da bunu hiç beklemediğim bir gün whatsapp mesajı ile haber vermesi. Tamamen yok olan, arazi olan 10 senelik atölye ve sanat çevremin karton bir tiyatro fonuna dönüşmesi, aramayanlar, arasam da açmayanlar, izolasyonun en acı şekli ve benim her yeni gelen darbeyi sindiremeden bir yenisini alışım. 2022 yazı boyunca da ağlamaya, yalvarmaya, boşanmayı düşünmesi için arayıp, dehşet verici bir öfke ve soğukluk ile karşılaşıp, en sonunda anlaşmaya razı olmam. O eve ağlayarak gidişim, Titrek'le 7 ay sonra kavuşmam, kaldırımda elimde eşya dolu torbalarla, annemle, ağlayarak eve döndüğüm gün. Sonra gelen eşyaların ufacık bir odaya yığılması, kendi ellerimde yaptığım kütüphanemin, yuvamın parça parça taşınması, hevesle aldığım dolu eşyanın o evde kullanılıyor olması, heba olması, zararlarım. Komik bir paraya beni en sonunda çöp gibi fırlatmasına imzamı atmak. Acı, çok acı. Korku. Değersizlik ve yalnızlık. Beklemeye, sabretmeye, çaba göstermeye değer olmadığımı tekrar tekrar, her gece ve her sabah görme, irkilme, sakinleşememe. Bir yandan refleks olarak aramı iyi tutmaya çalışma, ondan gelecek bir iltifata, bir iyi söze muhtaç olma ve muhtaç olduğumla yüzleşip kendimden soğuma. Sonunda 2022 sonbaharına, berbat bir halde Bodrum'a gidişimiz. Annemle orada bulduğumuz huzur, hafiflik ve en azından salgın korkumuzu, pandemiyi geride bırakışımız. Birbirimize huzurla ve gülümseyerek baktığımız, dalgaları dinleyip izlediğimiz, inanılmaz parlak ve güzel gökyüzüne daldığımız harika bir ay. Boşanma. Sonrasında hüzünlü ama sakin bir kış. Tam eski evimizde her şeye alışmışken, ülkenin güneydoğusunu yıkan deprem ve bizim evimizin bizi korumadığıyla en sonunda yüzleşip, çıkmaya karar verişimiz. Bir ay içinde bu evi bulup, malesef yanlış bir tercih yapmış olsak da, kendimizi buraya taşımamız. Bir gökyüzümüz olması, bir çatı katımız olması ile gelen şaşkınlık, sevinç, tereddüt, en çok da şükran ve minnet duyguları.
(Tatlı Kısım)
Yorgunluklarını birkaç aydır hissetmeye başladım. Buna ''survival mode'dan çıkış'' dönemi deniyormuş. Çok yorgun olmamın ve sürekli uzun uzun uzaklara bakıp dinlenme isteğimin, bir çeşit sakinleşme inzivasının açıklaması bu olabilir.
Bugünlerde bazen iyi ve yeni hisler de geliyor. Birkaç gündür, iyi ki artık o insanların ve çevrenin içinde olmadığımı, ilişkimde ne kadar yalnız ve diken üstünde hissettiğimi de hatırlıyorum. Çok insan vardı ama hiç insan yoktu. Günlerim, gecelerim bana ait değildi, çok yıpratıcı, çok haksızlıkla dolu, çarpık ve beni gerçek anlamda hasta etmiş bir düzenin içindeydim. Kendim çıkmazdım. Dayanmaya devam ederdim. Hem bana, hem anneme haksızlık, sevgimize, özgür ve keyif dolu bir hayat kurmaya engel, hiçbir şartını benim belirlemediğim bir yerde tutsaktım. Tam anlamıyla tutsaklık. Biraz sevgi için, biraz eşlik için. Karşılığında ödün verdiklerim, kendi içimde yaşadığım kaos, benim için ahlaki açıdan yanlış ve kötü olan insanlara, olaylara göz yummak ve asla geçmeyen huzursuzluk hissi. Hepsi de hayatımdan çıkmış oldu. Çok özlediğim azıcık iyi andan, anıdan bunları göremez haldeydim. Şimdi görebiliyorum ve günün her saati özgür olmanın, istediğim an istediğim şeyi yapabilmenin, bir şeyi yapmak zorunda olmamanın, güvende ve yeterli hissetmenin keyfi gelmeye başladı. Böyle olmayabilirdi ama böyle oldu, bunu kabullenmeye başladığımı hissediyorum. Kederli ve ağır geceler yine olacak, kendimi erkenden uykuya vermek zorunda kaldığım, her yerimin acıdığı, o kadar doğal ki. Ertesi sabah huzurla, yenilenmiş, hafif uyanmak da öyle, öyle de oluyor.
İyi ve yeni hislere tam hazır değilim. Bunlar bende devam etmenin ağır hüznünü yaratıyor, sadece iyi ve sadece yeni hissedemiyorum henüz. Acelem de yok. Yeni hisler, yeni ve hafif algılayabilme biçimleri geliyor ya, elimdeki nefis romana kapılmış, bu pis sıcakta hiçbir yere çıkmam gerekmeden, klima altında keyifli bir yaz günü geçiriyorum ya, bu benim için bir ilk ve ben böyle günleri çok ama çok özlemişim. Dinleniyorum. Keyif yapıyorum. Zihnimi, ruhumu ve bedenimi güzel besliyorum. Uyku ve zaman da bu onarılmaya yardım ediyor. Sonra annemle terasa çıkıyoruz, her gün bambaşka renkler ve bulutlar görüyorum, esiyor, loş ışıklarımız ve bazen tatlı bir müziğimiz oluyor. Derin derin nefes alıyorum, iç çekiyorum. Bir tepenin düzlüğüne varmış gibi hissediyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder