19 Ağustos 2023 Cumartesi

20 Ağustos

   Üç senedir her doğumgünüme ağlayarak, fiziksel ve ruhsal acı çekerek, asla duymak istemeyen birine beni anlaması için yalvararak girdikten sonra, bu sene daha iyi olan şeyler var. Hepsine, en çok ve her zaman annemin sevgisine, anlayışına, şefkatine, iyiliğine minnetle doluyum. Beni hayatta tuttu. Kimse yokken hep vardı ve var, öyle ki onun mucize olduğunu düşünmediğim bir tek gün bile yok. Şu 3 senenin en pis, en bulanık ve yaralı aylarından, mevsimlerinden geriye sadece annemle olan anlarımız var elimde parlayan. Sabah onunla güne uyanmak, aynı dizilerden aynı keyifleri alarak kahvaltı etmek, çaylar ve çaylar, mevsimine göre sonrasında bir başka keyif ya da dinlenmek, nadiren de olsa istediğimiz bir yere gitmek. Ona yaşatılan kederler ve şoklar da benimkiler kadar ağırdı. Kızının başına gelenleri, hangi anne bu kadar yüreğine alır ve acıyı taşır, kızının elini bir an bile bırakmadan onunla acı çekip kahrolur bilmem, benim annem dibine kadar benimle yaşadı hepsini. Hala da yaşıyor, bazen benden fazla yaşıyor. Yaşamımın anlamı onu sevmek, onun sevgisi, bunu hep içten içe biliyordum, sesli olarak da ona söylüyordum. Birbirimizi sevmek ve anne kız olmak için yaratılmışız, aynı şeyleri sevmek, keşfetmek, birbirimizden öğrenmek, her duyguyu ve her bilgiyi paylaşmak için. Bu şans, diğer şanssızlıklarımı o kadar güzel süpürüp atıyor ki, giden kimseyi umursatmıyor, zaten böyle olacaktı. Biz birbirimizle en iyi olduk hep, ondan uzakta ve başka bir evde bir sevgiyi yaşamaya çalışırken, hep içim sızladı, hiç tam olarak güvende hissetmedim. Eskiden bunu bir sorun sanıyordum, çözmem gereken bir durum. Yok, öyle değilmiş, hislerim gayet doğruymuş, hiç güvende değildim, hiç olduğum gibi sevilmiyordum ve annemle kedimin yanında hissettiklerim gerçek aidiyet duygusuydu. Bunu en sonunda biliyor olmak ve onunla sabahlara başlamak, sevdiğimiz şeyleri yapmak, yeni yerler bulmak ve gece birbirimize iyi geceler dileyip huzurla uyumak çok güzel. 

  37 yaşım için belli bir şey düşünmezdim, geleceği planlamayı her zaman saçma ve gereksiz buldum, araya hayat giriyor mutlaka ve bizi planlarımızdan savuruyor alakasız yerlere. Bir sene önce bugün çılgınlar gibi ağlarken ve telefondaki acımasız, duygusuz sese boşanma belgelerini haftaya vermesi için yalvarırken, bir sene sonra apayrı bir yerde ve haldeyim. Dinginlik var. Olmasından hep korktuğum, hep olmasın diye istemediğim şeyleri yaptığım ne varsa, en sonunda olmasının rahatlığı. Artık yapabilecek bir şeyim yok, en kötü halimde terk etti, boşadı ve hayat çok zorlanarak ve sancıyarak da olsa, benim çabamla ve annemin inanılmaz desteğiyle devam ediyor. O mutsuz, tanıyamadığım kadar bitmiş, taşlaşmış halde, hatalarının sorumluluğunu alamayacak kadar deforme oldu. Bunlar olurken görüyordum ama artık benim elimde olan bir şey yok, kendi seçtiği yalnız ve sevgisiz hayatı yaşıyor. Benimle ilgilenmek, iyi vakit geçirmek istiyor, bu olunca rahatlıyor, ben iyi değilsem hala öfke ve şiddet püskürüyor. En sonunda o merkezimde değil, en sonunda laflarını ciddiye almıyorum ve onu olduğu gibi görüyorum. Başka duygular, hisler ve iyilikler var hayatımda. Bu sene hayatımın geçtiği evden, semtten, yakadan taşındım. Çok zorlandım. Çok iyi de geldi. Yeni yaşıma Maltepe'de, bir çatıkatında gireceğime inanmazdım mesela. Teras inanılmaz esiyor, gündüzleri olan kavurucu sıcakla alakası yok. Günler sakin geçiyor, resim yapacak yerim var. Sonunda kendime ait ve düzenli bir kütüphanem var. Annemle ikimize özel bir alanımız var ve bunlar için de her gün şükrediyorum. 

  Onarılmayı ve onarmayı diliyorum. Kendimi ve annemi. Kalbim hep kırık kalacak muhtemelen, evlenmeye razı edilip, 2 sene içinde boşanmaya zorlanmak çok büyük bir acı. Ben bu acıdan ibaret olduğum, yok olduğum seneler geçirdim. Bunları hiç yapmamış gibi, o insanla sahilde bira içtim geçen pazar, onu hala hayatımda tutuyorum, ne kadar iyi kalpli, güçlü ve anlayışlı olduğumu gördüm bu sene. Onunla ilgili sandığım neredeyse her şey benim hayal gücüm, benim iyi görme isteğim, benim sihirli algılayışımdı. Yeni yaşımda da olur olmaz her şeyden büyülenmeye, bir şeye coşmaya, bir başka şeyde anlam bulmaya, çok fazla sevgi hissetmeye devam etmek isterim. 

  38 çok büyük ve bir eşik gibi geliyor gözüme, 28 de öyle gelmişti. Geriye dönüp bakınca bunu ne kadar komik ve saf bulacağımı biliyorum. 37'nin dolu dolu ve bir sürü güzel anıyla geçmesini diliyorum. Annemle uyanacağım için mutluyum. Dinginlik, hafifleme, kabulleniş ve yeni iyilikler için şükürler olsun. Doğmaya devam ediyorum. 

18 Ağustos 2023 Cuma

İzleyenlerin seçimi

 Bilselerdi bile, ses çıkarmazlardı.

Bu beni kahrederdi. 

Biliyorlardı ve ses çıkarmadılar.

Ben böyle kahroldum. 

Kahrolduğum için hepsi beni ayıpladılar. 

Ben şimdi sessizim, izleyenler kadar. 


17 Ağustos 2023 Perşembe

İyiye ve yeniye hazır hissetme süreci

   (Tatsız Kısım) 

Ben ne yaşadığımın boyutlarını, ağırlığını, katmanlarını bu evde algılayabilmeye başladım. Uzaktan bakmanın hem fiziksel, hem manevi hali oldu. 2020'nin her ayı, o aylarda olan sağlık sorunları, hastaneler, sabahlara kadar süren acıdan ağlamaktan katılmalar, o sırada yeni evlenmiş olmak, dehşet veren bir salgında olmak, eşimin panik olması ve bunlarla baş edemeyip bana düşmanlık beslemesi, ailesinin zaten düşmanlık ediyor oluşu ve hiçbirinin merhamet etmemesi. Ve 2021, azalmayan sorunlar, üstüne eklenen geçim sıkıntısı, anneme yanımda ihtiyaç duyuşum, beni ezen ve durulmayan anksiyetemin sürekli alarm halinde oluşu, eşimin umutsuzluğa ve uzaklaşmaya kaçışı, dava edilmem, taraflı bir savcıya ifade verirken çok büyük bir korku yaşamam ve sonra bunların patlaması ile gelen sinir krizlerim, eşimin sürekli üstüme gelişi ve akabinde küsmesi, yalnızlığım, şiddetlenen korkularım, annemin çok yorularak beni ve onu telkin çabası, o arada benim hepimizi sağlıklı tutma çabam, eşimin zayıflığından ve destek olamayışından duyduğum sarsıntı, güvensizlik, annemi daha da çok yanımda isteyişim, bitmeyen krizler, o sırada dünyanın en sahte insanını en iyi dost saymış olmanın yaşattığı şok ve sonuncu kazık atışı, yalnız ve çok zor bir yaz mevsimi, karanlıkta ve ağlayarak geçen, eşimin kendini affettirmekten vazgeçtiği, babasının anneme ve bana hakaretler yağdırdığı, çocuğunun davranış biçimini ve düşünme şeklini tamamen kendi ellerine alıp bozduğu, benim yıkılan umutlarım. Şeker'i ellerimde son nefeslerini verirken, acıdan çıldırarak izleyişim, toprağa verişimiz ve sonra aralıksız ağlamak, eşimin o halime de anlayış ve destek veremeyişi, ettiği öfke dolu bir azarlama sonucu, yaşadığım dehşet ve travmanın, en sonunda hafızama ve konuşmama hasar verişi, bulduğum çift terapisine birlikte gideceğimiz zaman için sözleşip, daha iki gün geçmeden kendisi tek başına gitmesi ve benim gelmeyi kabul etmediğim yalanını söylemesi, pek çok şeyi yalan yanlış ve eksik anlatıp, o etiksiz psikoloğun da yönlendirmesi ile, benden habersiz boşanma kararını vermesi, bana da bunu hiç beklemediğim bir gün whatsapp mesajı ile haber vermesi. Tamamen yok olan, arazi olan 10 senelik atölye ve sanat çevremin karton bir tiyatro fonuna dönüşmesi, aramayanlar, arasam da açmayanlar, izolasyonun en acı şekli ve benim her yeni gelen darbeyi sindiremeden bir yenisini alışım. 2022 yazı boyunca da ağlamaya, yalvarmaya, boşanmayı düşünmesi için arayıp, dehşet verici bir öfke ve soğukluk ile karşılaşıp, en sonunda anlaşmaya razı olmam. O eve ağlayarak gidişim, Titrek'le 7 ay sonra kavuşmam, kaldırımda elimde eşya dolu torbalarla, annemle, ağlayarak eve döndüğüm gün. Sonra gelen eşyaların ufacık bir odaya yığılması, kendi ellerimde yaptığım kütüphanemin, yuvamın parça parça taşınması, hevesle aldığım dolu eşyanın o evde kullanılıyor olması, heba olması, zararlarım. Komik bir paraya beni en sonunda çöp gibi fırlatmasına imzamı atmak. Acı, çok acı. Korku. Değersizlik ve yalnızlık. Beklemeye, sabretmeye, çaba göstermeye değer olmadığımı tekrar tekrar, her gece ve her sabah görme, irkilme, sakinleşememe. Bir yandan refleks olarak aramı iyi tutmaya çalışma, ondan gelecek bir iltifata, bir iyi söze muhtaç olma ve muhtaç olduğumla yüzleşip kendimden soğuma. Sonunda 2022 sonbaharına, berbat bir halde Bodrum'a gidişimiz. Annemle orada bulduğumuz huzur, hafiflik ve en azından salgın korkumuzu, pandemiyi geride bırakışımız. Birbirimize huzurla ve gülümseyerek baktığımız, dalgaları dinleyip izlediğimiz, inanılmaz parlak ve güzel gökyüzüne daldığımız harika bir ay. Boşanma. Sonrasında hüzünlü ama sakin bir kış. Tam eski evimizde her şeye alışmışken, ülkenin güneydoğusunu yıkan deprem ve bizim evimizin bizi korumadığıyla en sonunda yüzleşip, çıkmaya karar verişimiz. Bir ay içinde bu evi bulup, malesef yanlış bir tercih yapmış olsak da, kendimizi buraya taşımamız. Bir gökyüzümüz olması, bir çatı katımız olması ile gelen şaşkınlık, sevinç, tereddüt, en çok da şükran ve minnet duyguları. 

  (Tatlı Kısım) 

  Yorgunluklarını birkaç aydır hissetmeye başladım. Buna ''survival mode'dan çıkış'' dönemi deniyormuş. Çok yorgun olmamın ve sürekli uzun uzun uzaklara bakıp dinlenme isteğimin, bir çeşit sakinleşme inzivasının açıklaması bu olabilir. 

  Bugünlerde bazen iyi ve yeni hisler de geliyor. Birkaç gündür, iyi ki artık o insanların ve çevrenin içinde olmadığımı, ilişkimde ne kadar yalnız ve diken üstünde hissettiğimi de hatırlıyorum. Çok insan vardı ama hiç insan yoktu. Günlerim, gecelerim bana ait değildi, çok yıpratıcı, çok haksızlıkla dolu, çarpık ve beni gerçek anlamda hasta etmiş bir düzenin içindeydim. Kendim çıkmazdım. Dayanmaya devam ederdim. Hem bana, hem anneme haksızlık, sevgimize, özgür ve keyif dolu bir hayat kurmaya engel, hiçbir şartını benim belirlemediğim bir yerde tutsaktım. Tam anlamıyla tutsaklık. Biraz sevgi için, biraz eşlik için. Karşılığında ödün verdiklerim, kendi içimde yaşadığım kaos, benim için ahlaki açıdan yanlış ve kötü olan insanlara, olaylara göz yummak ve asla geçmeyen huzursuzluk hissi. Hepsi de hayatımdan çıkmış oldu. Çok özlediğim azıcık iyi andan, anıdan bunları göremez haldeydim. Şimdi görebiliyorum ve günün her saati özgür olmanın, istediğim an istediğim şeyi yapabilmenin, bir şeyi yapmak zorunda olmamanın, güvende ve yeterli hissetmenin keyfi gelmeye başladı. Böyle olmayabilirdi ama böyle oldu, bunu kabullenmeye başladığımı hissediyorum. Kederli ve ağır geceler yine olacak, kendimi erkenden uykuya vermek zorunda kaldığım, her yerimin acıdığı, o kadar doğal ki. Ertesi sabah huzurla, yenilenmiş, hafif uyanmak da öyle, öyle de oluyor. 

 İyi ve yeni hislere tam hazır değilim. Bunlar bende devam etmenin ağır hüznünü yaratıyor, sadece iyi ve sadece yeni hissedemiyorum henüz. Acelem de yok. Yeni hisler, yeni ve hafif algılayabilme biçimleri geliyor ya, elimdeki nefis romana kapılmış, bu pis sıcakta hiçbir yere çıkmam gerekmeden, klima altında keyifli bir yaz günü geçiriyorum ya, bu benim için bir ilk ve ben böyle günleri çok ama çok özlemişim. Dinleniyorum. Keyif yapıyorum. Zihnimi, ruhumu ve bedenimi güzel besliyorum. Uyku ve zaman da bu onarılmaya yardım ediyor. Sonra annemle terasa çıkıyoruz, her gün bambaşka renkler ve bulutlar görüyorum, esiyor, loş ışıklarımız ve bazen tatlı bir müziğimiz oluyor. Derin derin nefes alıyorum, iç çekiyorum. Bir tepenin düzlüğüne varmış gibi hissediyorum. 

5 Temmuz 2023 Çarşamba

Seyreltilmemiş bir gün

   Eski yazılarımı okumayı seviyorum. ''Gerçekten çok mutlu oldum mu, coşku ve  neşe hissediyor muydum, nasıldı?'' hatırlayamadığım zamanlarda, eski ve çok sevdiğim bir filmi izlemek gibi onları okumak. ''Sevgilim'' demek ne güzelmiş, zaten biliyordum ve tadını çıkarıyordum. ''Şeker'imle uyuduk'' demek, ne kusursuz bir huzur cümlesiymiş, biliyordum, şükrediyordum. Birkaç mevsim ve sene geriye gittim. İçimi ısıttım. Bugünde hiçbiri yok, ben bununla baş edemem. Çok yitirmek ve kaybetmek, hiç işleyemeden, hiç anlayamadan ve konuşamadan sindirmem beklenen ağırlıklar. 

  Budizm felsefesi az biraz fayda etmeye başladı. Ağır duyguları kabullenmek, nedenlerini anlamak, onları dönüştürebilmek üzerine. Nefeslerimi karnıma doğru alabilirsem, hafiflemeye kendimi bırakabilirsem, o günün tek duygu ile geçmemesini sağlayabiliyorum. Titrek'in son günlerinde artık kronikleşen stres ve kederin yanına, huzur ve dinginlik molaları, iyilik ve keyif anları da koymaya çalışıyorum. 

  Sevgiye ihtiyaç duymak zayıflık değil, bir güç, bir bilinç hali. Titrek bunu bilirdi, sevgiyi her an, en zayıf haliyle şimdi bile hissediyor, doyasıya sevmek ve sevilmek onun hayat anlamı. Nasıl da benziyoruz. Nasıl da yalnız geçti, sevgi kırıntıları ile geçti son iki senemiz. Üzgünüm bugün, yanına başka bir duygu koyacak hali bulamadım.

  Artık beni dinlemeyi sevmiyor. Artık ben konuşurken kalbine ağrılar girdiğini söylüyor. Bu beni mahfediyor, ben de o konuşurken acı ve sıkıntı duyuyorum. Tüm bunlar temizlenebilir, iyileştirilebilir, bunu bildiğim halde anlatamamak, harcanmasına seyirci kalmak çok ağır. Artık benimle hiç konuşmaması, dinlememesi, beni hiçbir anlamda yakınında hissetmemesi çok ağır. Bu çok hızlı gelişen bir tepkiyle, apar topar vazgeçtiği, 12 güzel sene. Her mevsimi, her ayı en başından beri yazıyor, onları tek başıma okuyup tek başıma anlam vereceğimi düşünemezdim bile. 

  Bizi sadece sevmek, sevgiyi yaşamak kurtarır. Titrek bunu çok iyi bilir. Canım, sevgi dolu pamuk prensim. 

29 Haziran 2023 Perşembe

Sustuğum zamanlardan birinde

   Hala arkadaşım olan insanlarla (ne kadar da az ve öz oldular) artık acılıklarımı paylaşmamak için susuyorum. Hafif şeylerden, onların hayatlarından (aktif ve gerçek hayatlar yaşıyorlar) iyi şeylerden konuşabilecek durumlara geldikçe görüşüyorum. Süreçlerimize sabır gösteriyoruz, dertlerimiz olunca birbirimizi telkin ediyoruz, görüşemez ve konuşamaz hallerdeysek buna saygı duyup kişisel algılamıyoruz. Eskisi gibi çok yoğun, çok yakın, çok çok... olmuyorum, olamam da artık. Çok yakın olmak çok kayıp getirdi, çok acı verdi. Bu halim yalnızlık demek, uzun süreli yakınlıkların ardından, şimdi sessizlik ve ferahlık anlamına da geliyor yalnızlık. Teselli mi bilmiyorum, olabilir çünkü üzgünüm, üzgün olmamayı hatırlamıyorum, o yüzden teselli düşüncelerimi de kabul edeceğim. 

  Bir başka kaybetme sürecindeyim. Tam kaybetmelerin, o acı vedaların döngüsünün bittiğini, yaslarımı onarmanın vaktinin geldiğini düşünürken. Canım, atölye ve eski yaşamımdan kalan tek masum ve güzel sevgim, Titrek'im gidiyor. Artık kedi görmeye, videolarına bile zor dayanıyorum, ben, kedilerle bütünleşen, iyi olan ben. Artık baktığım ve izlediğim kedilerin gidişlerini görebiliyorum sadece, nasıl da acı çekeceklerini. Titrek kadar masım, iyi huylu, uslu, uysal bir çocuk, ömrü kazalarla ve hastalıklarla geçtikten sonra, adını anmaya korktuğumuz o illetin en zor cinslerinden birine yakalandı. Aylar önce. Onu bana bir sene göstermeyen, boşanma kozu olarak bile kullanan çocuk, bu yaptığından bir üzüntü ya da sıkıntı duymuyor. Onun tedavisiyle, üzüntüsüyle uğraşıyor sürekli, çok şey demek istiyorum ama artık konuşmamdan nefret ediyor, dinlemiyor, ben de yutabildiğim kadar yutuyorum sözlerimi. Onun Şeker giderken ve gittiğinde bana biraz bile göstermediği insanlığı, vicdanı ve desteği ona veriyorum. Titrek hep benimle iyileşirdi, koltuğumuzda uzanırdık, yatakta çok gülerdik, gündüzleri onunla evde geçirirdim. Şimdi, sonuncu hastalığında yanına gidemiyorum, gitmiyorum. Ben gördüğüm acıları seyreltmeye ve daha fazla travma yaşamamaya çalışıyorum. Oğlumu ben bir sene önce kaybettim, bu sene içinde kendi kararımla gidip gördüğüm birkaç seferde hep vedalaştım, öptüm, fısıldadım. Gerçekten gidişinde, ki bu artık çok az bir zaman, onu çok özlemeye devam edeceğim. Şeker'i daima, günün her anı canımın çekmesi ve istemesi gibi. Kliniği günde 4 kez kendine geldi mi diye ararken, test sonuçlarını beklerken ve tedavisini konuşurken, çoktan kaybettiğim ve bir daha göremeyeceğimi bildiğim oğlumun, olabildiği kadar rahat ve iyi kalmasını, gideceği zaman da huzurla gitmesini diliyorum. 

  Bu sayfaya bir daha iyi şeyler, yeni ve güzel anılar, hafiflikler yazabilecek miyim, bilmiyorum. Arkadaşlarıma susmak gibi, buraya susmak da. 

10 Haziran 2023 Cumartesi

Dayanamıyorumdan önce ve sonra

   Nadiren iyi hisler ve yenilik ihtimali geliyor içime. Biraz sürüyor. Sanki ağır bir enfeksiyonun içindeki, ateşin düştüğü birkaç saat gibi, yorgun argın ve şaşkın oturuyorum öylece. Biliyorum birkaç saate nasıl bir ağırlık içinde yitip gideceklerini. 

  Bu 4. yaz mevsimi, yazın hiçbir neşesini ve coşkusunu yaşayamadığım, paylaşamadığım. Çaresizlik içinde aynı insanın, aynı kötülüklerine ''Yeter artık dayanamıyorum'' diye avaz avaz ağladığım. Dayanamıyorum deyip de, dayanmaya nasıl oluyorsa devam ettiğim. 

  Bu 4 senede çok şey oldu, insanların hayatlarında, benim hayatımda. Evler, yuvalar, insanlar, Şeker, sağlığım, fiziğim, en iyi arkadaş sandığım biri, sosyal çevrem, işim, özgüvenim, gelecek hayallerim yitip gitti. Güvenim bitti sevgiye. Sevilmeye. Güvenmediğim bir kavramın varlığı için sürünüyorum, acı çekiyorum. Ben ne yaşamışım, neleri sevgiye yormuşum, geriye nasıl da bir nefret bırakmışım. Ben buna nasıl inanabilirim. İnanamıyorum. 

  Dayanamıyorum.

  Dayanmaya devam ediyorum. 

24 Mayıs 2023 Çarşamba

Boşlukla dolu

   Yeni evde ilk günler, iyi şeyler yazmak istedim. İyi şeyler hissedebilmek çok istedim. İlk günler, yerleştikçe hissettim de. Sanki ayların ve senelerin karanlık ağırlığından sonra, bulutlara yakın olmak, kendimize ait bir alanımızın olması derin yaralarıma pansuman yapar sandım. Belki biraz yapmıştır. Daha sonra çok çabuk kapıldım travmalarımın izlerine, zaten tetiklenip, dürtülüp durdular, zamanlı ve zamansız. 

  O iyi. O bilmiyor ne yaptığını. O hiç bilmeyecek, anlamayacak, kabul etmeyecek ve hissetmeyecek. Bunu anlamaya başladım, başladığım anda da en cılız umutlarıma kadar her şey tükendi. O güzel ve upuzun sevgimizi, sayısız özel ve yakın anımızı, renkli ve ışıklı anılarımızı nasıl da tamamen pislettiğini gördüm. Ben yücelttikçe, korumak istedikçe, en çok da temizlemek istedikçe, o daha da kirli baktı, daha da kötü baktı. Artık o çocuk ruhlu, çocuk oyunlu insan olmadığını gördüm. Görmek, kabul etmeye çalışmak çok acıttı canımı, hala çok acıtıyor. Beni birkaç gün önce aradığında, apayrı bir konuda çok ağlarken ve haklı bir acı yaşarken buldu, yine aynı öfke ve şiddetle doldu, korkunç sözler haykırdı. O kadar çok kez bu hatayı yaptıktan sonra, kendini kontrol etmesini ve neden ben acı içindeyken bu kadar öfke duyduğunu çözümlemesi için 2 sene bekleyip, hep affettikten sonra, o bunu yapamadığı ve iyileşmek istemediği için beni terk ettikten sonra... Bir kez daha bunu yaptı. Ben 12 senelik eşimin, 14 senelik yakınlığımızın sonunda, onun hep gülen, hep iyi, hep sağlıklı, hiç acı çekmeyen, hiç sorun yaşamayan bir insanın hayalini sevdiğini gördüm. Beni değil. Gerçekleri değil. Bizi değil. Bunun ne kadar acı olduğunu, bir gelecek kurduğun insanın sen acı çekerken ''İşte bu haline katlanamıyorum'' demesinin ne kadar korkunç bir yara olduğunu kimse bilemez. 

  Sonra artık umuda, kirletilenlerin temizlenmesine, sevgiye bir daha değer vereceğime dair tüm inançlarım bitti. Neşe isteğim, coşkum bitti. Bu bloga 2009'dan beri yazdıklarımın güzelliği, en sevdiğim sıfatlarım, kendimi iyi hissettiğim anların ihtimali bitti. Yavru bir kedi yeni evde, boynumda sıcacık, sevgi dolu yatıyordu. Ben sadece acı hissettim. ''Sevmeye değmiyor, kaybetmek gerçek, sevdiklerim hep acı vererek gittiler, sevdiğime hiç değmedi'' diyerek çok ağladım. Bunları hissedebildiğime, saf sevgiye inancımı yitirdiğime ağladım. Bir yavru kedinin bana verdiği huzurdan, sevgiden öyle büyülenip, hemen sonrasında acıyla kavrulmama ağladım. Ve tüm bunları senelerdir yanımda çaresizce izleyen, ömrü boyunca herkese iyilik ve sevgi vermiş olan, beni mutlu görmek tek amacı olan tertemiz ruhlu annemin acısına ağladım. Onun için, sadece onun için iyileşmek isterdim. Artık iyilik görsün, iyilik yaşasın, onun yaraları iyileşsin isterdim ve hala tek isteğim bu. Annemle birbirimizin iyiliğini görelim elele. Nasıl elele birlikte kahrolduysak, o benim acımdan kaçmak yerine üzerime kapanıp beni bağrına daima bastıysa, birlikte ağlamaktan helak olduysak... Birlikte ve elele, hafifleyelim, iyi anılar, yeni ve güzel anılar yaşayalım, her anın değerini hep bildiğimiz gibi bileceğiz ve şükredeceğiz. Her gece, her sabah sevgimize ve yanyana oluşumuza şükrettiğimiz gibi. 

  Önceki senelerde depresyonlar gelirdi, en çok kış mevsimiyle, bazen kaygılarla ve bunalmalarla. Bu seferki travmalarla düğüm olmuş, mutluluğu acıyla bir etmiş içimden geliyor. İlk defa çok ağır sebepleri var. Çok büyük bir anlam kaybı yaşıyorum ve bu gerçekte olan bir şey, ben sadece insanları, kedimi, yuvamı, sevgimi, geleceğimi kurduğum ihtimallerimi, en sevdiğim ve zevk aldığım alışkanlıklarımı değil; anlamlarını da kaybettim. Bunun bir onarımı yok, bu anlamlar yerine konabilir şeyler değil. Bunu bilerek bir insan nasıl herhangi bir harekete anlam verebilir. Veremiyorum, hareket edemiyorum. Boşluklarla doluyum, boşlukların ağırlığından boğuluyorum, boşluklarım her şeyi yutuyor. Yutulmuş ve hareketsiz, sadece günleri geçirerek duruyorum. 

  Benim sevgim bir tane, çok özel, çok temizdi. Ben sevgim için her şeyi yaptım. 

  Benim bir kedim vardı, kediden çok daha fazlası. Ben onu ellerimde kaybettim. 

  Ben kaybetmeyi öğrendim, unutamıyorum. 

25 Şubat 2023 Cumartesi

Bir felaketi unutturan yeni bir felaket ve sürekli.

   İçimi uzun uzun döktüğüm, hem de epey bir süre döktüğüm sayfamın kilidini açtım. Artık yargılar, eleştiriler, suçlanmalar önemli değil. Öyle çok acı ve çaresizlik var ki, sıklıkla başım dönüyor, aklımın almadıklarından başım dönüyor. 

  Bu hayat böyle olmamalıydı. Yaşamak böyle bir şey olmamalıydı. Ben hiçbir şey anlamadım. Sonuna geldiğimi hissediyorum, en dehşet verici şekilde tasarlanmış, en korkuncundan bir sona geldiğimi. Cılız bir umutla, bunun 4 senedir aralıksız yaşadığım acılardan kaynaklanan bir kaygı olduğunu umuyorum. Geceleri, 30 sene yuvam olan bu evin korkunç bir savrulma ile yıkılışını düşünmeden yapamıyorum. Annemin artık huzurlu, rahat, mutlu bir hayat sürmesini o kadar çok istedim ki. Boşanmadan sonra, Evrim beni terk ettikten sonra, o korkunç aşiret gibi aile bize o kadar acı verdikten sonra, annemle mutlu, basit, sakin bir hayat kurmak istedim. Hayat izin vermiyor. Bu deprem hep olmak üzereydi ama hiç bu kadar dehşet verici biçimde her yerimizi sarmamıştı. Kaybetmeye, yitirmeye alışamadım ama hep olan bu. Sadece canlarımız kaldı, bir garip, eski evimiz kaldı, sonsuz bir sevgimiz kaldı annemle. Onun iyilikler görmesi için dua ediyorum sürekli. Onun tertemiz, misler gibi, güzel kalbi için, bir çare ve mucize diliyorum. 

  32 yaşındaydım. Şimdi 36-37 arasındayım. 30'larımı yaşamadım. Yok. Evlerin içinde ağladım, bekledim, korktum, yalvardım, acı çektim. 30'lu yaşlarım bitmek üzere ve geriye dönüp bakacak kadar yaşarsam, bu senelerden ve acılardan hayatta kaldığımız için şükrederim sadece. 

  İleride epeydir ufuk çizgisi görünmüyor.

14 Kasım 2022 Pazartesi

İzim bile kalmayana kadar bitirdi beni. Hepsi.

 Bitti. Seneler süren, daha da çok sürecek olan, tertemiz, bir tanecik ilişkim, sevgim, tükenmeyen çabalarım, daima terk edilme tedirginliği içinde her şeyi kabul etmem, kendimi adamam, sevgi kırıntıları bulup coşmam, iki senelik korkunç işkenceleri de travmalarımla birlikte çekmem, hepsi iyi bir yere varacak sanmam, bitti. Bitti. İyice anlayana dek, bitti. 

Daha evlendiği gün dilinden düşürmediği, ben yatalak hastayken, ifade özgürlüğüm olmadan dava edilmişken, korkunç kortizon kilolarımla çirkinleşmişken, işsiz ve parasız halde evde ona yemekler yaparken, pandemide hasta olarak kaygı atakları yaşarken, dost sandığım insan tarafından tekmelenmişken, çok yalnız ve acı içinde evden çıkamazken, canım kedim ellerimde öldüğü hafta, sürekli tekrarladığı, ailesinin sürekli istediği ve ona işlediği şeyi yapıyor, Cuma günü beni boşuyor. Başıma gelen tüm bu, çok acı travmaları da, kendi başına gelmiş olaylar ve beni de suçlu sayıyor. Çok iyi tanıdığım bir kibir, narsist mağduriyeti. 

Bir travma daha. En derininden bir yara daha. 

Artık sevilmeye ve sevmeye, mutlu bir ilişkiye, iyilik yapmanın iyilik getirdiğine inanmıyorum.

Kötüler, adiler, zorbalar, pespaye reziller daima kazanır. Kazandınız.

13 senem, ömürlük sevgim, kendimi tamamen kaybedene dek adayışım ve annemle birlikte perişan oluşumuz, hepsi bomboş ve anlamsızmış. Bu blog, 2009dan beri içim pırpır ederek kaydettiklerim, sayısız  eskizler, doğumgünü kartları, defterler dolusu yazı, sonsuz hayallerim. Hepsi içimden söküldü. Hayatımın en acı kazığını yaşattı bana, sevgim benim sonum oldu. Bu yozlaşmış, öfke bağımlısı, gizli narsist ve eskiden yalnızlık çektiği ailesine adapte olmak için kendini bu kadar bozmuş insanı tanımıyorum. Onu hala sevmeye çalışıyorum, yanında olmak için kendimi ızdırapla zorluyorum. Bu bir baş etme ve inkar biçimi, sonumuzu birkaç kez daha ertelemek sadece.

18 Kasım Cuma, saat 11.50 Bunu da yapacakmışsın bana Evrim. Bizi, kendini, beni, iyi olan her şeyi paramparça ettin ve temizlenmeyecek şekilde kirlettin. Artık sana bakınca acıdan başka hiçbir şey hissetmiyorum. 

8 Nisan 2022 Cuma

Mutsuz sonum

 Sevdiğimin, ömür boyu beni sevecek sandığımın bana yaptığı kötülüklerden perişan bir haldeyim. Benimle meğer sırf terk etmek için evlenmiş. Beni sırf kendisi en acı zamanımda en kötü şekilde terk edebilmek için, zalimce umut vermiş. ''Sana verdiğim hiçbir sözü tutamam, tutmayacağım'' dedi, en ufak mahcubiyet bile duymadan. 10 aydır bu evde ağlıyorum, nefessiz, yalvarıyorum, beni tekrar tekrar reddetmesi ve telefonda terk etmesi için mi o kadar bekledim... Bu ne alçak, ne onursuz bir bitiriş. Bize bunu nasıl yapar... ''Bekle halledeceğim'' dedi. Sürekli gelip gidip öptü sarıldı, vazgeçemezdi o benden. Bekle dedi, kaç kez dediyse hep bekledim. O benden, ben yokken, ben perişanken vazgeçti. Benimle bunu konuşmadı bile, ben onun isteğiyle onu beklerken, o bana boşanmak için mesaj çekti. Ben dayanamıyorum. 2009'dan beri sevgimi anlattığım bu sayfaya, asla tahmin edemeyeceğim, en acı sonumuzu yazıyorum bugün. Beni mahfetti Evrim. Beni uzunca süründürerek, bilinçli acı vererek, perişan olduğum anlarda daha da kötü davranarak, ümidimi ve umudumu, inancımı paramparça ederek mahfetti, yıktı, bitirdi. 

19 Şubat 2022 Cumartesi

Sonrasında

Artık hiçbir şey bilmiyorum. Çok uzun süredir hiçbir şey bilmiyormuşum. 

Tökezledim, düştüm. O zaman öğrendim ki ben hiç yürümemişim. Gerçekliğim paramparça, algılarım, sevgilerim, benliğim, öz değerim, emin olduklarım, saf gerçekliklerim, inandıklarım. Bunlar hiç yokmuş.

''Göğe bırakılmış bir balon sessizliği'' içindeyim, gökte sıkışıp kaldım, sessizce.

16 Şubat 2022 Çarşamba

Terapi ve anlama çabası

 Tedavi olmak önce yüzleşmeyi, iyice yıpranmayı, anlamayı, anlayamadıklarını da affedip geride bırakmayı gerektiriyor. Çok kez tedavi oldum, bu süreci biliyorum, başardıklarım da oldu, başaramayıp saplanıp kaldıklarım, beni tüketmesine izin verdiklerim de. Travmalar bunu yapar, yüzleşilmemekle, anlaşılmamakla güçlenir, bazen o kadar uzun seneler güçlenir ki, karakteri ele geçirir. Kişinin kendisi haline gelir travması, onu görmek, bilmek, anlamak ve en önemlisi kurtulmak istemez kişi. Travmaları tarafından yönetilmeye, onlardan gelen tepkileri ve korkuları yaşamaya mecbur hisseder kendini. Bunları not aldım defterime hızlıca. Anladım. İnsan anlamaya başlayınca, duramıyor, anlayış başka anlayışları getiriyor. 

Dinleme ve dinlenme zamanındayım. Tedavi sürecim bunu gerektiriyor. Hakkında uzunca konuştuğum bir yaralı çocuk var, ufak, saçları sarıya kaçan kumral, muzip, sonra onun ergenliği var, yaralı, hep yaralı, hep sessiz, hep sorumluluklar içinde, hep çaresiz. Bana bir profesyonel o yaralı çocuğun yetişkinliğinde neyi neden yaptığını anlatırken, kendimi sık sık anlatılan her şeyi zaten bilirken, anlamışken buluyorum. Benim içimdeki yaralı çocuk, yaralı ergen tanıyordu onunkini, çok iyi anlaşıyorlardı, tanışmayan geçmişlerimiz, birbirlerine sırdaşlık ve dostluk ediyorlardı. Hayatımız boyunca, tüm yetişkinliğimizde içimizdeki yaralı çocuklar tarafından yönetiliyoruz, aslında aştığımızı, affettiğimizi, unuttuğumuzu sandığımız her şey, o kuytu derinlikte bekliyor, onu korkutan ve yatağın altında saklanıp beklemesini gerektiren yeni olaylarda, o çocuk ortaya çıkıyor, onun hayatta kalmayı öğrendiği şekilde davranıyoruz. Bu benim bilgim değil, psikolojinin bilgisi ve tüm öfkelendiğim, korktuğum, aşırı tepkiler verdiğim durumları anlamamı sağladı. Hangi haksızlık uyarısıyla, hangi dışlanma korkusuyla, hangi değersizlik hissiyle neyi neden yaptığımı. O yaralı çocuğu da, tekrar görmemi sağladı. Zaten senelerdir görüyordum, sarılıyordum, oyun oynuyordum ve telkin ediyordum o yaralı çocuğu. Yine gördüm. Çaresizliğini, en derin korkularını, bana olan öfkesini, hastalığımı kabul etmeyişini, beklediklerini ve benden ona ihtiyacım varken kaçmasını, tam da o sebeple kaçmasını, göze alamadığı şeyleri, duymak ve bilmek istemediği şeyleri, eğer kabullenirse gerçekleşmesinden korktuğu yolculuğu, beni özleyip, sevip, sonra çok öfkelenip kötü davranmasını, hem pişman hem haklı hissetmesini, bazen hiçbir şey hissetmemesini. Bunlar onaylamamı ve haklı bulmamı gerektirmiyor, tanısı konmuş, uzun süreli ve ağır bir psikolojik  şiddet, manipülasyon ve duygusal istismar görmenin sarsıcı terapilerini görüyorum, çok sık ve zor bir şekilde, halimden haberi bile yok. Artık halimi ona söyleyecek halim de yok. Sadece sakin kalmaya ve günü atlatmaya çalışıyorum. Onu çok merak etsem de, ilk defa soramıyorum bile, inanamıyorum tüm bunlara. İlerde affedebilir miyim, onu bile bilmiyorum. Anlamaya başladım sadece. Çünkü odağımda anlamak ve rahatlamak var, başka türlü de anlayası gelmiyor insanın. İyi ve insancıl hislere muhtaç haldeyim. Bulamıyorsam, yaratmam gerekiyor, hep böyle oldu. O yaralı çocuğu, ergeni, yetişkini hep gördüm, hep anladım. Uzun zaman sonra bugün, yine görüyorum ve anlıyorum. Bu sefer bunu ona söyleyemem, bu sefer onu telkin edip kocaman sarılıp rahatlatamam. Ben zaten çok yaralı, nefessiz ve sancılar içindeyim, güçsüzüm. Çok kırgınım. Ancak o çocuğun daha fazla acı çekmemesi için, zaten aylardır, yıllardır yaraları deşilen o çocuğun katlanamayacağı şeyleri ondan saklayabilirim. Daha önce de çok yaptım bunu, içim yana yana yaptım, hiç haberi yokken iyi tuttum, ne kadar incineceğini ve çaresiz kalıp buhranlar geçireceğini bilip, kendime ayıp ederek sustum. Yanlışmış hepsi, neden bu yanlışı sürekli yaptığımı da öğrendim, çok kötü hissettim, hissediyorum. Adalet olmasa da olur mu yine, yapılan haksızlıklar içimde kalsa ve beni hayattan koparsa da olur mu, bu sefer karşılığında sevgi görmeyeceğim, acım artacak, yine de adaletsizliği içime atabilir miyim... Bunun sağlıksız ve yanlış olduğunu biliyorum, benden bunun esirgendiğini biliyorum. Doktoruma da söyledim, böyle olursa eğer, tanıdığım ve sevdiğim o çocuğun canı daha fazla yanmasın, daha fazla stres, sıkıntı, çaresizlik yaşamasın diye susmayı deneyeceğim. Bu çok acıtıyor, bu benim zayıflığım mı, gücüm mü bilmiyorum, canım çok yanıyor ve kıvranıyorum. Evet, pişman edileceğim, evet doğrusu susmayıp haykırmak. Ama benim içimdeki yaralı çocuk, artık kendini ve diğerini yormamak, gerçeklerle acıtmamak, yüzleştirmeyi boş vermek ve dinlenmemize alan açmak istiyor. Her şeyi bilse ne olacak ki. Yaralarım mı kapanacak, rahatlayacak mıyım o orada kıvranırken, asla. Sanırım benim için bu, hak ettiğim adaletten ve hak etmediğim acılarımı göstermekten daha önemli. Kendim, yüzleşmekle ve sağlam durma çabasıyla o kadar yoruldum, o kadar zedelendim ki... 

Umarım bu tedavimin gerekli aşamalarından biridir. Umarım daha fazla zarar görmem ve pişman olmam. Umudum yok, çok yorgunum. İki çocuğun sarılıp barışmalarını ve tekrar oyun oynamalarını çok isterdim... Bir çocuğun rüyasında, o ikisi hep kahkahalar içinde oynayacaklar. Uyanınca canım yanacak, yine, artık böyle. Çok canım yanıyor.

14 Şubat 2022 Pazartesi

Mayıs 2018'de ne olmuştu?

   Bir travma, hem de yalan dolanla üzeri örtülmüş bir travmanın 4 sene sonra ortaya çıkışı. Hem de öyle bir çıkışı ki, Pandora'nın Kutusu misali, artık kapatılamaz tüm rezil gerçeklerle, nasıl üzerini örtmüşsem ancak terapi ile açılan ve hatırlanan acılarımla, hatırlamaya başlayınca arkasının iplik söküğü gibi gelişiyle. Tüm o mesajlaşmalar, yalvarmalarım, karışan herkesin bildiği ama bu yaz unutmuş gibi yaptığı, sonuçsuz ricalarım ve gördüğüm kötü muameleleri okudum. Okudukça hatırladım, hatırladıkça canım yandı. Kör noktalar varmış anılarımda, sevilmek için, göze batmamak için üzerini öyle bir kapatmışım ki, sanki hiç yaşanmamış gibi unutmuşum, inanamıyorum buna. İrdelenmese ve üzerine gidilmese kesinlikle hala hatırlamazdım. Sonra yüzleşme ve ne varsa tamamen hatırlama adımları için, gereken tarihlere bakmam, her şeyin fotoğraflarla, mesajlarla belgeli olması. O zaman benim yanımda olan, bunların çirkinliğini ve bana yapılan rezaletin, haksızlığın farkında olan insanın, bu yaz bana dedikleri... İşte burası dayanılmaz acıttı... O zaman nasıl da savunmuş, nasıl da öfkelenmiş, ciddiye alınmamış, çaresiz kalmış, tekrar tekrar konuşmuş, aylar sonra bir sonuç alamayınca öfkesi bana yönelmeye başlamış, işte hepsi ekran görüntülerinde, mesajlarda, apaçık yazıyor. Mayıs ayında işler kontrolden çıkıp, ben iyice mahfedilince yaşadığı suçluluk duygusu, bunu bana öfke patlamaları şeklinde yöneltmesi, sonra da o öfkenin sürekli artışı yazıyor. Bu kontrolsüz öfke ne zaman bana yöneldi ve sonra hep bana yönelmiş halde kaldı, neden benden giderek daha çok nefret ettiler ve neden bizi ayırdılar, bu karanlık kaos ne zaman başladı hep anlamaya çalışıyordum. Mayıs 2018. Hepsi yazışmalarda, aylar boyu çekilmiş fotoğraflarda. Bir sergi afişinde hatta, benim yazdığım ve hazırladığım. Sonrasında acılar içinde yalvardığım mesajlarda. 

 Buldum, okudum, hatırladım, artık hatırlıyorum ve keşke ben de tamamen unutabilseydim. O kişi gibi ''Sana inanmıyorum, ben hiç hatırlamıyorum, bunları ona soracağım, sana inanmıyorum, senin akli dengen bozuk, o yüzden böyle düşünüyorsun'' deyişi... ''Nolur sorma, benim için çok travmatik, sözüme güven bir kez olsun'' deyişim. Sözümün hiçbir anlam taşımaması. Bu yaz. Beni çıldırmış ve yokluktan huzursuzluk çıkaran bir manyak olduğuma inandırma çabası. Dahası, inanılmaz bir inkar düzeyiyle, gerçekte olanları yok sayıp, beni suçlaması. O da tamamen unutmuş, belki onun için de büyük bir travmaydı, belki o da benim gibi, hayata devam edebilmek için unuttu. Ben nasıl unuttum bilmiyorum. Midem bulanıyor, yüksek bir iğrenme ve büyük bir kaygı yaşıyorum. Asıl kaygı yaşaması gerekenler ise gayet keyifli, başardılar çünkü. Ayırdılar, deli diye etiketlediler, o korkunç ayları tamamen unutturdular. Ama işte, ben hatırladım, peşine düştüm. Bir seansta açıldı ve sonra daha çok açılması gerekti, senelerce sürecek iyileşmesi, belki hiç geçmeyecek. Çünkü ben olaylarla değil, sonrasında çözüm beklediğim, güvenliğimden sorumlu olan ama beni paramparça eden zorbalıklarla travma geçirmişim. O zavallının yaptıklarıyla değil, sığındığım ve benden sorumlu, para için her şeyi kabul eden insanın ettiği kötülüklerle travma geçirmişim. Anlayışla, özürle ve gerekenin yapılmasıyla affedip geride bırakabileceğim bir kötü olaylar zinciri, öğrendim ki, bir ailenin bana yaşattıklarıyla ve hiçe sayılmamla travmaya ve bir kara deliğe dönmüş içimde. Affetmeden, affetmiş gibi kendimi zorlamışım. Susmuşum, katlanmışım ve aklımın almadığı şekilde unutmuşum. Unutmayı seçmişim, sırf onun sevgisi için. Sırf daha fazla kötü davranılmamak ve suçlanmamak için. Elbetteki hiçbir işe yaramamış. Sıradaki adımın ne olduğunu yeni terapide öğreneceğim. Bana adalet gerekiyor, elimdeki tüm belgelerle, tüm üstü kapatılmış rezillik, zorbalık ve haksızlık örnekleriyle, bana adalet gerekiyor. Bana ve bize yaşatılanlar hukuk dışı, ahlak dışı, hiçbirini affetmiyorum ve hepsinin belgesi var artık, dönüp bir kez daha bakamıyorum, ortaya çıkarmam gerek ama hazır değilim. Artık anlayış, kabul edilmek, sevilmek umurumda değil. Benim hayatım, bizim sözde ilişkimiz 4 sene önce iptal edilmiş, üzeri çizilmiş. Sebebini, bu acımasızlığın hem ona, hem de mağdur edilen bana nasıl ve neden yapıldığını anladım. Korku. Suç işleyenin, işlediğinin farkında olanın, her şeyi örtmek ve kapatmak isteyenin korkusu. Kötülük edenin, affedilmeye karşı duyduğu şaşkınlık, anlayamamak ve nefret geliştirmek. Sürekli yalan söyleyerek, mağdur ettiğini suçlu göstermesi. Korku, anlayamamak, öfke, nefret, kurtulma isteği. Ben çözümleyemezdim tek başıma, çözümleyememiştim ve kıvranıyordum neden bana bunlar yapıldı diye. Artık biliyorum. 

Anneme ''Olmadı öyle bir şey, 1 aya gönderdim gitti zaten'' diye yalan söylemişti. 

Her şeyin belgesi var, unutmak zorunda kaldıklarımın bile. Şimdi hepsini hatırlıyorum. Bana yaşatılanları unutmayacağım. 

12 Şubat 2022 Cumartesi

Bildiğim dünyanın sonu

   Bildiğim dünyayı bile pek bilmiyormuşum, umut, güven, huzur, inanç, sevmek ve sevilmek... Ben bunlarla yaşıyordum, gerçekliğin katı acısına bunlarla dayanıyordum. Bunlara hiç sahip değilmişim, hep korktuğum, hep şüphe duyduklarım gerçekte olanlarmış. 

  Keşke tek yuvamda, annemle ve Şeker'le olabileceğim tüm zamanları, çok acı çekerek ve hiç güvende hissetmeyerek, benimsenmediğim o yerlere giderek harcamasaydım. Her hafta, her ruh halimde, her zor durumda, kendimi sevgi ve güven dolu bu odadan çıkardım, eşya taşıdım, taksiye bindim, sonra tekrar ve tekrar. Sürekli iki ev arasında geçen 10 sene, o evde kapalı geçen 2 mutsuz sene ve geriye benden hiçbir şey kalmadı. Kendimi bu kadar sevilemez, tuhaf, toplumdışı, güvensiz hissetmedim hiç. Keşke en başından beni kabul etmediklerini, ne yaparsam yapayım benimsemeyeceklerini ve kendi deneyimlerimle adapte olmama, sevmeme izin vermeyeceklerini söyleselerdi. Beni sevmiş gibi yapıp, sonra telefonda sevmek isteyen, aklı karışık bir çocuğu yönlendirmeselerdi. Zaten hiç izin vermediler. Ben de hep razı olunmuş, defolu, dışlanmış hissettim. Benim çok saf ve çok temiz bir sevgim vardı. Keşke onu bana bıraksalardı, ben onu çok güzel koruyup temiz tutuyordum, onurlu ve erdemli tutuyordum. Çamurlar içinde benim temiz sevgim, görünmüyor bile artık. Ona, kimseye bir anlam ifade etmiyor. Her şey bitince ve ben kendimle kalınca, sevgimi yine tertemiz edeceğim, avuçlarımda tutup kucaklayacağım, ben o sevgiye inandım, her koşulda ve nolursa olsun iyileşeceğimize, yeni yollar bulup bu nadir sevgiye sahip çıkacağımıza inandım. Oyun arkadaşları olduğumuza, daha keşfedecek çok şehir, çok ülke, çok antik kent, çok yemek, park, hayvanlar, diziler, şarkılar olduğuna. Kendi dilimize inandım, tekrar o dili bulacağımıza ve eskisinden daha akıcı konuşacağımıza. Aynı şeylere çılgınca gülmeye ve sadece ikimizin anladığı, bir mimikle püskürdüğümüz o eşsiz anlara inandım. Hepsi çok özel, çok zor bulunur, çok mucizevi bir sevginin anlarıydı. Bendekini bırakmayacağım, ondaki bitmiş, sönmüş, sökülmüş. Bendeki de yorgun, kırgın ve kirletildi ama ben temizlerim, kendime saklarım, bir ömür yaşarım inandığım sevgimle. Ben öyle çok, öyle mucizevi sevdim ki. Bu her şeyi zor, herkesi candan bezdiren, herkesin debelendiği karanlık zamanlara kurban gitti, benim başıma gelen felaketler ve aşırı kaygım, çöküşüm zayıflattı onu, keşke güçlendirseydi ama zaten çok yorgundu. İlk gözden çıkarılan oldum, hayat düzelmiş gibi olsun diye. Biraz dayanacak, biraz sabredip biraz besleyecektik sevgimizi, olmadı. Daha evleneli 1 sene bile değil, 4 ay olmuştu karanlık üzerimize çöktüğünde, baş edecektik bu şanssızlıkla, şanssızlık koca ağzıyla bizi yutamayacaktı, bu yaz işler çığrından çıkmayacaktı, aileler; hele ki her şey bitsin isteyen biri bu sürece kafa göz dahil edilmeyecekti, umut daha en baştan kesilmeyecekti, birbirimize tutunup ağır ağır iyileşecektik. Çok istedim, çok söyledim, inandıramadım sevgime, çok yorgundu her şeyden, en çok benden sanırım, ben biraz kolay vazgeçilirim. Kolay geride bırakılırım. Herkesin ne işi vardı ki ikimiz arasında, herkesin neden bir fikri vardı, herkesin doğruları neden bizi yıktı, zaten zayıfken... Benim her şeyi iyileştirecek, şifa verecek mucizeme inansaydı keşke, sadece sesime gelseydi, karanlıkta elimi tutup önden gitseydi, bizim birbirimize ihtiyacımız vardı, hatalarımızdan öğrenecektik, sıfırdan anlayacaktık birbirimizi, evlilik o zaman başlayacaktı, mucizemizi kutlayacaktık... Bırakmadılar, inanmadı, istemedi, ben vazgeçildim. Haziran başında ''Tekrar düşün, bu kadar kolay mı, lütfen ayrılma kararı verme'' diyen, kabul ettiğim, zaten affedip anladığım, sevdiğim, beni Temmuz'da kendi terk etti, o benim söylediklerimi dinlemedi. Ağustos'ta, Ekim'de, Kasım'da da dinlemedi. Ben onu dinlemiştim, çok kırgın ve umutsuz olduğum halde, toparlayacağımızı biliyordum, o beni kendisi terk etmek için ikna etmiş o gün, bilmeden. Başıma gelecekleri bilmiyorum, daha da çok acıtacağına eminim ama her şeyin geride kaldığı gün, ben sevgimi attıkları yerden alacağım. Benim sevgim çok değerli, çok gerçek bir sevgi. Yorgun ve kırgın ama yaşıyor. Artık sessiz, artık sadece ben bileceğim onu. 

  Perşembe günü terapiye başladım. Bu seferki çok zordu, en zor başlangıcımdı. 3 senenin ardından ''Ben başaramadım, ben kötü muamele gördüm, ben ruh hastası olarak tanımlandım. Evden hiç çıkamıyorum. Benim canım kedim öldü. Ben telefonda terk edildim. 12 senenin ardından beni en zor halimde sayısız kez terk etti, nolur beni sevgi sandığım hastalığımdan kurtarın, ben bozuğum ve eksiğim.'' demek, nefesim tükendi acıdan, gözlerimi ekrandan kaçırdım. O kadar çok uğraşmıştım ki, en zor acılarımın üstüne gittim kaç sene, yapmak istemediğim şeyleri yaptım, haksızlık ve sömürüye boyun eğdim, öyle acı ki, sırf sevilmek için bunları yapmış olmam. Dinledi, dinledi, çok not aldı. Sonunda duymam gereken gerçekleri söyledi, içten içe bildiğim, mazeretler bulduğum, zaten hissettiğim. Birkaç farklı konuda uzun süredir dozu sürekli artan, çok ağır bir psikolojik şiddet gördüğümü, ağır baskı ve manipulasyon altında olduğumu, bunu yaşayan ama sevgisi devam eden kadınların psikolojisini izah etti bana. Telefon açıp haykırmak istedim. ''Suçlama, senin analizin, ben öyle hissetmiyorum'' dediği her şeyin gerçekte ne olduğunu doktordan duysun istedim. İçim paramparça oldu. Ben bir vaka olduğumu öğrendim, sandığımdan daha zor bir durumda olduğumu öğrendim.  Bunları yaşayıp aşabilen, çok daha iyi hale gelen çiftler varmış, başımı kaldırıp baktım, ''Nasıl olabilir?'' diye, bana gerekli şeyleri söyledi karşı tarafın yapması gereken. Başımı geri eğdim, yapmadı, yapmayacak da. Biliyorum, değmediğimi biliyorum. ''Çift terapisi güzel bir çözüm olabilir ama önce seni toparlamamız lazım, kesinlikle şu an kaldırabileceğin bir süreç değil'' dedi. Zaten ekrana, odamda konuşurken bile yorgun, gözlerim dolu, zor konuşuyordum, mırıldanıyordum. ''Büyük bir ihtimalle o çift terapisine katılmayacak, vazgeçmiş olacak'' dedim, önemli değil, amacımız senin tükenmişliğini onarmak dedi. O yüzden artık buna odaklanamam, amacım ve umudum artık elele çabalamak değil, ''farkındalık ve kabulleniş'' dedi doktor, olmadı bunlar, olmayacağını biliyorum, beni hasta kabul etmek ve her şeyi bana yüklemek çok daha kolay, yaşadım en acı haliyle. Her çırpınışım dindi. Sadece işin uzmanı birinin beni anlaması, yaşadıklarıma objektif bakması ve şüphe götürmez şekilde gerçek olan durumu bana söylemesi. Artık her hafta ekran başında, yavaş yavaş hislerimi ve düşüncelerimi düzenlemesine, temizleyip arındırmasına izin vereceğim. Artık umut etmek, inanmak, sevmek ve sevilmek değil, iyileşmek istiyorum. Sevilemez ve vazgeçmesi kolay olduğumu da kabullendim. Her şeyi, hepsini. Hayatla kopmuş tüm bağlarımı daha sıkı kurmak ve bir daha kimsenin açık yaralarıma tuz dökecek kadar yakınıma gelmemesini sağlamak, bir kale duvarı olmak istiyorum. Seanstan sonra sokağa çıktım, bu hafta ikinci kez. ''Başladım yürümeye, bir de baktım yine baştayım.'' diyordu Mavi Sakal, ne harika bir şarkı sözü. Kim bilir kaçıncı kez aşmakta olduğum agorafobide, minik çok minik adımlar. Kedileri beslemek. Artık kedi sevemiyorum, gözümün önünde hep Şeker, hep acı, sadece 20 dakika, birkaç yere kurumama, sonra ev. 

  İlk defa baharın gelişi sevinç değil keder veriyor. Şeker'siz girdiğim bir bahar, ne anlamsız, ne acı verici. Balkonu açıp birlikte havayı koklardık, önceleri çok soğuk diye içeri kaçardık. Sonra güneş ve ısı arttıkça, balkondaki keyif saatlerimiz başlardı. Şeker'in sandalyesini çıkarmamla, hemen üzerine hoplayıp oturur, yalanmaya başlar, tamamen temizlenince mayışıp uyurdu. Ben de elimde kahvem, onu izleyerek oturur, arada başını, çenesinin altını güzelce kaşırdım. Bahara kavuşmamız harika olurdu. Onu özlemekten nefesim kesiliyor, fiziksel olarak canım acıyor, ellerimi sıkıyorum, ağlamamaya çalışıyorum. Dayanamıyorum. İnanamıyorum. Başka şeylere üzüldüğümde büyük suçluluk duyuyorum, yas vaktimden çalan bitmez acılar, onlar nasılsa bitmeyecek, ben Şeker'e ağlamak için, bir süre canımı yakmaması için müsaade istemek zorunda kaldım. Benim kalbim en acı kaybıma yanıyor. Bir yandan da üşüyor, kalbim üşüyor. Ah bebeğim bu acı nasıl geçer, son günlerin hep gözümün önünde, son nefeslerin, çaresizliğimiz. Ah bebeğim, aşkım, kedi kızkardeşim, ablam, ismini sayıklayıp ağlıyorum. Seni çok özledim çok. 

  Önümde 26 Şubat var, içimi acıtan. Benim bayram günümdü. Benim coşkumdu ve sevdiğim tek kırmızı o güne aitti. Yılbaşından, doğumgünümden daha çok severdim, 2009'dan beri, öyle alışığım ki sevgimizi kutlamaya, o gülleri ilk alışımdaki heyecan ve şaşkınlığı tekrar tekrar yaşamaya. Bu sefer yok. Sessiz ve soğuk geçecek, ben eski fotoğraflara bakacağım, iki hayaletin saf sevgisine, umuduna, kendi gözlerimdeki aşka bakacağım. Fenalaşma ve sinir krizi olmasın, ağlamakla atlatayım umarım. Neler neler beklemiştim umutla, umutlarıma ağlayayım. Sonra bahar, beni zorlayacakları o korkunç süreç, acımasızlıklar, suçlamalar, kötü sözler. Ortalığa dökülen çirkinlikler. Böyle bitmemeliydi, böyle yarım kalmamalı ve bu şekilde harcanmamalıydı. Doktorum şu an hepsinin yanlış olduğunu ve kesinlikle bir karar alma ve uygulama halinde olmadığımızı söyledi. Ne onun, ne benim. Hastaneye yatacak hale geldiğimi biliyordum, bu yüzden biraz nezaket ve iyilik çok istemiştim, can havliyle. Çok zarar gördüğümü, yazdığı tanının tedavisine uymamı, yakın geleceği ve kaygılarımı şu an biraz bile düşünmememi, zaten tükenmiş olduğumu söyledi. Bunları dinlemeyecekler, ona da söyledim. Ben yaz boyu ve sonbahar boyu umutla beklerken, aslında terk edilmeyi beklemişim bilmeden, onların benim toparlanmamı beklemeyeceklerini biliyorum. İki mevsim, inandım, farklı baktım, imkanlar gördüm, çabaladım, peşinden koşup yalvardım. Ne inatçı ve tükenmek bilmeyen bir umut ve inançmış. Telefonda ''Bitti artık anla bitti'' diye sökülüp atılan, bir yüzyüze sevgi dolu, uzun bir konuşmaya bile layık görülmeyen, sonrasında öpüşmeler, sarılmalar, ''Seviyorum'' çaresizlikleri. Ben nasıl tükenmeyecektim ki. Tükenmişlik Sendromu... Zaten hissediyordum, duymak ve kabul etmek başka bir şeymiş, nasıl tedavi edilebilir bilmiyorum, umursamıyorum, iyileşmeye inanmıyorum. Çok kötü haldeyim, çok sarsılmış, çok aşağılanmış haldeyim. Yazmam gerek ama yazmaya bile dayanamıyorum daha fazla. 

  Terapiler, ne yaşadığımın bana izah edilmesi, asla sökülmeyecek gibi duran sevgimin, tedavi edilmesi ve bir daha asla ısınmayacak kalbim, ellerim, buz tutan ruhum. Benim çok güzel, ufak, bana çok çok yeten bir dünyam vardı. Ben o dünyaya şükrederdim, bozulmasından deliler gibi korkardım. Bildiğim dünyam paramparça oldu, her şey kırıldı. Umut, inanç, hayal kalmadı, ben bunlarsız yaşamayı bilmiyorum. Ben yaşayamıyorum. Şeker, keşke yanımda olabilseydin şu an, ben dayanamıyorum abla, çok acıyor. Daha da çok acıyacak. Dayanamıyorum. 

25 Ocak 2022 Salı

Şeker'ime kavuşana dek

Gerisi acı, saf ve katıksız acı. 

Herkes gitti, tekmeler savurarak. Şeker bana sarıldı ve tekmelenmiş yerlerime yatıp iyileştirdi hep.

En sonunda umut ve minnet içinde debelenmem sustu. Dualarım sustu. Hayattan her beklentim sustu.

Sevdiğim beni iki sene içinde sayısız kez terk etti. Döndü, öptü, sarıldı, tekmeledi, yine terk etti.

Sevdiğim bana bunları nasıl yaptı, neden beni tekmelemeyi bırakmadı?

Artık hareket etmiyorum, kendimi yeni tekmeleri için açıyorum, daha da beter etsin diye, ediyor. 

Artık tekmelenen yerlerimde yatacak, beni sessiz huzuruyla saracak ve her koşulda güldürecek kedi ablam yok ya, fark etmiyor, 2 tekme, 50 tekme, kimse sarmayacak beni ve annemi, biz Şeker'siz kaldık, gelsin sadistler, gelsin ne yapsak sevmeyenler. Ruhsuzluğunuz ve acımasızlığınız ile sarın bizi. Kimbilir hayat başka ne felaketler, ne acılar planlıyor, kimbilir daha ne büyük çaresizlikler çoktan yola çıktı... Artık hayattan sadistlik dışında bir şey beklememeyi öğrendim, 2 senedir başıma gelen her kötü olaya şükrettikten ve daha iyi bir şeye sebep olacaklarına aptal gibi emin olduktan sonra. Daha iyi bir şey elbette olmayacaktı. Bana tanımlanan mutluluk, neşe, umut bitmişti çoktan. Yağdır hayat yağdır, sevdiğimin eliyle katlet beni, iyiliklerimden kanat, sevgiyle verdiklerimden kanat, inançlarımdan kanat.

Şeker'ime kavuşana kadar. Çekeceğim. Düştüğüm yerden kalkmadan. 

4 Ocak 2022 Salı

Ah Şeker ah bebeğim... Şeker'im.

 Benim güzel Şeker'im, Şekroş'um, tek aşkım, hayatımın mucizesi ve ablam, 29 Aralık 2021 günü, korkunç acılar çektikten sonra, odamızın önünde, annemle ellerimizin arasında huzura kavuştu. 17 yaşındaydı sadece. Rahatlıkla 20'lerini görecek kadar dinç, sağlıklı ve kontrol altındaydı sağlığı. Her şeyin bozulması 2 hafta sürdü, her şeyin hızla sona gelip bitmesi 3 gün... 

 Kendimizde değiliz. Tıpkı onun son günleri gibi nefesim daralıyor, nefessizlikte boğulduğunu görmek zorunda kaldık. Asla affetmeyeceğim o yüz karası veterineri, bir ağrı kesici iğne bile yapmadı. Gerekli testleri ben yalvar yakan zorla yaptırmıştım. 1 senedir bebekler gibi bakarak, günde 2 kez şırınga ile şurubunu, iki kez mide hapını yutturarak daha senelerce yaşatırdık canımızı. Bizim canımız gitti, gitti eridi birkaç günde. Her dakikasını seyretmek zorunda kaldık, çözümler ve rahatlatılması için yalvardık, ağlayarak yalvardım. Bize onun ellerimizde yitip gidişini izlemeyi bıraktılar. Şeker'imizi o halde, acılar içinde bıraktılar. Biz de çaresizce onunla çırpındık, kabus gibi 2 gün sürekli korktuk ve en kötüsünü yaşadı en sonunda, meleğimize hiç yakışmadı bu son. Gördüklerimizi annem ve ben biliyoruz, yürek dayanmazdı, haykırdık, ağladık günlerce, hala. Daha büyük bir acı, şok ve ızdırap yok. 

Ben artık bir boşluğum, Şeker benim ruhumdu. Ben artık kalbimin içinde uyuyan kedime fısıldıyorum, bu düzeyde bir sihirli, büyülü bağın ardından gelen sonsuz boşlukta kayıbım. Kokusu burnumda, yumuşacık tüyleri, kadife burnu, kulakları ve mücevher gözleri, inanılmaz duyarlılığı, şifası, her durumun tesellisi olan huzuru ve verdiği kahkahalar... 5 gün oldu. Seni çok özledim Şeker. Ömrüm yettikçe seni daima çok özleyeceğim. Bizim sihirli yuvamız, bizim üçüncü yarımız. Benim aşkım. Aşkım seni kaybettim... 

24 Temmuz 2021 Cumartesi

''Kapanışta açılırım.''

  Bu söz Harry'nin altın Snitch topunda yazıyordu, en sona geldiğini anladığında, Harry istemsizce snitchi açabilmiş, içindeki diriltme taşını kullanmıştı. O cümle de aklıma kazınan sonsuz sayılı cümlelerden biri.

  Sonunda gerçek inziva. Buraya bile nasıl çırpınarak, nasıl nefessizce anlatmışım hislerimi, yaşadıklarımı. Geçen hafta. Geçen aylarda, her kırılıp yıkıldığımda. Yaralı hayvan gibi bağırarak, uluyarak, anlaşılma ve yardım beklediğim günleri bitirdim. Daha o gün. O aylardır, acıyla ve aralıksız ''Beni kurtar, bana yardım et, bitiyoruz, bitiyorum.'' diye haykıran halimle, birden susuverdim. Sesimin de bir sonu varmış. Ah sessizlik. Kendime en büyük yardımı ben yaptım, kendime ihtiyacım olan tek şeyi kendim verdim; mutlak sessizlik. Twitter bokunu kapadım, whatsappı sildim, telefonumu 3 gün hiç açmadım, sonrasında artık hep uçak modunda; tüm sahte insanların ve sözde yakınların olası aramalarına kapalı. Ben yokum, artık hiçbiri için yokum. Kimseyi, kimseyi duymak istemiyorum. Artık anlaşılmak ve onarılmak da istemiyorum. Bu yaralar öyle derin ki, bunları yapanlar onarmamış ve aldırmamışken, artık ancak ve sadece zaman, o da bir kısmını. Kırıklarım içimde. Senelerin hatıraları, sözleri, olayları ve ardından gelenler içimde. Hafızamın bana acımasını ve büyük kısmını Eternal Sunshine'daki gibi silmesini çok isterim. İki ayrı kişi, iki ayrı en yakınım. (Annem elbette konu dışı, o benim en güzel parçam, ben de onun parçasıyım, şükürler olsun varlığına ve yanımda oluşuna) o iki yakının bıraktığı kırıklar ve hisler o kadar ayrılar ki birbirinden. İkisi de çok acıtsa da, dostluğu hiçe saymak, geçen tüm seneleri ve tüm paylaşımları kirletmek, çamura bulamak ve en zayıf halimde bile isteye, hem de ben sayısız kez özür dilemişken (hasta olduğum zamanlar ve diğer tüm felaketlerim ve bunlar sırasında veremediğim dostluğum için, pişmanım ama evet, beni sayısız kez özür diletti, diledim) yine de nefes aldırmadan suçlamaya, kendime olan son güvenimi de paramparça etmeye keyifle devam etmek... Bu yediğim en büyük, en kötü, en onursuz kazıktı. Haberi bile yoktu zaten halimden, nasıl yalnız ve bitik olduğumdan, haberi olsa da aldırmazdı, hep acımasızdı ve sert davranmayı, aldırmamayı lütuf sayardı. Elbette kız kardeş değildik ve hiç olmadık, olmamışız. Bir insana yapılabilecek en büyük kötülüğün, onun sırtını dayadığı ve içine huzur veren sevgisini alıp paramparça etmek olduğunu gördüm, yaşadım. En iyi dostum dediğim son insan aldattı beni. Sindiriyorum, neyse ki bu tip şeyleri çok yaşadım (maalesef yaşattım da, bu kadar insafsızca ve sert olmasa da, bu acı elbette boşuna değil, ahını aldığım insanların verdiği bir ders olmalı bana, kabul ediyorum ve alıyorum dersimi her zerresiyle) geçip gidiyor, izi kalacak kesinlikle, geçeceğine de bir o kadar eminim.

  Diğer acım... Benim güzel acım, benim onurlu, erdemli, çaresiz acım. Ağlıyorum halsizce, sabah, öğlen, pek bir şey yiyemedim de, çok üzgünüm. Daima iyilikle ve sevgiyle hatırlayacağım. Senin de, benim kadar yorgun olduğunu biliyorum, elinden başka türlüsü gelmedi, onarmak istedin ama zaten kendin çocukluğundan beri yaralısın, kederlisin, öfkelisin, onaramadın ne beni ne kendini. Sevgim, saygım, verdiğim değer çok büyük. Kırgınlıklarım öylece kaldılar, yaralar öylece açıklar; olsun be, insanız. Hem de ne iyi, ne sevgi dolu iki insanız. Berbat bir seneydi, olacakları tahmin edip dahil olmamızı istemediğim bir kurumun çatısı ve baskısı altında, berbat, hadsiz ve acımasız insanların bitmeyen müdahaleleri ve dolduruşlarıyla, biraz da senin sinirin rayından çıkınca ve benim başıma gelen felaketler bitmeyince, olan oldu işte. Her şey kırıldı, döküldü, indi aşağı. Özür diledin beni dinlenmeye bu eve getirirken, onaracağını söyledin, iki hafta geçmeden ise öfkeyle, onaramayacağını, bıktığını ve pes ettiğini. Ben onaramayacağını çok zor kabullendim ya da hala kabullenmedim, pes etmem gerektiğini biliyorum, sen pes ettiğini biliyorum, geriye kırıklar kaldı. Ben onları güçlendikçe sararım, temizlerim, eritirim olduğu kadar. Geriye lekesiz, dürüst, birbirimizi bildiğimiz ve gördüğümüz sevgimiz kalır, o da bana ömrümce yeter, minnettarım. 

  Gerisi, sessizlik. Kimse yok. Annem, şifacım ve dostum, ailem ve yoldaşım olarak yanımda. Şeker'im, artık onun bana bakmış olduğu kadar, benim de ona baktığım, ilaçlarını içirdiğim, yaşlı halini kabullendiğim ve her sarılmamıza şükrettiğim ruh eşim, ablam, kedi prensesim yanımda. Sonunda kendimi sözlerle, cümlelerle, ekran sayfalarına ve insanlara değil, sadece resimle ve kağıda ifade ediyorum. Çizgilerle, karalamalarla, mürekkeple ve tarama ucuyla çığlık atıyorum, ağlıyorum, halimi açıklıyorum, hepsi bir desen olup geride kalıyor. İyi geliyor. En sonunda, sadece, sessizlikte hızla çizen kalemimin sesleri, hepsi bu.  

19 Temmuz 2021 Pazartesi

Bu bitki, dibine asit dökülerek kurutuldu.

 Bir ay içinde iki aşı, iyi. İki kazık, çok ağır. En yakınlarımdan derdim ama en yakınlarım olmayı epeydir bırakmışlardı, ben var sayıyordum, sevilmek istiyordum. Biri, bana yer olmayan ve bana yer olmadığını aylardır belirttiği, hayatımdaki kendi seçmediğim acılara ''bahane'' diyen ve benim sıkıntılarımdan arınıp, yeni ve güzel hayatını kutluyor. Hepsi, fazlası, hırsla beklediği mutluluk onun olsun, üstünden akıp gittiğini söylediği ama içine akmış ve zift gibi bir düğüm olmuş tüm nefreti, kini benden uzak olsun artık. Diğeri ve canımı en çok yakanı ise, ah zor, çok zor,  sadece canımı çok yakmaya ve bir güzel söz için yalvardığımda daha da kırmaya devam ediyordu. Nasıl katlandım, nasıl izin verdim ve neden inatla güzel sözler bekledim, belki hayatta tutmak için, kurumuş bitkiyi.

 Geçmiyor. Geçiyor. Yok geçmiyor.

Korkunç şeyler yaşatıldım. Hayatımın her yönden sınandığım senesinde. Pandemide. Salgın şartlarında eve kapanmışken Sanık olmuşken. Sağlığımı yitirmiş, fiziksel acıdan çıldırmışken. İşsiz parasız kalmışken. Yalvar yakar, iğrenç insanlara, onurum kırılarak hiç kazanmadığım kadar fazla parayı ödemişken. Sinir krizleri geçirmişken. Korkunç şeyleri yaşatan o ikisi de dedi ki; ''Neden hepsi seni buluyor, neden hep acı çekiyorsun bir düşün.'' Sadece ikisi bunu demeye cürret etti. Elimde olmadan bozulan sağlığımdan, kas hastalığımdan, sistemin parası yolunabilir kolay bir çerezi olmamdan, işsizliğimden, bunalımımdan... Kendimi sorumlu tutmamı ve sorgulamamı. Sadece ikisi, dünyamın yıkılmasından beni sorumlu tutmaya kalktı. Belki hiçbir şeye merhem olmamanın, her şeyi daha da zorlaştırmanın ve en ihtiyacım olan dönemde en kötü davranmalarının verdiği, ortak bir hadsizlik, ortak bir gaddarlıktı. Hiç beklemezdim. Çok acıdı. İki kereden fazla acıdı, sayısız kez acıdı ve öylece kaldı.

Ne kin, ne keder, sadece tedirgin edecek kadar sessizim. Bir de boş, bomboş. Her şey anlamsız.

Hayatımda hiç olmadığım kadar yalnızım, dertleşecek kimse yok, derdimi anlatma isteğim yok. 

Annem perişan edildi, hiç hak etmediği halde, gördüğü ve yaşadığı rezilliklere rağmen sadece sevmeye ve şefkat vermeye devam ettiği halde, bencilce ve duyarsızca perişan edildi. Pek şefkat görmemiş, şefkat göstermesi gereken zamanlarda sadece öfke hisseden, sevgi hissetmeyen bir çocuğa kol kanat gerdi, anne olmak istedi, epey de oldu aslında. Ama karşısındaki insan şefkat istemiyordu, koşulsuz sevilmek, hiçbir şey yapmasa hatta kötülük de yapsa kabullenilip sarmalanmak istemiyordu; hiç bilmiyordu çünkü bunları, aile olmayı, bekleneni vermese de çok çok sevilmeyi ve kucaklanmayı. Ben bile öğretememiştim tüm o aştığımız seneler, dertler, olaylar boyunca. Annemi de kırdı, ona da ihtiyacı olan sevgiyi vermedi, zaten çok bitmiş ve kederli olmasına aldırmadı, kendine hak bildi ve perişan etti onu da. 

Birbirimize sığındık. Şeker, ben ve annem, bizi koruyan odamıza geri döndük. Mayıs sonuydu. Şükür. Bu korkunç kışı, salgın dalgalarını, beni vuran dalgaları ve yakınlarımı aştık, sağlıkla ve bir bütün halinde, üçümüz yine buraya kavuştuk. Tek güvende olduğumuz yere. Sevginin olduğu yere.

İçimde o son gün, telaşla verilmiş sözlere inanmaya hazır cılız umutlar, en çok da kendimden alışık olduğum; bir süre geçtikten sonra tekrar acı çektirilmeyi göze alıp hevesle, heyecanla başa saracak olma umudum vardı. Aslında verilen sözlerin bomboşluğundan ve imkansızlığından çok, kendi salaklığıma güveniyordum. Affetmeyi başaracaktım, özleyecektim, yine kıracak olması fark etmeyecekti çünkü sevgim, saygım, bitmeyen umudum vardı. Hepsi kül oldu. Hepsini kalıcı olarak yaktı, ben gerçekten bağırarak ağlarken, yapma derken, hiç umursamadan yaptı ve yaktı. Sözlerini tutacak hali olmadığını söyledi. Yorulduğunu söyledi. Asıl o bıktığını söyledi. Tıpkı savunmasız birini saatlerce tekme tokat döven, komaya sokan birinin yorulduğunu ve kramp girdiğini söylemesi gibi, olan biten her şeyden yorulduğunu ve bıktığını söyledi. Dövüldüğüm yerde, iyileşmeden ve el verilmeden kaldım. 15 senelik, maalesef ''kızkardeş'' sandığım insan da, ben orada yatarken yanımdan geçti, bu perişan halimle onun neşeli, yetişkin ve parlak hayatına eşlik edemediğim için epeydir kızgınmış, bir tekme de o patlattı, sonra hızını alamadı, senelerdir içinde çok kalmış; ''ilgi açlığım, benmerkezciliğim, bencilliğim, onu sürekli sömürmem'' falan (nedense hepsi, ortak arkadaşlarımızın ve yaşı büyüklerin onun için kullandığı ve benim kondurmadığım sıfatlardı) bir sürü tekme yağdırdı iki gün. Sonra da neşeyle kokteyline, başarılı hayatına ve ''doğacak çocuğuna sakladığı şefkat içgüdüsüne'' döndü. Bu cümleyi maalesef unutamam, insanlığını yitirmenin, duygusuzluğun, bitmişliğin cümlesiydi. Ben herhalde, çocuk sahibi olmayı planlamadığım için, uzun bir süre berbat, özgüvensiz, kayıp olduğu senelerde ve özellikle son beş senedir aynı ve tek derdini  konuşmak için açtığı uzun telefonlarda, şefkatimi bolca vermiştim, kendim çok iyiyken ve parlarken de, aşıkken de, vaktim yokken de. İlişkisinde problem varsa, 52. kez ayrılma kararı almışsa, bu sefer kesin bitmişse, ben saatlerce telkin ettim, onun kalbi kırık diye hüngür hüngür ağladığım oldu, barışmaya ikna ettiğim oldu, hep sevgim ve ilgim onundu, herkesten önce onundu.  Şefkatin önlemez şekilde içten gelen bir sevgi sonucu olduğunu, tükenmeyeceğini bildiğimden ya da enayiliğimden. Şefkatin ancak bir kişiye yetecek miktarda olan, berbat haldeki dostuna daha fazla veremeyeceği, harcanırsa biten, para cinsi bir şey olmadığını bile bilmeyen bir insan, dahası, hissetmeyen, esirgeyen. Hayatımdaki en büyük hatadır, bu ilişki, en acı derstir. Dilerim bir daha asla duymam, görmem ve haber almam. Dilerim sırtımı yaslama hatasına düştüğüm son sahte insandır. 

Kalktım, odamıza, anneme, Şeker'e, hayatımdaki tek gerçek sevgiye ve güvene geldim. Uzaktayım. Bugün itibariyle ulaşılmaz, azarlanmaz, yalan söylenmez, manipüle edilmez ve canı yakılmaz bir mesafede saklandığımı umuyorum. Bir buçuk sene boyunca ne yaşadığımı ben çok iyi biliyorum, içimin nasıl solup bittiğini, neler duyduğumu, ne çok ağlatıldığımı, tüm özürleri ve tutulmayan sözleri. Yapan her zamanki gibi unutmayı seçti, çünkü hayatta kalmak, kendiyle baş etmek, vicdanını rahat tutmak ve alıştığı o yıpratıcı, yıkıcı düzene devam etmek zorunda. Ben o yıkıcı, bizi de sağ bırakmayan düzene uymadım, rahatsız ettim, rahatsız oldum. Ne kendimi, ne onu, ne bizi kurtaramadım. Anlamış gibi yaptı, anlamadı, yine unutmayı ve devam etmeyi seçti. Bir kez beni seçseydi, bir kez kendiyle yüzleşseydi, bir kez acı çekmek pahasına; ona ve bize yapılanları görecek yüreği olsaydı. Bir kez, benim göze aldıklarımı alsaydı. Gerçekten sevseydi.

Yokmuş. Ben ''Fazla hassas ve psikolojisi bozuk'' bir bahane olarak tanımlandım. Yine, hep olduğu gibi. Kendi yaptıklarından kaçması ve doğruyu söyleme adı altında yalan söylemesi gerekiyorsa, ben zor şeyler yaşamışımdır ve sinirim bozuktur, doğru budur, benim sinirimi kimin bozduğu ve beni kimin bu halde getirdiği önemli değildir, yine önemli olmadı. Benim zaten çok psikolojim bozuktu, benim zaten başıma kötü olaylar gelmişti, ondan anneme kaçmıştım, o evde tek başına kalmıştı, o çok üzgündü, o beni çok seviyordu. Eller tertemiz, vicdan rahat, ona acıyorlar ve ben ayıplanırken konu geçip gidiyor. Beni çok seviyor ama işte, benim rahatsızlığım var ve psikolojim bozuk. Kendimden kaçmak için, bozuk psikolojimi ben bu kadar kullanmadım. Yaşattıklarını her açıklaması gerektiğinde, kendine ya da benden nefret etmeye senelerdir düşkün çevresine, ''Onun psikolojisi bozuk, ondan oldu'' Ve ona acımalar ve ona hak vermeler ve ellerin yine temiz, vicdanın yine temiz. Keşke bir de içine sinseydi.

Tüm sahte yakınlardan, sevgi adı konmuş hastalıklı hislerden, acımasızlıklardan, senelerce kullandıktan sonra tükürüp atan ruhsuzlardan, sırtımdan haksız kazanç elde edip, üstüne pislik gibi davrananlardan, sanatçısını trajik biçimde ölmüş seven züppe sanatseverlerden, vefasızlıktan ve nankörlükten uzakta, dinlenmek istiyorum sadece. 

Hiç unutmayacağım. Hiç onarılmayacağım ve kimse pişman olmayacak. Reva görülen bu oldu. Her şeyin, senelerin, verdiğim sevgilerin, fedakarlıkların, çabaların, onardıklarımın, affettiklerimin, yerine getirdiğim ve fazlaca yükselttiğim özgüvenin, iyileştirmeyi başardığım aldatılma acısının, her haliyle her zaman sevileceğini hissettirmemin ve tükenmeyen, yorgun sevgimin geri dönüşü, layık görülen bu oldu. Sindirmeliyim. Artık sindirmeliyim ve dinlenmeliyim. Sadece boşluk var. Gittiler.

Artık kimseden iyilik ve sevgi beklemiyorum. Ben zaten bitmiştim. Ben birkaç kez bitmiştim. Beni sayısız kez, sonrasında özürler dileyerek bitirmişti. Diğeri geldi, o da bitirdi. Bir bitiren diğerine öfkelendi, sonra beni bir daha bitirdi. Yetmedi. Bitmedi. Beni yine ve yine bitirdi. Bittiğime emin olmadı. Bittim dedim, daha da bitiresi vardı. 

Artık huzur içinde dinlenebilir miyim?

12 Mayıs 2021 Çarşamba

hissiz, sessiz, boş

 Beni bu bir sene içinde, tamı tamına bir sene içinde en çok yıkan, yıkılmışken daha da yıkan, üstümde tepinenin kim olduğunu unutmayacağım. 

Unutmamalıyım. Birkaç kez unutmayı denedim ve bunlar oldu. Bu sefer anlama ve hoş görme.

Hayatımın bir erkeğin korkusuyla, şiddetiyle, ızdırabıyla geçireceğim öyle mi? Hepsi bunun için miydi? Tüm umutlarım, tüm varsayımlarım, tüm hayallerim, buraya varmak (düşmek) için miydi?

Ben bunları hiç istemedim. Ben bunları hiç hak etmedim.

Ben artık gülümsemiyorum, neşeyi ve güveni unuttum. 

Bomboş içim. Yine de acıyor. Boşluklarım acıyor.


3 Mayıs 2021 Pazartesi

Başlığı yok, ortada duruyor.

 Geçen hafta bir şekilde geçti, gözyaşları bir şekilde kurudu ve dindi. Cuma, Cumartesi, Pazar ''Bugün ağlamamayı başardım'' diye not ettiğimi hatırlıyorum, telefonda konuşmak hala çok zor, hala hassasım ama o açık yara ince bir kabuk tuttu. İşlerimi alacağını, bana destek olacağını söylemiş yakınlarıma ''Söz vermiştiniz, satış sitem bu, zor durumdayım'' derken artık utanmıyorum, artık bir yerim kırılmıyor. Kibarca arazi olmalarını okurken de, reddettiklerinde de. ''Ama böyle demiştin'' demiyorum. Olabiliyor, hali ve vakti yerindeyken, 200 lira vermeyi çok görebiliyor. Beni hala yakını sayabiliyor. Ben çok uzağım artık, fiziksel ve ruhsal, yüzümü kızartıp attığım o mesajlar, son iletişimlerimiz, bilmiyorlar. Bilselerdi de önemsemezlerdi. Ben de bunu önemsemiyorum. Oraları geçtim. Oraları da. Hepsini geçtim. 

Yorgunum. Çok da yordum. Yorduklarım için ayrıca yorgunum.

Sessizim. Sessiz olmamın, konuşmamdan çok daha yararlı ve iyi olduğu günlerdeyim.

Affetmek istiyorum. Affetmem gerektiğini biliyorum. Benden asla özür dilemeyenleri, asla da özür dilemeyecekleri affetmek için, öfkemi göğe bırakmak için çaba gösteriyorum. Tek çabam bu hatta, düşünmeme çabası, hatırlamama çabası.

Unutarak onarılacağım.